Bölüm 175
Çeviri: Animeci_Reyiz
1. Bölüm: Yao’nun Ricası
İnsan ne kadar bitkin düşerse düşsün, sabah yine de gelirdi. Ve sabahın gelişiyle birlikte işe gitme zorunluluğu da başlardı.
Maomao o kadar yorgundu ki hiçbir şey düşünmek istemiyordu. Uyku peşini bırakmıyordu ama yüzleşmek zorunda kaldığı o aşılmaz mesele, zihnini çalışmaya zorluyordu.
Acaba bugün işim bittikten sonra beni yine çağıracak mı? Bir yanığı tedavi etmek için hangi ilaçlara ihtiyacım olacağını düşünmeliyim...
Dolabın çekmecelerinden birini düzenlerken bir yandan da kafa yoruyordu. Yılın sonu yaklaşıyordu; çırak hekimler ve tıp ofisine atanmış saray hanımları mekânı baştan aşağı temizliyordu.
“Of! Ne yoruldum ama!“ dedi Yao, kollarını iki yana açıp gerinerek. Elinde bir bez vardı ve rafları özenle siliyordu.
“Sence bu kadarı yeterli mi?“ diye sordu En’en. O da aynı şekilde kullandığı bezi sıkıyordu. Çırak hekimler çoğunlukla ağır işleri hallediyor, odanın temizliği ise Maomao ve diğerlerine kalıyordu.
“Ah, gayet iyi,“ dedi Maomao, çekmeceleri yerine yerleştirirken. Temizlik bittiğinde işten çıkacaklardı. Saray hanımları yılın sonu ve yeni yılın başında tatile çıkardı. Doktorlar sarayda nöbetleşe kalırdı ama Maomao ve diğer kadınların ortalıkta dolanmasına gerek yoktu. Söylentilere göre genç hanımlara izin verilmezse aileleri bu duruma şiddetle itiraz ediyordu.
Zaten çoğunun buradaki tek amacı iyi bir ev hanımı olmayı öğrenmek. Ya da bir koca bulmak.
Ne var ki Yao ve En’en buraya çalışmak için gelmişlerdi, bu yüzden Maomao tatillerini evde geçireceklerinden şüpheliydi. Yao’nun babası ölmüş, ailenin kontrolü ise Yao’yu başından savıp evlendirmeye kararlı olan amcasının eline geçmişti. Genç hanımı için yaşayan En’en ise bu adamı baş düşmanı olarak görüyordu.
“Maomao, tatilinde ne yapacaksın? Dün seni eve çağırdıklarını söylediler. Oradaki işlere mi yardım edeceksin?“ diye sordu Yao, bezini kurumaya bırakıp ellerini yıkarken.
“Eve çağrılmak“, Jinshi tarafından çağrılmış olmanın üstünü örtmek için kullanışlı bir bahaneydi. Tahminine göre uydurulan hikâye, babasının eczanesine acil bir vaka geldiği ve yardım etmesi için onun çağrıldığı yönündeydi. Ne de olsa Maomao’nun gece yarısı ortadan kaybolup sabaha karşı dönmesini açıklayacak bir mazeret lazımdı.
Demek başından beri bunu planlıyordu! İçinde öfkenin fokurdadığını hissediyordu ama şimdilik sakin kalması gerektiğini biliyordu.
Yao’nun sorusunun cevabı hayırdı. Maomao birkaç günlüğüne eve gitmeyi ancak hayal edebilirdi—günübirlik bir ziyaret koparabilirse kendini şanslı sayacaktı. Aptal asilzadenin teki kendine ciddi bir yanık açmıştı. Hatta iş biter bitmez bugün bile onu çağırması kuvvetle muhtemeldi.
Ne yazık ki Maomao dürüst bir cevap veremezdi. Bunun yerine ne söyleyebileceğini düşündü. Zevk mahallesine dönecekmiş gibi davranmak en iyisiydi.
“Evet. Hatta yılın bu zamanında parayı kıracağımızı umuyorum,“ dedi.
“Öyle mi?“
“Kesesi şişkin her beyefendi evine gitmiyor. Ne kadar çok müşteri gelirse dükkân o kadar çok kâr eder. Epey meşgul olabiliriz.“
Yao’nun kafası karışmış görünüyordu ama Maomao’nun ne demek istediğini anlayan En’en ona ters ters baktı. Bilgi ağı sayesinde Maomao’nun “baba evinin“ ne iş yaptığını muhtemelen çok iyi biliyordu. Maomao, bu ikisinin yakın zamanda zevk mahallesindeki bir genelevde boy göstermesini pek beklemiyordu.
“Maomao, genç hanımın huzurunda böyle kaba saba şeyler söylemekten kaçınırsan sevinirim,“ dedi En’en.
Ama doğru!
Basitçe söylemek gerekirse, dolgun maaşlı adamlar paralarını gecenin kelebeklerine harcamaya gelirdi—ve doktorlar da herkes gibi bu dönemde izne ayrıldığı için, madam eczanenin açık kalması konusunda ısrar ederdi. Maomao, babasının gidip gidemeyeceğini bilmediği için eve gitmeyi planlıyordu. Ama o planlar artık suya düşmüştü.
O yaşlı cadı yine bana bir güzel fırça atacak. Maomao özellikle o amatör eczacı Sazen’in nasıl idare ettiğini merak ediyordu ama bu sefer öğrenemeyecekti. Özür dilerim Sazen! Dayan!
Madam bile mühim bir asilzadeden gelen emirlere saygı duymak zorundaydı. (Gerçi bunun karşılığında onlardan bir şeyler koparmaya çalışabilirdi.) Kurnaz ve yaşlı bir kurttu; Maomao emrin ardındaki asıl niyete dair ona en ufak bir ipucu vermemeye dikkat etmeliydi.
Dükkânı Kokuyou’ya emanet ettim, o yüzden sorun çıkmaz herhalde... Umarım. Yüzünde sargı olan o neşeli adamı düşündü. Tıp bilgisine güvenilirdi ama o biraz vurdumduymaz kişiliği pek güven vermiyordu.
Tüm bu endişelere bir de küçük şifalı bitki bahçesi ve madamın bitmek bilmeyen mantıksız istekleri ekleniyordu.
“Korkarım fakirlerin tatil yapma lüksü yok. Ben çalışmaya devam edeceğim,“ dedi. Yao bu sözler karşısında sessiz kaldı.
“Epey yoğun görünüyorsun,“ dedi En’en.
“Öyleyim,“ diye yanıtladı Maomao hiç tereddüt etmeden.
En’en, Yao’ya baktı. Genç hanım bir şey söylemek istiyor gibiydi ama ne yazık ki Maomao bunun ne olduğunu tahmin edemiyordu. Temizlik malzemelerini kaldırıp Yao’ya tekrar baktığında, genç kadının dudaklarının kıpırdadığını görebiliyordu. “Bir sorun mu var?“ diye sordu.
“Şey... Sen bir eczacının yanında yaşıyorsun, değil mi Maomao?“
“Evet...“ dedi Maomao temkinli bir sesle. Yao’ya bundan bahsetmişti. Karşısındaki kadın bir konuda sabırsızlanıyor gibiydi.
Maomao ona şaşkınlıkla bakarken, Yao nihayet aklından geçenleri dile getirecek cesareti topladı. “A-Acaba tatilde senin evine gelebilir miyiz? Yani, t-tıp hakkında bir şeyler öğrenmek için!“
“G-Genç hanımım!“ dedi En’en dehşet içinde. Yao’nun bunu söylediğine inanamıyordu.
Eh, evimin nerede olduğunu düşünürsek...
En’en, o kıymetli hanımının zevk mahallesine tek bir adım bile atmasını istemezdi. Maomao’ya bakıyor, reddetmek için bir bahane bulması için sessizce yalvarıyordu.
“Bence gelmemelisin Yao. Orası pek güvenli bir yer değil. Üstelik buradaki askerlerden bile daha kötü kokan adamlarla dolu. Senin için biraz riskli olabilir.“ Maomao meşgul olacağını zaten belirtmişti. Yao’yu başından savması gerekiyordu, hem de hemen.
“Ama sen orada yaşıyorsun, değil mi Maomao?“ Yao pes etmemişti; hatta her zamankinden daha kararlı görünüyordu.
“Evet. Orada doğdum ve hayatım boyunca orada yaşadım. Kendi başımın çaresine bakmayı bilirim. Ama bu herkes için geçerli değil.“
Bu Maomao’ya son derece mantıklı gelse de Yao’yu bu tartışmayı kaybetmemeye daha da kararlı hâle getirmekten başka bir işe yaramadı. “O zaman benim de alışmam gerekecek!“
“Genç hanımım, orası tehlikeli! Uslu bir kız olun ve tatilinizi evde geçirin.“
“Eğer öyle yaparsam, o adam gelecek—kimden bahsettiğimi biliyorsun!“
Maomao tam olarak bilmiyordu ama tahmin edebiliyordu: Yao’nun amcası.
Kendine sığınacak bir yer arıyor, diye fark etti Maomao. Ne var ki Yao ve En’en’i Verdigris Evi’ne getirmek beraberinde pek çok sorunu getirecekti. Maomao’nun Jinshi’nin emrine amade olması gerekiyordu ve bunu kimsenin bilmemesi lazımdı. En kötü ihtimalle madamın çenesini birkaç gümüşle kapatabilirlerdi ama aynı taktiğin Yao üzerinde işe yarayacağından emin değildi. Bu hevesli genç kadını başından savmanın bir yolunu bulmalıydı.
“Peki nerede uyuyacaksınız? Orası bir nevi konaklama yeri sayılır ama kalmak isteyeceğiniz türden bir yer değil.“
Geceleri sürekli müşteriler girip çıkardı ve Maomao’nun ikametgâhı derme çatma bir kulübeden ibaretti. Şu an Sazen ve Chou-u’nun yaşadığı bir kulübe. Hayır, Yao orada kalamazdı.
“Maomao’nun evinin size uygun olduğunu sanmıyorum, genç hanımım. Orası, öhöm, aslında insanların yaşamasına pek elverişli bir yer değil.“
“Bunu nereden biliyorsun En’en?“ diye sordu Yao.
Hey! Ben de insanım! Ve orada yaşıyorum!
Demek En’en Maomao’nun nerede yaşadığını bile araştırmıştı. Şu işgüzar hizmetkârlara da bakın. Acaba Maomao’nun dün geceki yokluğu hakkında da şüpheleri var mıydı diye merak etti. Sırtından aşağı bir damla terin süzüldüğünü hissetti.
“Buralarda başka tanıdığın kimse yok mu? Ne bileyim, kalabileceğin bir arkadaşın falan?“ diye sordu Maomao. Yanlış bir soru sormuş olmalıydı çünkü Yao’nun rengi attı ve her an ağlamaya başlayacakmış gibi bir hâle büründü.
En’en öfkeyle, “Hemen özür dile!“ diye çıkıştı.
Ups...
Maomao şimdi anlamıştı: Yao’nun başka arkadaşı yoktu. Bunu daha önce fark etmediği için hata ondaydı. Bu durumu toparlamak için profesyonelce bir geri vites yapması gerekecekti. “Tabii yeni yıl olduğu için herkes ailesiyle bir araya gelecek. Arkadaşlarının bile senin için yeri olmayabilir...“
“Tam olarak öyle. Ve o da sen çalıştığın için belki senin yerin olur diye düşünmüştü, Maomao. Öyle değil mi, hanımım?“ En’en onaylarcasına başparmağını kaldırdı. Maomao ise bu durumdan pek emin değildi. Bu işin sonu Yao’nun zevk mahallesine davet edilmesiyle bitecek gibi görünüyordu.
En kötü ihtimalle, onlara Verdigris Evi’nde bir oda kiralayabilirim.
Hayır, bu asla işe yaramaz. Müşteri sayısı o kadar fazlaydı ki boş oda bulmak imkânsızdı. Bulunsa bile, o huysuz yaşlı madam bunun karşılığında yüklü bir ödeme beklerdi—ve tüm bunların üzerine Yao bütün gece boyunca müşterilerin iniltilerine ve homurtularına katlanmak zorunda kalırdı. Maomao onun akıl sağlığını koruyabileceğinden şüpheliydi. Hatta En’en’in gece bitmeden o inleyenleri katletme ihtimali bile vardı.
Fakat en büyük sorun, Maomao’nun ortadan kayboluşlarını gizleyemeyecek olmasıydı. Herkesin sorununu çözecek bir yer yok muydu acaba?
“Yani sıradan bir han dışında kalacak bir yer arıyorsunuz, öyle mi?“ dedi Maomao.
“Aynen öyle,“ diye yanıtladı En’en, Yao’nun adına. “Daha önce başka bir eve taşınmayı denemişti ama amcası onu ertesi gün buldu.“
Kim ya da ne bu amca? diye merak etti Maomao. Eğer En’en bilgi toplama konusunda bu kadar iyiyse, bunu da oradan öğrenmiş olabilirdi.
“Benim evimi de aynı hızla bulacağından korkmuyor musunuz?“
“Hayır, senin yakınlarındaki herhangi bir yerin güvenli olacağını düşünüyorum.“
Bu da ne demek oluyordu şimdi?
En’en açıklık getirdi: “Çünkü ortaya çıkacak her türlü iğrenç küçük böceği ezip geçecek biri var.“
Ah...
Şimdi anlamıştı: En’en, adı anılmaması gereken o stratejistten bahsediyordu.
Maomao’nun kanı dondu. Acaba dün geceyle ilgili bir şeylerden şüphelenmiş miydi? Eğer öyleyse, durum bir iç savaşa dönüşebilirdi.
Hayır... Sanırım hâlâ güvendeyim.
Eğer en ufak bir fikri olsaydı, tıp ofisinin duvarlarını çoktan yıkıp geçmiş olurdu. Şu an tam burada biterdi.
Neyse ki bu düşünce Maomao’nun aklına bir fikir getirdi: Yao ve En’en’in kalabileceği o mükemmel yer. Güvenli, Yao’nun akrabaları tarafından bulunamayacakları ve bulunsalar bile söküp alınamayacakları bir yer.
Evet, böyle bir yer vardı—ama Maomao bunu dile getirmekte epey zorlanıyordu.
“Aklında bir şey var gibi görünüyor, Maomao,“ dedi En’en, ona doğru eğilerek. “Bizimle paylaşmaz mısın?“
Burnu Maomao’nunkine neredeyse değecek kadar yakındı. Bu mesafeden Maomao bakışlarını bile kaçıramıyordu.
Neyse ki Yao araya girdi. “En’en, ona biraz nefes aldır.“ Oh be. “Peki, neresi bu yer?“ Oh be falan değil.
“Neresi mi?“ dedi Maomao, ellerini teslim olurcasına havaya kaldırarak. “Şey, ikinizin de tanıdığı birinin evi. Ben ondan böyle bir şey istemeyi kesinlikle reddediyorum, o yüzden yardımını istiyorsanız bizzat kendiniz sormalısınız.“ Yao, adamın onlardan en azından bir odayı esirgemeyeceği kadar iyi bir aileden geliyordu. “Ve o derken, şu cimri, dağınık saçlı, gözlüklü adamdan bahsediyorum.“
Elbette o ucube stratejistin yeğeni Lahan’dan bahsediyordu.
Lahan’ın evi, Yao ve yoldaşı için kalması riskli bir yer olabilirdi. İhtiyaçlarını kesinlikle karşılıyordu ama aynı zamanda bazı sorunlar da vardı.
Birinci sorun: Orası o ucube stratejistin eviydi.
İkinci sorun: Yabancı bir adamın evinde kalacaklardı.
Aslında orası dul bir adamın evi sayılırdı. Genç kadınların vakit geçirmek isteyeceği türden bir yer değildi pek...
Lahan gözlüklerini düzelterek, “Aaa, ne kadar da güzel çiçekler,“ dedi.
Maomao ile konuştuktan hemen sonra ona bir mektup yazmışlar ve bir hizmetkârı mektubu teslim etmesi için ikna etmişlerdi. Lahan o gün iş çıkışı gelmişti; yatakhanenin girişinde sinsi sinsi, gözlerini kısmış sırıtarak dikiliyordu.
Maomao, Lahan’dan uzaklaşarak, “Emin misin? Ne de olsa o da bu türün bir erkeği,“ dedi.
“Bence sorun olmaz. Gözlerinden anlaşılabiliyor—kötü niyetli birine benzemiyor,“ diye yanıtladı Yao, hiç umursamadan. Maomao’ya sorarsanız, Yao bu konuyu biraz daha düşünmeliydi.
Söz konusu kadınlar olduğunda Lahan insanın beklediğinden çok daha cüretkâr olabilirdi.
“Katılıyorum. Efendi Lahan’ın yanında güvende olacağımızı düşünüyorum.“ Maomao’nun buna karşı çıkmasını beklediği En’en, fikri desteklemişti. Sebebi mi? “Efendi Lakan’ın kadınlarla hiçbir zaman özel bir sorunu olmamıştır—zaten her zaman kendinden yaşça büyük kadınları seçer.“
Bunu duymama hiç gerek yoktu.
Biraz gülünç de olsa o bir çapkındı ve Maomao onun kadın zevki hakkında hiçbir şey bilmek istemiyordu. Dışarıda, yakışıklılıklarıyla değil de tatlı dilleriyle kadınların gözdesi olan adamlar vardı ve Lahan da onlardan biri gibi görünüyordu.
İşte böylece Yao ve En’en bir çırpıda Lahan’ın evinde kalmaya karar vermişlerdi.
Lahan, Yao ve En’en’in hazırlanmak için uzaklaştığı bir anı kollayıp halinden memnun bir gülümsemeyle Maomao’nun yanına geldi. “Onları en iyi şekilde ağırlayacağımdan hiç şüphen olmasın.“ Onu rahatlatmak istercesine elini Maomao’nun omzuna koymaya çalıştı ama genç kız elini savuşturdu. “Beni kırıyorsun, küçük kız kardeşim.“
Ayak parmaklarını şöyle hafifçe ezmeyi düşündü ama sonra vazgeçti.
“Ay Prensi’ne karşı bundan daha uzlaşmacı olmaya bak sen,“ dedi Lahan, Maomao basmamış olmasına rağmen ayağını ovalayarak. Tam bir drama kraliçesiydi.
Seni gidi...
Maomao, Lahan’a ters ters baktı ama adam sadece manidar bir şekilde sırıttı. “Neyse, sanırım yakında başka bir ziyaretçin daha olacak, o yüzden ben bu ikisini alıp yola koyulayım.“ Göz kırptı. Jinshi’nin dün gece Maomao’yu çağırdığını biliyor muydu? Dahası, Jinshi’yle hâlâ gizli bir bağlantısı mı vardı? Maomao onu bu konuda köşeye sıkıştırmak istiyordu ama olay çıkarıp Yao ve En’en’in dikkatini çekmek istemiyordu.
Bu adam kendi iyiliği için fazla zeki.
Konuyu değiştirmenin en iyisi olduğuna karar verdi. “Zaten kabul ettiğin için sormak biraz geç oldu ama ikisini eve getirmek için izin aldın mı?“
Kimden izin? Tabii ki adını anmak istemediği o kişiden.
“O konuda endişelenmene gerek yok. Saygıdeğer babam dışarıda ve birkaç gün dönmeyecek. Zaten dün geceyi de bu yüzden gizli tutabildiler.“
Bu adam ne kadar şey biliyor böyle?! Lahan’ın tüm detaylara hâkim olduğundan şüpheliydi ama bu durumun son derece tatsız bir yanlış anlaşılmaya dönüşmesinden korkuyordu.
Kasıtlı ya da değil, Lahan tam o anı seçip kulağına fısıldadı: “Peki minik ayak seslerini ne zaman duymaya başlarız?“ Gözlükleri parladı.
Maomao yumruğunu sıktı, ona bir tane indirme dürtüsüne zar zor karşı koyuyordu ama burada öfkelenirse sadece pişman olacağını biliyordu. Bunun yerine kendini zorlayarak ona en ilgisiz bakışını attı. “Hıh,“ diye homurdandı. “Neden bahsettiğini bilmiyorum—gördüğün gibi gayet iyiyim.“
Sonuna kadar aptala yatacaktı. Hiçbir şey olmamıştı, kesinlikle hiçbir şey ve başını dik tutabilirdi.
“Turp gibisin...? Bir dakika—bu demek oluyor ki... Verdigris Evi’nde müşteri mi kabul ediyorsun?“
Maomao kendini tutamadan Lahan’ın ayak parmaklarını topuğunun altında ezdi. Ve bu hiç de nazik bir hareket değildi.
“Yahh!“ diye ciyakladı Lahan, normalde kısık olan gözleri bir anlığına kocaman açıldı. Başını kaldırdı, sonra boynunu kütletti. Bir saniye sonra ellerini çırptı. “Ah... Aaa, anlıyorum... Gözün Ay Prensi’nden başkasını görmüyor!“
Hâlâ bir tür kuruntunun içindeydi ama öte yandan, Maomao da onu bir nevi bu yola itmeye çalışmıştı. Lahan son derece rahatsız edici bir şekilde sırıtıyordu. “Eh! Madem öyle, öyle olsun! Eğer böyle devam edersen, bir şeyler olacaktır elbet. Senin için bir rehber kitap ve en etkili ilaçları bulacağımdan emin olabilirsin.“
Şimdi yüzündeki ifade onu düpedüz çileden çıkarıyordu. Maomao, ayak parmaklarını ezmekten daha kötüsünü yapmamayı bir şekilde başardığı için, aydınlanmış bir varlığın ta kendisi olabileceğini düşündü.
“Biz hazırız,“ dedi En’en, elinde beze sarılı iki bohça ve üç uzun sandıkla ortaya çıkarak. Birkaç günlüğüne kalmaya değil de düpedüz taşınmaya hazır gibi görünüyordu.
Maomao, Lahan’ın diğer ayağını topuğuyla ezerken, “Bunların hepsi arabaya sığacak mı?“ diye sordu.
“Elbette—ah! Kadınlar her zaman yanlarında bir sürü—ah! ah! ah!—eşya getirir. Fazlasıyla yer var—ah, ah, ah!“
En azından böyle bir şeye hazırlıklı olması konusunda ona güvenilebilirdi. Maomao ayağını çekti ve Lahan’a yola koyulmasını emredercesine sırtına bir şaplak indirdi.
“Maomao?“ Yao ona kafası karışmış bir hâlde baktı.
“Bir sorun mu var?“ diye sordu Maomao.
“Sen bizimle gelmiyor musun?“
Sevgili küçük hanım neden bahsediyor acaba?
“Kesinlikle gelmiyorum. Hatta böyle bir adamla aynı evde kalmayı nasıl düşünebiliyorsun aklım almıyor.“
“En’en sorun olmaz diyorsa, demek ki olmaz, sence de öyle değil mi?“
Hizmetkârına güveniyordu—ve Maomao da bunun doğru olduğunu kabul ediyordu: En’en onun adı çıkmış bir erkeğin yanına yaklaşmasına asla izin vermezdi.
Bu tartışmayı burada uzatmanın Maomao’ya hiçbir faydası yoktu. Eğer Lahan, Jinshi’nin ulağının gelmekte olduğunu düşünüyorsa, onun ve kızların bir an önce buradan gitmesini istiyordu—fakat önce netleştirmek istediği bir şey vardı. Yao ve En’en’e dönerek, “Hakkınızda tuhaf dedikodular çıkması gerçekten umurunuzda değil mi?“ diye sordu. Bekâr iki kadının bir adamın evinde kalması—bu, dedikoduculara kendi senaryolarını yazmaları için açık davetiye vermek demekti.
Yao bir anlığına Maomao’ya çelişkili bir ifadeyle baktı. Bir şey söylemek istiyor gibiydi ama kelimeleri toparlayamıyordu.
Buna daha fazla dayanamayan En’en nihayet söze girdi. “Bir arkadaşın evini ziyaret etmekte hiçbir sakınca yok!“
“Nasıl yani?“ diye çıkıştı Maomao.
“E-Evet, yani e-eğer yaptığımız şeyin bu olduğunu gösterebilirsek, kimse dedikodu yaymaz. Bizimle gelmek zorundasın, Maomao!“ diye kekeledi Yao.
“Oldu canım, başka? Zaten o ev kesin yaşlı insan kokuyordur.“
“Maomao, saygıdeğer babamın yaşına rağmen ne kadar az koktuğuna şaşırırsın.“
“Nasıl yani?“
“Maomao,“ dedi En’en, Maomao’nun yüzüne yine masaj yapmaya başlayarak. Yao onları diken üstünde izliyordu. “’Saygıdeğer babasının’ orada olmadığını biliyoruz, o yüzden rahatlayabilirsin. Ve yüzünü öyle yapma. Korkutucu oluyor.“
“Nasıl yani? ’Orada değil’ mi?“
“Go Bilgesi’ni hatırlıyorsun, değil mi? Babamı küçük bir geziye çıkardı. Başka bir Go yarışmasına. Ailemizin ödemesi gereken yüklü borçları var, o yüzden biraz para kazanmamız lazım.“
Bahsettikleri kişi Lahan’dı—Maomao, bu yarışma her nerede düzenleniyorsa, orada stratejistin Go kitabını satmak için çoktan hazırlıklarını yaptığına emindi.
“Emin misin? Ne yapacağı hiç belli olmaz. Gittiğinden daha fazla borçla geri dönebilir.“
“O konuda endişem yok. Sir Rikuson’un halefi son zamanlarda görevine alışmaya başladı, hem zaten Bilge de onunla birlikte. Babamla nasıl başa çıkacağını biliyor.“
Maomao bu Bilge’nin nasıl biri olduğunu tam olarak kestiremiyordu—ama o stratejisti Go’da yenebiliyorsa, epey zeki biri olmalıydı.
“Hadi ama Maomao, karar ver artık. Geliyor musun, gelmiyor musun?“ dedi Yao en sonunda.
“Yao, canım, sanırım Maomao’nun bugün başka işleri var. Şimdilik rehberin olarak benimle yetinmek zorundasın.“
Lahan arkasına baktı. Hizmetkâr kıyafetli bir adam yatakhaneye doğru koşuyordu—Jinshi’nin ulaklarından biri. Maomao’yu başka bir yere çağıracak, bir arabaya bindirip götürecekti.
“Çok özür dilerim,“ dedi ulak, “ama bugün de eczacılık becerilerinize ihtiyacımız var.“ Etrafta başkaları varken konuşmalarına dikkat ediyordu ama mesajının Maomao’ya ulaşacağını biliyordu.
“Peki efendim,“ diye yanıtladı Maomao.
Yao ona tuhaf bir bakış attı. “Anlıyorum... Eh, anlaşılan durum bu.“ Soğuk bir ifadeyle arkasını döndü. En’en içini çekti ama Maomao’ya saygıyla başını salladı. “O zaman görüşürüz...“ dedi Yao ama bir türlü gitmeye ikna olamıyor gibiydi.
“Elbette. Ve eğer o ufaklık uygunsuz bir şey yapacak gibi olursa, lütfen kaçın. Kendinizi korumak için satırınız var mı?“ Bu soru Yao’ya değil, En’en’e yönelikti.
“Olmaz mı hiç. Tam burada.“ Eşyaların arasından levyeye benzer bir şey çıkardı.
“Boyutunu sevdim. Kısa. Kullanışlı.“
“Kullanışlı olmayacak çünkü ben hiçbir şey yapmayacağım. En azından levyeyle vurulmayı hak edecek hiçbir şey...“ Lahan ellerini havaya kaldırmış, lütfen bana vurmayın dercesine bir poz vermişti. Maomao ona güvenmeye karar verdi. Şimdilik.
“Ve sakın onlardan evinde kaldıkları için para koparmaya kalkma.“
“Yapmayacağım! Yemin ederim yapmayacağım!“
Öte yandan, diye düşündü Maomao, eğer konaklama için para öderlerse, ortada şüpheli bir minnet borcu kalmazdı. Bu işin her yanından pis kokular geliyordu ama üçünün gidişini izlemekten başka yapabileceği bir şey yoktu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.