Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 94

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.822


Hizmetkârlardan biri ona saygılı bir ifadeyle bakıyordu. Adı Daren Dru Shiokan mıydı? Varkas’ın uzak akrabalarından biri olduğu söylenen adam temkinli bir sesle konuşmayı sürdürdü.
“Beğendiğiniz bir şey olursa sizin için satın aldırırım.”
“Boş verin. İhtiyacım yok………………”
Refleks olarak reddetmek üzere olan Taila birden ağzını kapattı. Süs eşyası gibi kıpırtısız oturmaktan artık sıkılmaya başlamıştı.
Yöneticilerle meclis üyelerinin arasında duran Varkas’a kısa bir bakış attıktan sonra pelerininin kukuletasını başına çekip ayağa kalktı.
“Pekâlâ. Yolu göster.”
Arka kapıdan toplantı salonundan çıktıkları anda yüzlerce tüccarla kaynayan devasa bir alan gözlerinin önüne serildi.
Taila korkuluğun önünde durup aşağı baktı. Rengârenk yün kumaşlar ve keçeler sıkışık tezgâhların üzerinde dağ gibi yığılmış, onların arkasında ise mallarla dolu arabalar ve sandıklar uzun sıralar hâlinde uzanıyordu.
“Lütfen bu taraftan.”
Adam onu merdivenlere doğru götürdü. Taila korkuluğu bir eliyle kavrayıp dikkatle aşağı indi. Son basamağa ulaştığında müzayede salonunun hengâmesi tüm canlılığıyla gözlerinin önüne yayıldı.
Talia kalabalık koridorlarda ilerlerken teklif yarıştıran tüccarları izledi. Soylular kadar gösterişli giyinmiş adamlar hararetle pazarlık ediyor, simsarcılar terazilerle abaküsler kullanarak komisyon ve vergileri hesaplıyor, taşıyıcılar ise muntazam biçimde sarılmış kumaş rulolarını arabalara yüklüyordu.
Kendini devasa bir şölenin ortasına düşmüş gibi hissetti. Yabancı tüccarların sattığı baharatlara göz gezdirdikten sonra daha tenha bir tezgâha yöneldi.
Biraz eski püskü duran tezgâhın üzerinde kaba işçilikli süs eşyaları sergileniyordu. Taila ilgisiz gözlerle onları incelerken, sessizce onu takip eden muhafız görünümlü adam konuştu.
“Kuyumcular Araştırma Bölgesi’nde bulunuyor. İsterseniz size yolu gösterebilirim.”
“Gerek yok. Zaten cüce işi olmayan hiçbir takıyı takmam.”
“Ah… anlıyorum.”
Adam mahcup bir ifadeyle ensesini kaşıdı. Taila onu görmezden gelip küçük dükkânlarla çevrili sokağa girdi. Tam o sırada duvara asılı bir duvar halısı dikkatini çekti.
Taila birkaç adım yaklaşıp kendine özgü desenlerle işlenmiş gösterişli kumaşa dikkatle baktı. Altın, kırmızı ve koyu kızıl kahverengi ipliklerle ince ince dokunmuş halının üzerinde kar beyazı tenli genç bir kadınla üç başlı siyah bir yaratığın figürleri işlenmişti.
Kaşlarını çatarak tuhaf ve uğursuz görüntüyü incelerken yakından yabancı bir ses duyuldu.
“O duvar halısını beğendiniz mi?”
Taila başını çevirince tezgâhın arkasında duran Doğulu bir kadın gördü. Kadın ona ihtiyatlı gözlerle bakıyordu.
Elindeki hesap defterini bırakıp nazik bir ses tonuyla teklif sundu.
“Normalde otuz soldemdir ama satın almak isterseniz hanımefendi, size yirmi altı soldeme bırakırım.”
“Böyle tuhaf bir halıyı kim satın alır ki?”
Onun sert karşılığı üzerine kadının gözlerinde hafif bir merak parıltısı belirdi. Başını yana eğip Taila’nın yüzünü dikkatle inceledi.
“Görünüşe göre başka diyarlardansınız, leydim.”
Taila ona temkinli bir bakış attı.
“Bunu nasıl anladınız?”
“Bu halı Doğu’nun en meşhur halk hikâyesini tasvir ediyor. Tanımadığınıza göre başka bir yerden geldiğinizi düşündüm.”
“Halk hikâyesi mi?”
Taila yeniden duvardaki halıya baktı. İlgi gösterdiğini fark eden tüccar kadın memnun olmuş olacak ki hemen anlatmaya başladı.
“Çok eski zamanlarda bu topraklarda gökyüzündeki yıldızları bile yutmaya çalışan devasa bir canavar yaşarmış. Açgözlülükle dolu o yaratık, yeryüzündeki tüm yaşamı yutmak istemiş.”
Kadın etkileyici bir giriş yaptıktan sonra tepkisini ölçmek istercesine kısa bir an sustu.
Taila hafifçe başını sallayarak devam etmesini işaret etti. Berrak sesi tuhaf bir yankıyla ağır ağır devam etti.
“Sonra bir gün dünyayı tehdit eden bu canavarı durdurmak için toprağın ruhu uyanmış. Canavarı dizginlemek adına yüz gün yüz gece durmaksızın şarkı söylemiş ve sonunda ikisinin birleşiminden büyük bir savaşçı doğmuş. Kadim Doğulular kendilerini o savaşçının soyundan sayarmış.”
Talia kaşlarını çattı. Bu hikâyeye benzer bir şeyi daha önce Raedgo Kalesi’ndeki hizmetçilerden duymuştu.
Tüccar kadın düzgünce katlanmış kumaşların arasını karıştırıp bir mendil çıkardı ve satış tezgâhına serdi.
“Bugün bile kara yaratığın armasının uğursuzluğu kovduğuna inanan pek çok Doğulu vardır. Hatıra olarak bir tane satın almaz mısınız, leydim?”
Kızıl kumaşın üzerine üç başlı bir canavar işlenmişti. Desen Taila’ya belli belirsiz tanıdık geldi.
Gözlerini kısınca kısa süre sonra bunun On Krallık Çağı’na ait tarih kitaplarında gördüğü arma olduğunu hatırladı. Roem İmparatorluğu’na katılmadan önce Shiokan Hanesi’nin kullandığı semboldü bu.
Sanki görünmez bir kuvvet tarafından çekiliyormuş gibi mendili eline aldı.
Aslında zevkine hiç hitap etmiyordu ama tüccarın hevesini tamamen görmezden gelmek de tuhaf hissettiriyordu.
Omzunun üzerinden arkasına baktı.
“Ne yapıyorsun? Parasını ödemeyecek misin?”
Tam o anda yanı başından güçlü ve sert bir el uzandı.
“Bu yeterli olur mu?”
Soğuk bir sesle birlikte tezgâhın üzerine birkaç parlak altın sikke bırakıldı.
Talia irkilip arkasını döndü. Koyu bordo bir pelerine sarınmış Varkas ona kayıtsız bir ifadeyle bakıyordu. Gövdesini sırtına yaslayarak şakağına yakın bir noktadan alçak sesle mırıldandı.
“Başka istediğiniz bir şey var mı?”
Boş bakışlarla ona bakmakta olan Talia ağır ağır başını salladı. Yüzünü dikkatle inceleyen Varkas bakışlarını tüccar kadına çevirdi.
“Ücreti karşılıyor mu?”
“E-evet, fazlasıyla yeterli. Hatta fazla bile.”
Tüccar kadın altın sikkeleri telaşla toplarken Varkas hiç oyalanmadan arkasını döndü.
Elinden tutularak dar geçitten çıktıklarında müzayede salonunun görece sakin manzarası yeniden gözlerinin önüne serildi.
Binanın ana koridoruna adım attıkları sırada Varkas sessizce konuştu.
“Kuyumcular şu tarafta. Güney Kıtası’nın büyük tüccarlarının da burada dükkân açtığını duydum. Beğeneceğiniz bir şey mutlaka bulunur, Majesteleri.”
Talia boş gözlerle onun yüzüne baktı. Tam o sırada sessizce peşlerinden gelen adam kabaca araya girdi.
“Ekselansları, Majestelerinin yalnızca cüce işi mücevherler taktığını duydum. Prenses sıradan bir tüccarın mallarından nasıl memnun kalabilir ki?”
Talia cübbesinin kıvrımları altından adama sert bir bakış fırlattı. Böyle bir aptalın Varkas’tan mücevher alma fırsatını mahvetmesine izin veremezdi.
Sabırsız bir sesle hemen konuştu.
“Aslında düşününce biraz sıra dışı bir mücevherin zararı olmaz sanırım.”
Bir an omzunun üzerinden ona bakan Varkas yeniden bakışlarını çevirdi.
Onlarca tezgâhın önünden geçip binanın yan koridoruna yöneldiler.
Çok geçmeden sert yüzlü muhafızların koruduğu mücevher borsasının girişi göründü. Varkas onu içeri götürdü.
“Hoş geldiniz.”
Vitrinin arkasında duran tüccar başını bile kaldırmadan isteksizce selam verdi. Varkas kaba tavra hiçbir tepki göstermeden onu doğrudan tezgâha götürdü.
“Beğendiğiniz bir şey olursa söyleyin lütfen.”
Talia kırmızı kadife üzerinde sergilenen mücevherleri dikkatle inceledi. Çeşit çeşit taş muntazam biçimde dizilmişti ve çoğu oldukça yüksek kalitedeydi.
Aralarında onun bile gözünü kamaştıracak kadar sıra dışı görünen bir parça vardı. Talia düşünmeden onu eline aldığı anda küçük bir büyüteçle taşı inceleyen tüccar tiz bir çığlık attı.
“Müşteri! Öyle dikkatsizce dokunursanız……………!”
Varkas’ı geç fark eden tüccarın rengi soldu; irkilerek ayağa fırladı.
Varkas düz bir ses tonuyla konuştu.
“Majestelerinin dokunduğu her şeyi satın alacağım.”
“Ah, hayır Majesteleri! Lütfen endişe etmeyin, dilediğiniz gibi inceleyebilirsiniz. Sizi hemen tanıyamadım, kabalığım için özür dilerim…”
Talia kekeleyen tüccara dönüp bakmadı bile; bakışları başka bir taşa takıldı.
Tam o sırada hafif mavi bir parıltı yayan bir mineral dikkatini çekince olduğu yerde durdu. Taşı eline alıp ışığa tuttuğunda pürüzsüz yüzeyinde gizemli gümüşi bir ışıltı dalgalandı. Varkas’ın gözlerini andıran güzel bir ay taşıydı bu.
“Onu beğendiniz mi?”
Taşa büyülenmiş gibi bakarken Varkas’ın sesi kulağına ulaştı.
Talia irkilip taşı yerine bıraktı. Her şeyi görüyormuş gibi hissettiren bakışları altında ensesi sıcak sıcak yandı.
“H-hayır, pek sayılmaz.”
Talia hemen yanındaki kırmızı yakutu kaptı.
“Ben bunu alacağım.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi