Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 106

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.742



Artık huysuzluk edecek takati bile kalmamış gibiydi.
“Onu buraya getirmemeliydim galiba.“
Solgun yüzüne endişeyle bakan Varkas, arabadan indi.
Parlak güneş ışıkları sağanak misali üzerlerine yağıyordu. Göz kamaştırıcı aydınlıktan olsa gerek, solgun kaşlarının arasında belli belirsiz bir çizgi oluştu.
Ceketin eteğini kaldırarak Talia’nın gözlerine gölge düşürdü ve doğruca şehir kapısından içeri yürüdü. Yüzlerce meraklı bakış bir anda onlara çevrildi. O sırada, ansızın omurgasından aşağı bir ürperti indi.
Sayısız bakışın ortasında yaşamaya alışkındı; ilgi odağı olmak onun için yabancı değildi. Yine de kollarındaki kadına yönelen o gözler karşısında sükûnetini korumakta zorlanıyordu.
“Büyük Düşes’in sağlık durumu pek iyi görünmüyor.“
Onlara refakat etmek üzere peşlerinden gelen muhafız birliği komutanı, Talia’ya bakarak acıma dolu bir sesle mırıldandı. Bakışları, dağılmış saçlarıyla yanaklarına çöken solgun kızıllığa takılı kalmıştı. Varkas ise soğuk bir sesle karşılık verdi:
“Önce beni yatak odasına götürürseniz memnun olurum.“
“Elbette. Size yardımcı olmak benim için bir onurdur. Lütfen beni takip edin. Lord Temuran, Büyük Dük’e azami özen gösterilmesini özellikle emretti.“
Adam, uyumakta olan kadından bakışlarını güçlükle ayırarak önden yürümeye başladı.
Onu takip ederek merdivenlerden çıktıklarında, bir manastırı andıran sessiz bir salon ve loş bir koridor karşılarına çıktı.
“Bu odayı kullanabilirsiniz.“
Adam, kabul salonuna benzeyen bir bölümü geçip demir sürgülü kapıyı açarken konuştu. Varkas içeri adım attı ve düzenli odayı dikkatlice süzdü.
Burası sade bir yatak odasıydı; fakat kesinlikle bakımsız değildi. Birkaç günlük konaklama için yeterli olduğuna karar vererek Talia’yı dikkatlice yatağa yatırdı.
Bu sırada Talia yeniden uykuya dalmıştı.
Şifacının verdiği yatıştırıcının etkisi henüz geçmemiş olmalıydı. Uyanacak gibi görünmeyen kadını sessizce izlerken, muhafız komutanının kapının önünde huzursuzca volta attığını fark etti.
Varkas keskin bir sesle sordu:
“Nedir?“
“Bağışlayın, fakat Lord Temuran sizi derhâl görmek istediğini iletti. Resepsiyon salonuna hemen gelir misiniz?“
Varkas kaşlarını çattı.
Uzun bir yolculuktan gelen misafire önce dinlenme imkânı sunmak adettendi. Buna göre Temuran ya görgü kurallarından bihaber kaba bir adamdı ya da nezaket sınırlarını aşacak kadar acil bir meselesi vardı.
Adamı kısa ama sorgulayıcı bir bakışla süzdükten sonra başını salladı.
“Pekâlâ. Hemen geliyorum.“
Yüzü baştan beri gerginlikten donuk duran adam, rahatlamış gibi genişçe gülümsedi.
Koridorda bekleyen astlarından birine şifacı çağırmasını emrettikten sonra, vakit kaybetmeden önden yürüyen adamın peşine takıldı.
Çok geçmeden, lambaların aydınlattığı eski usul bir salona girdiler.
İşlemeli halının üzerinden geçerek iri ahşap masaya yaklaştı. Masanın ardında oturan yaşlı adam, onu karşılamak için aceleyle ayağa kalktı.
“Teşrif ettiğiniz için minnettarım, Ekselansları.“
Hastalığına dair söylentileri doğrularcasına, yaşlı şövalyenin yüzü sararmıştı.
Onu dikkatle süzen Varkas, tek kelime etmeden yerine oturdu. Karşısına yeniden oturan yaşlı adam, telaşlı bir sesle konuşmaya başladı:
“Kabalığımı bağışlayın. Gördüğünüz üzere sağlık durumum iyi değil; her an yere yığılabilirim. Aklım hâlâ yerindeyken Ekselansları’nı bir kez olsun görebilme umuduyla sizi buraya çağırma cüretini gösterdim. Bunun için yüz kez özür dilemem bile kifayetsiz kalır...“
“Lafı uzatmayın. Beni neden çağırdığınızı söyleyin.“
Varkas, yaşlı adamın uzun giriş konuşmasını tek cümleyle kesti.
Alnındaki soğuk terleri silen yaşlı şövalye, Büyük Dük’ün tepkisini ölçmeye çalıştıktan sonra nihayet konuşabildi:
“Aslında... sizi çağırmamın sebebi, sormak istediğim bir mesele olması.“
Arkasında bekleyen görevliye işaret etti. Gölge gibi sessiz duran genç adam, elindeki parşömeni uzattı.
Yaşlı şövalye belgeyi açarak gergin bir sesle devam etti:
“Kısa süre önce, Heimdall Hanesi’nin Kuzey’de savaşçılar topladığına dair haberler aldım. Veliaht Prens Hazretleri’nin bu işin arkasında olduğu yönündeki söylentiler doğru mu?“
Varkas, parşömeni alıp dikkatle okumaya başladı.
Bilgilerin, Kuzey ile Doğu arasında seyahat eden bir tüccar aracılığıyla ulaştığı anlaşılıyordu.
Yazarı gizlemek amacıyla yeniden kaleme alınmış belgede, kuzeyli soyluların hareketlerine dair raporlar ve Amasek’te çok sayıda imparatorluk şövalyesinin görüldüğüne ilişkin tanıklıklar yer alıyordu.
Ahşap masaya parmak uçlarıyla ritim tutarak raporun son kısmını incelerken, yaşlı şövalye sabırsızlıkla sözünü sürdürdü:
“Yakın zamanda, Birinci Prenses Hazretleri ile Heimdall Hanesi’nin varisi arasında evlilik görüşmelerinin başladığını da işittim. Ekselansları’nın bu gelişmelerden haberdar olup olmadığını merak ediyorum...“
“Tam olarak ne öğrenmek istiyorsunuz?“
Varkas, bakışlarını parşömenden kaldırarak doğrudan sordu.
Dudaklarını gergince yalayan yaşlı şövalye, sonunda asıl meseleye geldi:
“Ekselansları’nın kesin tutumunu öğrenmek istiyorum. Biz kimin tarafındayız?“
Varkas cevap vermek yerine, adamın yüzüne uzun uzun baktı.
O kısa sessizliğe daha fazla dayanamayan yaşlı şövalye, sabırsızca ağzından kaçırdı:
“Ekselansları’nın evliliği nedeniyle Doğu’nun tarafsız kalabileceği ya da İmparatoriçe’nin safına geçebileceği yönünde söylentiler yayılıyor. Üstelik Veliaht Prens Hazretleri de son zamanlarda Kuzey ile yakın ilişkiler kurmaya başladı. Bazıları İmparatorluğun parçalanmasından endişe ediyor.“
Varkas alaycı bir kahkaha attı.
Nişanının bozulup evliliğinin gerçekleşmesinin üzerinden henüz birkaç ay geçmişti. Buna rağmen herkes bu süre içinde epey meşgul olmuş görünüyordu.
Arkasına yaslanarak masanın üzerindeki bir parşömeni aldı ve mum alevine tuttu. Sararmış kâğıt, siyah dumanlar çıkararak bir anda kıvrılıp kül oldu.
Bir süre onu izledikten sonra yeniden yaşlı şövalyeye döndü ve kararlı bir sesle konuştu:
“Hiçbir şey değişmedi. Doğu, Gareth Roem Guirta’yı desteklemektedir.“
“O hâlde Veliaht Prens Hazretleri neden Kuzey’de...“
“Kız kardeşinin onurunu ayaklar altına alan sadakatsiz bir vassalın açtığı yarayı telafi etmeye çalışıyor. Bu imparatorlukta Shiokan Hanesi’yle boy ölçüşebilecek kaç aile var?“
Buna rağmen, şövalyenin yüzündeki kuşku tamamen silinmedi.
Varkas yorgun bir iç çekti.
“Kuzey sınırındaki bölgelerden sorumlu biri olarak çeşitli kaygılar taşımanızı anlayabiliyorum. Ancak gereğinden fazla hassassınız. En kötü ihtimalle bunlar yalnızca söylentidir.“
“Yani Ekselansları hâlâ Veliaht Prens Hazretleri’nin yanında olduğunuzu mu söylüyorsunuz?“
“Evet. Shiokan Hanesi, Veliaht Prens Hazretleri’ne asla karşı gelmeyecektir.“
Ancak o zaman yaşlı şövalyenin yüzüne rahatlamış bir ifade yerleşti.
“Dürüst cevabınız için teşekkür ederim. Ekselansları’nın gösterdiği anlayış sayesinde nihayet içimi rahatlatabileceğim.“
“İşe yaramasına sevindim.“
Resmî bir karşılık verdikten sonra Varkas ağırbaşlı bir zarafetle ayağa kalktı.
Yaşlı şövalye de peşinden doğruldu. Varkas, hafifçe elini kaldırarak onu durdurdu ve kabul salonundan çıktı.
Farkına varmadan alacakaranlık koridorlara çökmüştü. Derin gölgelerin arasından ilerlerken düşüncelerini hızla toparladı.
Gareth’in aceleci davranışları pek de şaşırtıcı değil. Şüpheci mizacı göz önüne alındığında, verdiğim güvencelere rağmen huzur bulamaması beklenen bir durumdu. Kendi nüfuz alanını oluşturmak için Kuzey’le temas kurması da son derece olağandı. Fakat söylentilerin bu kadar hızlı yayılması kaygı verici.
“......Görünüşe göre İmparatoriçe’nin nüfuzu artık Doğu’ya kadar uzanmaya başlamış.“
Aksi takdirde, Veliaht Prens’in hareketlerine dair haberlerin böylesine çabuk yayılması mümkün değildi. O kadın, kendisiyle Gareth’in arasına nifak sokma niyetinden vazgeçmemişti.
Varkas çenesini ovuşturdu ve bakışlarını pencereye çevirdi.
Gökyüzünde, yağmur vaat eden kül rengi bulutlar asılı duruyordu. Alacakaranlık; yabani otlarla kaplanmış çiçek tarhlarının ve dar geçitlerin üzerine yavaş yavaş çöküyordu.
Kasvetli manzarayı dalgınca seyrederken Varkas’ın adımları birden durdu.
Biraz önce kendi elleriyle yatağa yatırdığı kadın, yanında tek bir hizmetkâr bile olmaksızın bahçede tek başına dolaşıyordu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi