Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 108

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.700


Parmak uçlarını onun üzerinde gezdirdi. Yapışkan bir sıvı, süt beyazı teninde çirkin lekeler bırakmıştı. Kana bulanmış ince kumaş, solgun tenine deniz yosunu gibi yapışıyordu.
Gözlerini kırpmadan bir süre o manzaraya baktı. Ardından kulağını, kana bulanmış göğsüne yasladı. Zayıf da olsa hâlâ atan bir nabız hissedebiliyordu.
Ancak o zaman, donup kalmış zihni yeniden çalışmaya başladı.
Onu çarşaflarla birlikte kucağına aldı ve yatak odasının kapısından fırtına gibi çıktı.
Tam o sırada koridordan geçmekte olan birkaç hizmetçi, onu görünce oldukları yerde donakaldı. Varkas, tüm gücüyle bağırdı.
“Derhâl bir şifacı çağırın! Çabuk!“

───

Midesi, sanki kaynar su yutmuş gibi yanıyordu. Kavurucu sıcaklık, iç organlarını ateşte dağlanıyormuşçasına acıtıyordu. Güçlükle nefes alıp verirken bedenini kıvrandırdı; fakat bu yalnızca kısa bir an sürdü. Ardından kemikleri, buz parçalarıyla delinirmiş gibi sızlamaya başladı.
Tereddütle elini uzatıp battaniyeyi üzerine çekti.
Belki de acınası hâline dayanamayarak biri onu kollarının arasına aldı. Kor gibi sıcak kollar, bedenini sıkıca sardı.
O sıcaklık damarlarına yayıldıkça rahatlamış gibi derin bir nefes verdi; ancak çok geçmeden içini kemiren ateş yeniden alevlendi.
Ter içinde kıvranarak bir o yana bir bu yana döndü. Sıkıntısını fark etmiş olacak ki, sırtını saran kollar yavaşça geri çekilmeye başladı.
O ise uzaklaşmaya çalışan o sıcaklığa tüm gücüyle tutundu.
Beni bırakma.
Yanımda kal.
Dudaklarından dökülemeyen bu yalvarışı anlamış gibi, o yakıcı sıcaklık bedenini yeniden sardı.
Canı yanıyordu.
Ama nedense, aynı zamanda kendini güvende hissediyordu.
Yuvasına sığınan yavru bir kuş gibi geniş kucağın içine kıvrıldı.
Çok geçmeden midesini delip geçen ağrı hafifledi ve mezar sessizliğini andıran bir dinginlik çöktü üzerine. Ilık suya gömülmüş gibi hissediyordu.
Bu tuhaf huzurun içinde ne kadar zaman geçmişti?
Bulanıklaşmış bilinci yavaş yavaş berraklaştı.
Talia, kurşun gibi ağırlaşmış göz kapaklarını güçlükle araladı. Yatağın üzerindeki baldakenden süzülen bir ışık huzmesi retinasını yakarcasına sızlattı.
İstemsizce inlediği anda, telaşlı ayak sesleri duyuldu.
“Hanımefendi! Nihayet kendinize geldiniz mi?“
Talia başını çevirip gözyaşları içindeki dadısını görünce kaşlarını çattı.
Dadısı onun elini iki eliyle sımsıkı kavradı ve burnunu çekti.
“Benim yüreğimin nasıl yandığını bir bilseniz... Neden sürekli başınıza böyle şeyler geliyor...“
Talia şaşkınlıkla ona baktı.
Neler olup bittiğine dair en ufak bir fikri yoktu.
Zonklayan alnını eliyle bastırırken, az önce gözyaşlarını sel gibi döken dadı aniden ayağa fırladı.
“Aman Tanrım! Böyle oturup durmanın sırası mı şimdi? Lütfen biraz bekleyin. Hemen şifacıyı çağıracağım.“
Bunu söyledikten sonra aceleyle odadan çıktı.
Oda yeniden sessizliğe gömülünce, zihni nihayet düzgün çalışmaya başladı.
Talia, sade döşenmiş yatak odasını dikkatle süzdü.
Doğu ya da Batı bölgesindeki bir şehirde bulunan bu kaleye geldiğini hatırlaması birkaç saniyesini aldı. Fakat bundan sonrası sisler içindeydi.
Sanki gözleri açık bir rüya görmüş gibiydi.
“Nihayet uyandınız.“
Parça parça anılarını bir araya getirmeye çalışırken, şifacı odaya girdi.
Nefes nefese hâlde yatağın yanına yaklaştı.
“Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?“
Talia, şaşkın bir ifadeyle ona bakarken kurumuş dudaklarını araladı. Kupkuru boğazından çatallı bir ses çıktı.
Bunu gören şifacı hemen bir bardağa su doldurup ona uzattı.
Talia, yatak başlığına yaslanarak doğrulmaya çalıştı ve ılık suyla dudaklarını ıslattı.
Ancak boğazından aşağı süzülen sıvı, midesinde rahatsız edici bir his uyandırdı.
Hafifçe öksürünce şifacı bardağı telaşla geri aldı.
“Lütfen bir anda çok fazla içmeyin. Mideniz zarar gördüğü için bir süre su içerken bile dikkatli olmanız gerekiyor.“
Talia’nın kaşları çatıldı.
“Midem zarar mı gördü?“
“Hatırlamıyor musunuz?“
Başını iki yana sallayınca şifacı sakin bir sesle açıkladı:
“Ekselansları, bu kaleye geldikten kısa süre sonra bilincinizi kaybettiniz. Yaklaşık iki gün boyunca ağır hasta yattınız.“
Talia’nın gözleri irileşti, yüzü soldu.
Bir anı ansızın zihninde canlanmıştı.
Yatakta uzanırken birdenbire şiddetli bir ağrı saplanmıştı midesine. Yardım istemeyi düşünecek hâli bile kalmamışken, midesinden yukarı doğru sıcak bir sıvı yükselmişti.
Muhtemelen kan kustuktan hemen sonra bilincini yitirmişti.
Güneş sinirağını bastırırken Talia, buz gibi bakışlarla şifacıya döndü.
“Beni biri zehirledi mi?“
“Hayır, Ekselansları. Bunun zehirden kaynaklandığına dair bir bulguya rastlamadık.“
Şifacı aceleyle başını salladı.
“Kanamanın, son birkaç haftadır kullanmakta olduğunuz ilacın yan etkisi sonucu meydana gelmiş olması kuvvetle muhtemel.“
“Yan etki mi?“
Talia ona kuşkuyla baktı.
Kadın, sakinliğini koruyarak açıklamasını sürdürdü.
“Ekselansları’nın kullandığı iksirin içinde mideye zarar verebilecek bir bileşen bulunuyordu. Normal şartlarda enerji veren ve bedeni güçlendiren faydalı bir bitkidir. Ancak... mide yapısı zayıf olan hastaların uzun süre kullanması durumunda iç kanama riski doğurabilir.“
Talia alaycı bir kahkaha attı.
“Yani bana yanlışlıkla o ilacı verdiklerini mi söylüyorsunuz?“
Şifacının yüzü hafifçe gerildi.
Derin bir iç çekti.
“Benim vardığım sonuç bu.“
“...“
“Ekselansları’nın kullandığı ilacı ayrıntılı şekilde inceledim. İçeriğindeki tüm maddeler bedeni toparlamaya yönelikti. Ancak iksiri hazırlayan şifacı, Ekselansları’nın sindirim sisteminin bir çocuğunkinden bile hassas olduğunu fark etmemiş gibi görünüyor.“
Talia şüpheyle gözlerini kıstı.
“O kadını savunuyormuşsunuz gibi konuşuyorsunuz.“
“Ben yalnızca ulaştığım gerçekleri dile getiriyorum. Ekselansları’nın gereksiz kuşkularla enerjisini tüketmesini istemem.“
Şifacı dimdik ayakta durarak sakince cevap verdi. Ardından masanın üzerindeki küçük çaydanlığı eline aldı.
“Her hâlükârda, söz konusu şifacı gerekli cezayı alacaktır. Bundan sonra Ekselansları’nın tedavisini bizzat ben üstleneceğim.“
Şeffaf sıvıdan küçük bir fincana ölçülü miktarda doldurdu.
Talia ona temkinli gözlerle baktı.
Kadın hafifçe gülümsedi.
“Midenizin iyileşmesine yardımcı olacak birkaç bitkiyle hazırlanmış ballı çay. Azar azar içerseniz midenizi rahatlatacaktır.“
Talia istemeyerek fincanı aldı.
Fakat onu dudaklarına götürmeye hiç niyeti yoktu.
Ilık çaya bir süre baktıktan sonra kısık bir sesle sordu:
“Şimdiye kadar kullandığım ilacın gerçekten zehir olmadığından emin misiniz?“
“O süre boyunca ilaca başka maddelerin karıştırılmış olma ihtimalini tamamen göz ardı edemeyiz... Ancak öyle olsaydı bedeninizde zehir kalıntılarına rastlanırdı. Ekselansları’nda ise zehirlenmeye işaret eden hiçbir belirti görülmedi.“
“O hâlde...“
Varkas iyi mi?
Soruyu sormak için dudaklarını araladıysa da yeniden kapattı.
Varkas’ın, kendisi için hazırlanan ilacı nasıl olup da kullandığını açıklayabilecek makul bir bahane bulabileceğinden emin değildi.
Talia, kuruyan dudaklarını diliyle ıslattı.
Varkas da uzun zamandır o ilaçtan azar azar içmişti.
Gerçekten onda hiçbir yan etki görülmez mi?
İçindeki huzursuzluğu bastıramayarak sabırsızca sordu:
“O ilaç... sağlıklı bir insan kullanırsa gerçekten zararsız mıdır?“
Şifacı, şaşkın bir ifadeyle ona baktıktan sonra başını salladı.
“Evet. Hatta çoğu durumda kişinin kuvvetini geri kazanmasına yardımcı olur.“
İçini kaplayan rahatlamayla Talia’nın omuzları düştü.
Ardından, kendi hâline duyduğu tiksintiyle boş bir kahkaha bıraktı.
Birinin Varkas’ı hedef almamış olmasından ziyade, onun zehirlenmediğini öğrenince rahatlaması... ne kadar da gülünçtü.
Talia güçsüzce elini yüzünde gezdirdi ve çatlamış dudaklarını araladı.
“Varkas...“
Şimdi nerede?
Beni o hâlde görünce nasıl tepki verdi?
Boğazına düğümlenen soruları yuttu ve yeniden yatağa uzandı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi