Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 109

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.729


Şifacı, onu sessizce izledikten sonra temkinli bir sesle konuştu.
“Majesteleri’nin başından bir an olsun ayrılmayan Ekselansları, şehir surlarının dışında yağmacıların ortaya çıktığı haberi ulaşınca derhâl yola çıktı.“
Beklenmedik sözler karşısında Talia’nın bedeni gerildi.
İçindeki gerçek duyguların açığa çıkmış olmasının utancını duyacak vakti bile bulamadan, yataktan doğrulup şifacının cübbesinin eteklerine sarıldı. Ani hareketin etkisiyle midesinin üst kısmına keskin bir sancı saplandı; fakat o anda bunu zerre kadar umursamadı.
“Bekleyin... Yağmacılar mı? Ne zaman ortaya çıkmışlar?“
“Yaklaşık dört saat önce.“
Şifacı, sakin bir tavırla cevap verdi.
Talia telaşla sorularını sürdürdü.
“Kaç kişiler? Durum tehlikeli mi? Yanlarında ne kadar asker var?..“
Soruları peş peşe sıralarken görüşü birdenbire beyaza büründü. Talia dudaklarını ısırdı.
Ne olduğunu anlayamadan bedeni öne doğru savruldu. Bronz tenli, güçlü bir el omzunu kavramamış olsaydı, doğruca yataktan aşağı düşecekti.
Yüzü soğuk terlerle kaplı hâlde şifacıya baktı. Kadın, kararlı bir hareketle onu yeniden yatağa yatırdı.
“Size bir iyileştirme büyüsü uygulayacağım. Lütfen biraz olsun dinlenmeye çalışın.“
“Varkas...“
“Ekselansları iyi olacaktır. Yağmacıların sayısı birkaç düzineyi geçmiyor. Üstelik Doğu’nun en kudretli süvari birlikleri onun emrinde.“
Şifacının dingin sesi, sonunda Talia’nın aklını başına toplamasını sağladı.
Düzensizleşen nefesini yatıştırmaya çalışırken, gözlerini beyaz ışıkla parıldayan pencereye çevirdi.
İki saat önce yola çıktılarsa, şimdiye dek isyanı bastırmış olmaları gerekirdi.
Evet... Geçen günkü büyük çaplı seferde de yarım gün içinde hiçbir şey olmamış gibi geri dönmemiş miydi? Gereksiz yere kaygılanmasına lüzum yoktu.
İçindeki huzursuzluğu bastırmak için aynı düşünceleri tekrar edip dururken, nasırlı ve kemikli bir el elinin üzerine yerleşti. Bir anda bedenine ılık bir sıcaklık yayıldı.
“Size iyileştirme büyüsü de uyguladım; fakat iç organlardaki yaralanmalar üzerinde büyünün etkisi sınırlıdır. Bir süre kendinizi zorlayacak hiçbir şey yapmayın.“
Talia cevap vermek yerine gözlerini sıkıca kapattı. Durumunu sessizce gözlemleyen şifacı, kısa bir süre sonra odadan sessizce ayrıldı.
Aradan çok geçmeden, dadı elinde yemek tepsisiyle geri döndü.
Kadının ısrarlı tembihlerine daha fazla karşı koyamayan Talia, sebzeli lapadan birkaç kaşık güçlükle yutabildi. Yuttuğu her lokma boğazından inerken, sanki iğne yutmuş gibi midesine acı saplanıyordu. Yatağın içinde uzun süre kıvranıp durduktan sonra, ancak güneş batıya eğilirken uykuya dalabildi.
Gözlerini açtığında, koyu karanlık odayı bütünüyle sarmaya başlamıştı.
Şiddetli susuzluk hissiyle uyandığı sırada, şöminenin önünde uzanan iri gölgeyi fark edince irkildi.
Ne zaman döndüğünü bilmediği Varkas, yalnızca ince bir gömlek giymiş hâlde pencerenin önünde duruyordu.
Neyse ki yaralı görünmüyordu.
Talia derin bir nefesle rahatladı; fakat hemen ardından soluğu boğazında düğümlendi.
Donmuş bir göl kadar durgun ve sessiz gözler, hiç kıpırdamadan ona bakıyordu.
İlk bakışta her zamanki hâlinden farklı görünmemesine rağmen, kalbinin neden böylesine ağırlaştığını anlayamadı.
Bir süre kıpırtısız duran adam, ağır ve ölçülü adımlarla ona yaklaştı. Talia farkında olmadan yutkundu.
Tekinsiz bir sükûnetle onu izleyen Varkas, ardından rafa yöneldi. Tepsinin üzerindeki demliği alıp bir fincan çay doldurdu.
“Kendini nasıl hissediyorsun?“
“İyiyim.“
Talia, fincanı tereddütle alırken yapmacık bir sakinlikle cevap verdi.
Aslında onu güzelce azarlamayı planlamıştı.
“O ilacı almak istemediğimi söylemiştim. Beni zorladın, bak şimdi ne hâle geldim.“
Söylemeye hazırlandığı tüm sözler dudaklarında eriyip gitti.
Her zamankinden daha içine kapanık görünen adama göz attıktan sonra, ihtiyatla ekledi:
“Ciddi bir şey değilmiş. Sadece hafif bir mide rahatsızlığı olduğunu söylediler.“
Bir anlığına Varkas’ın yüzünden öfke parıltısı geçti. Sert bir bakış fırlatarak keskin bir sesle karşılık verdi.
“Bu, basit bir mide rahatsızlığı değildi. Kan kusacak kadar ağır bir durumdu.“
Talia, onun beklenmedik sertliği karşısında afalladı. Varkas omzunu kavrayarak konuşmasını sürdürdü.
“Seni biraz daha geç bulsaydım, solunum yolun tıkanabilir ve boğularak ölebilirdin. Kendini iyi hissetmediğini neden daha önce söylemedin?“
“Şey... Ben zaten hep hastayım. Bu kadar ciddi olduğunu anlayamadım.“
Mazeret gibi duyulan bu sözler üzerine, Varkas’ın yüz kasları daha da gerildi.
Bir şeye katlanıyormuş gibi çenesini sıkan Varkas, pencereye yönelip soğuk gece havasını içine çekti. Uzun bir sessizliğin ardından konuştuğunda sesi çok daha sakindi.
“Bir süreliğine bu kalede kalıp iyileşmeye karar verdim.“
“Peki ya gezi programı?“
“Önemli şehirlerin tamamını zaten ziyaret ettim.“
Şakağını işaret parmağıyla ovuşturarak kısa bir cevap verdi.
“Majesteleri, lütfen bundan sonra yalnızca sağlığınıza odaklanın.“
Talia isteksizce başını salladı.
Buyurgan tavrına içerlese de, böylesine yorgun görünen biriyle tartışacak hâli yoktu. Biraz kırgın bir ses tonuyla mırıldandı.
“Anladım işte, o hâlde kızmayı bırak. Zaten yeterince zorlanıyorum.“
Varkas’ın dudakları bir şey söyleyecekmiş gibi kıpırdadı; ancak çenesini yeniden sıkarak sessiz kaldı.
Titrek alev ışığı, yorgunluğun çöktüğü yüzünü açgözlü bir şekilde yalayıp geçiyordu. Yatağın kenarına oturdu; bir eliyle ensesini ovuşturdu.
“Öylece tutup durma, iç şunu. Çok kan kaybettin. Miden bulanıyor olsa bile, sıvı almaya devam etmelisin.“
Ses tonunun yumuşamasıyla rahatlayan Talia, fincanı eline alıp son damlasına kadar içti.
Ani uyarının etkisiyle midesi kasılırken keskin bir sancı duydu; fakat bunu belli etmeden battaniyenin altına biraz daha sokuldu.
Tam o sırada sırtında sıcak bir dokunuş hissetti. Talia’nın bedeni gerildi.
Arkasına yerleşen Varkas, son derece doğal bir tavırla onu kendine çekti. Ardından bir eliyle, ağrıdan kasılmış karnını usulca okşadı.
Bu şefkatli temas, gözlerinin yanmasına neden oldu. Bu, acımadan doğmuş bir davranış mıydı? Uzun zamandır onun her hareketinin ardındaki gizli anlamı çözmeye çalışan Talia, düşüncelerini yarıda bıraktı.
Kendisini aşağılayan düşüncelerle ruhunu daha fazla hırpalamak istemiyordu.
Yalnızca bu sıcaklığı, olduğu gibi kabul etmek istiyordu.
Karanlıkta gözlerini kırpıştıran Talia, dönerek Varkas’ın kucağına sokuldu.
Varkas kollarını onun sırtına doladı. İnce gömleğinin ardından kalbinin tok ve düzenli atışları duyuluyordu.
O güçlü ve sarsılmaz ritmi dinlerken, Talia da kollarını dikkatlice onun beline doladı.

───

Bir mezar kadar sessiz olan kale, şimdi hummalı bir hareketlilik içindeydi.
Salona adım atan Lucas, tüccarlarla dolup taşan mutfağı görünce kaşlarını çattı. Çeşit çeşit malzeme getiren tüccarların arasında tanıdık bir yüz dikkatini çekti.
Hiç tereddüt etmeden kalabalığın arasına daldı.
“Burada ne yapıyorsun?“
“Ah, Genç Efendi Lucas.“
Tüccarlarla pazarlık eden Daren, neşeli bir ifadeyle el salladı.
“Ekselansları’nın size emanet ettiği işleri tamamladınız mı?“
“Hepsini bitirdim.“
Lucas sert bir sesle cevap verdi.
“Sabah idmanlarının hiçbirini aksatmadım. Atların bakımını yaptıktan sonra ağabeyimin zırhını ve silahlarını da ilk günkü gibi parlayana kadar cilaladım.“
“Güzel iş çıkarmışsınız.“
Daren, takdirini göstermek istercesine onun başını okşadı.
Lucas, eli sertçe iterek somurtkan bir ifadeyle sordu.
“Peki bütün bu karmaşa da neyin nesi?“
“Büyük Düşes’e uygun yemekler hazırlamak için özel malzemeler getirttik. Görünüşe göre doğu mutfağında onun rahatça yiyebileceği pek fazla şey yok. Bu yüzden merkez bölgeden bazı özel malzemeler satın almak zorunda kaldık.“
Lucas, yemek salonunu dolduran çuvallara bakarak kaşlarını çattı.
O küçücük kadın ne kadar yiyebilirdi ki, bu kadar erzak alınmıştı?
Yoksa bütün bir mevsimi burada geçirmeyi mi planlıyordu?
Daren’e ciddi bir ifadeyle baktı.
“Durumu gerçekten bu kadar kötü mü?“
“Şifacının söylediklerine göre, midesi neredeyse iflas etmiş durumda.“
Daren’in yüzüne kaygılı bir ifade yerleşmişti.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi