MANGA-TR
Bölüm 125
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 125

Felaket Zamanında Verilen Ziyafet
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.181

Bölüm 125 – Felaket Zamanında Verilen Ziyafet
Çeviri: Raban
 
Ne Nephis’in ne de Sunny’nin surdan aşağı inesi vardı; çünkü korkunç bir şey olursa geri çekilemezlerdi. Bunu konuşmalarına bile gerek kalmadan, en yakın kuleyi araştırmaya ve içeride surdan inmeye uygun bir yol olup olmadığına bakmaya karar verdiler.
 
Hafifçe kıvrılan suru kuzeye doğru takip ettiler, bir yandan da aşağıdaki harabeleri gözden kaçırmamaya çalışıyorlardı. Sunny zaman zaman antik şehrin ıssız sokaklarında hareket eden yaratık siluetleri seçebiliyordu. Ancak hiçbir şey, yüksek granit sura tırmanmakla ilgileniyor gibi görünmüyordu.
 
Şimdilik güvendeydiler.
 
Ama Sunny kendini güvende hissetmiyordu. Aksine, durmadan uzakta yükselen Kızıl Kule’ye bakıyor ve ürperiyordu.
 
O şey gerçekten fazlasıyla uğursuzdu.
 
‘Neyse ki yakında buradan çıkacağız...’
 
Onu mantıksız bir paniğe kapılmaktan alıkoyan tek düşünce buydu. Unutulmuş Kıyı’daki yolculukları bitmek üzereydi. Çok şeye katlanmış, çok şeyden sağ çıkmışlardı. Bazen buradan canlı çıkabileceklerinden bile emin olamamıştı. Ama şimdi, çektikleri bütün acıların karşılığını almak üzereydiler. Özgürlüğe giden yol artık gözlerinin önündeydi... eve zaferle dönebilmek için tek yapmaları gereken bu son engeli aşmaktı.
 
...Çok geçmeden, sura inşa edilmiş heybetli kule hisarlardan birine yaklaşmışlardı. Yapı yuvarlak biçimliydi ve ana sur hattının üzerinde en az on metre daha yükseliyordu. Kulenin içine açılan geniş ahşap kapı uzun zaman önce kırılmıştı; eski demir menteşelerde yalnızca birkaç kıymık kalmıştı.
 
Kapı aralığının ardında karanlıktan başka bir şey yoktu.
 
Sunny bu girişin görüntüsünü biraz ürkütücü buldu. Elbette karanlık onun için hiçbir şey ifade etmiyordu. Yine de...
 
Bir anda Cassie omzunu çekiştirerek Sunny’yi durmaya zorladı. Hem o hem de Nephis ona döndü; elleri uzanmış, kılıçlarını çağırmaya hazırdı.
 
“Ne oldu, Cassie?” diye sordu Sunny, telaşla.
 
Bazı durumlarda kör kız tehlikeyi onlardan önce fark edebiliyordu. Keskin işitmesi ve koku alma duyusu, normal insanların algılayamayacağı şeyleri zaman zaman sezmesini sağlıyordu.
 
Cassie kaşları çatık bir şekilde o tarafa dönmüştü. Başını hafifçe çevirip fısıldadı:
 
“Dinle.”
 
Sunny nefesini tuttu ve onun dediğini yaparak olabilidğince duymaya odaklandı. Kısa süre sonra kulenin içinden gelen tuhaf bir sesi ayırt edebildi.
 
Ham. Ham. Çatır-çutur. Ham ham. Hüüp...
 
Sanki... sanki içeride vahşice bir şey yeniyordu. Et ve kemikler keskin dişlerin arasında öğütülüyordu. Etin koparılıp çiğnenirken çıkardığı mide bulandırıcı ses, yüzünü ekşitmesine neden oluyordu.
 
Sunny ve Nephis birbirlerine baktı, sonra kılıçlarını çağırdılar. Her zamanki gibi, ikisi ilerlemeden önce Sunny gölgesini olası düşmanı araştırması için gönderdi.
 
Gölge taşların üzerinde süzülerek hızla hisara yaklaştı. Sonra karanlığın içine daldı ve yapının içini kaplayan koyu gölgeye karışıp saklandı.
 
Sunny içeriyi görebiliyordu...
 
İlk gördüğü şey, taş zeminde kan gölcükleri içinde yatan birkaç ölü canavardı. Zeminde bırakılmış kanlı izler, iri bedenlerinin buraya çok güçlü bir şey tarafından sürüklendiğini gösteriyordu. Parçalanmış, içleri deşilmişti; sanki hevesli bir kasap tarafından güzelce ayıklanmışlardı.
 
Sonra taşların üzerinde duran büyük bir kemik yığını gördü. Bazılarının üzerinde hâlâ et parçaları vardı; bazılarıysa ikiye ayrılmış, ilikleri bile boşaltılmıştı.
 
Ardından gördüğü şey ise... taş parçalarından yapılmış bir halkanın içinde yanan ateşti. Ateşin üzerinde birkaç şişe geçirilmiş canavar eti kızarıyordu.
 
Ateşin hemen yanında ise o çiğneme ve çatırtı seslerinin kaynağı taşların üzerine oturmuş, güzelce kızarmış bir kaburgayı kemiriyordu.
 
...Bu bir insandı.
 
Daha doğrusu genç bir kadındı. Üçünden yalnızca birkaç yaş daha büyük görünüyordu.
 
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
 
Genç kadın uzun boylu ve çekiciydi. Ela gözleri ve şu anda basit bir örgüyle toplanmış güzel kahverengi saçları vardı. Bedeni son derece atletikti; nemli zeytin rengi teninin altında, her hareketinde belirgin ve ince kasları oynuyordu. Ve... şey... şey… kıyafetinin pek fazla bir yeri örttüğü söylenemezdi, çünkü üzerinde yalnızca kışkırtıcı derecede kısa beyaz bir tunik vardı. Buna bronz baldır zırhları, ön kol korumaları ve deri şeritlerle desteklenmiş bir göğüs zırhı eşlik ediyordu.
 
Nephis ince ve çevikken, bu yabancı canlılık ve güç yayıyordu. Gösterişliydi, dolu doluydu; kuvvet, kudret ve güç diye bağırıyordu adeta.
 
Ama en tuhaf kısmı, yüzünde tamamen rahat, huzurlu ve mutlu bir ifade olmasıydı. Sunny, Unutulmuş Kıyı’da geçirdiği aylar boyunca bir saniyeliğine bile gardını tamamen indirmemişti. Ne Nephis, ne o, ne de Cassie.
 
Güvenli bir yere sığındıkları nadir dinlenme anlarında bile hep bi gergindiler; her an dişler, zehir ve pençelerle dolu türlü dehşetin üzerlerine çullanmasını bekliyorlardı. Ruh Yiyen’in büyüsünün etkisi altındayken bile kalplerinde görünmez bir gölge hep vardı.
 
Oysa genç kadın bu lanetli yerde bulunmaktan tamamen memnun gibi görünüyordu. Hatta Sunny’nin gerçek dünyadayken bile hiç olmadığı kadar mutlu görünüyordu.
 
Sunny izlerken; genç kadın, talihsiz canavarın etini bir iştahla yiyip bitirdi. Suları yüzünden ve parmaklarından aşağı akıyordu. Eti bitirince bu kez doğrudan kemiği ısırdı.
 
Sunny’nin gözleri büyüdü.
 
Kabus Yaratığı’nın elmas gibi sert kemiği dişlerinin arasında kolayca parçalandı. Kız gözlerini keyifle kapatıp iliği emdi, ardından kemiğin büyük kısmını çiğneyip yuttu.
 
Ham ham. Çatır. Çutur. Hüüp...
 
Kaburgayı bitirince kalıntılarını ayaklarının dibindeki rahatsız edici büyüklükteki kemik yığınına fırlattı, zerre nezaket göstermeden yüksek sesle geğirdi, sonra hemen elini uzatıp ateşten başka bir et parçası aldı ve dişlerini geçirdi.
 
Sunny bir süre aval aval baktı, ardından görüşünü geri çekip Nephis’e döndü.
 
“Ne gördün?”
 
Sunny kısa bir süre duraksadı, sonra tereddütlü bir sesle şöyle dedi:
 
“Gördüğüm şey... ya çok aç bir kızdı. Ya da acayip obur bir İblisti.”
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi