MANGA-TR
Bölüm 126
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 126

Effie
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.454

Bölüm 126 - Effie
Çeviri: Raban
 
Nephis birkaç an ona baktı, sonra başını Cassie’ye çevirip şöyle dedi:
 
“Arkamızdan gel.”
 
Üçü de kulenin girişine temkinli bir şekilde yaklaştı ve nasıl ilerlemeleri gerektiğinden emin olamadan orada duraksadı.
 
Bu beklenmedik durum için akıllarında iki ihtimal vardı.
 
Birincisi, gizemli genç kadın buradaki yerel Uyanmışlardan biri çıkabilirdi. Öyle olursa bütün sorunları çözülürdü. Elbette Rüya Diyarı’nın vahşi bölgelerinde bir Uyanmış, bir grup Uyuyanla karşılaşırsa, onları en yakın insan Kalesi’ne götürmesi adettendi.
 
Elbette istisnalar olurdu, ama genel olarak Uyanmışlar Uyuyanlara göz kulak olmaya çalışırdı. Bu ne idüğü belirsiz diyarda insanların birbirine tutunması gerekiyordu. Bu sadece ahlaki bir sorumluluk değil, aynı zamanda insanlığında yararınaydı.
 
İkincisi, bu yabancı bir Kâbus Yaratığı çıkabilirdi. Öyle olursa onları zor bir dövüş bekliyordu. Düşmanın rütbesi ve sınıfı bilinmediği için sonucu tahmin etmek imkânsızdı.
 
Risk almaktan başka çareleri yoktu.
 
Derin bir nefes alan Sunny, Nephis’in ardından kulenin soğuk karanlığına girdi. Daha ilk anda, kızaran etin iştah açıcı kokusu burnunu doldurdu.
 
...ve Midesi guruldadı.
 
‘Hay lanet!’
 
Sunny daha tepki veremeden, bir kemik parçası başının yanından büyük bir kuvvetle uçarak geçti ve duvara çarpıp paramparça oldu. Gecikmiş bir hareketle Geceyarısı Parçası’nı kaldırıp savunma duruşuna geçti.
 
Ama biraz geç kalmıştı. Genç kadın çoktan onları fark etmişti.
 
Başını kaldırdı, dişlerini geniş bir sırıtışla gösterdi ve mırıldandı:
 
“Gölgelerde saklanan biri mi var? Hadi ortaya çık da biraz oyun oynayalım, ha...”
 
Sesi derin, dumanlı ve hafif boğuktu. Ama en önemlisi, insan dilinde konuşuyordu.
 
İnsandı!
 
Yani muhtemelen...
 
Yabancı hâlâ rahat bir pozda oturuyordu, ama Sunny onun mermerden oyulmuş gibi duran kaslarındaki hafif gerilimi kaçırmadı. Sözde Uyanmış’ın her an kıyameti koparabileceğinden hiç şüphesi yoktu.
 
Onu kışkırtmamak daha iyiydi.
 
Neph’e göz atan Sunny, onun yaptığını yapıp kılıcını geri gönderdi. Ardından üçü tereddütle kamp ateşinin yaydığı ışık halkasının içine adım attı.
 
Genç kadın onlara şaşkınlıkla baktı ve kaşlarını kaldırdı.
 
“İnsanlar? Hah! Bu beklenmedik bir şey.”
 
Sonra gülümsedi ve başını salladı.
 
“Ah, ne kadar da terbiyesizim?”
 
Bunu söyleyerek hafifçe doğruldu ve ayağa kalktı. Tuniğinin beyaz kumaşı biraz daha yukarı kaydı ve güçlü, biçimli bacaklarını daha da fazla ortaya çıkardı.
 
Sunny bir süre manzaraya bakarak gözlerini kırpıştırdı.
 
Yabancının uzun boylu olduğunu fark etmişti ama gerçekte ne kadar uzun ve heybetli olduğunu ancak şimdi anlamıştı. Kadın Nephis’ten bile belirgin şekilde uzundu; Sunny’den söz etmeye bile gerek yoktu. Güçlü yapısı, zeytin rengi teni ve eski tarz zırhıyla birlikte antik bir tanrıça gibi görünüyordu.
 
Yine de gözlerine bakmak için başını kaldırmak biraz sinir bozucuydu. Ama Sunny’nin başka seçeneği yoktu. Doğrudan karşıya bakacak olsa, bakışları şeye denk gelecekti… o biçimli ve...
 
‘öhöm…’
 
Bu sırada genç kadın yağa bulanmış yüzünü koluyla sildi ve ateşi işaret etti.
 
“Gelin hadi, oturun biraz.”
 
Kibar davete rağmen tereddüt ettiler. Birkaç saniyelik tuhaf sessizlikten sonra Nephis sonunda bir adım öne çıktı ve üçünün de içini kemiren soruyu sordu.
 
Sesi alışılmadık şekilde gergindi; bastırılmış duygularla doluydu ama temkinliydi de:
 
“Sen... insan mısın?”
 
Yabancı ona bomboş bir ifadeyle baktı, sonra birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
 
“Başka ne olabilirim? At falan mı?”
 
Bunu söyledikten sonra başını geriye atıp kendi berbat şakasına kahkaha attı. Nephis ve Sunny ne yapacaklarını bilemeyerek birbirlerine baktılar.
 
Genç kadın birkaç kez daha kıkırdadı, sonra gözleri neşeyle gülerken onlara baktı.
 
“Tabii ki insanım! Ne biçim bir soru bu? Neyse, gelin oturun hadi. Aşağı bakmaktan boynum ağrıdı”
 
Bunu söyleyip ateşin yanına çöktü ve rahatça yayıldı. Nephis, Sunny ve Cassie sonunda yaklaşıp taşların üzerine oturdular; gözlerinde aç alevler yanarken uzun boylu kıza bakıyorlardı.
 
Kadın onları süzdü, sonra hafifçe kaşlarını çattı.
 
“Sizi buralarda hiç görmedim. Yeni misiniz?”
 
Nephis başıyla onayladı.
 
“Evet. Şehre yeni ulaştık.”
 
Normal, uyumlu biri gibi davranmak için gerçekten çok çabalıyordu. Görünüşe göre sosyal becerilerini geliştirmek için yaptığı bitmek bilmeyen denemeler boşa gitmemişti. Sunny, Neph’in doğal hâlinin ne kadar tuhaf ve beceriksiz olduğunu bilmese, hiçbir şeyden şüphelenmezdi.
 
Genç kadın sırıttı.
 
“O hâlde başınız sağ... bekle. Siz Labirent’te tam iki ay hayatta mı kaldınız yani?”
 
Islık çaldı ve onlara gözlerinde yeni oluşan bir saygıyla baktı.
 
“Bu gerçekten zor iş. Tebrikler.”
 
Nephis birkaç saniye duraksadı, sonra şöyle dedi:
 
“Ben Nephis. Bunlar da yoldaşlarım Cassia ve Güneşsiz. Biz kış gündönümünde buraya gelen Uyuyanlarız.”
 
Genç kadın onlara geniş ve dostça bir gülümseme verdi.
 
“Tanıştığıma memnun oldum! Ben Effie. Yani en azından insanlar bana öyle diyor. Ben de Uyuyanlardan biriyim.”
 
Sunny kaşlarını çattı. Demek bu güzel dev kadın bir Uyanmış değil, onlar gibi bir Uyuyan’dı. Tuhaf olan, onu Akademi’de gördüğünü hiç hatırlamıyor olmasıydı. Yine de...
 
Sessiz kalamayacak kadar sabırsızlanan Sunny öne eğildi ve sordu:
 
“Şatodan mı geliyorsun? Orada insanlar yaşıyor, değil mi?”
 
Effie ona göz attı. Gözlerinde tuhaf bir duygunun izi vardı.
 
Neredeyse... acıma gibi görünüyordu.
 
“...Şatodan, evet. Ve orada gerçekten de insanlar yaşıyor.”
 
Nephis ve Sunny heyecanla birbirlerine baktılar. Sonra Değişen Yıldız temkinle sordu:
 
“Bizi oraya götürebilir misin?”
 
Effie omuz silkti.
 
“Elbette, sorun değil. Yanınınzda hiç parçacığınız var mı?”
 
Sunny gözlerini kırpıştırdı. Ruh Parçacıklarının bununla ne ilgisi vardı? Surun dibinde öldürdüğü o tuhaf taştan iki tane çıkarmışlardı. Kadın ödeme mi istiyordu yani?
 
Nephis Ruh Parçacıklarını çıkarıp uzun boylu kıza gösterdi.
 
“İki tane.”
 
Effie iç çekti.
 
“Sadece iki mi? Eh... hiç yoktan iyidir sanırım. Sizde kalsın. Sonra ihtiyacınız olacak.”
 
Sözlerinin anlamını pek kavrayamayan Değişen Yıldız bir süre duraksadı, sonra kararsızca konuştu:
 
“Biz Kaleye ulaşıp Geçit’e olabildiğince çabuk erişmeyi umuyorduk. Ne kadar sürer?”
 
Genç kadın uzun süre onlara baktı, sonra bir anda histerik bir kahkaha krizine kapılıp iki büklüm oldu. O kadar uzun ve sert güldü ki gözlerinden yaşlar aktı.
 
Bu harekete karşılık şaşkınlığa kapılan üç Uyuyan ona donakalmış hâlde baktı. Hiçbiri bu tuhaf davranışın nedenini anlayamıyordu.
 
‘Bu kız manyak galiba.’
 
Sunny kaşlarını çatarak durumu yeniden değerlendirdi. Başta kız sadece biraz tuhaf görünmüştü. Ama belki de işin içinde başka şeyler de vardı...
 
Effie’nin kahkahası başladığı kadar ani bir şekilde kesildi. Gözyaşlarını silerek başını salladı ve garip bir tonla konuştu:
 
“Ah, kusura bakmayın çocuklar. Kendimi tutamadım. Lütfen bu yaptığım terbiyesizliği bağışlayın.”
 
Sonra sırtını dikleştirdi, bakışlarını ağır ağır onlara çevirdi ve şöyle dedi:
 
“Sizi şatoya götürebilirim, ama orada Geçit falan yok. Aslında bu lanetli cehennemden çıkmanın hiçbir yolu yok. Ben de tam üç yıldır burada mahsur kalmış durumdayım. Yani... demem o ki, Karanlık Şehir’e hoş geldiniz… Ey buradan girenler, bütün umutlarınızı kapıda bırakın* falan filan, falan filan...”
 
*Ç.N.: Bu sözler Dante’nin ünlü eseri İlahi Komedya’dan alıntıdır ve cehennemin kapısında yazar. ‘Lasciate ogne speranza, voi ch’intrate.’
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi