Bölüm...
Adventure, Horror, Josei, Novel, Psychological, Supernatural, Tragedy

Bölüm 22

Bu tür bir etkileşime bağımlı hale gelmekten korkmuyordu (2)
Yazar: Brauns Show Grup: : Brauns Show Okuma süresi: 2 dk Kelime: 624


Tam o sırada Bo Li yaklaşan ayak seslerini duydu ve başını kaldırdı.
Erik geri dönmüştü.
Maskesindeki kanlar temizlenmişti; gözleri soğuk ve durgundu. O çalkantılı heyecanı tamamen yatışmış görünüyordu. Elinde derisi yüzülmüş bir tavşan tutuyordu. Parlak kırmızı, kaygan gövdesi dışarıdaydı ve sürekli kan damlıyordu.
Durdu ve önündeki güvece baktı. Neler düşündüğünü kestirmek imkânsızdı.
Konserve güveç porsiyonu oldukça büyüktü. İki üç kişiyi doyurmaya yeterdi.
Onun döndüğünü gören Bo Li, hemen çubuklarını bıraktı ve ona kendisiyle birlikte yemesi için işaret etti.
Erik yavaşça yanına yürüdü ve oturdu.
Bo Li, “Bu güveç,“ diye tanıttı. “Biraz fondüye benziyor. Farkı; dana yağı, kemik suyu, acı biberler... ve bir sürü başka baharattan yapılması. İçine çiğ et ve sebze koyuyorsun, çorbanın içinde pişmesini bekliyorsun, sonra çıkarıp yiyorsun. Biraz acı olabilir. Meksika acı biber macunundan daha acıdır... Daha önce hiç acı biber yedin mi?“
Uzun bir sessizlikten sonra nihayet başını salladı.
“O zaman bunu yemek sorun olmamalı.“ Bo Li yeni bir çift kullan-at çöp şişi ayırdı ve nasıl kullanılacağını gösterdi. Hevesle ona baktı. “Dene, gerçekten çok güzel.“
Erik ona baktı, hareketlerini taklit etti, bir parça dana eti aldı ve ağzına attı.
Lezzetli yemeklere karşı güçlü bir arzusu yoktu. Yemeğin acı, baharatlı, ekşi veya tatlı olması umurunda değildi.
İran’da acı biber yemişti ama bu tat almak için değil, zinde kalmak içindi. Şah onu birkaç idama mahkûm edilmiş mahkûmla birlikte hapsetmiş ve insanları iple nasıl öldürdüğünü halka açık bir şekilde sergilemesini istemişti. İdama mahkûm olanların ellerinde mızraklar ve palalar vardı, onun elinde ise sadece bir ip.
Ama nedense, şu an yediği şeyden aslında keyif alıyordu. Muhtemelen bunun sebebi kızın gözleriydi.
Ağlamış gibiydi. Gözleri yıkanmış kadar temizdi ve canlılıkla doluydu. Bir avın boynundaki hızla atan damarlara bakmak gibiydi.
O canlılığı yok etme dürtüsü duydu. Onu yere bastırıp, ağlayana kadar hançeri yavaşça gözlerine yaklaştırmak istedi.
Kesinlikle ağlardı.
Çekingen ve tembel bir kızdı. Yorgunluğa ve kirlenmeye tahammül edemezdi. Cesur değildi. Ona her zaman korkmuş küçük bir hayvan gibi yoğun bir korkuyla bakıyordu.
Çok kırılgandı, çok bilgisizdi. Ata nasıl binileceğini bile bilmiyordu. Sezar’a yaklaşmak istiyordu ama at kişneyip dişlerini gösterdiğinde korkuyla geri çekilmişti.
Onun hedefine ulaşması için kendisinin çabalaması gerekiyordu.
Bazen kendine sorardı; onu neden hâlâ öldürmemişti?
Belki de onu takip etme oyunundan keyif alıyordu. Onu durduruyor, korkutuyor ve sonra onun tepkileriyle tatmin oluyordu. Ya da belki de yakınlığı kötü bir emsal oluşturmuştu.
Onun dokunuşuna alışmaya başlamıştı. Bazen ona dokunması için gözdağı bile veriyordu. Bu tür bir etkileşime bağımlı hale gelmekten korkmuyordu.
Onunla kalması, korkusuna rağmen kendine zorla yaklaşıp sarılması, maskesini öpmesi ve herkesin gözü önünde kararlılıkla onu seçmesi önemli değildi.
Bir gün, kesinlikle onu terk edecekti.
Tıpkı annesi gibi olacaktı; yüzünü ilk gördüğünde çığlık atan, bayılan ve neredeyse deliren annesi gibi. Sonunda, titreyen elleriyle ona bir maske takmıştı.
O zaman geldiğinde, onu öldürmek için çok geç olmayacaktı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi