Bölüm 40
2502 mi?
Bu puanı duymak, Cheng Shi’nin kalbinde yanan heyecan ateşini anında söndürdü.
Bir başka 2400+ oyuncu daha, üstelik bu adam 2500’e bile ulaşmıştı.
İyi haber: Etrafta bir sürü büyükbaş vardı.
Kötü haber: Etrafta çok fazla büyükbaş vardı.
Bu denemedeki oyuncuların puanları neredeyse mantıksız denecek kadar yüksek görünüyordu.
Peki ya kendisi…
Onun puanı kaçtı sahi?
Hafıza Gezgini, [Hafıza] yolundan gelen bir büyücüydü.
Ve yaşanan her şeyi aslına sadık kalarak kaydeden [Hafıza], [Aldatma]’nın ezeli düşmanıydı. Böylesine bir rakibin tam karşısında durması, Cheng Shi’nin tamamen sakin kalmasını imkansız kılıyordu.
Ama korkudan donup kalmış mıydı? Pek sayılmazdı.
Daha önce de bu tarz puanlara sahip oyuncularla karşılaşmıştı — sadece çok sık değil.
Du Xiguang uzundu —en az 1.90 boylarında— ve taktığı gözlükler ona entelektüel bir hava katıyordu. Ancak trençkotunun altında, vücudunun ince ama son derece güçlü olduğu açıkça belliydi.
Cheng Shi’nin gözleri onun üzerinde kısaca gezindikten sonra sessizce hançerli kadına döndü.
“Yunni, Unutuş Elçisi, 2491.“
Ha?
O bir [Unutuş] takipçisi miydi?
[Unutuş], [İniş] yolunun üçüncü tanrısıydı; yozlaşmanın son aşamasını, tüm yaşamın sonunu temsil ediyordu.
[Unutuş], tüm yaşamın eninde sonunda yok olacağına, evrenin yıkıma mahkum olduğuna ve her şeyin zamanla silinip giderek nihayetinde hiçliğe döneceğine inanırdı.
Bu yüzden, [Unutuş] takipçileri yaşama karşı tamamen kayıtsız olma eğilimindeydiler.
Onlar için yaşamak, yalnızca yok oluşa doğru giden bir süreçten ibaretti ve ölüm, dünyanın dağılmasının sadece başlangıcıydı.
Onların bakış açısına göre varoluşun tüm amacı, tanrının bakışları altında her şeyin toza dönüşeceği o son yargıyı beklemekti.
Cheng Shi, bu canlı ve neredeyse hayat dolu kadının bir [Unutuş] takipçisi olmasını beklememişti.
Ah, doğru ya — o bir suikastçıydı!
Bir Unutuş Elçisi, [Unutuş]’un izinden giden bir suikastçı demekti.
Şimdi daha mantıklı geliyordu.
Suikastçılar her zaman çelişkilerle dolu olurdu.
Cheng Shi içten içe kıkırdayarak bakışlarını bir sonraki kişiye çevirdi.
Onun kapısını çalan kişiye.
Hanın kıyafetlerini giymiş olan bu uzun saçlı, çıtı pıtı çocuk, gözlerinde soğuk ve mesafeli bir ifade taşıyordu; etrafındaki herkese karşı duyduğu küçümsemeyi hiç gizlemiyordu.
Sanki sessizce şunu ilan ediyordu: Kusura bakmayın ama hepinize aynı ölçüde tepeden bakıyorum.
Yaydığı enerji tam olarak buydu.
Cheng Shi bu adamın kimliğini zaten tahmin etmişti.
“Wei Guan, Ahmak Avcısı, 2450.“
Beklendiği gibi — bir Ahmak Avcısı, yani [Ahmaklık] takipçisi olan bir avcı.
İsmine tezat olarak, [Ahmaklık] kesinlikle aptalca bir inanç değildi. Aksine, bu tanrı kendisini [Hakikat]’e, [Hakikat]’in kendisinden bile daha yakın görüyordu.
Kendini gerçeğe o kadar yakın görüyordu ki, dünyadaki diğer her şeyle kendi arasında ölçülemez bir uçurum olduğuna inanıyordu. Bu yüzden, var olan diğer her şeyi ahmakça buluyordu.
Onun iradesi buydu.
[Ahmaklık] şuna inanırdı: Tüm yaşam ahmaklıktır ve tüm medeniyet aptallıktan ibarettir.
Ve tanrının takipçileri bu bakış açısını o kadar benimsemişlerdi ki, her [Ahmaklık] oyuncusunun üzerinde her zaman başkalarını küçümseyen bir üstünlük havası olurdu.
Liderlerinin izinden gitmeye başladıkları andan itibaren, zihinleri diğer oyunculardan daha keskinleşir, düşünceleri daha aktif hale gelir ve bilgileri daha kapsamlı olurdu.
[Hakikat] takipçileriyle kıyaslandığında, o itici tavırlarına rağmen hem birikmiş bilgi hem de pratik zeka konusunda üst düzeydiler. Güçleri kesinlikle hafife alınamazdı.
Cheng Shi, büyükbaşlar kendilerini tanıtmayı bitirirken sessizce izledi.
Nihayet sıra ona geldiğinde kaşlarını çattı.
Üç erkek ve bir kadın, kendisi de dahil olmak üzere toplam beş kişi yapıyorlardı.
Peki ya altıncı oyuncu neredeydi?
Wei Guan, Cheng Shi’nin ne düşündüğünü anlamış gibiydi. Hafifçe burnundan soluyarak başını koridorun sonuna doğru eğdi.
Cheng Shi ve Yunni onun baktığı yöne döndüler ve uzakta, üst bedeni çıplak, ifadesiz bir şekilde, sanki meditasyon yapıyormuş gibi gözleri kapalı sessizce duran kaslı bir adamı görünce irkildiler.
Cheng Shi’nin kalbi sıkıştı. Durumu anında kavramıştı.
O bir [Sessizlik] takipçisiydi!
Tanrının iradesi sadece isminden bile açıkça anlaşılabiliyordu.
Oyuncular [Sessizlik]’in izinden gitmeye başladıkları andan itibaren, muhtemelen konuşmayı tamamen bırakıyorlardı.
Takip ediyorlar, gözlemliyorlar, dinliyorlar, düşünüyorlar — ama konuşmuyorlardı.
İnzivaya çekilmiş rahipler gibi yaşıyorlardı.
Ve koridorun sonunda duran o kas yığını adam, kesinlikle çileci bir yaşama kendini adamış bir rahibe benziyordu.
Bir çileci rahip — [Sessizlik]’in bir savaşçısı.
Wei Guan tekrar konuşarak Cheng Shi’nin düşüncelerini doğruladı.
“Bir çileci rahip. Zaman kaybetmeye değmez.“
“...“
Cheng Shi, [Ahmaklık] takipçilerinin bu kibirli tavırlarına alışkın olsa da, bunu yine de sinir bozucu buluyordu.
Hiç kimse bir yabancının kendisine sürekli yukarıdan bakmasından hoşlanmazdı, hele ki önünüzdeki yedi gün boyunca birlikte çalışmanız gerekirken — bu, gerilimin tırmanması için fazlasıyla yeterli bir süre sunan bir denemeydi.
Cheng Shi rahat bir gülümsemeyle omuz silkti, son derece sıradan bir ses tonuyla kendini tanıttı:
“Cheng Shi, Mantık Yiyen, 2401.“
Bu sözler ağzından çıkar çıkmaz, Fang Jue şaşkınlıkla tek kaşını kaldırdı, diğerleri ise hafifçe kaşlarını çattı.
Bir Mantık Yiyen, yani [Kaos]’un bir rahibi.
…
Şimdi bir önceki denemeye geri saralım.
Cheng Shi, Huang Bo’yu öldürüp kafasını kestiğinde, hala ilk hafızada olan Ah Ming de anında ölmüştü.
Cellat ve Uyumsuz Ozan’ın hikayesi orada bitmeliydi.
Ancak son saniyede, Ah Ming’in ruhu yok olmak üzereyken Cheng Shi parmaklarını şıklattı.
Bir Unutulmuş Doktor’un ölüme karşı duyduğu gerçek küçümsemeyi temsil eden bir şıklatma.
Ölümün Ah Ming’i unutup atlamasını sağladı.
Durum Geri Sarımı!
Cheng Shi, ilk hafıza sırasında, daha ilk saat sınırında herkesin durumunu gizlice kaydetmişti.
Ölümden önceki o son anda Cheng Shi, kibirli Huang Bo’yu aldatarak hem kendisinin hem de Ah Ming’in birlikte öleceğine inandırmıştı.
Ancak Huang Bo öldüğünde, Cheng Shi geri sarımı kullanarak Ah Ming’i hayata döndürdü.
Ölüm, [Kaos] takipçisini kafa karışıklığı ve kırgınlığıyla birlikte alıp götürmüş, dünyadan silmişti.
Ancak [Düzen] takipçisinin hayatta kalmasına izin verilmişti.
Bu yüzden bugün Cheng Shi bir [Kaos] takipçisi, bir Mantık Yiyen’di.
…
Aslında, onun “Dünün Yalanı“ yeteneği, bir önceki denemede aldattığı oyuncuların inançlarından herhangi birini seçmesine izin veriyordu.
Başka bir deyişle, Cheng Shi geçen denemedeki takım arkadaşlarının inançlarından herhangi birini seçebilirdi.
Yine de [Kaos]’u seçmişti.
[Kaos] ve [Düzen]’in can düşmanı olduğunu belirtmekte fayda vardı.
Ve [Kaos] takipçileri pek de iyi bir şöhrete sahip değillerdi. Pek çok kişi tarafından sevilmezlerdi.
Ama Cheng Shi tam da bu yüzden onu seçmişti.
Çünkü daha tartışmalı bir konu, herkesin dikkatini başka yöne çekerdi.
Herkes onun inancına odaklandığında, puanı hakkındaki yalanı doğal olarak fark edilmeden aradan sıyrılacaktı.
2400 ve 2500 puanlık oyuncularla dolu bir denemede Cheng Shi, gerçek puanının 2100 olduğunu ifşa etmeyi göze alamazdı.
Bunun tek sonucu anında ölüm olurdu; muhtemelen tam karşısında duran ve onun “aptallığı“ yüzünden onu öldürmekten çekinmeyecek olan Ahmak Avcısı’nın ellerinde can verirdi.
Ne de olsa bir [Ahmaklık] takipçisinin gözünde, düşük bir puan cehaletin işaretiydi.
Ve Ahmak Avcıları —şimdi yiğidi öldür hakkını yeme— ahmakları avlamak konusunda uzmandılar.
Düşük puanı hakkında yalan söylemek gerçek gücünü saklamasını sağlıyor, puanını hafifçe şişirmek ise hayatta kalmasını garantiliyordu.
İşte [Aldatma]’nın güzelliği buydu.
Cheng Shi bunu genç yaşından beri anlamıştı.
Ancak tüm bunları hesaba katmış olsa bile, bir sonraki saniyede olacakları tahmin edememişti.
Yasa Koyucu Fang Jue, Cheng Shi’nin kimliği hakkında daha bir şey söyleyemeden, onunla daha önce biraz etkileşime girmiş olan suikastçı kadın Yunni, aniden önünde belirdi ve parıldayan hançerini bir kez daha boğazına dayadı.
Cheng Shi şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı ama sakinliğini koruyarak kıkırdadı:
“Adem elmamı çok mu sevdin? İstiyorsan senin olsun?“
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.