Bölüm...
Action, Adventure, Comedy, Fantasy, Horror, Mystery, Novel, Psychological, Psychological Thriller, Supernatural

Bölüm 1

Doğum
Yazar: Brauns Show Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.155

“Doktor! Doktor! Doğuruyorum galiba!”




Loş ışıklı klinikte, kanlar içindeki bir kadın acıdan çığlıklar atıyor, paslı bir doğum koltuğuna bağlı halde debelenip duruyordu.




“Çabuk ol! Doktor, gel de bir bak, bebek geliyor!!”




“Neden yanıma gelmiyorsun? Doktor! Doktor?! Gerçekten doktor musun sen?? Arkana dön de bir bak!!!”




Hamile kadının feryatları gitgide daha da tizleşiyor, çırpınışları çılgınca bir hal alıyordu; ancak hemen yanı başında duran doktor arkasını dönüp bakma zahmetine bile girmeden, sadece başını sallayarak gayet sakin bir sesle cevap verdi:




“Tamam, tamam, geliyorum, acele etme. Doğum aletlerini hazırlıyorum. Hanımefendi, çocuğunuzun doğar doğmaz yere kapaklanmasını istemezsiniz, değil mi?”




Bu sözler, gitgide aklını kaçıran kadın üzerinde ölümcül bir etki yaratmış gibiydi. Çılgınca enerjisi bir anlığına duruldu; kan çanağına dönmüş gözleri yavaş yavaş berraklaştı. Mekanik ve ağır hareketlerle bakışlarını karnına çevirdi ve sersemlemiş bir halde mırıldandı:




“Çocuk… Evet, çocuk… Çocuk yere düşmemeli. Doğurmam lazım, çocuk yere düşmemeli…”




Bu cümleyi defalarca, üst üste tekrarladı ve duyguları gitgide yatıştı. Çok geçmeden klinik yeniden sessizliğe gömüldü; içeride sadece birbirine çarpan metallerin çıkardığı o çınlama sesi yankılanıyordu.




Bu ses, doktorun doğum aletlerini dövme sesiydi.




Doktorun ellerinden yükselen küçük kıvılcımlar, loş odayı anlık parıltılarla aydınlatıyordu.




Hamile kadının dikkati bu kıvılcımlara kaydı. Karnını tutarak doktorun sırtına doğru baktı; gözleri yavaş yavaş kızarıyor, yüz ifadesi gitgide daha da çarpık bir hal alıyordu.




“Doktor! Ne yapıyorsun sen? Ne yapıyorsun!?”




“Ben mi? Söylemiştim ya? Doğum aletlerini hazırlıyorum. Klinik son zamanlarda çok yoğun, bütün hemşireler başka yerlerde yardımcı oluyor, bu yüzden bu tür ufak tefek işleri kendim halletmek zorundayım.”




Doktor konuşurken arkasını döndü ve kadına az önce kendi elleriyle yaptığı kaba, çelik bir testereyi gösterdi. Yüzünde güneş gibi parlak, neşeli bir gülümseme belirdi; eserinden gayet gurur duyarak şöyle dedi:




“Bakın, hazır.”




Kadın testereyi gördüğü an kasılmaya başladı; çırpındıkça paslı koltuğun deri kayışlarından gıcırtılar yükseliyordu. Bacaklarını çılgınca tekmeliyor, etrafa kan sıçratıyordu.




“Ne yapmayı planlıyorsun sen! O bir doğum aleti değil! Ne yapmaya çalışıyorsun!!”




“Hanımefendi, lütfen daha yakından bakın. Bu gerçekten de bir doğum testeresidir.”




Doktor, elindeki testereyle kadına doğru yaklaştı. Bakışları, sanki bir sanat eserini hayranlıkla süzüyormuş gibi testerenin düzensiz dişlerinde gezindi ve şaşkınlıkla dilini şaklattı:




“Bu, ’SCIENCE’ dergisinde yayımlanan en son doğum teknolojisi. Bu testereyi kullanarak karnınızı yardığımızda, çocuğunuz doğum koltuğuna kusursuz bir şekilde doğacak; böylece normal doğumda çocuğun yere düşme trajedisinin önüne geçilecek ve enfeksiyon riski azalacak;


Ayrıca keskin dişler kesiği genişleterek, doğum sırasında yetersiz alan yüzünden çocuğun kafasının sıkışmamasını sağlayacak.”




Doktor yüzünde bir tebessümle gözlerini kısarak, elindeki aletle kadının karnını hizaladı:




“En önemlisi de, bu yöntemin şu ana kadar sıfır olumsuz yorum almış olması.”




“Çocuk… Güvende… Çocuğum… Güvende olacak…”




“Evet hanımefendi, içiniz rahat olsun. Bu klinikteki en deneyimli doğum doktoru benim, çocuğunuzun güvenliğini kesinlikle sağlayacağım.”




İçi rahatlayan kadın aniden heyecanlandı, karnına hafifçe vurarak istekle üsteledi:




“Çabuk! Çabuk, doğurt beni! Çocuğum geliyor! Acele et doktor!! Çabuk!”




“Size hizmet etmek benim için bir onurdur.”




Doktor kaba çelik testereyi tuttu, elleri son derece sakindi; ardından aleti ustalıkla kadının teni boyunca yukarı doğru kaydırdı.




“Şşşt—”




İnce bir kan çizgisi yukarı doğru kıvrıldı ve olgun bir karpuz gibi, kadının karnı tek bir hamleyle ikiye ayrıldı.




Ve hemen ardından!




“Güm—”




Kadının ağırlaşmış bedeni, patlamış bir balon gibi infilak ederek etrafa kan fışkırttı. Henüz ölmemişti.




Acı içinde çığlıklar atıyor, uzuvları sağa sola savruluyor, doktora kin ve dehşet dolu bir bakış fırlatarak çılgınca bağırıyordu:




“Ne yapıyorsun? Ne yapıyorsun!? Beni öldürmek istiyorsun! Çocuğumu öldürmek istiyorsun!!”




Doktorun her yeri kana bulanmıştı, ancak yüzü tuhaf bir şekilde tertemiz kalmıştı. Testereyi yüzünden nazikçe uzaklaştırarak yeniden gülümsedi ve hastasını teselli etti:




“Hanımefendi, böyle söylemeniz beni gerçekten çok kırıyor. Ben sizi ve çocuğunuzu kurtarıyorum. Bakın, çocuğunuz… sapasağlam doğdu.”




Kadının çılgınca hareketleri bıçak gibi kesildi. 




Yüzüne aşırı bir sevinç dalgası yayılarak karnına doğru baktı; ancak o kan gölünün ortasından kendisine bakan, kırpışan bir çift iri ve kapkara göz gördü.




Bu gözler inanılmaz derecede berrak ve büyüleyiciydi. Eğer kıvranan bir dokunaca bağlı olmasalardı, belki de çok daha sevimli görünebilirlerdi.




Ahtapot benzeri bu canavara bakan doktor, her şeyi biliyormuşçasına gülümsedi ve övgüyle konuştu:




“Bakın, çocuğunuz ne kadar da sağlıklı; gözleri pırıl pırıl, hayat dolu. Şey… açıkçası… tam bir iri gözlü çocuk.”




Kadının sevinci bu tuhaf övgü karşısında bir anlığına donsa da, bu durum çocuğuna karşı taşan sevgisini göstermesine engel olmadı. Çökmüş gözlerinden, sevinç dolu siyah gözyaşları süzüldü.




“Çocuğum! Benim çocuğum!!”




“Evet, sizin çocuğunuz.”




“Çocuğumu bana getir! Bebeğimi görmek istiyorum! Erkek mi, kız mı?”




Bunu duyan doktorun gülümsemesi soldu, yüzünde hafif bir tereddüt belirdi.




Bir ahtapot dokunacına illa ki bir cinsiyet yüklemek gerekirse…




“Tebrikler hanımefendi, o… şey… oldukça donanımlı bir erkek çocuğu.”




Gerçekten de bir uzantısı vardı; hatta aslına bakılırsa, kendisi zaten bir uzantıdan ibaretti.




“Bir erkek mi… erkek mi!?”




Kadının ses tonu yeniden yükseldi. Ağır yaralarına rağmen hiçbir şey onun kıvranmasını ve debelenmesini durduramıyordu. Kan lekeleriyle kaplı, avurdu çökmüş yüzüne o eski çılgınlık geri döndü.




“Neden erkek! Nasıl erkek olabilir?! Onun kız olması gerekiyordu! Sensin! Kesinlikle senin doğum tekniğinde bir sorun var! Sensin!! Seni şarlatan doktor!”




Belki de annesinin öfkesini hisseden kan gölündeki yeni doğan, masumca gözlerini kırpıştırdı.




Bilirsin ya, vücuda bakmayıp sadece gözlerini süzersen, aslında bir nevi sevimliydi.




Bu absürt sahneyi izleyen doktor başını salladı ve iç geçirdi:




“Hanımefendi, bilmelisiniz ki bir çocuğun cinsiyetini doktor değil, ebeveynleri belirler. Belki de bunu çocuğun babasına sormanız gerekir.”




“Çocuğun babası mı…” Kadının gözleri bir anlığına boşluğa daldı, ardından aniden haince ve alaycı bir kahkaha patlattı.




“O gitti… Onu yedim… Hahaha, öldü! O adam, çocuğun annesi olmak istiyordu… Buna layık değildi, sadece ben anne olabilirim…”




“…Öhö… ne?”




“O gitti… bulunamaz… hahaha, ortadan kayboldu… 




Çocuğun annesi benim!”




Doktorun zihinsel süreci bir anlığına duraksamış gibiydi.




Ancak mesleki eğitimi hızla devreye girdi ve burada bir iş fırsatı görerek, hafif bir heyecanla kaşlarını kaldırdı:




“Eğer mesele sadece ölümden ibaretse, kliniğimiz ölülerle iletişim kurmak için özel bir hizmet sunuyor. Çocuğunuzun neden erkek olduğunu ona sormak için hala bir şansınız var.




Tabii bu hizmet biraz pahalı olabilir. Ama inanıyorum ki, çocuk uğruna her şeye değer…”




Sanki bu anlaşmayı bağlarsa büyük bir ikramiye kazanacakmış gibi, hizmeti hararetle pazarlıyordu.




Belki de doktorun samimiyetinden etkilenen kadının gözlerinde birkaç kez kötülük ve kafa karışıklığı gidip geldi, en sonunda bir zombi gibi başını salladı.




“Çocuğum bir açıklamayı hak ediyor. Ne yapmam gerekiyor? Çabuk ol doktor, ona sormam lazım!”




“Çok iyi, hanımefendi. İlk olarak, lütfen gözlerinizi kapatın.”




Kadının tereddütle gözlerini kapatmasını izleyen doktorun yüzünde sinsi, uğursuz bir sırıtış belirdi.




Çelik testereyi kaldırdı ve tırtıklı dişlerini bir kez daha kadının boynuna hizaladı.




“Şimdi derin bir nefes alın… Evet, çok güzel, başınızı arkaya doğru eğin, evet, boynunuzu biraz daha yukarı kaldırın, güzel, acele etmeyin, birazdan…”




“Şşşt…”




Doktorun eli hafifçe titredi.




Küt… Yere bir şey düştü. Kan fışkırdı ve beyaz duvarlarda muazzam, kıpkırmızı bir desen oluşturdu.




“Pekala… Ufak bir aksiliğe rağmen ameliyat başarıyla tamamlandı. Hanımefendi, artık çocuğunuzun babasını arayabilirsiniz.”




Doktor dilini şaklattı, kana bulanmış ellerini rahat bir tavırla beyaz önlüğüne sildi ve yerdeki kafaya bir göz attı.




“Aman, epey korkunç.”




Kafayı hızla bir kenara tekmeledi, ardından çelik testereyi yeniden kaldırarak dikkatini hastanın bedenindeki dokunaca çevirdi.




O kocaman gözler, durumun farkında değilmişçesine ya da belki de sadece bir bilinci olmadığı için kırpışmaya devam ediyordu.




“Bahsettiğim gibi, bu hizmet biraz pahalıdır ve anneniz henüz ödeme yapmadı. Ama bir süre daha geri gelemeyebilir. Bu yüzden… Ödemeyi onun adına siz yapmak ister misiniz?”




Henüz bilinci tam yerine gelmemiş olsa da ölümün yaklaştığını hissederek içgüdüsel bir çabayla çırpındı.




Ancak doktora göre bu çırpınış, daha ziyade bir davetti. Kesme tahtasındaki balık ne kadar enerjik bir şekilde kıvranırsa, balıkçı da satırını o kadar şevkle indirir.




“Şşşt—”




Doktor, hiç tereddüt etmeden varlığın gövdesini delip geçti. Yeni filizlenen dokunaç acıyla kasıldı ve çok geçmeden, bir zamanlar sevimli olan o gözler ışığını kaybederek hareketsiz kaldı.


Doğduğu gün, aynı zamanda ölümü de kucakladığı gün oldu.




“Alışveriş tamamlanmıştır, bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz!”




Doktor, elindeki testereyi bir kenara fırlatıp zarifçe eğilerek selam verdi ve arkasına bile bakmadan o loş odayı terk etti.




[Tek Oyunculu Deneme (Artıklar [Doğum]) Meydan Okuması Başarılı]




[Skor ve Ödül Hesaplaması Devam Ediyor…]




[Oyuncu: Cheng Shi, Performans Skoru: S]




[Elde Edilen Yiyecek: Parmak Çöreği (C) X5]




[Elde Edilen Yiyecek: Konserve Balçık İçeceği (C) X5]




[Elde Edilen Yiyecek: Sahte Göz Küresi Keki (B) X1]




[Tanrılığa Giden Yol +0, Yükseliş Merdiveni +0] (Tek oyunculu denemeler skoru artırmaz)




[Mevcut Tanrılığa Giden Yol Skoru: 2104, Küresel Sıralama: 499.713]




[Mevcut Yükseliş Merdiveni Skoru: 156, Kader Sıralaması: 74]




[Deneme Tamamlandı, Yakında Çıkış Yapılacak]




「Tanrılar ve Yolları, Sınıflarıyla alakalı bilgilerin özeti için Patreon sayfamda sözlük mevcuttur.」

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi