Bölüm 1
Bölüm 1:
Yönetici: Goyo, bir koçluk pozisyonu açıldı. İstediğin zaman gelebilirsin.
SGY: Oyuncu-nim, burası Day News Sagongyeon. Bir röportaj ayarlamamız mümkün olur mu...
Saati kontrol etmek için telefonumu açtığımda, bana bakan okunmamış mesaj bildirimleriyle karşılaştım.
Profesyonel oyunculuktan emekli olmamın üzerinden yıllar geçti, hâlâ bana “Oyuncu-nim“ diye sesleniyorlar.
Yönetici bu zamana kadar çoktan vazgeçmiş olmalıydı ama mesajlar her zamanki gibi inatla gelmeye devam ediyordu.
Bir anlığına elimi süzdüm.
Kazadan dört yıl sonra, dışarıdan bakıldığında gayet sağlıklı görünüyordu — günlük hayatta da hiçbir sorunu yoktu.
Sadece artık profesyonel oyunculuk yapamıyordu.
Alışkın bir rahatlıkla bildirimleri kaydırıp geçtim ve yalnızca canlı yayın anlık bildirimlerini açık bıraktım.
En sevdiğim M-Tuber’ın yayını başlamak üzereydi. Zaten okumayacağım mesaj bildirimlerine vakit ayıracak halim yoktu.
Bilgisayarımı açtım, canlı yayına bağlandım ve hemen bir bağış attım.
Takma adım ve bağış mesajım, sohbet penceresinde kocaman harflerle belirdi.
M-Tuber yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana seslendi.
“Közlenmiş Kestane-nim! Hoş geldiniz!“
[Közlenmiş Kestane: Selam]
Selamım, coşkulu izleyicilerin mesaj seli altında hemen kaybolup gitti.
[LÜTFENBENİKURTARINLÜTFENBENİÇIKARINBUNUYENEMİYORUM]
[BUNUDAHAFAZLAYAPAMAYACAĞIMHEHEHEHHEHEHEHEHEHE]
[ÖZÜRDİLERİMÖZÜRDİLERİMÖZÜRDİLERİMÖZÜRDİLERİM]
[ÖLÜYORUMACIYORACIYORACIYOR]
[SONUNASILSONUNASILSONUNASIL]
Sevdiğim M-Tuber’ın pek fazla izleyicisi yoktu.
Zar zor birkaç düzine insan vardı ama hepsi sadık müdavimlerdi; sohbet, bu boyuttaki diğer yayınlardan çok daha aktifti.
Bir başka tuhaf şey daha vardı: Çoğu küçük yayında izleyiciler birbirleriyle sosyalleşme eğilimindeyken, burada kimsenin kimseye aldırdığı yoktu.
Hepsi M-Tuber’dan istediklerini talep etmekle o kadar meşguldü ki.
Ki bu aslında hoşuma gidiyordu. İstenmeyen ilgi olmaması rahatlamamı sağlıyordu.
“Sizi bekliyordum, Közlenmiş Kestane-nim.“
[Közlenmiş Kestane: Ben de yayını bekliyordum.]
Ve her şeyden öte, bu M-Tuber’ı gerçekten çok seviyordum.
Utanarak hafifçe gülümsedim ve mesajı gönderdim.
On dokuz yaşında profesyonel oyuncu olarak çıkış yapmış, güzel bir kariyer inşa etmiş ve emekli olmuştum.
Kaza yüzünden zorunlu bir emeklilikti ve bir gecede işsiz kalmak inanılmaz derecede sıkıcıydı.
Bu yüzden sıkıntımı giderecek bir şeyler aradım ve kendimi oyunlarda buldum.
Her türlü çevrimiçi oyuna daldım, sonra paket oyunlara geçtim — AAA yapımlar, bağımsız oyunlar, hiçbir ayrım yapmadan hepsini yutup bitirdim.
İşte tam da zevkime uyan bir bağımsız oyunu böylece keşfettim.
Her sonu görmek için iki gece üst üste uykusuz kaldım ve doğal olarak yapımcının diğer oyunlarını araştırmaya başladım.
Bu da beni yaratıcının canlı yayınına sürükledi.
Bu iki yıl önceydi.
Yapımcının müdavim izleyicilerinden biri olarak muazzam bir ayrıcalığın tadını çıkarıyordum: Geliştirilmekte olan oyunları test etmek.
Tek başına bir geliştirici olduğu için, oyunları hep piksel sanat tarzında bağımsız yapımlardı.
Ama yaratıcı kurguları ve hikâyeleri, oynadığım diğer tüm oyunlardan çok daha sürükleyici kılıyordu onları.
Türler çeşitliydi — asla örtüşmüyorlardı — ve tüm oyunlar tek, devasa bir dünya içinde birbirine bağlıydı.
Yani Arşiv dünyası.
İki yıldır, yapımcının bana verdiği oyunları test ediyor ve onların dünyasında harika vakit geçiriyordum.
Bu sefer ne tür bir oyun yapmış olabileceğini merak ederek sohbete yazdım.
[Közlenmiş Kestane: Bana verdiğin son oyun gerçekten çok eğlenceliydi.]
“Gerçek sonu bulacağını biliyordum, Közlenmiş Kestane-nim.“
Gerçek sonu geçtiğimi nereden biliyordu?
Bir anlığına gözlerimi kırptım.
Ama bana verdiği her oyun için tüm sonları görmek üzere sabahlara kadar uyanık kaldığımı bildiğinden, bu o kadar da tuhaf değildi.
Şaşkınlığımı silkip attım ve sordum.
[Közlenmiş Kestane: Bugün ne tür bir oyun var?]
M-Tuber, mesajımı izleyicilerin çılgın sohbet seli arasından çekip çıkardı ve sırıttı.
“Hmm, bugün oyun yok.“
Sonra aniden yüzünü kameraya yaklaştırdı.
Yüzü ekranı kapladı ve ben istemsizce geriye yaslandım.
M-Tuber’ın gözleri ışıklar altında parlıyordu ve fısıldadı.
“Ve bundan sonra da olmayacak.“
Yüreğim ağzıma geldi.
“Oyun yok mu?“
Bu M-Tuber sayesinde her türlü oyunun tadına varmış biri için bu, gökten düşen bir yıldırım gibiydi.
Şoktan donup kalmış benden farklı olarak, M-Tuber bugün garip bir şekilde heyecanlı görünüyordu.
Sanki piyangoyu kazanmış gibi.
[OYUNYOKMU? OYUNYOKMU? ÇIKABİLİRMİYİM? BIRAKINGİDEYİM?]
[DIŞARIÇIKMAKİSTİYORUMÖZÜRDİLERİMLÜTFENBENİKURTARIN]
[Zaten bitti mi? Sıkıcı.]
[SONUNDASONUNDAÖLDÜÖLDÜÖLDÜ]
İzleyicilerin sohbeti, M-Tuber’ın bomba etkisi yaratan sözleriyle kontrolden çıktı.
Mesajların gürültüsü arasında parmaklarımı güçlükle hareket ettirebildim.
[Közlenmiş Kestane: Bu çok yazık... Nedenini sorabilir miyim?]
“Çünkü artık bitti.“
M-Tuber’ın sesi tamamen kaygısız tınlıyordu.
“Her şey için teşekkürler. Hepsi sizin sayenizde, Közlenmiş Kestane-nim.“
Yayınları tamamen bırakacağını mı söylüyordu?
Oyun yapmaya devam edecek miydi? Yoksa onu da mı bırakacaktı...?
Bağımsız geliştiricilerin çeşitli sebeplerle bırakması yaygın bir şeydi.
Ama çok yazık olacaktı. O, dâhi bir yeteneğe sahip bir yaratıcıydı.
Bu yayının izleyicilerinin onun oyunlarını ne kadar sevdiğine bakın.
Birkaçını erken erişim falan olarak yayınlayamazlar mı?
Zaten cilalanmış birkaç oyunu olduğunu bildiğim için dudağımı ısırdım.
Detayları sormak için bir mesaj yazmaya başladım, sonra duraksadım.
Olamazdı ama ekranın diğer tarafındaki M-Tuber’ın tam olarak bana baktığını hissettim.
M-Tuber doğrudan kameraya bakıyordu ve dudaklarını yana doğru kocaman bir gülümsemeyle gerdi.
Tam o anda, burnumdan sıcak bir his patladı, burnum kanıyordu..
“Öh...“
Gözlerim yandı ve zonklayan bir baş ağrısı kafatasımı yardırıyor gibi oldu.
Sabahlara kadar uyanık kalıp ardından hemen yayını izlemekten miydi?
Peçete bulmak için ayağa kalktım ve bir ses duyuldu.
“Közlenmiş Kestane-nim şimdiye kadar tanıdığım en iyi izleyicisin. Eğer bu sensen, başarabilirsin. Çünkü seni ben buldum ve bunu doğruladım.“
Sonunda bir peçete buldum, burnumu tıkadım ve ekrana geri döndüm.
M-Tuber hâlâ doğrudan kameraya bakıyordu.
“Bundan sonra, ben senin izleyicin olacağım, Közlenmiş Kestane-nim.“
Az önce söylediklerinin hiçbiri mantıklı gelmiyordu. Burnumu bastırıp tek elle yazdım.
[Közlenmiş Kestane: Ne demek istediğini anlamıyorum.]
“Sabırsızlanıyorum. Çok uzun zamandır bekliyordum. Çok, çok, çok, çok uzun zamandır.“
Bu noktada, M-Tuber’ın başının ciddi şekilde dertte olduğunu görmezden gelemezdim.
Sarhoş gibi görünmüyordu. Sakın bana uyuşturucu olduğunu söyleme...?
Eski bir izleyici olarak yayını sonlandırması gerektiğini yazmak üzereydim ki —
“Pekâlâ, başlayalım mı?“
Adımı söyledi.
“Han Goyo.“
Ona daha önce hiç söylemediğim bir isim.
“Hı?“ demek için ağzımı açtım ve tüm dünya eğilip büküldü.
Bir dakika önce orada olan son derece normal stüdyo dairem çarpıtıldı, eriyip buruşarak lekeli floresan renklere büründü.
Neşeli bir zil sesi duyuldu ve gözlerimin önünde bir sistem penceresi belirdi.
Oyuncu ’Han Goyo’ adını Akasha’ya duyurdu!
Mevcut tanınırlık: %0.01
Anlaşılmaz içeriklerle dolu sistem pencereleri görüşümü engelleyerek peş peşe fırladı.
En son sistem penceresini okudum ve bilincimi kaybettim.
Sen ’Dünya’ gezegeninin Sistemi’sin.
Eski bir hoparlörden bir yaylı çalgı sesi yankılandı.
Uzun, bitmek bilmeyen notalar arasına karışıp duran o gıcırdayan sese kaşlarımı çattım.
İnleyerek gözlerimi açtım.
Önümdeki manzara şimdiye kadar gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu.
Renkli bir iç tasarım kaleydoskopu. Kocaman, sevimli bir karakterin olduğu bir duvar resmi. Noel ağacı kadar yüksek istiflenmiş oyuncak paket kutuları.
Nasıl bakarsam bakayım, burası stüdyo dairemle kıyaslanmayacak kadar farklı bir yerdi.
Bir tür oyuncak fabrikasına benziyordu.
Şakaklarıma bastırdım, baş ağrısı hâlâ hafifçe devam ediyordu ve etrafımı tekrar taradım.
Tepede yuvarlak, samimi bir tipografiye sahip bir tabela asılıydı.
Harfler çok tanıdıktı. Gözlerime inanamadığım için onları yüksek sesle okudum.
“<Mutlu Gülümseme Fabrikası>...?“
Hızla daha önce göz ucuyla gördüğüm karakter duvar resmine baktım.
Mutlu Gülümseme Fabrikası’na hoş geldiniz!
Biz sizi mutlu edecek oyuncak arkadaşlarınızız!
Hep birlikte haykırın! Mutlu Gülümseme!
Sevimli sloganlı çocuk oyuncakları mutlu gülümsemelerle parlıyordu.
Soğuk bir ter ensesimi sırılsıklam etti.
Çünkü <Mutlu Gülümseme Fabrikası>...
...en sevdiğim yapımcının yaptığı bir oyundu.
Yapımcı beni kaçırıp kendi oyununa benzeyen bir yere mi kapatmıştı?
Aklıma yatabilecek en mantıklı teori buydu, ama hiçbir mantığa uymuyordu.
Emekli bir profesyonel oyuncu — işsiz bir hiç — kim kaçırır ki? Dünyanın en anlamsız suçu.
Doğaüstü bu durum karşısında donup kalmış haldeydim, sonra yavaşça yerden doğruldum.
“...Vay canına.“
Hareketimin ortasında durdum ve giydiğim şeye bakarak içi boş bir kahkaha attım.
Bir <Mutlu Gülümseme Fabrikası> üniforması giyiyordum.
Parlak yeşil iş kıyafetlerinin göğsünde Mutlu Gülümseme logosu olan bir isimlik vardı.
Çalışan: Közlenmiş Kestane
İşlemeli isimliği parmağımla kazıdım ama sıkı dikilmişti, çıkmıyordu.
İşe yarar bir şey var mı diye ceplerimi yokladım, ama tozdan başka bir şey yoktu.
Gerçi kemerimde asılı bir el feneri kılıfı vardı
Tıpkı oyunun girişindekiyle aynı başlangıç.
“Bu delilik.“
Küfür kendi kendine ağzımdan döküldü. Elimle yüzümü sıvazladım.
<Mutlu Gülümseme Fabrikası>, yapımcının oynadığım ilk oyunuydu.
Oyuncu bir oyuncak fabrikasında uyanır, kayıp anılarını ve fabrikanın gizli sırlarını arar ve kaçar.
Sorun oyuncaklardı.
Buradaki oyuncaklar yetişkinlerden nefret eder. Fabrikaya izinsiz giren herhangi bir yetişkini — yani oyuncuyu — ortadan kaldırmaya çalışırlar.
Yani eğer bu durum <Mutlu Gülümseme Fabrikası>’ndaki gibi gelişirse...
Katil oyuncaklardan kaçınmalı ve fabrikadan çıkmalıydım.
Eğer bu büyüklükte bir fabrikayı kuracak kadar deli biri varsa, muhtemelen oyuncak maskeleri takmış katilleri de hazırlamışlardır.
Ne yapmalıydım?
Sağduyuyu terk edip bir manyak gibi düşünmeye çalıştım.
İlk olarak, bunu oyunu oynamak gibi görmem gerektiğini düşündüm.
Çünkü oyuna göre hedef fabrikadan kaçmaktı.
Lobiyi dikkatlice geçerek ilerledim. Tam içeri girmek üzereyken —
GÜM!
Fabrikanın derinliklerinden devasa bir patlama koptu.
Oyuncaklar çoktan harekete mi geçti?
Öyleyse, burada kalmak işe yaramayacaktı.
Turnike kapısının üzerinden atladım ve içeri koştum.
Toz bulutları yükselip görüşümü engelledi. Kolumla burnumu kapatmış, saklanacak bir yer arıyordum ki —
Aniden boğazım sıkıca kavrandı ve bedenim yerden kesildi.
“Gah!“
Nefes boruma dayanan sert plastik beni boğuyordu — bir an çırpındım, sonra beni yere bıraktılar.
Telaşlı bir ses duyuldu.
“Ne — bir sivil mi?“
Toz dağıldı ve beni kimin boğduğunu görebildim.
Kısa saçlı, ufak yapılı ve keskin hatlara sahip bir kadın. Güzeldi.
Yanında aynı iş üniformasını giyen bir adam duruyordu.
Gözlerimiz buluştu ve dikdörtgen bir sistem penceresi belirdi.
’Mo Haein’i keşfettiniz!
’Mo Haein’ kaydedilebilir bir karakter. Kaydetmek ister misiniz?
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.