Bölüm 135
Bölüm 135 – Birlikte Yaşamak
Çeviri: Raban
Harper onları şatonun içinde gezdirirken burada uyulması gereken kuralları ve belli başlı bazı gelenekleri de birer birer anlatıyordu. Konuşkan ve cana yakın biriydi; bu yüzden Sunny işin aslını kısa sürede kavradı.
Genel olarak her şey oldukça basitti. Birlikte yaşamanın temel kurallarını çiğnemedikleri sürece istediklerini yapmakta özgürdüler. Yalnızca birkaç küçük kısıtlama vardı. Mermer hisarın bazı bölümleri herkese açıktı, bazılarına ise yalnızca Gunlaug’ın maiyetindekiler girebiliyordu. Bu yerler, yüksek bir kulenin çevresine dolanmış yılan simgesiyle işaretlenmişti.
Yürürlerken Sunny, aynı simgenin işlendiği birkaç kaba duvar halısı gördü. Halıların zemini siyahtı; ortalarına beyaz, stilize bir kule ve onun çevresine dolanmış altın bir yılan işlenmişti. Sunny, bunların sırasıyla Karanlık Şehir’i, Parlak Şato’yu ve şatonun efendisini temsil ettiğini düşündü.
Bunun dışında bilmesi gereken pek bir şey yoktu. Yiyeceğin, suyun ve diğer ihtiyaçların nereden, ne zaman alınacağını öğrenmeleri yeterliydi. Harper’ın son olarak anlattığı şey ise hisardaki diğer insanlara nasıl davranmaları gerektiğiydi.
“Buradaki insanlar çok iyidir ama yine de bir araya kibar olmanız gerekir. Özellikle de muhafızlar ve avcılarla konuşurken. Onlar bizi koruyor, ihtiyaçlarımızı karşılamak için hayatlarını tehlikeye atıyorlar. Bu yüzden saygımızı hak ediyorlar. İçlerinden biriyle… şey olursa… demek istediğim bir yanlış anlaşılma yaşarsanız, taşıdıkları yükü göz önünde bulundurun. Demek istediğim buydu.”
Sunny sıska gence karanlık bir bakış attı ve bu sözleri zihninde şöyle tercüme etti:
‘Gunlaug’ın adamlarına bulaşmayın. Onlar size bulaşırsa da oturup sessizce sineye çekin.’
Çok hoş.
Bu sırada şatonun içinde insanların nasıl yaşadığına da göz atma fırsatı oldu. Beklediğinin aksine, kimse ezilmiş ya da perişan görünmüyordu. Hatta herkes aşağı yukarı hâlinden memnun gibiydi; gündelik işlerini rahatça sürdürüyorlardı.
Elbette yüzlerinde endişenin, stresin ve baskının izleri de vardı. Ama gerçek dünyadaki insanlar için de aynı şey söylenebilirdi. Genel olarak bakıldığında şatoda yaşayanlar şaşırtıcı derecede… normal görünüyordu.
‘Sanırım insanlar her şeye alışıyor.’
Değişen Yıldız’ın ona öğrettiği gibi, uyum sağlamak en büyük güçtü.
Az da olsa bir düzen bulunduğu sürece insanlar bir yolunu bulurdu. Görünüşe bakılırsa kadim hisarın zalim efendisi, ne kadar nefret edilesi biri olursa olsun, Unutulmuş Kıyı’da mahsur kalan Uyuyanlara ihtiyaç duydukları düzeni sağlıyordu. Effie’nin, o herifin burayı bir arada tutan tek şey olduğuna dair sözleri Sunny’nin zihninde yankılandı.
‘Belki de… bu kötülükte bir gerekliliktir?’
Sonunda şatonun en batıdaki kuleye ulaştılar. Burası gerçekten de büyük ölçüde boş ve sessizdi. Uzaklarda yükselen Kızıl Kule’nin huzursuz edici görüntüsü yüzünden burada kalmak isteyen pek kimse yok gibiydi.
Ama bu kule ikisi için biçilmiş kaftandı. Cassie zaten hiçbir şey göremiyordu. Sunny ise gölgelere karşı hassasiyeti yüzünden Kızıl Kule’nin varlığına çoktan alışmıştı. Üstelik şu anda kulenin bütün pencereleri kapalıydı; dolayısıyla dışarısı görünmüyordu.
Harper birden durdu ve biraz mahcup bir sesle sordu:
“Ah, şey… sormayı unuttum. Bir oda mı istiyordunuz, yoksa iki oda mı?”
Sunny de Cassie de hiç düşünmeden aynı anda cevabı yapıştırdı:
“Bir.”
“İki.”
İkisi de oldukları yerde donup kaldılar ve dehşetle birbirlerine baktılar. Cassie kızarmıştı, Sunny’nin ise solgun yüzü daha da solmuştu.
Sunny’nin ikisi için tek oda istemesinin altında art niyet yoktu. Aylar boyunca birlikte kamp yaptıktan sonra, Cassie’nin yardıma ihtiyacı olduğunda yanında olmak artık onun için alışkanlığa dönüşmüştü. Daha da önemlisi, bu öngörülemez şatoda onu bir an bile gözünün önünden ayırmak istemiyordu. Buradaki hiç kimseye güvenmiyordu.
Ama şimdi, bu yeni şartlar altında, tek oda istemesinin bambaşka bir anlamı olabilirdi.
Oysa böyle bir şey kesinlikle yoktu!
‘Kesinlikle yok!’
Sunny boğazını temizleyip Harper’a döndü.
“Yan yana olursa iki oda. Bu mümkün değilse bir oda.”
Ürkekçe bir tepkiyle ensesini kaşıyan genç adam, şaşkın bir sesle cevap verdi:
“Şey… peki. Sanırım size yan yana iki oda bulabilirim. Beni takip edin.”
Bunu söyledikten sonra yürümeye devam etti.
Sunny, Cassie’ye kısa bir bakış attı, ardından başını iki yana sallayıp Harper’ın peşinden gitti.
‘Umarım beni yanlış anlamamıştır.’
Çok geçmeden sağlam bir ahşap kapının önünde durdular. Harper iki demir anahtarı Sunny’ye uzattı ve gülümsedi.
“İşte geldik. Odalar çok büyük değil ama gerçekten… şey, umm… rahattırlar. Güvenle geçireceğiniz ilk gecenin tadını çıkarın! Herhâlde uzun zamandır kendinizi güvende hissetmemişsinizdir. Ben de şatoya girmeden önce hiç güvende hissetmemiştim. Çok şükür o günler geride kaldı! Neyse, yarın güneş doğduktan bir saat sonra Ana Kule’nin büyük salonunda yemek verilecek. Orada görüşürüz!”
Son kez onlara baktı, mahcup bir şekilde gülümsedi ve uzaklaştı.
Sunny ile Cassie, garip bir sessizliğin içinde başbaşa kaldı.
Hâlâ biraz utanmış hisseden Sunny iç çekti.
“Umarım, demek iste…”
Cassie birden gülmeye başladı.
“Biliyorum. Sadece bunu söylemeni beklemiyordum. Dur, tahmin edeyim. Bu şatodaki tek bir kişiye bile güvenmiyorsun. O yüzden de hepsini benden uzak tutmak için gözünü bir an olsun üzerimden ayırmayacaksın. Aşırı korumacı, huysuz ve birazda şiddete meyilli bir ağabey gibi. Bildim mi?”
Gülümseyerek başını sağa sola çevirdi, ardından ekledi:
“Doğrusunu söylemek gerekirse ben de burada kendimi pek güvende hissetmiyorum. O yüzden teşekkür ederim! Gerçi burası bana bir oteli anımsattı. Annemle babam beni bir keresinde tatile, bir dağ oteline götürmüştü. Eski bir otelde kalmıştık. Şey, adı neydi ki… Overlı bişeydi? Overgaze miydi yoksa Overlook* muydu acaba...? Neyse, burası tıpkı o otele benziyor.”
Sunny sırıtıp başını salladı.
“Bence de… Ben hayatımda hiç otele gitmedim ama benim de aklıma gelen ilk şey buydu.”
Tabii söz konusu otelin yüzlerce Kâbus Büyüsü taşıyıcısıyla dolu olduğunu, sahibinin cani ve zalim bir adam olduğunu ve olurda başlarına bir şey gelirse çağırabilecekleri tek bir polisin bile bulunmadığını hesaba katmazsak.
‘Hah. Çok tuhaf…’
Sunny hayatının büyük bölümünü polislerden korkarak ve ne pahasına olursa olsun onlardan uzak durmaya çalışarak geçirmişti.
Ama şimdi, onları gerçekten çok özlüyordu.
***
*Ç.N.: Overlook Oteli; Stephen King’in Medyum (The Shining) romanında geçen ıssız dağ otelinin adıdır. Romanın Cinnet adında bir film uyarlaması da var.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.