Bölüm 59
Bölüm 59:
·
Zor bir bulmacanın birden fazla çözümü olduğunda, insanlar en basit olana yönelme eğilimindedir.
Genellikle fark etmedikleri şey ise, hangi çözümün en basiti olduğunu anlamaya çalışırken, sorunu aslında daha da karmaşık hale getirdikleridir.
Kataro’yu bulamayan Cheng Shi’nin elinde iki seçenek kalmıştı: Fang Jue ve Moxius.
Zorluk açısından bakıldığında, Moxius’a yaklaşmak Fang Jue’ya ulaşmaktan açıkça daha kolaydı.
Fang Jue bir katil olarak teşhis edildiği için, Kolluk Kuvvetleri Bürosu ve Yüksek Mahkeme şüphesiz onu en sıkı gözetim altında tutuyor olmalıydı.
Onunla görüşmek neredeyse imkansızdı.
Moxius ise farklı bir hikayeydi. Nerede olduğu öngörülemez olsa bile, Cheng Shi makul bir bahane bulduğu sürece kumar oynamak için hala bir şansı vardı.
Ve Cheng Shi’nin zaten bir bahnesi vardı. Tek yapması gereken onu biraz değiştirmek ya da abartmaktı…
Çoğu insan bu durumla karşılaştığında muhtremelen önce Moxius ile görüşmeye çalışırdı.
Ancak Cheng Shi çoğu insan gibi değildi. İkisiyle de doğrudan görüşme fikrini bir kenara bıraktı ve yaklaşımını değiştirdi — bunun yerine onların kendisini aramaya gelmesini sağlayacaktı.
Peki onların kendisini aramasını nasıl sağlayabilirdi?
Bu basitti…
Korku İndiğinde ile.
Cheng Shi bir ara sokağa süzüldü ve cübbesinin içinden yarı ilahi kalıntıyı çıkardı.
Uğursuz kırmızı parıltı her zamanki gibi büyüleyiciydi; [Ölüm] ve [Yozlaşma]’nın özü bıçağın etrafında dönüyor, omurgadan aşağı ürpertiler gönderecek kadar yoğun hissediliyordu.
Çözüm basitti. Eğer “gerçek suçlu“ yakalandıktan sonra kasabada birileri ölmeye devam ederse, bu durum yakalanan suçlunun gerçek büyük beyin olmadığı —ya da en azından, dışarıda hala başka bir katilin serbestçe dolaştığı— olasılığını doğururdu.
Yani şimdi tek ihtiyacı olan “şanslı bir hedef“ bulmaktı — ölümü Fang Jue’nun suçluluğu üzerinde şüphe uyandıracak ve Moxius’un soruşturmaya devam etme isteğini yeniden alevlendirecek biri.
Geriye kalan tek soru şuydu… o şanslı hedef kim olacaktı?
Cheng Shi, uygun bir kurban seçemeden bütün bir gün boyunca Solmayan Çiçek Kasabası’nın sokaklarında amaçsızca dolaştı.
Ay gökyüzünde yükselene kadar uygun birini bulamamıştı, ta ki kendini yeniden hanın yakınlarında bulup ozan Ardos’un içki arkadaşlarını fark edene kadar.
Tam da oradan ayrılıyorlar, başka bir mekana doğru yollanıyorlardı.
Cheng Shi sırıttı.
İşte orada.
Grubu hızla takip etti, boş sızlanmalarına gizlice kulak misafiri oldu.
“Katil yakalandığından beri geceler çok sessizleşti. Dürüst olmak gerekirse biraz sıkıcı.“
“Ardos’un buralarda olduğu eski günleri özlüyorum. Tabii ki hikayeleri korkunçtu ama en azından ilginçti.“
“Bence sen Ardos’un kendisini değil, parasını özlüyorsun.“
“Haha, ne fark eder. Konuşacak büyük bir haber olmayınca içki içmek bile yavan geliyor.“
“……“
Bu sarhoşlar, insanların yaşayıp ölmesini pek umursamayan, kaosla beslenen türden insanlardı. Tek dertleri, içki içerken konuşacak heyecan verici bir şeyler bulmaktı.
Başkaları onları bu duyarsızlıklarından dolayı hor görebilirdi.
Ama Cheng Shi değil. İçten içe onları övdü:
Ne kadar da mükemmel bir hedef müşteri grubu — insan onları öldürürken tereddüt ediyor.
Kapüşonunu başına daha sıkı çekti, adımlarını hızlandırdı ve grubun önüne geçerek yollarını kesti.
İrkilerek duran sarhoşların kafası karışmıştı ve sinirlenmişlerdi.
“Hey, derdin ne? Çekil yolumuzdan!“
“Kaybol be, beş paramız yok. Git Ardos’a sor — para onda.“
“Kimsin sen? Ne istiyorsun?“
Cheng Shi, yüzü kapüşonunun gölgesinde gizlenmiş halde hafifçe kıkıdadı ve cübbesinin yenine uzandı.
Küçük bir şey çıkardı ama hava net bir şekilde görmek için çok karanlıktı.
Sarhoşlar onun bu sessizliğine öfkelenmediler; aksine, bu durum ilgilerini çekti.
“O nedir? Bize bir şey mi satmaya çalışıyorsun?“
“Beşimizle tek başına baş edebileceğini mi sanıyorsun?“
“Hey dostum, aç elini de neyin var görelim. Eğer iyi bir şeyse, parasını ödemekten çekinmem.“
Tam da beklediğim şey!
Cheng Shi’nin dudakları sinsi bir gülümsemeyle kıvrıldı, kısık ve gizemli bir tonla konuştu:
“Oh, kesinlikle iyi bir şey. Ben bir simya eczacısıyım ve bu da son icadım. Ona ’Ölümün Sarhoş Uykusu’ diyorum.
Sadece tek bir doz seni bir ’rüya ölümü’ durumuna sokar. Dışarıdan bakıldığında gerçek ölümden ayırt edilemez — kalbin bile durur.
Yüksek Mahkeme’nin yargıçları bile aradaki farkı anlayamaz.
Ama!
Bu gerçek bir ölüm değildir, çünkü ’rüya ölümü’ durumundayken bile beş duyun sağlam kalır. Etrafındaki sesleri duyar, insanların dokunuşunu hisseder ve eğer gözlerini açık tutmayı başarabilirsen, etrafında olup biten her şeyi görürsün.
Etki 24 saat sürer ve hiçbir dış uyarıcı bunu bozamaz.
Kendi ölümünü yarat ve başkalarının korkusuna tanıklık et.
Nasıl? Denemek ister misiniz?“
Konuşmasını bitirir bitirmez Cheng Shi, sarhoşların nefeslerinin hızlandığını duyabiliyordu.
Kalp atışları sessiz gecede adeta savaş davulları gibi gümbürdü, havadaki heyecan elle tutulur cinstendi.
Yemi yutmuşlardı.
Tamamen yutmuşlardı.
Heyecan arayan bir grup sarhoş için bu, nihai uyuşturucuydu — adeta onlar için biçilmiş kaftandı.
Ve gerçekten de öyleydi.
Cheng Shi bunu az önce oracıkta uydurmuştu.
Boşluğa sunulan adak bir kez daha “kurbanı“ ortaya çıkarmıştı.
Aslında Cheng Shi’nin elinde birkaç parça şekerden başka bir şey yoktu. Ancak gözleri parlayan ve nefesleri ısınan bu sarhoşlar bakışlarını “haplara“ diktikleri anda, şekerler derin bir dönüşüm geçirdi.
Ölümün Sarhoş Uykusu — tamamlandı.
“Ne kadar!?“
“Kaç tane var?“
“Buraya gerçekten yalnız mı geldin?“
?
Dostum, bu tehlikeli bir düşünce.
Yalnız gelmiş olsam bile ne yapmayı planlıyorsun?
Beni soymayı mı?
Sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm ama ben bunları bedava vermeyi planlıyordum.
“Oh, eğer ilacı test etmeme yardım etmekle ilgileniyorsanız, tamamen ücretsiz.“
“Bedava mı?“
“Gerçekten mi?“
“Yani hepsini mi?“
Sarhoşların gözlerindeki soygun parıltısı söndü, yerini hevese bıraktı.
“Elbette,“ dedi Cheng Shi, elini açarak beş “hapı“ ortaya çıkarırken.
Tam yetecek kadar — her birine birer tane.
Sarhoşlar hiç tereddüt etmeden hapları elinden kaptılar ve her biri anında birer taneyi ağzına attı.
[Refah]’a övgüler olsun — kimsenin ölemediği bir kasabada, bir günlük simüle edilmiş ölüm deneyimi yaşamak nihai heyecandı.
“Etki etmesi ne kadar sürer?“
“Anında.“
Kelimeler ağzından çıktığı an, beş adam birer birer yere yığıldı.
“Küt, küt, küt, küt, küt.“
Gece yeniden sessizliğe büründü.
Kalpleri durmuştu ve vücut sıcaklıkları hızla düşüyordu. Tıpkı birer ceset gibi görünüyorlardı.
Cheng Shi gülümseyerek, yere düşen sarhoşlardan birini ayağıyla dürttü ve ardından onları yakındaki bir ara sokağa sürükledi.
Yarın uyandıklarında, Solmayan Çiçek Kasabası’nın yepyeni bir manşeti olacaktı ve bu kesinlikle daha fazla korku uyandıracaktı.
Görevi tamamlandıktan sonra Cheng Shi yüksek bir moralle hana geri döndü.
Sokaktaki varlığına dair herhangi bir ize gelince, bunları gizleme zahmetine girmemişti.
Yatağına uzanan Cheng Shi, zihni harıl harıl çalışarak tavana dik dik baktı:
Hadi bakalım Moxius, beni ne kadar çabuk bulabileceğini görelim.
Üçüncü gece.
Bir başka uykusuz gece.
Cheng Shi handa kalan son oyuncu olarak duruyordu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.