Bölüm 147
Bölüm 147 - Lonca Binası
Çeviri: Raban
Cassie gülümsedi, ancak ardından kaşlarını çattı.
“Ama Sunny… nerede olabilir ki, onu nasıl bulacağız?”
Sunny birkaç saniye düşündükten sonra omuz silkti.
“Bilmiyorum. Etrafta kavga dövüş var mı bir bakalım. Büyük ihtimal denk geliriz. Zaten burası çok da büyük değil.”
Merdivenlerden inip dış yerleşime girdiler. Sunny, kalabalığın arasında Nephis’in uzun boylu siluetini arayarak etrafına bakınıyordu. Dış yerleşimde zırhıyla gezen biri pek yoktu; bu yüzden Değişen Yıldız’ın hemen dikkatini çekeciğnden emindi.
Çok geçmeden etrafları derme çatma kulübelerle ve gözleri donuk, umutsuz insanlarla çevrildi. Bazıları ikisinin şatodan yeni çıktığını anlayıp onlara acıyarak bakıyor, bazılarıysa bundan belli ki bu durumlarından keyif alıyordu. Sunny hiçbirine aldırmadı.
Şato ile dış yerleşim arasındaki keskin fark onu bir kez daha şaşırttı. Kadim hisarın karanlık yüzü ne kadar çirkin olursa olsun, içerideki insanlar gerçekten yaşıyordu. Etrafta dolaşıyor, yüzlerinde çoğunlukla sıradan insanların gündelik kaygılarını taşıyorlardı.
Buradakiler ise yaşamıyor, yalnızca hayatta kalmaya çalışıyordu. Onu bile zar zor başarıyorlardı. Gözlerinde çok daha yakıcı bir ihtiyaç ve benliklerini bütünüyle ele geçirmiş bir korku vardı. Karınlarını doyuracak bir şeyler bulma ihtiyacı ve gece karanlığında görünmeyen bir canavara yem olma korkusu.
Hepsi zayıf, üşümüş ve bitmiş görünüyordu.
Yüzlerinde umudun emaresi yalnızca bakışları tesadüfen Parlak Şato’ya kaydığında beliriyordu.
‘Umut ölüm demektir, aptallar. Buradaki haliniz, hisardaki o zavallılardan daha iyi.’
Dış yerleşim, her an gölgelerden fırlayacak bir Kâbus Yaratığının dehşetini saymazsak kenar mahallelerden pek de farklı değildi.
Gerçi gerçek dünyada da canavarlar vardı.
Yalnızca onlar insan kılığına girmişlerdi.
Sunny, eğitimsizliğini bir kenara bırakırsa Kâbus Büyüsü’nün sınavlarına aslında ne kadar şaşırtıcı ölçüde hazırlıklı olduğunu bir kez daha fark etti.
Ne var ki ortalıkta Nephis’ten hiçbir iz yoktu. Onu bulmak için bütün dış yerleşimi baştan sona dolaşmaları gerekti.
Yerleşimin en ucunda, taş platformun dik kenarının hemen üzerine tehlikeli bir biçimde kurulmuş, çevresindekilere kıyasla şaşırtıcı derecede geniş bir yapı vardı. Karanlık Şehir’in harabelerinden sökülüp getirilen taş levhalar gelişigüzel üst üste yığılmıştı. Taşların çoğunda, şehrin eski sakinlerinden kalma ince işlemeler hala görülebiliyordu.
Bu kaba saba yapı, dış yerleşimde beyaz taş yola en yakın olan barınaktı. Belki de bu yüzden diğer kulübelerden biraz daha sağlam görünüyordu. Üstüne, ikinci katı andıran küçük bir bölüm bile eklenmişti.
Değişen Yıldız çatıda bağdaş kurmuş, yükselen güneşi ve aşağıda uzanan lanetli şehri seyrediyordu. Şafağın solgun ışığında fildişi teniyle gümüş rengi saçları hem güzel hem de esrarengiz görünüyordu.
Üzerinde zırhı yoktu. kaba bir tunik giymiş beline de bir parça ip bağlamışitı. Yaklaştıklarını hisseden Nephis başını çevirip onlara baktı.
Ardından ayağa kalkıp çatıdan atladı ve geniş taş platforma ustaca indi.
Sunny sırıtıp seslendi:
“N’aber, Neph. Epey oldu, ha!”
***
Nephis onları yeni evine götürdü. Belli ki artık burada yaşıyordu. İçerisi son derece sade ve kasvetliydi. Kırık dökük mobilyalar sağa sola saçılmış, duvarlardaki deliklerden rüzgâr cereyan yapıyor birinci kattaki geniş salonun içinden soğuk soğuk esiyordu.
Yapı diğerlerinden daha büyük ve daha özenli inşa edilmiş olmasına rağmen Nephis bulduğunda boştu. Kimse hem platformun kenarına hem de yolun başlangıcına bu kadar yakın yaşamak istemiyordu. Kâbus Yaratıklarının saldırısına uğrama ihtimalinin en yüksek olduğu yer burasıydı.
Fakat Değişen Yıldız’ın buna aldırmıyordu.
Sunny etrafına bakınıp küçümseyerek homurdandı.
“Vay be. Buranın iyi bi elden geçmesi lazım.”
Neph omuz silkti. Yaşadığı yerin hali onu pek ilgilendirmiyor gibiydi.
Gerçi son iki ayı taşın ve toprağın üstünde uyuyarak geçirmişlerdi. O açıdan bakıldığında bu derme çatma döküntü bile muhteşem bir gelişme sayılırdı. Biraz onarımla adam akıllı bir yere dönüşebilirdi.
Sunny, şatoda yaşadığı bütün o rahatlığı ve sıcaklığı düşününce birden suçluluk hissetti. Üstelik günde iki kez lezzetli ve taze yemek de yiyordu.
Yemek demişken…
Cassie gülümseyerek Neph’e küçük bir bohça uzattı. Arkadaşı için endişelendiğinden, önceki akşam kendi yemeğini yememiş ve bu an için saklamıştı.
“Neph, sana yiyecek bir şeyler getirdim!”
Değişen Yıldız bohçayı belli belirsiz bir gülümsemeyle aldı. Bir an duraksadıktan sonra konuştu:
“Teşekkür ederim. Şey… kahvaltı yapmak ister misiniz?”
Bunu söyledikten sonra duvarlardan birinin yanında duran çürük ahşap masaya gidip üzerindeki bezi kaldırdı. Altında sulu ve kızarmış koca bir et yığını vardı.
Şatodaki on adamı birkaç gün doyurmaya yetecek kadar et vardı.
Sunny boş gözlerle et yığınına baktı. Ardından bakışlarını Nephis’e çevirdi.
“…Bu kadar eti nereden buldun sen? Biz de burada açlıktan öldüğünü falan sanıyorduk!”
Nephis mahcup bir ifadeyle saçını çekiştiriyordu.
“Şey aslında… birkaç gece önce yoldan büyük bir canavar geldi. Birkaç kişiyle beraber onu haklamayı başardık. Bu da ganimetten bana düşen pay.”
Cassie’nin gözleri irileşti.
“Ama Kâbus Yaratıklarını Gunlaug’ın adamlarının püskürtmesi gerekmiyor muydu?”
Değişen Yıldız birkaç saniye sessiz kaldı.
“Şatoya tepelerden ya da gökyüzünden saldırırlarsa karşılık veriyorlar. Ama canavarlar yoldan gelirse; genelde hiçbir şey yapmıyorlar.”
…Demek yakınlardaki bütün kulübelerin boş olmasının sebebi buydu. Kâbus Yaratıklarının saldırı güzergahında kim yaşamak isterdi ki? Hele ki onları durdurması gereken insanlar yardım etmek için parmaklarını bile oynatmayacaksa…
Sunny karanlık bir gülümsemeyle düşündü:
‘İşte şatonun şanlı Muhafızları… Bir dakika ya.’
Anlık bir sersemlikten sonra Nephis’e sertçe baktı.
“Madem öyle, dünyada o kadar… şey, yani Rüya Diyarı’nda tonla yer varken neden özellikle bu delikte yaşamayı seçtin?!”
Nephis bir süre ona baktıktan sonra ifadesiz bir sesle cevap verdi:
“Sessiz diye.”
Ardından dudaklarında minik bir gülümseme belirdi. Pencereye dönerek ekledi:
“Hoşuma gidiyor.”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.