Bölüm 152
Bölüm 152 – Dönüp Dolaşıp Aynı Yere Gelmek
Çeviri: Raban
Dışarı çıktıklarında güneş çoktan tepeden aşağı inmeye başlamıştı. Bu da demekti ki gün batımına fazla zaman kalmamıştı; bu yüzden Sunny, Nephis’in akşama kadar Effie’nin fikrini değiştirmek için ne yapabileceği konusunda hiç fikri yoktu. Ancak Değişen Yıldız’ın yüzündeki kararlı ifadeye bakılırsa laf salatası yapmıyordu. Aklında bir plan vardı.
Sunny tereddütle sordu:
“Şey… şimdi ne yapacağız?”
Neph ona baktı. Soğuk, gri gözlerinin derinliklerinde beyaz alevler dans ediyordu. Ardından arkasını dönüp yürümeye başladı.
“Beni takip et.”
Doğruca şatoya doğru gidiyordu.
‘Olamaz, şatoya mı gidiyoruz?! İyi de durduk yere neden şatoya gidiyoruz ki?’
İçine bir huzursuzluk çöken Sunny, Cassie’yi nazikçe kolundan tuttu ve Nephis’e yetişmek için adımlarını hızlandırdı. Yanına ulaştığında Nephis omzunun üzerinden seslendi:
“Bana şu Yol Bulucu’yu tekrar anlat. Üç gün önce cinayetle suçlanan adamı.”
Sunny kaşlarını çattı, ardından adam hakkında bildiklerini yeniden anlatmaya başladı. Sözlerini bitirmek üzereyken Nephis sordu:
“Yönelim Yeteneği ne?”
Sunny kısa bir an duraksadı.
“Elinde tuttuğu her silahı inanılmaz derecede keskinleştirebiliyor. Taşı, belki çeliği bile kesecek kadar. Oldukça iyi bir savaş Yeteneği.”
Değişen Yıldız bir süre sessiz kaldıktan sonra yeniden sordu:
“Kusuru ne?”
Sunny başını iki yana salladı.
“Hiçbir fikrim yok. İnsanlar Kusurlarını sır gibi saklar, biliyorsun. Herkes o manyak Effie gibi sağda solda önene gelene Kusurunu anlatmıyor.”
Bugün Sunny’yi özellikle kolluyor gibi görünen Cassie de onu destekledi:
“Haklı, Neph. Daha Sunny’nin Kusurunun ne olduğunu bile bilmiyoruz, öyle değil mi?”
Sunny az kalsın tökezleyip düşüyordu. Duygularını yüzüne yansıtmamak için kendini zorlaması gerekti.
Elbette Cassie çok haklıydı. Değişen Yıldız da Cassie de Kusurlarını ona anlatmıştı ama Sunny onlara yine de söylememişti…
Ne olursa olsun Sunny’nin kendince gayet mühim sebepleri vardı.
‘Doğru ama… şey, bunu konuşmasak olmaz mı?!’
Nephis sessizce başını salladı ve konuyu uzatmadı. Aklı başka bir şeyle meşgul gibiydi.
‘Oh be yırttık…’
Çok geçmeden görkemli merdivenleri tırmanıp şatonun kapılarına yaklaştılar. Sunny’nin endişesi gitgide artıyordu.
‘Bu kızın niyeti ne?!’
“Hey… Neph? Bizim ne yapmamız gerekiyor?”
Nephis omuz silkti ve her zamanki kayıtsız sesiyle cevap verdi:
“Aslında hiçbir şey yapmanız gerekmiyor. Yalnızca beni takip edin ve… hımm… erdemli görünmeye çalışın.”
‘Erdemli mi? Bu da ne demek şimdi?!’
Kapının önünde nöbet tutan Muhafızlar önlerini kesti. Yüzlerinde hem küçümseme hem de edepsizce bir sırıtış vardı.
Elbette küçümseme Sunny’yeydi, geriye kalan imalar kızlaraydı.
“Durun bakalım! Parlak Şatoya neden geldiniz? Haraç ödemeye mi geldiniz?”
“Yoksa para kazanmaya mı geldiniz? İsterseniz destek çıkarım…”
İkisi de kahkahaya boğuldu. Sunny’nin kanı kaynıyordu.
Nephis onlara sakin bir ifadeyle baktı.
“Haraç ödemeyeceğim ama içeri girmek istiyorum.”
Kahkahaları bir anda kesildi. Muhafızlar eğlenmiş gibi onlara baktı; ancak gözlerinde sert ve tehlikeli bir parıltı belirmişti.
“Kafan güzel herhalde? Haraç ödemeyeceksen burada işin yok. İyisi mi vaktimizi harcama ve defol!”
Değişen Yıldız’ın güzel, fildişi yüzünde tek bir duygu bile belirmedi. Sakin bir sesle konuştu:
“Meydan Okuma Hakkı’mı kullanmaya geldim.”
***
Birkaç saniye boyunca kimseden ses çıkmadı. Sunny’nin kalbi göğsünde deli gibi atıyordu.
‘Olamaz delirdi! Kesin kafayı yedi!’
Ama hayır, Değişen Yıldız delirmiş falan değildi. Sunny içinden onun delirmiş olduğuna dair şakalar yapıp, bununla dalga geçmeyi sevse de Nephis aslında bunun tam tersiydi. Her durumda soğuk kanlılığını koruması ve mantığıyla hareket edebilmesi, onu böylesine tehlikeli yapan başlıca özelliklerinden biriydi.
Bu da onun burada Sunny’nin göremediği bir fırsatı gördüğü anlamına geliyordu.
En azından Sunny öyle umuyordu.
Bu sırada Muhafızlardan biri kaşlarını çattı.
“Şakacı kız. Yaşamak istiyorsan kes sesini ve defol.”
Neph yerinden kıpırdamadı.
“Şaka yapmıyorum.”
Diğer Muhafız ona bir süre baktıktan sonra başını iki yana salladı.
“Şu dış yerleşimdekilerin hepsi kafayı yemiş, ha? Geçenlerde sergilenen gösteri onlara ibret olur sanmıştım ama belli ki çok işe yaramamış.”
Alayla güldü.
“Beni iyi dinle, küçük kız. Meydan Okuma Hakkı şakaya gelmez. Bu, ölümüne bir dövüştür. Güzel bir yüzün var diye kimse sana acımaz. Anladın mı?”
Değişen Yıldız yalnızca başını salladı.
Muhafız bir süre onu süzdü ve üzerindeki uyduruk kaba tuniğine baktı. Ardından yüzünü buruşturdu.
“Anlaşılan bize yine eğlecne çıktı! Ama yazık… Bu güzellikle haraç bile ödemeden şatoda yaşayabilirdin.”
Başını sallayarak arkasını döndü ve üçünü de peşinden gelmeleri için işaret etti. Diğer Muhafız ise yüzünde şaşkınlıkla karışık karanlık bir heyecanla kapıda kala kaldı.
Rüzgârda sallanan paslı zincirlerin sesi kulaklarında gıcırdarken Sunny, Nephis ve Cassie kafataslarının altından geçerek şatoya girdiler.
İçeride hiçbir şey değişmemişti. Harper bile aynı yerindeydi; gösterişli masasında oturmuş, bir parça parşömene bir şeyler karalıyordu. Ayak seslerini duyunca başını kaldırıp onlara kaçamak bir bakış attı.
Gözlerinde şaşkınlık ve anlam veremeyen bir ifade belirdi.
“Ha… Güneşsiz ve Cassia? Burada ne yapıyorsunuz? Neden geri geldiniz?”
O sıska çocuğa belki bir gün yeniden karşılaşabileceklerini söylemişti ama “bir gün” derken aynı lanet günü kastetmemişti! Yüzünü ellerinin arasına gömesi geldi.
Harper, Sunny’nin zihninde kopan fırtınadan bihaber kibarca gülümsedi.
“Ah, anladım! Şansınız yaver gitti ve elinize birkaç euh parçacığı geçti değil mi? Tabii sizde ödeme için hemen geri döndünüz?”
Sunny dişlerini sıktı ve gevşek gevşek sırıttı.
“Ah, hayır. Pek sayılmaz…”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.