Bölüm 151
Bölüm 151 - Eleman Avı
Çeviri: Raban
Bir süre sonra derme çatma bir kulübenin önünde duruyorlardı. Değişen Yıldız’ın evi gibi bu kulübe de harabelerden toplanmış, birbirine uymayan taş bloklarla yapılmıştı. Bazı yerlere canavar postundan parçalar sıkıştırılmıştı ve dış yerleşimdeki diğer barakalara kıyasla biraz daha tertipli görünüyordu.
Kapının üzerinde iri bir yaratığın kafatası asılıydı. Geniş alnı, keskin bir silah darbesiyle ortasından yarılmıştı.
Nephis kafatasına şöyle bir göz attıktan sonra öne çıkıp kapıyı çaldı. Ancak içeriden cevap gelmedi.
Sunny iç çekti.
“Belki evde değildir.”
Değişen Yıldız cevap vermek yerine kaşlarını çatıp yumruğuyla kapıyı dövmeye başladı. Başta kibarca vuruyordu ama gitgide şiddetlenmeye başladı. Son vuruşuyla neredeyse kapının üzerindeki kafatası yere düşecekti.
İçeriden uykulu ve öfkeli bir ses yükseldi:
“Kapıma dayanan Kâbus Yaratığı olsa iyi olur, yoksa Tanrılara yemin olsun anasından doğduğu güne pişman edeceğim!”
Birkaç saniye sonra Sunny, kapıya yaklaşan ayak seslerini duydu. Fakat kapı açılmadan hemen önce Nephis birden Sunny’e döndü:
“Hemen arkanı dön.”
Sesindeki tuhaf telaşı fark eden Sunny kaşlarını çatıp dediğini yaptı.
“Gölgen de.”
‘N’oluyor ya? Kesin başımıza iş çıkacak?’
Kulübeye sırtını dönmüş beklerken ahşabın gıcırdamasından kapının ardına kadar açıldığını anladı.
“Kimsin lan… Aah, bak sen, kimleri görüyorum.”
Sunny, Neph’in dişlerini sıktığını duyduğuna yemin edebilirdi. Birkaç saniye sonra Değişen Yıldız her zamankinden bile daha donuk bir sesle konuştu:
“…Effie, lütfen üzerine bir Hatıra giy.”
‘Dur, dur bekle… ne?’
Neden şimdi… ah…
Aaah!
Sonunda arkasını dönmesine izin verildiğinde Effie’nin fazlasıyla kısa tuniğini oluşturan kumaşın üzerinde Hatırayı oluşturan ışığın son kıvılcımları hala sönmemişti. Üstelik altında da hiçbir şey yoktu.
“İşte. Oldu mu?”
Avcı kadın, Sunny’nin onu son gördüğü zamanki hâliyle neredeyse aynıydı: Uzun boylu, güçlü ve hayat dolu. Deri şeritlerle süslü bronz göğüslüğü ve kadim zırhının diğer parçaları üzerinde olmayınca, canlı bir parlaklığa sahip yanık teni epey meydandaydı.
“Tekrar bir araya geldiniz demek? Hale bak, şu ikisi gözlerimi alıyor. Sizi iyice aklayıp paklamışlar, ha? Yaldır yaldır ediyorsunuz, belli ki Şato keyfiniz yerindeymiş.”
Sunny, Cassie’ye kısa bir bakış attıktan sonra ölçülü bir sesle karşılık verdi:
“Pek sayılmaz. Dediğin gibi, oranın havası biraz… nasıl desem… alışması zaman isteyen cinsten.”
Effie sırıttı.
“Ağzına sağlık! Neyse, size nasıl yardımcı olabilirim?”
Değişen Yıldız kapıyı işaret etti.
“İçeri girebilir miyiz?”
Serkeş avcı arkasına baktıktan sonra omuz silkti.
“Tabii. Gelin bakalım.”
Kulübenin içi küçük ama sıcaktı. Köşelerden birini, Effie’nin yatak olarak kullandığı büyük bir post yığını kaplıyordu. İlk bakışta pek gösterişli görünmüyordu. Fakat Sunny, postların her birinin bir Kâbus Yaratığının cesedinden yüzülmüş olduğunu fark edince fikrini hemen değiştirdi.
Bu, hayatında gördüğü en lüks şey olabilirdi.
Üstelik… insan o postların arasında neler yapılabileceğini düşünmeden edemiyordu…
‘Hop hop, sakin! Kendine gel! Sunny!’
Kulübede ayrıca bir şömine, tek bir ahşap sandalyenin bulunduğu bir masa ve iki sağlam sandık vardı. Kalan alanıysa Effie’nin yıllar boyunca harabelerden toplayıp getirdiği türlü türlü tuhaf eşyalar dolduruyordu. Bu zengin koleksiyonda herhangi bir uyum yoktu. Eşyaların tek ortak noktası, her birinin bir sebepten Effie’nin hoşuna gitmiş olmasıydı.
Üçü de oturduktan sonra Effie post yığınının yanına döndü, postlardan birine sarılıp sordu:
“Peki, sabah sabah bu kadar önemli ne oldu da gelip de beni uyandırdınız acaba, söyler misiniz?”
‘Sabah sabah mı? Öğlen oldu be!’
Nephis birkaç saniye duraksadıktan sonra konuştu:
“Bizi buraya getirdiğin günden beri ava çıkmadın, değil mi?”
Effie esnerken uyuşuk bir sesle cevap verdi:
“Hayır, çıkmadım. Yiyeceğim bitince giderim. Zaten bir iki güne biter herhâlde.”
Ne… yok artık? Buraya getirdiği et, bir insanı hiç yoktan birkaç ay doyurmaya yetecek kadar vardı. Şimdiden bitmek üzere miydi? Bu gürbüz avcı ne kadar iştahlıydı böyle?!
Değişen Yıldız başını salladı.
“Ava birlikte gidelim. Yol Bulucumuz ol.”
‘Çok güzel… lafı dolandırmaya ne gerek var ki zaten.’
Sunny nedense Neph’in bu kadar doğrudan konuşmasını beklemiyordu. Konu asıl mevzuya gelene kadar konuşmanın epey uzun süreceğini düşünmüştü.
Effie bir süre bakakaldı… Ardından başını geriye atıp kahkahalarla güldü.
“Ah, tatlı kız! Boş zamanlarımda size dadılık yapmamı da ister misin?”
Kahkahası dindiğinde başını iki yana sallayıp konuştu:
“Alınmayın çocuklar ama Karanlık Şehir’de henüz yenisiniz. Daha çok toysunuz. Dış yerleşimdeki en iyi avcılar da buna dahil herkes beni grubuna katmak istedi ama ben hepreddettim. Sizce neden?”
Neph ciddi bir ifadeyle cevapladı:
“Çoğu avcı grubu ganimeti kendi arasında paylaşır. Her avcı etin bir kısmını kendine ayırır, kalanını da dış yerleşimde yaşayanlara satar. Ama Kusurundan dolayı sen bunu yapamazsın. Avdan gelen bütün ete ihtiyacın var. Yanındaki insan sayısı arttıkça sana düşen pay azalıyor. Bu yüzden tek başına avlanıyorsun, avladığın yaratıkların etini de hiç satmıyorsun. Belki, postlarını satıyorsundur.”
Effie gülümsedi.
“Bak sen, belli ki biri dersine çalışmış.”
Değişen Yıldız başını hafifçe yana eğdi. Sözlerindeki alaya hiç aldırmadan devam etti:
“Bunu çözebiliriz—”
Fakat yalnız avcı sözünü kesti:
“Dur. Tahminin iyiydi ama yanlış. O avcıları reddetme sebebim bu değil.”
Nephis şaşkınlıkla ona gözlerini kırpıştırdı. Uzun bir sessizliğin ardından, sesinde hafif bir kafa karışıklığıyla sordu:
“O zaman… neden?”
Effie’nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Çünkü zayıflar. Hepsi zayıf. En iyisi bile. Niyesini biliyor musunuz?”
Ela gözlerinde karanlık bir parıltı belirdi.
“Çünkü Gunlaug, kontrolü dışında güçlü birinin var olmasına asla izin vermez. Bu yüzden… Yol Bulucunuz olmayacağım. Kusura bakma, prenses.”
Değişen Yıldız donup kaldı. Bu cevap karşısında ne diyeceğini açıkça bilemiyordu. Ağzını açtı, sonra kapattı ve dudaklarını beceriksizce birbirine bastırdı.
Labirent’teki yolculukları boyunca insanlarla konuşma becerisini ne kadar geliştirmiş olursa olsun, bu sohbet yine de onun boyunu aşmış gibiydi.
Ardından gelen sessizliği Sunny bozdu. Sesi sakin ama hafifçe kışkırtıcıydı:
“Ama senin varlığına izin veriyor.”
Effie ona baktı, gülümseyerek bir kaşını kaldırdı ama hiçbir şey söylemedi.
Nephis sonunda kendini toparlamayı başardı:
“Buraya yeni gelmiş olabiliriz ama zayıf değiliz. Sunny’yle ikimiz Labirent’te onlarca Uyanmış yaratık öldürdük—”
Avcı kadın sözünü bir kez daha kesti:
“Bu doğru olsa bile, o Labirent’teydi. Karanlık Şehir’de işler çok farklı yürür.”
İkisi birbirine baktı. Birinin dudaklarında rahat bir gülümseme vardı; diğerinin gözlerinde ise inatçı alevler yanıyordu.
‘Bu hiç hoşuma gitmedi…’
Sonunda Değişen Yıldız yüzünü buruşturup sordu:
“Güçlü olduğumuzu kanıtlarsak kararını gözden geçirecek misin?”
Effie kıkırdadı.
“Ooo, sakin ol prenses! Tavrına bakan da bu işi çocuk oyuncağı sanır. Harabelere yönünü dönünce bile ödü patlayan kaç kişi var, biliyor musun? Burada birkaç sene hayatta kalmayı başarırsanız belki o zaman bu konuşmayı tekrar düşünürüm.”
Nephis bir süre ona baktıktan sonra karanlık bir gülümsemeyle karşılık verdi:
“O kadar uzun sürmez. Akşama fikrini değiştireceksin.”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.