Bölüm 5
Bölüm 5: Doktor
“Ben...“ Beyaz önlüklü adam diğerlerine kıyasla daha sakin görünüyordu, masanın üzerindeki ceset bile istikrarını bozabilmiş değildi. “Benim adım Zhao Haibo, doktorum. Giysilerimden de bunu anlamışsınızdır zaten.“
Üzerindeki kirli önlüğü eliyle hafifçe çekiştirerek konuşmasını sürdürdü: “Buraya gelmeden önce bir kadını ameliyat ediyordum. Kadının beyin ventrikülünde bir tümör vardı. Tümör hızla büyüyordu; son altı aydır aralıksız büyüyerek hafif düzeyde hidrosefaliye yol açmıştı. En kısa sürede kraniyotomi yapılmazsa hayati tehlikesi vardı.“
“Cerrahi yaklaşım olarak frontal lobu tercih etmiştim. BT rehberliğinde doğrudan ventriküle ponksiyon yapıyorduk. Aslında bu tür ameliyatlar her seferinde büyük riskler barındırır ama o kadın, küçük oğluna uzun yıllar eşlik edebilmek adına bu riski almayı seçti.“
“Normalde ameliyathanede ortamın stabilitesini sağlamak adına hafif bir rüzgarın bile esmesine izin verilmez. Ancak kimse rüzgardan çok daha felaket bir şeyin geleceğini tahmin edemezdi.“
“Deprem vurduğunda kadının kafatası kemiğini yeni çıkarmış, sert beyin zarını kesiyordum. Bu aşamada yaşanacak tek bir hata bile beyin kontüzyonuna yol açıp yıkıcı komplikasyonlar bırakabilir.“
“Tereddüt etmeden ameliyatı sonlandırmaya ve kadının kafatası kemiğini geçici olarak yerine kapatmaya karar verdim. Aksi takdirde her taraftan tozların yükseldiği bir ortamda o kadının hayatı ciddi tehlikeye girerdi.“
“Fakat bu adımın düşündüğümden çok daha zor olacağını tahmin edememiştim. Ayakta bile duramazken o küçük kafatası parçasını nasıl milimetrik bir isabetle yerine oturtabilirdim ki?“
“Yanımdaki hemşireler bana çarparak sağa sola savruluyordu, kimse dengesini koruyamıyordu. Panik içinde kadının başını steril bir çarşafla örtüp hemen arkamı döndüm ve ekibi tahliye etmeye çalıştım. Ancak tam o sırada tıbbi malzeme arabası bacağıma çarptı ve yere kapaklandım.“
“Tekrar ayağa kalkmama fırsat kalmadan ameliyathanenin tavanı yarıldı ve anında bilincimi kaybettim.“
Herkes doktorun anlattıklarını dinledikten sonra huzursuz bir ifadeye büründü.
Bu hikaye boyunca pek çok tıbbi terim kullanmıştı.
Bu terimlerin arasında uydurma tek bir kelime bile olsa, aralarından kimsenin bunu tespit etmesi mümkün değildi.
“Doktor Zhao, nerelisiniz?“ diye sordu kalıplı adam, öylesine bir edayla.
“Sorunuza cevap verme gibi bir yükümlülüğüm olduğunu düşünmüyorum,“ dedi Doktor Zhao. “Benim hikayem bitti.“
Kalıplı adam dudaklarını kıpırdattı ama başka bir şey söylemedi.
“S-Sıra bende mi?“ Gözlüklü genç adam gözlerini bir süre kaçırarak konuştu: “Benim adım Han Yimo, ben...“
“Dur bakalım.“ Keçi Kafalı birden Han Yimo’nun sözünü kesti.
Bu hamle Han Yimo’yu irkiltti. Ne olduğunu anlayamayarak arkasına döndü.
“N-Ne oldu?“
“「Mola zamanı」 geldi,“ dedi Keçi Kafalı sinsi bir sırıtışla. “Şimdi yirmi dakika dinleniyoruz.“
Herkes ne yapacağını bilemez halde kalakalmıştı.
Böyle bir anda gerçekten 「mola zamanı」 mı vardı?
Qi Xia masanın ortasındaki masa saatine baktı. Uyandıklarından bu yana tam yarım saat geçmişti.
Şu an saat on iki buçuktu.
‘Yani bu 「mola」 zorunlu,’ diye geçirdi Qi Xia içinden. ‘Saat on iki buçuk olduğunda, anlatan kim olursa olsun zorunlu olarak yirmi dakika ara veriliyor…’
Fakat oyun başlayalı henüz otuz dakika olmuştu, şimdi durduk yere yirmi dakika mola mı verilecekti?
Qi Xia kaşlarını çattı ama bunun üzerine kafa yorması gereken bir mesele olmadığını biliyordu. Bu oyunu düzenleyen zaten bir akıl hastasıydı, sıradan bir insanın mantığıyla düşünmeye gerek yoktu.
Bu yüzden sadece zihninde kendi kendine tekrar tekrar telkinde bulunmaya devam etti:
‘Benim adım Li Ming, Shandong’luyum.’
Ancak bu cümleyi kendi zihnine sayısız kez telkin ederse sıra kendine geldiğinde duraksamadan dilinden dökülebilirdi.
Herkes yüzünde sıkıntılı bir ifadeyle sessizce bekliyordu.
Adı 「mola zamanı」 olsa da ortamdaki atmosfer daha da basık bir hal almıştı.
“Şey... Konuşmamıza izin var mı?“ diye sordu kalıplı adam Keçi Kafalı’ya.
“Oh, elbette. Şu an serbest zamandasınız, müdahale etme yetkim yok.“
Kalıplı adam başıyla onaylayıp tekrar Doktor Zhao’ya döndü: “Doktor Zhao, tam olarak nerelisiniz?“
Doktor Zhao’nun yüzü karardı: “Bakın, en başından beri bana karşı bir hoşnutsuzluğunuz var gibi. Size nereli olduğumu söylemek zorunda mıyım?“
“Yanlış anlamayın, kötü bir niyetim yok,“ dedi kalıplı adam sakin ve kendinden emin bir sesle. “Ne kadar çok şey anlatırsanız, inandırıcılığınız o kadar artar. Madem herkes memleketini söyledi, sizin de gizlemenize gerek kalmadı, değil mi?“
“Ne kadar çok anlatırsam inandırıcılığım o kadar artar mı?“ Doktor reddedercesine başını salladı. “Ben sadece 「çok laf yalansız olmaz」 sözünü bilirim. Eğer kurallar mutlaktır prensibi geçerliyse, şu anki anlatımımda hiçbir sorun yok. Kaldı ki buradaki kimseye de güvenmiyorum.“
“Bu biraz önyargılı bir yaklaşım,“ dedi kalıplı adam. “Burada toplam dokuz kişiyiz ve sadece bir tanesi düşman. Eğer herkesle iş birliği yapmaya yanaşırsanız el birliğiyle o yalancıyı ortaya çıkarabiliriz. Şu an ne kadar çok şey gizlerseniz o kadar şüpheli konumuna düşüyorsunuz. Size ikinci kez soruyorum, hala gizlemeye devam edecek misiniz?“
Kalıplı adam sorgulama konusunda son derece tecrübeli görünüyordu; sadece birkaç cümleyle Doktor Zhao’yu mantıksal bir köşeye sıkıştırmayı başarmıştı.
Sözlerinin anlamı açıktı:
Yalnızca 「Yalancı」 başkalarına güvenme ihtiyacı duymazdı, ne de olsa kendi kimliğini biliyordu.
Şimdi doktor gizlemeye devam ederse okların hedefi haline gelecekti.
Fakat beyin cerrahı olmuş biri nasıl sıradan bir insan olabilirdi ki? Soğuk bir kahkaha atıp sordu: “O zaman önce siz cevap verin, siz kimsiniz? Ne iş yapıyorsunuz?“
“Ben mi?“ Kalıplı adam doktorun aniden karşı atağa geçeceğini beklemiyordu, ifadesi biraz doğallığını kaybetti.
“Evet, madem ben anlattıktan sonra üzerime gelip duruyorsunuz, o halde ben de siz anlatmadan önce sorabilirim.“ Doktor Zhao hafifçe gülümsedi. “Gayet adil, değil mi?“
Kalıplı adam bir an düşündükten sonra başını salladı: “Haklısınız, gizleyecek bir şeyim yok. Benim adım Li Shangwu, ağır ceza polisiyim.“
Bu sözler ağzından çıkar çıkmaz herkes gözlerini ona çevirdi.
Böyle bir ortamda 「polis」 kelimesi herkese tarif edilemez bir güven hissi vermişti.
“Polis misiniz?!“ Doktor bocaladı.
Demek bu yüzden en başından beri bir şeyleri soruşturuyor gibi bir hali vardı. Hatta “Herkesin hayatta kalmasını sağlayalım“ fikrini ortaya atan ilk kişi de oydu. Belki de gerçekten herkesi buradan kurtarmak istiyordu.
Doktorun tavrı gözle görülür şekilde yumuşadı: “Durum böyleyse az önceki tutumum için özür dilerim. Ben Jiangsu’luyum.“
O sırada kolu dövmeli olan Qiao Jiajing’in suratı asıldı: “Hey, Doktor Zhao, bu Polis Li’ye gerçekten inanacak mısınız?“
“Ha?“ Doktor Zhao ne olduğunu anlamayarak Qiao Jiajing’e baktı. “Ne demek istiyorsun?“
Qiao Jiajing parmağıyla masaya hafifçe vurdu ve soğukkanlılıkla konuştu: “Şu an 「anlatım zamanı」 değil... Bir başka deyişle, şu an herkes yalan söyleyebilir.“
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.