Bölüm...
Drama,History,Mystery,Seinen,Slice of life

Bölüm 192

Cilt 9 Bölüm 18 - Anan’ın Ziyafeti
Yazar: Animecireyiz6325 Grup: : 8bit no Sekai Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.718

Çeviri: Animeci_Reyiz

18. Bölüm: Anan’ın Ziyafeti

Aynı dili konuşsanız bile kültürel farklılıklar devasa olabilirdi. Anan ziyafetlerinin Li ziyafetlerinden çok farklı olduğu ortaya çıktı.

Li’nin güneyinde yer alan Anan oldukça sıcaktı—hatta düpedüz sıcaktı. Havayı davul ve flüt sesleri dolduruyordu; Li’nin müziğinden daha hafif ve daha neşeli bir sesti bu. Dışarıya halılar serilmişti ve insanlar üzerlerinde oturuyordu—sandalye yoktu, onun yerine oturmak için parlak minderler verilmişti. Yemekler de aynı şekilde masada değil, halının üzerinde servis ediliyordu ve herkesin yemeği ayrı ayrı gelmek yerine, herkes büyük ortak tabaklardan yiyordu. Alkol, kendine has şekilli kavanozlarda geliyordu ve parlak rengiyle dikkat çekiyordu.

Yemekler, hepsi de açık saçık giyinmiş kadınlar tarafından hazırlanıyordu. Bellerine dolanmış, gösterişli renklere sahip kumaşlardan ibaret olan etekler giyiyorlardı, üstleri ise kısa kolluydu. Kıvrımlı alkol kavanozları sanki kadınların şekilli vücutlarını tamamlamak için tasarlanmış gibiydi.

Etrafta bir sürü siyah saç vardı ama pek azı düzdü. Ten renkleri fildişinden bal rengine kadar değişiyordu ve insanların çoğunun sert yüz hatları vardı. Maomao, eski orta kademe cariye Fuyou’nun yüz hatlarının Li’den birine çok benzediğini hatırladı. Belki de tam olarak bu yüzden arka saraya gönderilmişti.

Ziyafete çağrılan askerler, o çekici dansçılara ve hizmetçilere gözlerini dikmekten kendilerini alamıyorlardı.

“Yürüyüşleri bile farklı, değil mi!“ dedi Chue, Maomao’ya, kalçalarını gösterişli bir şekilde sallayarak. Onu kimse görmüyordu—çeşnicibaşılar bir perdenin arkasında çalışıyordu. “Sanırım yarın o kıyafetlerden bir tane alıp kocama biraz kur yapacağım.“

“Böyle şeylerden hoşlanır mı?“ diye sordu Maomao, Basen’in solgun, cılız bir versiyonuna benzeyen Baryou’yu gözünün önüne getirerek. İtiraf etmeliydi ki, evlilik hayatlarının nasıl olduğunu merak etmeden duramıyordu.

“Hiç de bile,“ dedi Chue lafı dolandırmadan. Sadece giymek istiyordu anlaşılan.

Anan’daki bu tür etkinlikler belli ki son derece resmî bir akşam yemeğinden ziyade dostane bir ziyafet havasındaydı; yine de çeşnicibaşıya ihtiyaç duyacak kadar önemli kişiler, güzel ve alçak bir masa ile ayaklı tepsilerin bulunduğu yükseltilmiş bir platformda oturuyorlardı. Maomao’nun işi, bir tepsiden yiyecekleri tek tek alıp zehirli olmadığından emin olmak için tadına bakmaktı. Perde, onun bu işi yaptığını gizlemek için tasarlanmış gibi görünüyordu ama aynı zamanda çeşnicibaşıların kendi aralarında sohbet ettiğini de rahatça gizliyordu.

“Buradaki kraliyet ailesinde epey sıradan yüzler var,“ diye küstahça bir yorum yaptı Chue. “Sanırım bu çok doğal. Bütün o siyasi evlilikler ister istemez bir sürü yabancı kanı sokacaktı.“

Bu Maomao’nun sorusunu cevaplıyordu—Fuyou nispeten Li’li gibi görünüyordu çünkü belli ki epey Li mirasına sahipti. Bu tür eşleşmeler, iki ülkenin kendilerini aile yaparak daha güçlü bir bağ kurmasının yaygın bir yoluydu. Alternatif olarak, yönetici bir ülke bu tür bir taktikle vasal bir devletin kan bağını zayıflatmayı amaçlayabilirdi.

Burada her şey huzurlu görünüyor ama Anan’ın Li’yi pek de sevmediğinden şüphelenmeye başlıyorum.

Bu düşünceye engel olamıyordu. Ne de olsa Anan halkı, Li’nin ülkelerine verdiği ismin bile onlarla alay etmek için olduğunu biliyordu.

Maomao perdedeki bir boşluktan, böyle bir kinin en olası hedefi gibi görünen kişiye baktı. Jinshi elinde bir içki kadehiyle oturuyor ve gülümsüyordu. Arkadan yüzünü sadece profilden görebiliyordu ama sağ yanağındaki yara izi, belki de sıcaktan dolayı her zamankinden daha kırmızı ve belirgin görünüyordu.

Jinshi o diplomatik gülümsemesini takınmıştı. Kendisine yüklü miktarda alkol doldurulmuştu ama içtiğine dair pek bir belirti yoktu. Maomao görüş alanının kenarında dolanan ve boşalan kadehleri keskin bir gözle takip eden hizmetçileri görebiliyordu.

Ona yaklaşmak kolay olmayacak, ha?

Jinshi’ye kaçamak bakışlar atıp duruyorlardı ama onun atanmış bir hizmetçisi var gibi görünüyordu ve öyle herkes yanına gidip ona bir şeyler götüremezdi.

“Buyurun,“ dedi yumuşak bir ses—perdedeki boşluktan biraz yemek uzatan Gaoshun’du. Sonunda Jinshi’ye ulaşacaktı ama ancak Maomao tadına baktıktan sonra.

Bu yemek parıldayan domuz kaburgasıydı. Maomao gümüş bir yemek çubuğunu dikkatlice yüzeyinde gezdirdi. Renginin bulanıklaşmadığını kontrol etti, ardından kemiği çıkarıp eti kabaca eşit büyüklükte birkaç dilime ayırdı ve küçük bir tabağa koydu.

Yemeğin tadına baktı. Biraz tatlıydı, belki de meyveyle haşlanmıştı. Mandalina gibi taze, serin bir tadı vardı.

Çok iyi, diye düşündü. Numunesini yuttu ve bir lokma daha alma dürtüsüne karşı koydu. Şu an görev başındaydı: Daha fazla yemesi hoş görünmezdi.

“Çok iyi!“ diye ilan etti Chue, bir yandan da afiyetle yiyordu. Zehir tadımı yapma noktasını çoktan geçmişti.

“Bayan Chue, peki ya işiniz?“ diye sordu Maomao.

“Kontrol ettim, hiçbir sorun yok! Oldukça lezzetli.“ Elini yanağına koydu ama bu noktada sadece yemek yediği çok açıktı.

Keşke Hongniang, Sazen ya da Lahan’ın abisi şimdi burada olsaydı, diye düşündü Maomao, tanıdığı en iyi üç laf ebesini aklından geçirerek. Chue’nin tek başına yaptığı her şeye alaycı cevaplar bulmak çok fazla işti. Biraz yardım fena olmazdı.

Maomao tadına baktığı tabağı uzatarak onayından geçtiğini belirtti. Tabağı alıp Jinshi’ye veren kişi Gaoshun’du.

Buna karşılık, Chue’nin üzerinde neredeyse hiçbir şey kalmamış tabağını alıp üstüne vermek zorunda kalan kişi o ucube stratejistin yaveriydi. Stratejist kendi meyve suyuyla kendini zehirlediğinde de yanında olan adamdı bu.

Yaver uzun, sessiz bir an boyunca tabağa baktı. Sonra yalvarırcasına Chue’ye baktı.

“Buyurun,“ dedi Chue. “Zehir falan yok!“ Ağzının kenarlarında hâlâ biraz yağ parlıyordu.

Adamın o zavallı tabağı stratejiste götürmekten başka çaresi kalmamıştı. Bir sonraki yemek geldiğinde, yine domuz kaburgasıydı.

“Bir kız biraz çeşitlilik ister ama!“ dedi Chue iç çekerek, yeni bir çift gümüş yemek çubuğunu parlatırken.

Maomao’ya farklı bir şey geldi—aslında aynı anda üç şey birden. Tabağı getiren Gaoshun’a, “Biraz fazla gibi,“ dedi. Bu düşünceyi ağzından kaçırmak istememişti ama yine de dökülüvermişti.

Gaoshun’un kaşları çatıldı. “Şuradaki saygıdeğer misafirden,“ dedi, sanki kendi özgür iradesiyle konuşmuyormuş gibi bir ses tonuyla. Perdenin diğer tarafından o ucube stratejist el salladı.

“Buyurun, Bayan Chue,“ dedi Maomao.

“Pekâlâ! Teşekkürler.“ Chue ikinci bir davet beklemeden yemeğe yumuldu—yani, zehir tadımı yapmaya başladı.

O ucube stratejist hayal kırıklığına uğrayabilirdi ama Maomao’nun işi yiyeceklerin içinde zehir olup olmadığını anlamak için tadına bakmaktı, doyana kadar başka şeyler yemek değil.
Bu şık bir akşam yemeği olabilirdi ama Jinshi aslında buraya diplomasi yürütmek için gelmişti. En pürüzsüz gülümsemesini takınmış, konuşuyor ve gülüyordu. Yemek niyetine sadece mütevazı bir şeyler atıştırdığı için Maomao’nun pek bir işi yoktu.

Eğer Jinshi bir kadın olsaydı, görünüşü bir ülkeye diz çöktürebilirdi—ve diplomasi söz konusu olduğunda, bunlar kendi lehine kullanabileceği bir silahtı.

Başka hiçbir şey olmasa bile insanları nasıl idare edeceğini biliyor. Yakın çevresine girdiğinizde o ışıltısı epey çabuk sönse de.

Diğer VIP ise çok daha az iş yapıyordu. O ucube stratejist Chue’nin artıklarını didikliyor, alkol değil meyve suyu yudumluyordu. Birisi onunla konuşmaya çalışıyor gibiydi ama pek ilgilenmiş görünmüyordu. Maomao’yu görebilmek için sürekli arkasına kaçamak bakışlar atıyordu.

“Belki bana düşmez ama sence de ona biraz daha iyi davranmaya çalışamaz mısın?“ diye sordu Chue, ağzı tavuk doluyken.

“Ona bir adım yaklaşırsam ne olacağını biliyor musun?“ diye adeta tükürdü Maomao.

Chue başını geriye doğru eğdi ve sanki hayal etmeye çalışıyormuş gibi gözlerini kapattı. “Çok ilginç bir şey olacağından şüpheleniyorum.“ Bu ihtimalden hoşlanmış gibi bir hâli vardı—eh, olayların ortasında kalacak olan o değildi.

Keşke şu akşam yemeği bir an önce bitse. Maomao içini çekti ve bir sonraki yemeği eline aldı.

Tüm o sıkıntılarına ve dertlerine rağmen akşam yemeği eninde sonunda bitti. Eminim hiçbirinde tuhaf bir şey yoktu, diye düşündü Maomao. Çeşnicibaşı olarak, yemekten sonra kendi sağlığının durumunu gözlemlemek de işinin bir parçasıydı. Yavaş etkili bir toksinin ortaya çıkması birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilirdi. Midesinde hâlâ yer vardı ama başka bir şey yemeden önce bir süre bekleyip nasıl hissettiğini görmek istiyordu.

“Of! Bir lokma daha yiyemem!“ dedi Chue, şişkin göbeğini ovalayarak. Sonuna kadar stratejistin yemeğinin tadına bakmaktan çok tadını çıkarmıştı.

Şimdi tek yapmaları gereken geceyi geçirmek için odalarına dönmekti. Ertesi gün alışverişe çıkmak için izinleri vardı ve Maomao aslında bunu dört gözle bekliyordu.

Böylece ziyafet akşamı olaysız bir şekilde sona erdi. Evet, o gece sakindi...

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi