MANGA-TR
Bölüm 172
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 172

Hatıra Dükkânı
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.592

Bölüm 172 - Hatıra Dükkânı
Çeviri: Raban
 
Kapı, orta büyüklükte, penceresiz bir salona açılıyordu. Salonun ortasında havada asılı duran tuhaf bir fener, etrafına parlak, hiç titremeyen bir ışık yayıyordu.
 
Duvar kenarlarında silahlıklar, tam takım zırh giydirilmiş tahta mankenler ve sıra sıra dizilmiş vitrinler vardı. Vitrinler birbirinden güzel, ilgi çekici eşyalarla doluydu.
 
Silahlar, zırhlar, türlü araç-gereçler... Havada asılı duran fener bile, hepsi birer Hatıraydı.
 
Sunny’nin aklına bir fikir şimşek gibi düştü. Birkaç saniye boyunca başka hiçbir şey düşünemedi:
 
‘Para! Çok para! Bunlar bir servet eder!’
 
Bu gösterişsiz salon, koca bir şirketin sermayesiyle boy ölçüşecek bir servet barındırıyordu.
 
Ağzının suyu akmasın diye kendini zor tutuyordu.
 
“Uh... Sunny?”
 
Gördüğü hazine karşısında nutku tutulan Sunny, Kai’nin sesiyle kendine geldi. Birkaç saniye boyunca gözlerini kırpıştırıp ona baktı.
 
“Ha, ne?”
 
Yakışıklı okçu bir an duraksadıktan sonra konuştu:
 
“Diyordum ki... Bu, Stev. Bu mekân ondan sorulur.”
 
Sunny ancak o zaman salonda bir başkasının daha bulunduğunu fark etti. Adam yirmi beş yaşında vardı; Karanlık Şehir’de bu yaşlarda birine yaşlı bile denilebilirdi. Yuvarlak yüzlü, güleç gözlü biriydi. Ne var ki o anda gözlerinde kuşkudan ve az da olsa tiksintiden başka bir şey okunmuyordu.
 
O bakışların hedefi de elbette Sunny’ydi.
 
‘Ne bakıyorsun lan ibne, dön de kendi g*tüne bak!’
 
Stev görünüşüyle dikkat çeken biriydi. Oldukça uzun boyluydu ama mesele boyu ya da yüzü değildi. Herif… epey şişmandı. Sunny, Karanlık Şehir’de ilk kez şişko birini görüyordu. Böyle bir yerde o göbeği yapabilmek, belli ki epey emek, yetenek ve azim gerektirmiş olmalıydı.
 
Hayran mı kalmalı, dehşete mi düşmeli, bilemedi…
 
Her hâlükârda, Stev’le ters düşmemeye karar verdi.
 
...Sonra onu yer falan!
 
Kim bilir, burası garip bir dünya.
 
“He he... memnun oldum, Stev. Adım Sunny.”
 
İri kıyım gözleriyle Sunny’i tepeden tırnağa süzdü, ardından Kai’ye döndü. Tuhaf bir ses tonuyla sordu:
 
“Gece, sevgili dostum. Bu pis serserinin... müşteri olduğuna emin misin?”
 
Sunny kaşlarını çattı.
 
‘Kibar ol, Sunny... Terbiyeni bozma... Kibar ol…’
 
“Lan şişko. Bana lagaluga yapma bak… ben adamın g*tünden şırıngayla kan alırım!”
 
Ortalığa ölüm sessizliği çöktü. Kai de Stev de gözlerini kocaman açmış, Sunny’ye bakıyordu.
 
Sonra Stev geriye doğru kaykılıp gür bir kahkaha attı.
 
“Hah hah ha… cin cücüğüne bak sen… güldürdün beni! Harika. Gerçekten harika! Bu mağarada insan, en çok eğlenceden yoksun kalıyor.”
 
Gülmeye devam ederek başını iki yana salladı.
 
“Yine de mallarım ucuz değildir, sevgili dostum... öhöm... Sunny’ydi, değil mi? İyi bir Hatıra en az on parçacık eder. Gerçekten işine yarayacak bir şey istiyorsan çok daha fazlasını gözden çıkarman gerekir. Dükkânımdan alışveriş yapmaya gücün yetecek mi peki? Senin gibi bir serserinin elinde kaç tane Ruh Parçacığı olabilir ki?”
 
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
 
“Sanırım bir yanlış anlaşılma oldu. Halime bak. Senden bir şey alabilecek tip var mı bende? Tabii ki hayır! Ömrüm boyunca tek bir Ruh Parçacığı bile özümsemedim ben... Yani elime bugüne kadar kaç tane geçmiş olabilir sen düşün.”
 
Kai ona tuhaf bir bakış attı.
 
Sunny harabelerde öylesine kendinden emin konuşmuştu ki Kai, onun hatırı sayılır bir güce sahip olduğunu hayal etmiş olmalıydı. Oysa şimdi hiç Ruh Parçacığı özümsemediğini öğreniyordu. Üstelik yakışıklı okçu, yalanları sezebildiği için Sunny’nin doğruyu söylediğini de iyi biliyordu.
 
Ve bu tabii ki de doğruydu. Sunny, Ruh Parçacıklarını ememiyordu ama bunun yerine öldürdüğü yaratıklardan Gölge Parçacığı emmişti. Hem de epey bol miktarda.
 
Sunny bu bilgiyi bilerek vermişti. Doğruydu ama bununKai’yi yanlış bir sonuca götürmesini umuyordu. Birazdan harcanacak onca Ruh Parçacığı hakkında soru sorulmasını istemiyordu. Okçu onu, güçlenmek uğruna dahi olsa servetinden vazgeçemeyen bir paragöz sanırsa belki bu harcadığı miktarın o kadarda absürt olmadığı sonucuna varmasına sebep olabilirdi.
 
Sunny başını iki yana sallayarak sözünü sürdürdü:
 
“Şimdi şöyle; Ruh Parçacıklarını sana verecek olan Kai. Ben yalnızca doğru Hatıraları seçmesine yardım edeceğim. İyi Hatıradan anlarım, ha, nedemek istediğimi çaktın sen.”
 
Bununla kastettiği de gözleri sayesinde Hatıraların özünü görebilmesi, gerçek özelliklerini ayırt edebilmesiydi. Ama bu kadar detayı bilmelerine gerek yoktu tabii.
 
Stev başının arkasını kaşıdı.
 
“Eee... Peki. Öyleyse etrafa bir göz at. İlgini çeken ya da merak ettiğin bir şey olursa da sor.”
 
Sonra Gece’ye dönüp alınmayla karışık alayla güldü.
 
“Doğrudan bana da danışabilirdin, biliyorsun, değil mi? Sana yalan söyleyecek değilim ya.”
 
Kai mahcup bir gülümsemeyle karşılık verdi.
 
“Ah. Şey... Evet, haklısın kusura bakma.”
 
Stev uzaklaşınca Kai, Sunny’ye doğru eğilip fısıldadı:
 
“Yani benden istediğin iyilik, buraya gelip kendime bir Hatıra alıyormuş gibi yapıp sonra da sana vermek doğru muyum? Böylece elindeki gizli kozdan kimsenin haberi olmayacak, ha?”
 
Sunny ona baktı. Aslında mantıklı bir tahmindi. Başkalarının varlığından haberdar olmadığı bir silah ya da alet taşımak büyük bir avantaj sağlardı.
 
Ne yazık ki Kai, karşısındaki adamın nasıl biri olduğunu henüz bilmiyordu.
 
Sunny başını iki yana salladı.
 
“Yanlışsın. Senden benim adıma bir Hatıra almanı istemiyorum.”
 
Ardından içtenlikle gülümseyip ekledi:
 
“Senden benim adıma en az on tane Hatıra almanı istiyorum.”
 
Kai’nin o güzel yeşil gözleri kocaman açıldı.
 
 
***
 
 
Sunny, şaşkınlıktan dili tutulmuş okçuyu orada bırakıp sergilenen Hatıraları incelemeye koyuldu.
 
Hatıraların sayısı az değildi. Kabaca en az yüz tane vardı; belki daha fazla.
 
İlk dikkatini çeken şey; çeşitli silahlar vardı.
 
Düz ve eğri kılıçların yanı sıra zırh delici kılıçlar, ince meçler, palalar ve süvari kılıçları vardı. Büyülü ışığın altında parıldayan türlü türlü hançer ve bıçak adeta Sunny’yi kendilerine çağırıyordu. Bir düzine kadar da uzun saplı silah sergileniyordu: mızraklar, balta uçlu kargılar, teberler ve eğik bıçaklı naginatalar. Sağında solunda birkaç savaş baltası vardı. Biraz ilerideyse savaş çekiçleri, gürzler ve zincirli topuzlar sıralanmıştı; onlara bakmak bile ezici varlıklarını hissetmeye yetiyordu. Kai’nin gözleri ise birkaç yayın üzerinde hülyalı hülyalı dolaşıyordu.
 
Zırhların da her türlüsü vardı. Deri ve metal zırhlar, hafif ve ağır yapılılar, pullu ve levhalı zırhlar... Kimisi çok zarifti, kimisiyse kaba sabaydı; kimisi ince hatlarla süslenmiş, kimisi ise kabaca yontulmuştu. İnsan burada ne isterse bulabilirdi. Bazıları alışageldik gösterişli zırhlara benzerken bazıları kumaştan yapılmış sıradan giysileri andırıyordu.
 
Vitrinlerdeki binbir türlü eşyanın herbiri sanki ilgisini çekmek için adeta birbiriyle yarışıyordu. Hangi Tılsımları barındırdıklarını ancak tanrılar bilirdi...
 
Daha doğrusu, tanrılar ve Stev bilirdi.
 
…Bir de Sunny.
 
Hatıraların arasında dolaşırken zaman zaman elini üzerlerine koyuyordu. Dokunduğu anda, Hatıranın içindeki büyü örgüsü tüm çıplaklığıyla gözlerinin önüne seriliyordu. Dokumacı’dan gelen tek bir İkor damlası, gözlerini sonsuza dek değiştirmişti.
 
Bu örgünün yapısını inceleyerek Hatıranın ne işe yaradığını az çok anlayabiliyordu. Elbette salonda gerçekten olağanüstü sayılabilecek bir Hatıra yoktu. Kaldı ki öyle bir şeyi kim satmak isterdi ki?
 
Yine de gerçekten iyi olanları, idare edecek türden olanları ve işe yaramaz olarak sayılan kötü hatıraları birbirinden ayırmayı başarıyordu.
 
...Sunny’nin aradığı da işte bu son gruptakilerdi.
 
‘İyisi değil, çoğu makbul. Unutma!’
 
Sunny, en kötü Hatıraları seçme işini neredeyse bitirmişti ki gözü loş, karanlık bir köşeye takıldı.
 
Köşede, vitrinin üzerinde kalın bir toz tabakasıyla kaplanmış âtıl vaziyette bir zırh duruyordu.  Belli ki gözden çıkarılmış bir Hatıraydı.
 
...Onu görünce elleri hafifçe titredi.
 
 
***
 
Ç.N.: Bilmeyenler için; ’İkor’ Yunan mitolojisinde tanrıların damarlarında akan kana denir.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi