Kullanılmayan sıraları koridora taşımayı bitirdiğimizde, sınıfın genel düzeni yavaş yavaş şekillenmeye başladı.
Yanami ve Yakishio tahtaya açıklamaları yazıyorlardı.
“Nukumizu-kun, sırada ne var?“
Isınma turlarını bitirmiş biri gibi, Tsukinoki-senpai parmağının ucuyla gözlüklerini düzeltti.
“Bakalım. Sergileri astıktan, atıştırmalıkları ve kulüp dergilerini yerleştirdikten sonra işimiz büyük oranda bitmiş olacak.“
“...Tabela veya onun gibi bir şey asmayacak mısın? Eğer atıştırmalık satacaksanız, en azından bir menünüz olmalı.“
“Şu an onu tahtaya yazıyorlar zaten.“
“Ama o zaman içeri girmeden kimse göremez ki. Ayrıca süsleme de olmayınca burası bomboş görünüyor. Dergileri nereye koymayı planlıyorsun?“
“Şey, öylesine yerleştirilmiş birkaç sıranın üzerine koyacaktım.“
Tsukinoki-senpai çantasının yanına gidip bir parça kumaş çıkardı.
Kumaşı bir sıranın üzerine serdi ve dergileri üstüne dizdi.
“Gördün mü? Sadece bir örtü sermek bile sunumu tamamen değiştiriyor. Ve şu da olmazsa olmaz.“
Diyerek üzerine “Yeni Ürün Çıktı“ yazan küçük bir tabela yerleştirdi.
“O da ne?“
“Hani şu ’Soğuk Erişte Servisimiz Başlamıştır’ tabelaları veya içki imalathanelerindeki sedir topları gibi bir şey.“
Vay canına. Bir anda burası gerçek bir etkinlik alanı gibi görünmeye başladı.
“Ayrıca bir duyuruya da ihtiyacımız var. ’Bunlar kulüp üyeleri tarafından yazılmış hikayelerdir, ilgilenirseniz ücretsizdir’ gibi bir şey. En azından bu kadarı şart. Bana dergileri sınıfın bir köşesinde öylece bırakacağını söyleme sakın?“
...Tam olarak planım buydu.
Tsukinoki-senpai keskin bakışlarla etrafı süzdü.
“Peki Nukumizu-kun, süslemeler nerede? Ya da tabelalar için kağıtlar?“
“Ha? Elimizde öyle şeylerden pek yok.“
Tsukinoki-senpai’nin yüz ifadesi anında karardı.
“Bir saniye bekle Nukumizu-kun. Sen tam olarak bu sınıfı nasıl hazırlamayı planlıyordun?“
“Şey, önce araştırma panolarını odanın dört köşesine asacaktık. Sonra yanlarına, o temanın içeriğine uygun atıştırmalıklar ve bir damga istasyonu koyacaktım.“
“Tamam, tamam, peki ya sonra?“
Sonra mı...?
“Iıı, hepsi bu kadar...“
“...Pekala, herkes toplansın! Siz ikiniz, buraya gelin bakayım.“
Tsukinoki-senpai ellerini sertçe birbirine vurdu.
Tebeşir tozlarını hızlıca üzerlerinden silkeleyen Yanami ve Yakishio yanımıza geldi.
“Durum sandığımdan daha vahim, bu yüzden mekan kurulumunun koordinasyonunu ben devralıyorum.“
Resmen azledildim.
“Yarınki etkinlik için el ilanları ve posterler hazırlamamız, mekanı da süslememiz gerekecek. İşe gerekli malzemeleri listelemekle başlayalım.“
Tsukinoki-senpai not defterini çıkarıp seri bir şekilde notlar almaya başladı.
“Renkli kağıtlar ve çift taraflı bantlardan oluşan tam bir sete ihtiyacımız var. Madem işin içine para girecek, bir bozuk para kutusu ve bir de defter hazırlamalıyız. Evde bir nakit kutum var, onu sonra getiririm. Üstü vermek için bir rulo 100 yenlik madeni para yeterli olur, o işi de ben hallederim. Ayrıca atıştırmalıklar için hiç sepetimiz yok gibi görünüyor. Nukumizu-kun, damgaları ve kartları hazırladın mı?“
“Uygun bir zaman bulunca almayı düşünüyordum—“
“Onları da şimdiden hazır edelim. Birisi alışverişe gidebilir mi?“
“Ben giderim!“
Yakishio enerjik bir şekilde elini kaldırdı. Tsukinoki-senpai not defterinden bir sayfa koparıp ona uzattı.
“Yakındaki 100-yen dükkanı açılır açılmaz listedeki her şeyi al. Faturayı almayı unutma. Alınacak çok şey var, Yanami-san sen de ona eşlik edebilir misin?“
“Tabii ki! Ama bizim sınıf hazırlıklarımız da var, o yüzden çok uzun süre yardım edemeyiz.“
“Sorun değil. Alışveriş işini bu sabah hallettiğiniz sürece geri kalanını Nukumizu-kun ile ben halledebiliriz.“
...Neler oluyor böyle? Bu benim bildiğim Tsukinoki-senpai değil.
Onun, BL (Boy’s Love) muhabbetleri dışındaki anlar için IQ’sunu tasarruflu kullanması gerekmiyor muydu?
“Pekala, yapacak çok işimiz var. Zil çalana kadar çalışmaya devam edelim.“
Senpai ellerini bir kez daha birbirine vurarak Yanami ve diğerlerini tahtanın başına geri gönderdi.
Pekala... Sanırım benim payıma da el ilanları ve posterler düşüyor.
Sınıfa tekrar göz gezdirdiğim sırada, Tsukinoki-senpai saatini yüzüme doğru tuttu.
“Eski okulunun bize birkaç tatami matı ödünç vereceğini söylemiştin, değil mi? Bir araba ayarladım. Öğleden önce yola çıkarız.“
“Eski okulum olsun ya da olmasın, orada tanıdığım tek kişi kız kardeşim.“
Üç yıllık ortaokul hayatını bitireli sadece birkaç ay olmuştu ama şimdiden çok uzak bir geçmiş gibi hissettiriyordu.
Tsuwabuki Festivali’nden önceki o gün; uzun bir gün başlamıştı—
*
Bir an durup duvardaki saate baktım. Saat çoktan 2 olmuştu.
Sergi metni tam son teslim saatinden önce yetişmişti.
Metnin bittiğine dair bildirim gelince, Başkan onu almak üzere okuldan ayrıldı.
Benimse bütün sabahım el ilanları ve posterler hazırlamakla geçti; ortaokuldan ödünç aldığımız tatami matlarını sınıfa daha yeni serebilmiştim.
Tatamileri taşımama yardım eden Ayano, gitmeden önce sırtıma hafifçe vurdu.
“Pekala, biz artık kendi sınıfımızdaki hazırlıklara yardıma gidiyoruz.“
“İyi şanslar Nukumizu-san,“ dedi Asagumo-san, nazikçe başıyla selam vererek. Bir yandan da elindeki havluyla Ayano’nun alnındaki teri siliyordu.
“İkinize de teşekkürler. Gerçekten çok yardımcı oldunuz.“
Onları uğurladıktan sonra sınıfta yapayalnız kaldım.
Tsukinoki-senpai, tatamileri taşıdığımız aracı teslim etmeye gitmişti.
Yanami ve Yakishio ise öğleden sonraki <-Cadılar Bayramı Sokağı-> skeçlerinin provalarıyla meşguldüler.
...Bugün iyi çalıştım. Kendi kendimi takdir ederek tatami matlarının tam ortasına boylu boyunca uzandım.
Başta sadece panoları ve atıştırmalıkları hazırlamayı planlamıştım ama işe başlayınca halledilmesi gerekenlerin beklediğimden çok daha fazla olduğu ortaya çıktı.
Araba meselesinde bile Tsukinoki-senpai’ye güvenmek zorunda kalmıştık.
Tek başıma hiçbir şeyi beceremezdim muhtemelen...
“Ooh, fena olmamış. Burası artık adamakıllı bir sergi mekanı gibi görünmeye başlamış.“
Tsukinoki-senpai sınıfa geri dönmüştü.
Nedense, gözüme her zamankinden daha güvenilir görünüyor.
“Teşekkür ederim. Gerçi bir kamyonetle geleceğinizi hiç tahmin etmemiştim.“
“Ailem bir iş yürütüyor. Bu model, normal ehliyetle kullanmak için hâlâ yasal.“
Senpai üzerindeki eşofman takımıyla beraber yüzünde bir sırıtışla yanıma bağdaş kurup oturdu.
“Yine de şaşırdım. Bu okulun araba sürmeye izin vermediğini sanıyordum.“
“Tabii ki izin verilmiyor. Eğer yakalanırsan, doğruca uzaklaştırma alırsın.“
...Bir saniye. Az önce ne dedi o?
“Gerçi ben yolcu koltuğundaydım.“
“Yine de yakalanırsanız uzaklaştırma alırsınız.“
Senpai eşofmanının üstünü çekiştirip bana gösterdi.
“Bunu keyfimden mi giyiyorum sanıyorsun? Okul üniformasıyla kamyonet sürmenin kötü bir fikir olduğunu ben bile biliyorum.“
...Madem bu kadarını biliyorsun, neden bir adım daha gidip orada durmadın?
Senpai bana bir şişe çay uzattı.
“Ama şaşırdım doğrusu. Küçük kız kardeşin hem çok tatlı hem de acayip popüler. Tatamileri taşımaya yardım eden o çocuklar... onun hayran kulübü falan mıydı?“
“Hayır, yanlış duymuş olmalısınız. Onlar sadece oradan geçen nazik çocuklardı. Hem ortaokulda karşı cinse bu kadar meraklı olmak için henüz çok erken.“
Bu kesin beyanım üzerine Tsukinoki-senpai bana şüpheyle baktı.
“...Nukumizu-kun, sen yoksa bir ’siscon’ musun? Şöyle bir düşününce, kulüp odasına ’küçük kız kardeş’ temalı o romanları getirip duran sendin, değil mi?“
Yani, onları evde öylece ortalıkta bırakamazdım sonuçta.
“Fantezi ve gerçeklik farklı şeyler. Siz de BL yazıyorsunuz ama herhalde Başkan’ın bir erkek arkadaşı olsun istemezsiniz, değil mi?“
“Eğer bana gösterirse, bunu seve seve kabul ederim. Hatta aksine, tutkuyla yanıp tutuşurum diyebilirim.“
Uh... bu gerçekten normal mi?
“Pekala, bir kız kardeş bağımlısı (siscon) olmasan bile bunu merak etmen çok doğal. Ne de olsa kız kardeşin acayip popüler.“
“Ben hâlâ o okuldayken sadece sıradan bir öğrenciydi. Aslında, popüler olmanın tam tersiydi bile diyebilirim.“
“Gerçekten mi? Bu şaşırtıcı.“
…Kaju’nun ortaokula yeni başladığı dönemi hatırladım.
“Etrafta dolaşıp millete, ’Dünyanın en harika ağabeyi de bu okulda okuyor,’ diyip duruyordu. Bu da birinci sınıftaki kızlar arasında bir söylenti çıkmasına neden oldu: Okulda Nukumizu adında inanılmaz yakışıklı bir son sınıf öğrencisi olduğu konuşuluyordu.“
“Vay canına, demek ortaokulda tam bir gönül hırsızıydın, ha?“
“Sonra ikinci bir söylenti yayıldı: Aslında öyle bir son sınıf öğrencisi yoktu. Kaju Nukumizu şirin bir kızdı ama biraz tuhaftı.“
Çay şişesinin kapağını açtım.
“İlk yılında pek de hoş olmayan bir şekilde dikkat çekmişti. Bu yüzden bugün herkesle iyi anlaştığını görmek beni gerçekten rahatlattı.“
…Ama bir abi olarak, o sözde hayran kulübünü asla kabul etmiyorum.
Tsukinoki-senpai bir süredir bana bakıp sırıtıyordu ama sonra ifadesi meraklı bir hal aldı.
“Şimdi düşününce, kız kardeşinle daha önce bir yerde karşılaşmış mıydık? Gözüm bir yerden ısırıyor.“
“Bence bu ikinizin ilk karşılaşmasıydı.“
…Bir dakika. Temmuz ayındaki Edebiyat Kulübü kampı sırasında Kaju bizi gizlice dikizliyordu.
Senpai ile burun buruna gelmiş olması hiç de şaşırtıcı olmazdı.
Ama bunun ortaya çıkması tam bir baş ağrısı olurdu…
“Bence sadece hayal gücünüzün bir oyunu. Bu ilk tanışmanız olmalı.“
“Hmm, belki de haklısın. Sadece öyle hissettirmiş olmalı.“
Tsukinoki-senpai tavana doğru bakarken, ben de poker suratımı bozmadan çayımdan bir yudum daha aldım.
*
Saat öğleden sonra 4’ü biraz geçe 1-C sınıfına adımımı attığımda, içerideki atmosfer sabahkinden tamamen farklıydı.
Duvarlar karartma perdeleri ve süslemelerle kaplanmış, yazı tahtasına ise büyük, dekoratif harflerle <“HAPPY HALLOWEEN“> yazılmıştı. Sınıf tamamen bir Cadılar Bayramı parti mekanına dönüşmüştü.
Anlaşılan benim sıram da bir yerlere taşınmıştı.
Gidecek bir yerim olmayınca, hafif bir çiçek kokusu beni çevreleyene kadar orada öylece amaçsızca durdum.
Beynim her zamanki arka plan müziğini çalmaya başladı.
“Şaka mı, şeker mi!“
Karşımda dramatik bir pozla duran, bir bacağını kaldırmış ve doğrudan beni işaret eden kişi, şeytan kızın ta kendisiydi.
Karen Himemiya.
…Bir dakika, acaba burada durarak yoluna engel mi oluyorum?
Sessizce kenara kaydım ve kendimi fark ettirmemeye çalıştım ama Himemiya-san doğrudan üzerime geldi.
“Hey, hey! Nukumizu-kun, bir tepki versene!“
Bekle, az önceki replik bana mı yönelikti?
“Şey, peki o zaman, şeker lütfen. Gerçi yanımda pek şekerleme falan yok ama…“
“O-Oh… Nukumizu-kun, bu konuda daha rahat olabilirsin. Ben tam da ’Şeker yok mu? O zaman şaka vakti!’ havasına girmiştim.“
Kulağa biraz edepsizce geliyor.
“Şey, yanımda bir tane Black Thunder çikolata var. Bu iş görür mü?“
“Bak sen, ne kadar da kibarsın. Hediyeni minnetle kabul ediyorum.“
Himemiya-san çikolatayı ciddi bir ifadeyle aldı, sonra kendini tutamayıp kıkırdamaya başladı.
“Aman Nukumizu-kun. Eğer böyle kaskatı kesilirsen, sanki sana zorbalık yapıyormuşum gibi görünecek. Al, bu şekeri Anna’ya ver.“
“Yanami-san’a mı?“
Himemiya-san’ın işaret ettiği yere baktım; Yanami köşede, yere serilmiş yassı bir karton kutunun üzerine uzanmıştı.
Üzerinde beyaz bir cübbe, kafasında ise üçgen beyaz bir bez vardı; ellerini karnının üzerinde birleştirmiş, sırtüstü yatıyordu.
Sonunda öldü mü acaba?
“Anna hem yorgun hem aç. Ve bence gerçekten ama gerçekten çok aç.“
İki kere söyledi. Durum o kadar vahim olmalıydı.
Elimdeki Black Thunder markalı çikolata ile Yanami’ye doğru yürüdüm.
“Yanami-san, bunu ister misin?“
Uyuklamakta olan Yanami, yavaşça yerinden doğruldu.
“…Nukumizu-kun?“
Sersemlemiş bir halde elimdeki Black Thunder’ı aldı ve iştahla kemirmeye başladı.
“Hayatımı kurtardın. Kantinde ekmek bitmişti, yemekhane de bugün kapalıydı.“
“Dur bir dakika, bana öğle yemeği yemediğini söyleme sakın?“
Yanami başıyla onayladı.
“Evet. Sadece bir bardak hazır noodle yedim.“
Yemişsin ya işte.
“Ha, bu arada, sınıf tamamen farklı görünüyor değil mi? Dekorasyonuna biz de yardım ettik.“
“Yani <-Cadılar Bayramı Sokağı-> etkinliği dışarıda yapılmıyor mu?“
“Sınıfta hatıra fotoğrafı çekimleri gibi şeyler de olacak. Nukumizu-kun, etkinlik planını okumadın mı?“
Sadece bana verilen kısmı okumuştum.
Sessiz kalınca Yanami’den ruhsuz bir bakış yedim.
“Lütfen kendi sınıfının etkinliğiyle de biraz ilgilen, olur mu?“
Buna verecek bir cevabım yoktu. İtaatkar bir şekilde başımı salladım.
“Ee, Edebiyat Kulübünde işler nasıl gidiyor? Pek yardım edemedim.“
“Çoğu bitti. Başkan döndüğünde sadece son rötuşları yapmamız gerekecek.“
İnanması güç ama Edebiyat Kulübü’nün hazırlıkları beklenenden iyi gidiyordu. Tsukinoki-senpai’nin yetenekli birine dönüşmesi çok hoş bir sürpriz olmuştu.
“Buradaki işler sakinleşince ben de oraya damlarım— Ah, kostümüme çikolata bulaştı!“
Yanami çikolata lekesini ovarak daha da beter hale getirirken onu arkamda bırakıp sınıfın panosuna yöneldim.
Sınıf sergisinin etkinlik planının orada asılı olduğuna emindim.
Panonun önünde durup programa odaklandım.
<-Cadılar Bayramı Sokağı-> gösterisi toplam yedi perdeden oluşuyordu.
Herkes her perdede oynamayacaktı. Yanami’nin sadece üç sahnesi vardı.
Geri kalan zamanda okulda dolaşacak, çocuklara şeker dağıtacak ve onlarla fotoğraf çekileceklerdi.
“Sen kostüm giymiyor musun, onii-sama? Kaju sana bir prens kostümünün çok yakışacağını düşünüyor.“
“Ben sahne arkası ekibindenim. Zaten etkinlik sırasında Edebiyat Kulübü ile olacağım—“
…Ha? Az önceki ses…
“Kaju?! Senin burada ne işin var?!“
“Hehe, Kaju öylece geliverdi.“
Evet, gerçekten de gelmişti.
Durumu idrak etmeye çalışırken, Kaju yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
“Okula öylece izinsiz gelemezsin. Hadi gel, seni dışarı kadar geçireyim—“
Onu sınıftan çıkarmaya yeltendiğim sırada, sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi sakince uzanıp kravatımı düzeltti.
“Onii-sama, kravatın yamulmuş. Öğle yemeğini düzgün yedin mi?“
“Şey, evet. Daha da önemlisi, hadi seni—“
“Nukumizu-kun, küçük kız kardeşin buralara kadar gelip ikramlıklar getirmişken böyle davranman hiç hoş değil!“
İki eliyle furoshikiye sarılmış büyük bir bohça taşıyan Yanami, konuşmaya dahil oldu.
Ç/N=(Furoshiki: kıyafet, hediye ve benzeri eşyaların taşınmasında kullanılan geleneksel Japon paketleme kumaşlarıdır. )
“İkramlık mı? Onları Kaju mu getirmiş?“
“Evet. Kaju herkesin keyifle yiyeceği bir şeyler hazırlamak istedi, bu yüzden koca bir tepsi inari suşisi getirdim.“
İnari suşisinin adı geçer geçmez Yanami’nin gözleri parladı.
“Millet! Nukumizu-kun’un küçük kız kardeşi bize ikramlık getirmiş!“
Yanami’nin duyurusuyla birlikte tüm sınıf dönüp bize baktı.
Güzel. Herkes inari suşisiyle oyalanırken, Kaju’yu buradan çaktırmadan çıkarabilirim.
Ancak beklentilerimin aksine, sınıftaki tüm kızlar anında Kaju’nun etrafını sardı.
“Bu kız kim? Çok tatlıymış~“
“Nukumizu-kun’un kız kardeşiymiş!“
“Nukumizu mu?“
“Üniforması çok şirin. Hangi okuldan?“
Kaju ilk başta biraz irkilmiş görünse de hemen o gülümseyen haline geri döndü.
“Ben Kaju Nukumizu. Onii-sama’ya her zaman destek olduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim!“
Derin bir şekilde eğilerek selam verir vermez kızlardan bir hayranlık çığlığı yükseldi.
…Pekala, buna artık engel olunamaz. Light Novel’lara göre kızlar, tatlı şeylere ve şekerlemelere karşı zayıftır.
Artık Kaju’nun doğaçlama yeteneğine güvenmekten başka çarem yok.
Onları uzaktan izlerken, Yakishio gelip yanımda durdu.
“Bu Momozono Ortaokulu üniforması, değil mi? Demek kız kardeşin de bizim eski okulumuza gidiyor.“
“Şey, evet, benim kardeşim sonuçta.“
Yakishio bir mumya gibi giyinmişti ama kostümü oldukça usturupluydu, vücut hatları büyük oranda kapanmıştı.
Sınıfımızın kızları, erkeklerin hayallerine karşı vicdan kalkanıyla başarılı bir savunma yapmıştı.
Kaju ikimizin konuştuğunu fark edince kalabalığın arasından sıyrılıp önümüzde durdu.
“Şey, siz Yakishio-san olmalısınız, değil mi? Kaju sizin hakkınızdaki her şeyi onii-sama’dan duydu!“
Bunun üzerine Yakishio, sırıtarak dirseğiyle beni dürttü.
“Nukkun evde benden bahsediyormuş demek, ha? Ay, utandım şimdi!“
…Ben evde Yakishio’dan bir kez bile bahsettim mi ki?
“Her neyse Kaju, artık eve gitmelisin. Bir liseye öylece elini kolunu sallayarak giremezsin, biliyorsun.“
“Ara~, ama Kaju sınıf öğretmeninden izin aldı ki. Ne kadar nazik ve harika bir insan!“
Nazik ve harika mı… Hmm, ondan pek emin değilim.
Hafızamda bu söylenenlerle çelişen geçmiş anıları tararken, tam da o dedikoduların öznesi Kaju’nun arkasında belirdi.
“Nukumizu, kız kardeşinin insan sarraflığına diyecek yok. Ondan biraz feyz al.“
Amanatsu-sensei ellerini çırptı.
“Hey, herkes burada mı? Üzgünüm, geç kaldım. Hadi sınıf toplantısına başlayalım.“
Kaju buradayken bile bu kadar sıradan bir şekilde toplantıya mı geçeceğiz?
“Yarınki varış saati her zamanki gibi. Ana kapı bu akşam saat 8’de kilitlenecek. Daha da geçe kalmak isteyen olursa bana önceden haber versin. Toplantı bitmiştir.“
Amanatsu-sensei nazikçe elini Kaju’nun başına koydu.
“Nukumizu’nun kız kardeşi inari suşi getirmiş. İlk gelen kapar, o yüzden düzgünce paylaşın— Hey, Yanami! Kendi başına gömülmeye başlama hemen!“
İnari suşisi için o büyük kapışma başlarken, Kaju yanıma geldi.
“Onii-sama, sınıfın çok canlıymış.“
Öyle mi? Pek emin değilim ama Kaju öyle diyorsa belki de öyledir…
“Pekala Kaju. Hâlâ hazırlık yapmam gereken işlerim var, o yüzden seni okul kapısına kadar geçireyim.“
“O zaman güney kapısına gidelim lütfen. Annem orada arabayla bekliyor.“
Sınıftan çıkıp koridorda birlikte yürürken, Kaju koluma girdi.
“Ehehe, okulun içinde kapıya kadar bir randevuya çıkmışız gibi hissettiriyor.“
“O zaman onun yerine elimi tut, ben de bırakırım. Eğer o da olmazsa, lütfen Kaju’ya ceketini ödünç ver.“
“Ceketimi mi? Üşüdün mü?“
Ceketimi çıkarıp ona uzattım. Kaju mutlu bir şekilde giydi.
“Evet, sıcakmış. Ehehe, her yerim sıcacık oldu, hem de bol geliyor.“
Kaju, neşe içinde geri geri yürürken az kalsın yoldan geçen bir öğrenciye çarpıyordu.
Onu omzundan yakalayıp yanıma çektim.
“Hey, yürürken sağa sola bakma. Abinin yanından ayrılma.“
“...Evet, onii-sama.“
Hatasını anlamış olmalı ki, yanımda sessizce yürümeye başladı.
Kaju, tüm o olgun tavırlarına rağmen hâlâ bir çocuktu. Bir liseye yaptığı bu ilk ziyarette heyecanlanması gayet doğaldı.
“Kaju, sana kızgın değilim, tamam mı?“
“Evet, onii-sama. Kaju iki çeşit inari suşisi yaptı: Biri karışık malzemeli, diğeri ise vasabili. Bolca var, o yüzden mutlaka kendinin de yediğinden emin ol.“
“Vay canına, kulağa harika geliyor.“
Öyle dedim ama ben geri dönene kadar muhtemelen hepsini silip süpürmüş olurlardı.
Ne de olsa, 1-C sınıfında Yanami diye bir gerçek vardı…
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.