Yukarı Çık




10.2   Önceki Bölüm 

           


Cilt 3 - Bölüm 3 Part 1

Tsuwabuki Festivali’nin sabahı.

Hızla öğrenci konseyi odasına doğru ilerledim. Etkinlik başlamadan önce hazırlık sonrası mekan fotoğraflarını teslim etmem gerekiyordu.

Nefes nefese kalmış bir halde öğrenci konseyi odasının kapısını açtım.

“Afedersiniz.“

“Eek!?“

Odanın içinde, kedi kulaklı hizmetçi kıyafeti giymiş bir kız, yüzü seğirerek olduğu yerde donakaldı.

…Burası öğrenci konseyi odasıydı, değil mi?

Yakından bakınca, kedi kulaklı hizmetçinin birinci sınıf başkan yardımcısı Tiara Basori olduğunu anladım.

“N-Ne diye böyle paldır küldür içeri dalıyorsun!?“

“Şey, teslim etmem gereken bir şey vardı da.“

Derken, arkasından beyaz bir kol uzandı ve Tiara-san’ı sanki kucaklıyormuş gibi sarıp sarmaladı.

Bu, mini etekli bir hemşire kıyafeti giymiş Shikiya-san’dı.

“Tiara-chan… cümlenin sonunu hatırla… miyav… tamam mı…?“

“Ha!? Bu bir üst sınıfın emri olsa bile, b-bu kadarı artık-“

Shikiya-san halsizce Tiara-san’a yaslandı.

“Başkan’ın… fikrini… beğenmedin mi…?“

“Ö-Öyle demek istemedim! Ama Başkan da gerçekten kostüm giyecek mi? Tek kelime bile etmedi-“

“Başkan’dan… şüphe mi ediyorsun?“

“Tabii ki hayır! Ben de yapacağım!“

“...Miyav.“

“Yapacağım işte, miyav!“

Tiara-san kıpkırmızı kesildi ve neredeyse çaresizlik içinde bağırdı.

...Bu tür diyalogları keşke daha önceden aralarında halletselerdi.

Ben orada öylece donup kalmışken, Tiara-san sanki menteşeleri paslanmış gibi gıcırdayarak yüzünü bana doğru çevirdi.

“P-Peki, ne getirmiştin… miyav?“

Kulakları kıpkırmızı olmuştu, bakışları yerdeydi ve hafifçe titriyordu.

“Şey, hazırlık sonrası mekan fotoğrafları. Bunlar uygun mu?“

“Evet, teslim aldım.“

“Tiara-chan…?“

“Teslim aldım işte, miyav!“

Ben şu an ne izliyorum?

Ah, kedi hizmetçi kostümünün bir de kuyruğu varmış. O kuyruğun tabanı acaba nereye tutturulmuştu ki...

Tam düşüncelere dalmış bir halde odadan çıkmak üzereyken—

“Çocuk…“

Shikiya-san bir sinek vızıltısı kadar kısık bir sesle bana seslendi.

“Uh, evet?“

Çenesini Tiara-san’ın omuzuna dayayan Shikiya-san, solgun gözleriyle bana baktı.

“Daha sonra... uğrayacağım...“

*


Edebiyat Kulübü’nün sergisi, batı binasının ikinci katındaki bir sınıftaydı. 

Öğrenci konseyi odasından döndüğümde, Komari duvarın yanında tek başına duruyordu.

“G-Geç kaldın Nukumizu. N-Neredeyse başlamak üzere.“

Sert dili, keyfinin yerinde olduğunun bir işaretiydi.

Rahatlayarak saate baktım, başlamasına 10 dakika vardı. Komari’nin yanına geçip sergiye göz gezdirdim.

“Komari, bu sabah epey erken geldin, değil mi?“

“T-Tsukinoki-senpai beni arabayla b-bıraktı.“

“Peki bizim önemli üst sınıflar nereye kayboldu?“

“S-Son sınıfların bu sabah k-kademe g-genelinde bir t-toplantısı var.“

Şimdi söyleyince hatırladım, mezuniyet hazırlık konferansını dinlemekle ilgili bir şeyler demişlerdi. Okul festivali olduğunu düşünürsek biraz acımasızca.

Yanami ve Yakishio kendi sınıflarının görevleriyle meşguldüler, bu yüzden bir süre burada sadece Komari ve ben olacağız.

“Pekala, hazırlıkları bitirdiğimize göre ikimiz idare edebiliriz.“

Komari hafifçe başını salladı ve parmaklarıyla oynamaya başladı; ifadesi mahcubiyet ile huysuzluk arasında bir yerdeydi.

“N-Nukumizu.“

“Hm? Ne oldu?“

“Ş-Şey, yani, t-teşekkür ederim…“

“...Ha?“

O az önce... bana teşekkür mü etti?

“Y-Yazdıklarımı böylesine m-muhteşem bir sergiye d-dönüştürdüğün için.“

Böyle açık sözlü bir Komari nadir görülür. Utancımı gizlemek için yanağımı kaşıdım.

“Eğer birine teşekkür edeceysen Asagumo-san’a, yani Yakishio’nun arkadaşına et. Tasarımı o düşündü.“

“A-Anlıyorum. Ama her ş-şeyi böyle g-güzelce bastırdığın için-“

“O benim arkadaşım ve Başkan’dı. Tüm baskı işlerini onlar halletti. Harika, değil mi?“
Komari başını yana eğdi.

“...P-Peki ya sınıf s-süslemeleri?“

“O Tsukinoki-senpai’nin fikriydi. Yanami-san ve Yakishio da herkesin yardım etmesini sağlayan kişilerdi.“

“B-Bırak da en azından b-biraz seni öveyim.“

Komari kâküllerinin altından bakarak beni dik dik süzdü.

“Eh, ne? Beni mi övmek istiyorsun? Buyur et, çekinme. Beni övgü yağmuruna tut.“

“...G-Git geber.“

Az önce beni övmeyecek miydin?

Batı binasının sessiz bir köşesi. Hiçbir şey söylemeden öylece durup sınıfa göz gezdirdik.

“Yanami-san öğleden sonra boş vakti olduğunu, bir süreliğine nöbeti devralacağını söyledi.“

Komari hafifçe başını salladı.

“Ü-Üst sınıflar da… t-toplantı bitince g-gelecekler.“

“Evet. Öyle.“

…Konuşacak konumuz çoktan tükenmişti. Ama sessizlik de pek rahatsız edici değildi. Tam bunu düşünürken, duvardaki hoparlörden bir hışırtı yükseldi.

“Günaydın herkese. Burası Tsuwabuki Lisesi Öğrenci Konseyi.“

O olgun ses... Öğrenci konseyi başkanıydı. İnsan doğası gereği olsa gerek, gayriihtiyari hoparlöre baktım.

“Sergileriniz hazır mı? Bugün okul dışından birçok ziyaretçi bekliyoruz.“

“Okulumuzun sloganı ’Öz güven ve Öz saygı’dır. Lütfen her birinizin Tsuwabuki Lisesi’ni temsil ettiğini unutmayın ve utanç getirmeyecek şekilde davranın.“

Bu resmi selamlama tuhaf bir şekilde güven vericiydi. 

Öğrenci konseyinin tuhaflarla dolu olduğunu düşünmeye başlamıştım ama görünüşe göre Başkan gerçekten aklı başında biriydi.

İlk tanışmamızda biraz saf biri gibiydi ama yine de o öğrenci konseyi başkanı—

“...Bu biraz fazla üst perdeden olmadı mı? Belki de orijinal versiyona sadık kalsaydım daha iyiydi.“

“Sorun değil... zaten... kimse… dinlemiyor…“

“Başkan, mikrofonunuz hâlâ açık! Lütfen devam edin, miyav!“

…Bu da neydi şimdi?

Mikrofonun diğer ucundan hışırtı sesleri geldi.

Ardından, durumu toparlamaya çalışıyormuşçasına Başkan’ın sesi tekrar yankılandı.

“Öyleyse, 98. Tsuwabuki Festivali’nin açılışını an itibarıyla ilan ediyoruz!“

Bir an sonra, uzaktan belli belirsiz tezahürat ve alkış sesleri duyuldu.

Komari ile birbirimize bakıştık, sonra biraz tereddüt ederek biz de ellerimizi çırptık.

Ve işte böylece, bizim Tsuwabuki Festivalimiz başlamış oldu.

*

Açılıştan bu yana 15 dakika geçti.

Elinde çantalarla yanımızdan geçen bir Tsuwabuki öğrencisi dışında tek bir kişi bile uğramadı.

Muhtemelen huzursuz hisseden Komari, başını öne eğmiş gergin bir şekilde tırnaklarıyla oynuyordu.

Boş bir sınıf, sessizlikle birleşince tuhaf bir şekilde uçsuz bucaksız ve yalnız hissettiriyor. 

Dört serginin her birinin yanında bir atıştırmalık sepeti ve bir mühür yastığı duruyor.

Girişin yanına kulüp dergilerini istifledik ama gerçekten birileri alacak mıydı? Bir saniye, o Dazai ve Mishima posterleri ne ara oraya asıldı...?

“Batı binası etkinlik alanının ta ucunda kalıyor. Hemen birilerinin geleceğini sanmıyorum.“

“Ö-Öyle mi dersin…?“

“O yüzden rahatlayıp bekleyelim. İlkokul çağı altındaki çocuklara kurabiye veriyoruz, o yüzden eğer mühür kartları varsa—“

Cebimi karıştırırken, 5 yaşlarında bir çocuğun girişten içeri baktığını ve doğrudan bize dik dik baktığını fark ettim. 

Dün gece çalıştığım gülümsemeyle ona bir mühür kartı uzattım.

“Al bakalım, eğer bunun üzerindeki tüm mühürleri toplarsan şeker alacaksın. Güzelce mühürleyebilir misin?“

Çocuk kartı aldı ve sınıfa daldı.

Annesi olduğu anlaşılan bir kadın bize kibarca başıyla selam verip peşinden gitti. Ziyaretleri üç dakika bile sürmedi.

İlk misafirimiz kurabiyelerini bir hazineymiş gibi kavrayıp dışarı koştu. Çocuğa el sallayan Komari’ye bir mühür kartı uzattım.

“Komari, çıkartmaları da kartların yanında tut.“

“Ç-Çıkartma mı?“

“Atıştırmalık alan çocukların kartlarına birer çıkartma yapıştırıyoruz. Böylece kime verdiğimizi unutmayız.“

Komari çıkartmaları alırken kaşlarını çattı.

“N-Neden Pokemon…?“

“Yakishio çocukların bunları sevdiğini söyledi.“

“Ben de seviyorum, o yüzden kesin işe yarayacaktır,“ demişti. Muhtemelen haklıdır. Şu ana kadar iki misafirimiz olmuştu. Deftere çetele tutarak işaretledim. Ondan sonra, ara ara insanlar damlamaya başladı ve kısa sürede çetelemiz iki tam gruba (on kişi) ulaştı.

“A-Az önceki çocuk... r-resimli kitaplarla ilgili m-makaleyi okuyordu.“

“Hatta yumurtalı kreplerden bir tane satın bile aldı.“

Heyecanla, havaya bir 100 yenlik fırlattım. Gümüş madeni para floresan ışığının altında parıldadı—

“D-Düşürüp k-kayıp mı ettin? N-Ne yapıyorsun sen?“

“Yüzüme vurma. Şuralarda bir yere yuvarlandı sandım...“

Birkaç dakika sonra, cüzdanımdan başka bir 100 yenlik çıkarırken aklımdaki soruyu sordum.

“Komari, ziyaretçilerle gayet iyi ilgileniyorsun. Bu konuda pek iyi olmadığını sanıyordum.“

“Ç-Çocuklar söz konusuysa b-biraz iyiyimdir.“

Parayı benden alan Komari, onu para kutusuna yerleştirdi.

“Benim de ortaokul ikinci sınıfa giden bir kız kardeşim var, bu yüzden ben de çocuklarla iyiyimdir.“

“O-Orta iki mi? S-Seninle neredeyse h-hiçbir f-farkı yok ki.“

“Benim gözümde beş yaşındaki haliyle aynı. O hâlâ benim küçük kız kardeşim.“

...Görünüşe göre ziyaretçi akışı şimdiden kurudu.

Rahatlayıp gardımı düşürdüğüm sırada, sınıfın girişinde uzun boylu bir kız belirdi.

“Edebiyat ve yemek iş birliği, ha. Epey yaratıcı bir konsept.“

Öğrenci konseyi başkanı, Hibari Hokobaru. Uzun saçları savrularak sınıfa adım attı.

“Girmemin bir sakıncası var mı? Bir göz atmak isterim.“

“Ah, tabii. Bu bir teftiş mi?“

“Dürüstsün. Eğer öyle düşünmek istersen benim için sakıncası yok.“

Başkan hafifçe kıkırdadı.

Hah, şimdi fark ettim de, okul üniforması giyiyor. Bir kostüm giyeceğini sanıyordum. Fikrini mi değiştirdi acaba?

“...İyi iş çıkarılmış bir sergi.“

Başkan, kollarını kavuşturup sergiyi incelerken kendi kendine mırıldandı.

“Vaktim olsaydı hepsini okumak isterdim ama programım epey yoğun. Bunlardan bir tane alacağım.“

Bir paket kurabiye aldı.

“Ah, evet. Yüz yen tutuyor.“

Parasini alırken, ifadesini okumak için yüzüne bir göz attım.

“Yüzümde bir şey mi var?“

“Hayır, şey… Sadece öğrenci konseyinin Edebiyat Kulübü’ne karşı biraz katı olduğunu düşünmüştüm de, gelmeniz biraz şaşırtıcı oldu.“

“...Farkında değilsin, değil mi?“

Başkan’ın etrafındaki hava bir anda değişti.

O ana kadar varlığını belli etmeden duran Komari bile korkuyla geri çekildi.

“Edebiyat Kulübü geçmişte defalarca sorun çıkardı. Eğer bir daha bir şey olursa—“

Başkan buz gibi bakışlarını üzerime dikti.

“Kapatılacak… öyle mi?“

Yutkundum. İstemeden de olsa zorlukla yutkunmuştum.

Başkan, tam onaylarcasına başını sallayacakken kaşlarını hafifçe çattı.

“Kapatılmak, ha? Bu biraz fazla sert olabilir. ’Geçici olarak kapatılma’ gibi bir şeye ne dersin?“

“Şey, geçici olarak kapatılma tam olarak nedir?“

“Ben de tam emin değilim ama bunlardan yaklaşık üç tane alınca muhtemelen kovulursunuz. Muhtemelen.“

…O da kendine has bir şekilde epey tuhaf biri.

Ben orada kafam karışmış bir halde dururken, sınıfın kapısı aniden güm diye açıldı. 

Kedi kulaklı bir hizmetçi içeri daldı.

“Teftiş programınız tamamen doldu, miyav! Bir sonrakine yetişmemiz— ha!?“

Görünüşe göre sonunda burada olduğumu fark etmişti. Tiara-san’ın yüzü kıpkırmızı oldu.

“S-Senin burada ne işin var, miyav!?“

“Şey, burası Edebiyat Kulübü’nün sergi odası.“

“A-Anlıyorum… öyle mi, miyav?“

Evet. Evet, öyle.

Tiara-san kendini ciddi bir ifade takınmaya zorlayarak hızlıca etrafa bakındı, sonra Başkan’ın elinden tutup onu çıkışa doğru yönlendirdi.

“O halde, rahatsızlık verdiğimiz için kusura bakmayın, miyav. Başkan, sırada Astronomi Kulübü var, miyav.“

“Evet, evet. Anlaşıldı. O halde ben müsaadenizi isteyeyim.“

Uzaklaşırken sesleri koridorda yankılanıyordu.

“Bu arada Başkan, siz kostümünüzü ne zaman giyeceksiniz, miyav?“

“Ben mi? Hayır, öyle bir plan yoktu.“

“Miyav!? Ama Shikiya-senpai sizin prens kılığına gireceğinizi söylemişti, miyav!?“

...Pek anlamadım ama görünüşe göre Tiara-san yeni konuşma tarzına (lehçesine) alışmış. Bu iyi bir şey, herhalde.

Şimdi düşününce, Shikiya-san yanlarında değildi. Umarım bir yerlerde bayılıp kalmamıştır—

“Güzel bir… sergi…“

Oraya ne ara geldiğini bilmiyorum ama hemşire kıyafeti içindeki Shikiya-san gölgelerin arasından yavaşça belirdi.

Komari bir çığlık atıp tabanları yağladı.

“Başından beri burada mıydın? Başkan çoktan gitti, biliyorsun.“

Shikiya-san sessizce bir 100 yen uzattı.

“Bana... en şirin olanı ver...“

Şey, sanırım bu bir atıştırmalık istediği anlamına geliyor. Hem de en şirin olanından.

Ona minik bir pankek uzattığımda, Shikiya-san hafifçe başını salladı.

“Çok şirin... Mükemmel...“

“Beğendiğine sevindim. Öyleyse, çıkış şu tarafta.“

Ama Shikiya-san gitmedi. Sadece orada durup hafifçe iki yana sallanmaya devam etti.

Her zamanki gibi, hemşire kıyafeti derin dekolteliydi ve gözlerimi nereye kaçıracağımı bilemiyordum.

Yani... Sonuçta... Tam karşımda dururken görmezden gelmem de pek mümkün değildi...

“Aklıma gelmişken, Başkan üniformasını giyiyor. Kostüm giymeyecek mi?“

Shikiya-senpai’nin normalde ifadesiz olan dudakları belli belirsiz kıpırdadı.

“Senpai, yoksa Başkan Yardımcısı’nı mı kandırdın?“

“Tiara-chan... o kadar kolay kanıyor ki... çok sevimli...“

Sadece bu kelimeleri geride bırakarak, Shikiya-san odadan süzülerek çıktı.

…Güzel, sonunda gitti.

Etrafta Komari’yi ararken, onu odanın köşesinde bir bulmaca halkasıyla uğraşırken buldum.

“Shikiya-senpai’ye artık alışmışsındır sanıyordum.“

“S-Sadece, b-beni korkuttu.“

Komari, gözlerinde yaşlarla bana doğru baktı.

“K-Korkunç insanların h-hepsi... gitti mi?“

“Evet. Merak etme. Hepsi gitti artık.“

Muhtemelen. Benim de biraz korktuğum gerçeğini ise... kendime saklayacağım.

Yine de Başkan’ın söylediği bir şey aklıma takılmıştı.

Edebiyat Kulübü geçmişte sorun çıkarmıştı… Muhtemelen içinde Tsukinoki-senpai’nin olduğu bir meseledir.

Bu varsayımla devam etmeye karar verdim ve bu bilgiyi, yakında muhtemelen genişletilmesi gerekecek olan zihnimdeki o gitgide dolan rafa kaldırdım.

*

Serginin açılmasından bu yana bir saat geçti ve yavaş yavaş daha fazla öğrenci uğramaya başladı.

Çetele beş grubu geçince, bu fırsatı değerlendirip dışarıdan içecek almaya gittim.

“Umarım Komari soğuk çayla yetinir...“

Sergiye geri döndüğümde, eski sınıf arkadaşı olan ikiliyi; Amanatsu-sensei ve Konuki-sensei’yi sergiyi gezerken buldum.

“Oh, Nukumizu. Bu kirazlı kek nefismiş.“

“Hocam, o yüz yen.“

“Ağzından çıkan ilk şey bu mu? Al bakalım seni küçük haydut.“

Yediğinin parasını ödemeden kaçan bir öğretmenden hırsız damgası yememe gerek yoktu.

Komari tırıs adımlarla yanıma geldi ve sessizce elini uzattı. Ancak uzattığım şişeyi tutmak yerine, parmaklarıyla ceketimin ucunu çekiştirdi.

“Ne oldu? Amanatsu-sensei seni mi darladı?“

“E-Evet, b-benimle konuşmaya b-başladı.“

“Zor olmuştur.“

Korktuğu için onu suçlayamam. Amanatsu-sensei’nin davranışları üzerine gerçekten kafa yorması gerekiyor.

“...Konuki-chan, sanırım az önce hakkımda korkunç bir şey söylediler.“

“Konami, bir öğretmenin görevi öğrencilerin romantik hayatlarını süslemektir. Hiç pişman değilim.“

Bir öğretmenin görevi eğitimdir.

Amanatsu-sensei parmağıyla beni yanına çağırdı. Komari’nin çayını sessiz yudumlarla içtiğinden emin olduktan sonra yanına gittim.
“Bir şey mi istemiştiriz?“

“Nukumizu, bu fıstıklı şey de lezzetliymiş. Sen mi yaptın?“

“Hayır, kız kardeşim yaptı. O da 100 yen.“

“Düşününce, dünkü inari sushiyi de kardeşin yapmıştı, değil mi…?“

Parayı bana uzatırken Amanatsu-sensei merakla başını yana eğdi.

“Nukumizu, senin kız kardeşine benzeyen bir abin yok mu?“

“Şey, beni mi kastediyorsunuz?“

“Hayır, seni değil. Tercihen 30 yaşlarında, düzenli bir işi olan birini.“

Yok. Yani olsa bile onu ne yapacaksınız ki?

“Başka özel bir isteğim yok ama geçenlerde bakmaya başladığım kedi bana bir türlü alışamadı da—“

“Şey, bir sonraki aile toplantımızda bu tarife uyan biri var mı diye etrafa sorarım.“

Demek Amanatsu-sensei kedi beslemeye başladı, ha… Umarım bu durum evlilik ihtimallerini daha da geciktirmez. 

Konuki-sensei ellerini göğsünün önünde birleştirdi ve bir gülümsemeyle söze girdi.

“Ara~, ne kadar hoş. Eğer Konami için mükemmel biri varsa, ben de tadına bakmak— hayır yani, onunla tanışmak isterim.“

“Senin onunla tanışmana kesinlikle izin vermem Konuki-chan. Düğüne uzaktan bağlantıyla katılabilirsin.“

“Peki ya buzlu camın arkasından izlesem?“

Ç/N=(Buzlu Cam:Mat yüzeyi sayesinde iç mekânda olup bitenleri gizlerken, yine de ışık geçirgenliğini koruyan bir cam türüdür.)

“O kabul edilebilir.“

Bu ikisi buraya tam olarak ne için gelmişti?

Bu durum küçük çocukların ahlaki gelişimi için zararlı. Keşke bir an önce gitseler…

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

10.2   Önceki Bölüm