Yukarı Çık




95   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   97 

           
96.Bölüm: 19.Kısım – Tuhaflık (4)


O gece çocuk ölmedi. Yoo Sangah öldürülmesini istemiyordu ve ben de bu karara katılmıştım.

   “…Ne yapıyorsanız yapın.”

Han Sooyoung öfkeyle fırlayıp gitti; terk edilmiş binada geriye yalnızca Yoo Sangah’la ben kalmıştık. Çocuğu ‘Basınç Noktası’ yeteneğimle geçici olarak uyutmuştum. Yoo Sangah, çocuğun saçlarını okşarken ciddi bir sesle konuştu.

   “Bu çocuk gerçekten bir ‘felaket’ mi?”

   “Evet.”

   “Bunu yeteneğinle mi fark ettin?”

   “Öyle bir şey.”

Hayatta Kalma’nın Üç Yolu’nda geçen bir cümleyi hatırladım.

   「Beşinci senaryonun son felaketi ‘Sellerin Felaketi’, hem en tehlikeli hem en trajik olandır.」

Dudaklarını ısıran Yoo Sangah sordu.

   “Bu çocuk, ‘Soruların Felaketi’ gibi… onlardan biri mi?“

   “Benzer, ama tam olarak değil.”

Sellerin Felaketi…

Soruların Felaketi, bu çocuk tüm gücünü ortaya çıkarırsa önemsiz kalırdı.

Soruların Felaketi, durdurulana kadar Gangdong Bölgesi’ni yarı yarıya yok etmişti. Ancak Sellerin Felaketi bambaşka bir boyuttaydı.

Tüm potansiyelini açığa çıkarırsa, Seul bir saatten kısa sürede yok olurdu.

   “Ama hiç de bir felakete benzemiyor. Beş gün içinde nasıl öyle bir şeye dönüşebilir?”

Yoo Sangah’ın söylediği mantıklıydı. Şu an için bu çocuk bir Felaket değildi.

  [Özel yetenek ‘Karakter Listesi’ etkinleştirildi.]

   [Karakter Bilgisi]


İsim: Shin Yoosung

Yaş: 11

Sponsor: Yok (İki takımyıldızı şu anda ilgi gösteriyor.)

Özel Nitelikler: Canavar Terbiyecisi (Nadir), İçe Dönük Katil (Sıradan)

Özel Yetenekler: Evcilleştirme Sv.5, Kapsamlı İletişim Sv.7, Çevik Adımlar Sv.6, Türler Arası Arkadaşlık Sv.4

Stigma: Yok

Genel Statlar: Dayanıklılık Sv.12, Güç Sv.12, Çeviklik Sv.16, Mana Sv.24

Genel Değerlendirme: Makûl düzeyde büyüsel yetenek sergiliyor ancak genel statları düşük. Olağanüstü bir potansiyele ve nadir niteliklere sahip olmasına rağmen, çekingen kişiliği takımyıldızlarının dikkatini çekmesini engelliyor.

Shin Yoosung.

Sadece adı bile şüphesiz Felaket olduğunu doğrulamaya yetiyordu.

Beş gün içinde bu çocuk Seul’u yok edecekti.

Yoo Sangah konuşmaya devam etti.

   “Felaketlerin meteoritlerden çıktığını duymuştum. Ama bu çocuk bir meteoritten çıkmadı…”

   “Doğru. Meteoritten çıkmadı. Dünya’da doğup büyüdü. Beş gün sonra bile hâlâ bir Dünyalı olacak.”

   “O zaman neden…?”

   “Soruların Felaketi de bir zamanlar Dünyalıydı.”

Yoo Sangah’ın gözleri büyüdü.

   “Yani bu çocuk, Soruların Felaketi gibi mi?”

   “Hem evet, hem hayır.”

Dünya kökenli tüm felaketler ‘Geri Dönenler’di. Başka dünyaları yok edip geri dönen yok ediciler.
Bu çocuk da Kronos’u yok ettiğinden Geri Dönen olarak sınıflandırılabilirdi. Ancak o, bundan ibaret değildi.

Kronos’un Beş Felaketi arasında bu çocuk hem en eşsiz hem de en tehlikeli olandı.

   “Felaket, bu çocuğun kendisi değil…geleceği.”

   “Geleceği mi?”

   “Bu çocuk, onlarca yıl sonraki geleceğinden geri dönüp Dünya’yı yok edecek.”

Bu nazik, masum ve hatta kibar çocuk, bir gün dünyanın en korkunç felaketlerinden biri olacaktı.

   “Bu yüzden Han Sooyoung çocuğun öldürülmesi gerektiğini söyledi. Geleceğini silmenin tek yolu onu şimdi öldürmek.”

Ve o felaket, Yoo Joonghyuk’un bile durduramayacağı bir felaketti.

   「Yoo Joonghyuk göğsündeki kocaman boşluğa bakakaldı. Yalnızca ‘İyileşme’nin kurtarabileceği kadar ağır bir yara. Öfkeyle, bunu açan kadına dik dik baktı.

   ‘Shin Yoosung… Neden… neden fikrini değiştirdin?’

   “Değişti mi? Ben hiç değişmedim.”

 Shin Yoosung gülümsedi.

   ‘Ben senin gibi regresör değilim, kaptan. Sadece senaryonun makinesindeki bir dişliyim. Şu anda konuştuğun ‘ben’, önceki regresyonlarında karşılaştığın ‘felaket’in ta kendisi.’

   ‘O zaman neden…’

   ‘Üçüncü regresyonundasın, değil mi? Kesin ikinci turda da sana şans vermişimdir. Ama yine başaramadın, değil mi? Sana verdiğim onca bilgiye rağmen yine başarısız oldun.’

Shin Yoosung, Yoo Joonghyuk’a hüzünlü bir gülümsemeyle baktı.

   ‘Bu dünya değiştirilemez. Kaptan. Hep aynı kalacaksın ve hiçbir şey asla değişmeyecek.’

Gökyüzündeki Büyük Boşluk’a bakarken Shin Yoosung devam etti:

   ‘O yüzden kararımı verdim. Bu dünya burada sona ermeli.’」

Hayatta Kalmanın Üç Yolu’nu tekrar okurken içimi bir nostalji kapladı. Bu hikâyeyi sevmemin sebebi buydu.

   “Ne yapıyorsun?”

Han Sooyoung’un sesi beni irkiltti. Telefonumu kapattım.

   “Planın ne?”

   “Hâlâ düşünüyorum.”

Han Sooyoung kararsızlığıma kaşlarını çattı. Uzakta duran Yoo Sangah ile Shin Yoosung’a bakıp fısıldadı.

   “Unuttun mu? Üçüncü regresyonda Yoo Joonghyuk, son felaket yüzünden neredeyse ölüyordu.”

   “Ama ölmedi.”

   “Sayılır, ama mevzu o değil. Asıl mesele, bunun doğrudan kazanabileceği bir savaş olmaması.”

Han Sooyoung haksız değildi. Üçüncü regresyonundaki Yoo Joonghyuk, Shin Yoosung’dan zar zor sağ kurtulmuştu.

   “Sanrı Şeytanı Kim Namwoon onu zamanında öldüremeseydi…”

Ne yazık ki bu regresyonda, Kim Namwoon o rolü üstelenemezdi.

   “Daha önce de söyledim, buna karşıyım. Ve uyarayım, bu konuda yalnız değilim.”

   [Birçok takımyıldızı duraksamadan dolayı huzursuz.]

   [Takımyıldızı ‘Altın Başlığın Esiri’, yaklaşan hayal kırıklığına kendini hazırlıyor.]

   [Takımyıldızı ‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’, akıllıca kararını bekliyor.]

Galiba sözlerim tam olarak filtrelenmiyordu.

Bilgi filtrelemesinin yavaş yavaş bozulması kaçınılmazdı.

Hayal kırıklığıyla iç çekmekte olan Yoo Sangah yanımıza geldi.

   “Dokja-ssi, bunun doğru olduğunu düşünmüyorum.”

Yüzü içten bir kararlılıkla doluydu.

   “Gelecek henüz yaşanmadı. Şimdi çocuğa iyi bakarsak, belki de bir felakete dönüşmez. Belki kelebek etkisi olabilir…?”

Gelmesi kader olan felaket, ‘gelecekteki Shin Yoosung’du. Bu dünya, o geleceği şekillendiren geçmişti. Argümanı tamamen mantıksız değildi. Ancak…

   “Onu bir felakete dönüştüren olay çok uzak bir gelecekte gerçekleşiyor. Şu anda bununla ilgili yapabileceğimiz hiçbir şey yok.”

Kelebek etkisi o kadar basit değildir.

Bir kelebeğin kanat çırpmasının dünyanın öbür ucunda bir tayfun yaratabileceği teorik olarak mümkün olabilir, ama o çırpınışın bir fırtınaya dönüşmesi için geçen süre, eylemin kendisinden daha önemlidir.

Yoo Sangah’ın yüzü asılmıştı.

   “Ama yine de bir ihtimal var…”

   “Bir kez daha söylüyorum, şu anda bu imkânsız. Ayrıca kızı değiştirebilsek bile, beş gün sonra gelmesi kesin olan felaket ortadan kaybolmayacak.”

Yoo Joonghyuk geçmiş regresyonlarında benzer şeyler denemişti. Shin Yoosung’u erken bulmuş, onu yatıştırmaya çalışmış ve bir felakete dönüşmesini engellemeye gayret etmişti. Ancak her seferinde başarısız olmuştu. Ne yaparsa yapsın, gelecekteki Shin Yoosung mutlaka ortaya çıkıyor ve Seul’u yok ediyordu.

Yoo Sangah’ın sesi zayıfladı.

   “Neden felakete dönüşüyor? Gelecekte bunu tetikleyen ne olabilir ki?”

   “Ben de bilmiyorum.”

Elbette cevabı biliyordum, ama paylaşmaya gerek yoktu. Bunun yerine, yerde oturup et çiğneyen çocuğa yaklaştım.

   “Güzel mi?”

   “…Evet.”

Uzaktaki Yoo Sangah ile Han Sooyoung’un bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum.

   ‘Hayır.’

   ‘Öldür onu.’

   ‘Buna izin vermem.’

   ‘Öldür.’

Dürüst olmak gerekirse, Shin Yoosung’u şimdi öldürmek hikâyenin akışını bozmazdı. Ancak onu bağışlayıp da işler ters giderse, Seul mahvolurdu. Kısa vadede onu yaşatmak kayıp gibi görünüyordu.

Yemeğini çiğnerken Yoosung, anlaşılması zor bir ifadeyle bana baktı.

   “Ahjussi, geleceği görebiliyor musun?”

   “…Ne?”

   “Gelecekte kötü birine dönüşeceğim, değil mi?”

Belli ki konuşmalarımızı duymuştu.

Dürüstçe cevap verdim.

   “Muhtemelen.”

   “Ne kadar kötü?”

   “Muhtemelen Seul’daki en kötü kişi olacaksın.”

   “Joker’dan ya da Thanos’tan bile mi daha kötü?”

   “Belki.”

Shin Yoosung başını eğdi.

   “Hiç şaşırmadım.”

   “Neden?”

   “Zaten kötü biriyim.”

Daha fazla açıklamasına gerek yoktu; neden böyle düşündüğünü zaten biliyordum.

   [Karakter ‘Shin Yoosung’ üzerindeki anlayışın arttı.]

   [Özel yetenek ‘Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 2.Aşama’ etkinleşti.]

   「Onu öldürdüm.」

İlk senaryoda hayatta kalmak için köpeğini öldürmüştü.

   「Özür dilerim.」

Canavarlar tarafından saldırıya uğramış yaşlı bir adamın paltosunu çalmıştı.

Kendisine her zaman bakan bir kadını, Yeşil Bölgesi’ni korumak için terk etmişti.

Takip edilen bir adamın yerini, yiyecek karşılığında düşmanlarına söylemişti.

Bunların hepsi, böyle bir dünyada, birçok kişinin haklı bulacağı eylemlerdi.

Fakat herkes bu eylemlerin suçluluğuyla yaşayamazdı.

   「Cezalandırılacağım. Yaşamayı hak etmiyorum.」

Çocuğun titreyen gözleri, ölüme razı olmuş birinin kararlılığını yansıtacak şekilde sakinleşti.

   “Beni öldürebilirsin. Hazırım.”

Bu hikâyenin başkahramanı ben olsaydım, Shin Yoosung’u tereddüt etmeden öldürürdüm.

Ancak ben bir okuyucuydum ve bir okuyucu, bir okuyucuya yakışır seçimler yapmalıydı.

Elimi Shin Yoosung’un başına koyup konuştum.

   “Merak etme. Ölümün, arzuladığım sonda yer almıyor.”

Onu öldürseydim, Yoo Joonghyuk’un tüm regresyonları anlamsız olurdu. Sonuçta o, geçmişi değiştirmek için savaşıyordu.

Bu yüzden, sırf ‘kaçınılmaz bir gelecek’ diye birini öldürürsem, verdiği mücadele anlamsız olmaz mıydı?

Yoo Joonghyuk’un hatırına, bu çocuğun ölmesini engelleyecektim.

Shin Yoosung’un gözleri titredi.

   [Karakter ‘Shin Yoosung’ sana karşı hafif bir güven duyuyor.]

   [Karakter ‘Shin Yoosung’ üzerindeki anlayışın arttı.]

   “Ama benim ölmem gerekiyor…”

   “Felaketi durdurmanın bir yolu var.”

Arkamdaki Han Sooyoung’un iç çekişini duyabiliyordum. Yoo Sangah, dudaklarını ısırarak dikkatle bana bakıyordu.

   “Bana yardım edersen, mümkün.”

Arzuladığım son imkânsızdı.

Ama bu küçük imkânsızlığı gerçeğe dönüştürebilirsem, belki de imkânsız, mümkün olabilirdi.

Shin Yoosung bu hikâyenin temel taşı olacaktı.

Bihyung’u çağırarak Dokkaebi Çantası’nı açtım ve birkaç eşya satın aldım.

Shin Yoosung tereddütle mırıldandı.

   “Ama ne yapabilirim ki? Sadece bir çocuğum… sponsor takımyıldızım bile yok.”

   “Kim demiş?”

   [Enkarnasyon ‘Shin Yoosung’a ‘Büyüme Paketi I’ hediye ettin.]

Shin Yoosung şaşkınlıkla baktı.

   [Enkarnasyon ‘Shin Yoosung’a ‘Büyüme Paketi II’ hediye ettin.]

   [Enkarnasyon ‘Shin Yoosung’a ‘Yeni Senaryo Anma Paketi’ hediye ettin.]

Bildirimler ardı ardına gelmeye devam etti. Shin Yoosung’un yüzü soldu.

   “Bunlar da ne…?”

   “Merak etme. Jetonum bol.”

   “Ahjussi, sen…kimsin?”

   “Dokja. Kim Dokja.”

Elimi başına koyup şöyle dedim:

   “Beş gün içinde burada bulunan herkesten daha güçlü olacaksın.”

Ve yalan söylemiyordum.

Yaratık Efendisi, Shin Yoosung.

Bir gün bir felakete dönüşebilecek bu çocuk, bu regresyondaki ilk enkarnasyonum olacaktı.





Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

95   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   97