120.Bölüm: 23.Kısım – Terk Edilmiş Bir Dünya (5)
Kristalin üzerinde tam olarak beş yuva vardı. Joonghyuk da ben de oraya neyin yerleştirilmesi gerektiğini çok iyi biliyorduk.
Joonghyuk yanımda bana kısa bir bakış attı.
“Demek geldin.”
“Evet. Ne yazık ki.”
“Hâlâ bu senaryoya girmeyebilirsin.”
Sözleri beklenmedikti. Ona döndüm ama bakışlarını öne sabitlemişti.
“Önemsediğin bir kadın var gibi görünüyor.”
“…Ne?”
“Bu sadece işleri daha da zorlaştırır.”
Bir anda yapbozun parçaları yerine oturdu. Beni dışlamak istememişti; bunu endişesinden mi yapmıştı? İmkânsızdı. Karşımda Yoo Joonghyuk vardı sonuçta.
“Bu son senaryon olabilir.”
O an anladım. Bu Yoo Joonghyuk, önceki turda Lee Seolhwa’yı kaybetmiş olan Regresör’dü. Sevdiği birini kaybetmenin ne demek olduğunu en iyi bilen kişi oydu.
“Öyle değiliz. Bu karmaşanın içinde kim romantizme vakit ayırabilir ki?”
Bir an yüzüme baktı, sonra konuştu.
“O zaman ölmenin de senin için bir sakıncası yoktur.”
“Hey, bu kadar sert olmak zorunda mısın? Benim de duygularım var.”
“Unutma, bana attığın yumruğu hâlâ iade etmedim.”
“…Doğru ya, hatırlattığın iyi oldu, piç herif.”
Bazen beni hayatta mı istiyor yoksa ölü mü, anlayamıyordum. Grup sohbetini açtım ve ekibe seslendim.
—Güvenlik notları geliyor. Dikkatle dinleyin.
Sohbeti kullanmak, söylediklerimi gizli tutmak içindi; herkes sözlerime odaklanırken dışarıdan rahat görünüyorduk.
—Çarpıklık Kristalleri bizi ikili gruplar hâlinde gönderiyor, yani planladığımız gibi ikişer ikişer ilerleyeceğiz.
—Yoosung ve ben 1. Grup olacağız. Heewon ile Hyunsung 2. Grup. Sangah ile 406 numaralı büyükanne 3. Grup. Gilyoung’a eş kalmadığından Joonghyuk’un tarafından Jihye onunla gidecek. O piç Joonghyuk’a gelince… o bir şekilde halleder.
—Geçişten sonra başınız dönebilir ama panik yapmayın. Senaryo ekranı hemen açılacaktır. Açıldığında—
Talimatları sıralıyordum ki Çarpıklık Kristali’nin üzerinde aniden bir dokkaebi belirdi ve sözümü kesti.
[Millet, bir dakika lütfen. Üzgünüm ama acil bir duyurumuz var.]
Acil duyuru mu?
[Tamamıyla unutmuşum; Seul Kubbesi’nden giriş için belirlenen ilk kota on kişi değil, sekiz kişiydi.]
“Şimdi ne saçmalıyorsun?”
Kadroyu seçtikten sonra bunu ilan etmek de ne demekti… O küçük dokkaebiyi tanıdım—Yeraltı Dünyası’nda bana senaryonun nasıl güncelleneceğini soran Youngki’ydi.
[Beşinci senaryo sırasında boyutun bir kısmı büküldü ve birkaç kişi altıncı senaryoya erken sızdı.]
“…Yani birileri çoktan girdi mi?”
[Evet. Seul Kubbesi’nden iki katılımcı hâlihazırda senaryoda aktif.]
Doğru ya. Gong Pildu ve Han Sooyoung bizden önce girmişti. Yeraltı Dünyası’ndaki ekranda görmüş, sonra da unutmuştum. Boyutu bile bükmek… o orta seviye dokkaebi beni öldürmek için gerçekten elinden geleni yapmıştı.
[Hata sonucu girdikleri için, adil olmak adına mevcut kotadan iki kişi düşmemiz gerekiyor.]
“Ne! Ne alaka!”
En çok bağıranlar zaten gitmeyecek olanlardı. Grubum çaresizlikle bana döndü; hatta Joonghyuk bile dönüp sessizce karar vermemi ister gibi baktı. Kahretsin…
Şaşırtıcı bir şekilde, elini ilk kaldıran Yoo Sangah oldu.
“Ben çekiliyorum.”
Hızlı ve düşünceli davranışına minnettardım ama yine de nineye ihtiyacım vardı.
Ardından Heewon konuştu.
“Ben de çekileyim. Nasıl olsa ikinci bir kota olacak, değil mi?”
“Emin misin?”
“Bugün biraz dalgın gibisin Dokja-ssi, ama altından kalkarsın. Hem o korkutucu adam da artık bizim tarafta.”
Doğruydu; Heewon ve Sangah’ı geride bırakmak güvenliydi. İkinci kontenjanı seçme konusunda bir yarışma olsa bile, ikisi de başlarının çaresine bakabilecek kadar güçlüydü. Böylece iki kadın geri çekildi ve tuhaf biçimde memnun görünen 406 numaralı Nineyi Hyunsung devraldı.
Gitmeden hemen önce Sangah’a fısıldadım.
“Az kalsın unutuyordum, Gezginlerin Kralı’na Jeon Ildo’yu gözetmesini söyle. Muhtemelen biliyordur ama yine de hatırlat.”
Başını salladı, sonra tereddüt edip mırıldandı.
“Ölme.”
Ben de başımı salladım. Heewon hemen laf attı.
“Gitseniz mi artık? İkiniz de insanı çileden çıkarıyorsunuz!”
Sangah mahcup bir gülümsemeyle geri çekildi ve grubum Çarpıklık Kristali’ne yaklaştı. Ceketimden Felaketlerden aldığım tılsımları çıkardım.
‘İmyuntar’ın Sembolü
‘Parazitlerin Sembolü’
‘İvarlar’ın Sembolü’
Joonghyuk ve 406 numaralı nine de Buz ve Suların Felaketlerini yenmelerinden kazandıkları birer sembolü çıkardı.
[Beş sembolü yerleştirin.]
Mesajla birlikte her bir sembolü kristalin oyuklarına yerleştirdik.
Beş sembol—bu dünyanın Felaketlerden korunmuş olduğunun kanıtıydı. Yalnızca zafer kazananlar ‘başka bir dünya’ya geçiş hakkı elde edebilirdi.
[Değerini kanıtladın.]
[Çarpıklık Kristali etkinleştirildi.]
Kristalden ışık saçıldı; mavi bir boyutsal kapı havai fişekler gibi açıldı. İkişer ikişer girdik.
Yoosung’un elini tuttum ve içeri atladım.
[Ana Senaryo güncellendi.]
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Gözlerimi yeniden açtığımda Yoosung’la birlikte yeşile çalan bir ormanın içinde yere serilmiş durumdaydık. Ayağa kalkarken avuçlarımın altındaki ham toprak sürtünüp canımı yaktı. Başım dönüyordu; başkalarına panik yapmamalarını tembihlemiş olsam da, asıl sendeleyen bendim.
Yanımda Yoosung çoktan kusmaya başlamıştı.
“İyi misin?”
“Uuugh…”
Sırtını sıvazladım ve çevreyi taradım. Şaşkın olsak da bu halde kalamazdık. Ön, arka, sağ, sol—her yer ormandı. Başka bir âlemden ziyade Dünya’ya fazlasıyla benziyordu.
[Ana Senaryo – ‘Terk Edilmiş Dünya’ başladı.]
Tam o anda etrafımızdaki çalılıklar hışırdadı.
“Yoosung.”
Nefesini toparladı. Yapraklar her yandan sallanıyordu. Belirlenmiş geçiş noktalarından biri… En kötü ihtimalle, yabancı enkarnasyonlar pusuda bekliyordu. Bir [Yer İmi] hazırladım. Buraya ışınlanan herkes elitlerin elitiydi; gardını düşürürsen kellen giderdi.
Ama ortaya çıkan şey beklediğimiz gibi değildi.
[7. Sınıf Canavar türlerinden ‘Çelik Kurtlar’ ortaya çıktı!]
Yoosung’la aynı ifadeyi paylaştık—rahatlama.
Muhtemelen bunu sadece biz hissediyorduk.
“Normalden daha küçükler, Ahjussi.”
Üst seviye canavarlar genelde ev büyüklüğünde olurdu; oysa bu Çelik Kurtlar sıradan bir kurt boyundaydı. Yaklaşık bir düzine kadardılar—dert değildi.
[Enkarnasyon ‘Shin Yoosung’, ‘Gelişmiş Türler Arası İletişim Lv.3’ü etkinleştirdi.]
İletişimi kullanarak çoğunu yatıştırdı. Kalanları ‘İnanç Kılıcı’yla biçtim. Zayıftılar; 7. Sınıf için inanılmaz derecede. Daha küçük beden, daha az güçtü.
“…Hı? Jeton düşürmüyorlar.”
“O etkinlik bitti.”
“Eşya yok, çekirdek de.”
“Canavarlarla aramızdaki stat farkının fazla olmasından.”
“Gerçekten 7. Sınıf mı bunlar? 9. Sınıf gibiler…”
Gerginliği yavaş yavaş dağıldı.
Ormanın kendisi de tuhaftı; ağaçlar benden sadece biraz daha uzundu. Senaryo sayfası hâlâ çoğunlukla soru işaretleriyle doluydu; yalnızca başlık netti: ‘Terk Edilmiş Dünya.’
[Senaryoyu etkinleştirmek için gereken ön koşulu henüz yerine getirmedin.]
Zıplayıp etrafa baktım. Ağaçlar kısa olduğu için tek bir sıçrayışla araziyi görmek mümkündü.
“Her yer orman değil. Şu tarafa gidelim.”
Ötesinde ne olduğunu zaten biliyordum. Bir patikadan aşağı koştuk. Çok geçmeden orman açık bir düzlükte son buldu. Ve o düzlükte—
“…Ahjussi?”
Karşımızda toplanmış bir ordu vardı.
“Buradalar! Senaryonun öngördüğü gibi!”
Birileri, aslında yabancı bir dil olması gereken ama kulağa kusursuz Korece gibi gelen bir dilde bağırdı. Yoosung bana doğru sokuldu. Yüzlerce asker alanı dolduruyordu. Onlarca süvari, yüzlerce okçu, yüzlerce piyade— bir savaş ordusu, ortaya çıkmamızı bekliyordu.
“Yetenekleri hazırlayın!”
“İlerlemeye hazırlanın!”
Mızraklar ve oklar doğrultuldu, öldürücü niyet kabardı. Hiçbir şey yapmasak da şimdiden düşmandık.
“Saldırın—!”
Normalde bu manzara can sıkıcı olurdu— tabii boyutları olmasaydı.
“Waaaaa!”
Düzlük boyunca, her biri yumruğumdan daha kısa olan askerler gürleyerek üzerimize koştu—minik insanlar. Yoosung çığlık attı,
“Küçücükler!”
“Muhtemelen buranın yerlileri.”
“Onlarla gerçekten savaşmayacağız… değil mi?”
Yaklaşan küçük insanlardan geri geri kaçıyordu.
“…Bize zarar veremeyecek kadar küçükler.”
[Öteki bir dünyanın sakinleriyle karşılaştın. Senaryo ayrıntılarını kontrol et.]
Tam o sırada daha ötelerden bir çığlık yükseldi.
“Orada bir Felaket daha var!”
“Canınızı kurtarın! Geri çekilin!”
Minyatür ordu dağılıp kaçtı. Pat—pat—küçük bedenler kıymık gibi patlıyordu. Uzakta birileri onları ayaklarıyla ezerek öldürüyordu.
“Bu senaryo resmen bir şaka.”
Zor duyabiliyordum ama sözler, çevrilmiş bir yabancı dildi. Orada üç adam duruyordu: biri gösterişli boyalı saçlara sahipti, biri elinde balta tutan kel bir adamdı, diğeri ise katanalı, ufak tefek bir adamdı.
“Aaaaaargh!”
Katliamı izleyen katanalı adam bağırdı.
“Maruyama-san! Dur! Izumi-san onlara zarar vermememizi söylemişti!”
“Onlarla bağlantıyı çoktan kaybettik, Izumi-san diye sayıklamayı kes!”
“Michio, sen de senaryo bildirimini aldın. Önemsiz ahlakını bir kenara bırak da neye dönüştüğümüzü hatırla.”
Kel adam kahkaha attı, baltasını yere indirirken minik askerleri böcek gibi ikiye biçti. Yanımdaki Yoosung’un sesi titredi.
“…Ahjussi? Bu senaryo da ne? Ne yapmalıyız?”
Artık Yoo Joonghyuk’n neden Yoosung’u yanında istemediğini anlıyordum. Belki de Joonghyuk, benden daha insancıldı.
“Yıldız Akışı, senaryoları sadece Dünya’da yürütmez.”
Kaçışan küçük insanları işaret ettim.
“Ve bu, onlarla paylaştığımız bir senaryo.”
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono