Yukarı Çık




122   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   124 

           
123.Bölüm: 24.Kısım – Değiştirilebilen Bir Şey (3)


「Shoji, orman bölgesi boyunca titreyip durdu.

   ‘Şansa bak.’

Canavarları kontrol eden ve hançerini bir kıdemli asker gibi kullanan o küçük çocuk… Maruyama ile Amano’nun bir anda yere serilişi hâlâ gözünün önündeydi.

   ‘Kore korkutucu bir yer. Bir çocuk bile şimdiden bu kadar güçlü.’

Gücü, Yüz Şeytan Kralı Izumi’nin önderlik ettiği ilk dalga katılımcılarından hiç de geri kalmıyordu. Bir çocuk bile bu kadar dehşet vericiyse, şimdi yanında yürüyen adam kim bilir ne kadar güçlüydü?

Kar gibi beyaz bir ceket giymiş, belinde beyaz bir kılıç taşıyan bir adamdı—ceketin rengi dışında dikkat çekici hiçbir yanı yoktu. Ama Shoji’nin hayatını kurtaran oydu.

   “Beni kurtardığınız için teşekkür ederim. Siz olmasaydınız o yaratıklar tarafından paramparça edilirdim.”

   “Önemli değil.”.

   “Gerçekten çok duygulandım. Bir Koreliden yardım alacağımı hiç düşünmemiştim.”

   “Hepimiz birbirimize yardım etmek zorundayız.”

Beyazlar içindeki adam mütevazıydı—üstelik Japoncası da kusursuzdu. Bunun bir yetenek olduğu belliydi; yine de Japonca Tercüme gibi bir yeteneğe sahip olmak başlı başına Japonya’ya karşı bir iyi niyet göstergesiydi.

   “Düşününce, henüz isimlerimizi söylemedik. Ben Michio Shoji.“

   “Ben Dokja. Kim Dokja.”

   “Kimu… Dogeza¹?”

   “…Kim Dokja.”

   “Ahh.”

Kimu Dogeza mı? Kore’de insanlara gerçekten böyle isimler mi veriyorlar?

   “Bu arada, o çocuğu gördün mü? Maruyama ile Amano’yu öldüreni.”

   “Ne yazık ki ben geldiğimde hayatta kalan tek kişi sendin.”

   “…Anlıyorum.“

   “Arkadaşların için yas tutuyor olmalısın.”

   “Yas mı? Hayır. O pislikler—”

Shoji, ‘ölmeyi hak etmişlerdi’ demeden önce ağzını kapattı. Onlara karşı çıkmaya cesaret edememişti. Bir çocuğun bile savaştığını düşününce bu daha da utanç vericiydi.

   [Takımyıldızı ‘İki Kuyruklu Tilki’, öfkesini gizleyemiyor!]

   [Takımyıldızı ‘1800 Yıllık Kaplumbağa’, enkarnasyonunu öldürene öfkeyle bakıyor!]

Enkarnasyonlarını kaybeden takımyıldızları kudurmuştu. Dokja da boşluğa bakarak sordu:

   “Japonya genelde yokai türü takımyıldızlarıyla mı sözleşme yapıyor?”

   “Her zaman değil, ama son zamanlarda sayıları arttı.”

Shoji dudağını ısırdı. Yokai takımyıldızları ancak yakın zamanda bu kadar kontrolden çıkmıştı—yani Izumi Tokyo’dan ayrıldığından beri.

   “Izumi-san burada olsaydı, bunlar yaşanmazdı.”

   “Izumi…?”

   “Tokyo Kubbesi’nde ‘Mutlak Taht’ı ele geçiren adam. Japonya’nın en güçlü enkarnasyonu, kudretli bir sponsora sahip ve ilk katılım ekibimizin lideri.”

   “Ona ne oldu?”

Shoji tereddüt etti. Böyle hassas bir hikâyeyi Koreli bir katılımcıya anlatmak akıllıca mıydı? Başını kaldırıp Kim Dokja’yı inceledi—gözleri Izumi’ninkiler kadar derindi. Belki de ona güvenebilirdi.

   “Beni kurtardığına göre ‘Minyatürleşme’yi de görmüş olmalısın.”

   “İnsanların küçülmesini kastediyorsan, evet, gördüm.”

Bu dünyada başka bir insana saldıran herkes küçük insanlardan biri oluyordu. Bu ceza, Shoji’nin Maruyama ve Amano’ya karşı çıkmasını engellemişti. Derin bir nefes alıp devam etti.

   “Japonya’dan gelen sonraki katılımcılar bu cezayı zaten biliyordu.”

   “Demek ki ilk dalgadakilerden biri küçük insanların tarafını tutmuş.”

   “Evet.”

İkinci dalga bunu öğrenmişti, çünkü ilk dalga boyutsal haberci kuşlar aracılığıyla bilgi göndermişti.

   “Izumi miydi?”

   “Bilmiyorum.”

Kuşlar bir hafta önce kesilmişti. Gelen son iki mesaj şuydu:

   —Küçük insanları öldürmeyin.

   —Küçük insanları öldürün.

Kim Dokja, “Tamamen zıt emirler,” dedi.

   “Evet.”

   “Peki neden iki farklı mesaj geldi?”

   “Hiçbir fikrim yok. Bunu öğrenmek için geldim.”

Shoji bir dalı kenara itti.

   “Önce son kuşun gönderildiği yere gideceğim. Belki orada bir şey bulurum diye.”

Bir an duraksadı, aniden huzursuz olmuştu. Dokja ne kadar iyi görünse de, bir yabancıya bu kadar çok şey anlatmak aptallık olabilirdi. Bu adam, Shoji’nin hiç bilmediği Koreli bir kötü de olabilirdi.

   “…Kim-san, sen ne düşünüyorsun? Hayatta kalmanın tek yolu buysa küçük insanları öldürmeli miyiz?”

   “Şey… bunu yaparsak, Dünya’ya saldıran diğer Felaketlerden farkımız kalmaz.”

   “Ben de öyle düşünmüştüm.” Shoji, hafif bir rahatlamayla başını salladı.」

   —Ahjussi.

Shin Yoosung’un sesi dikkatimi kendime getirdi. ‘Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 2.Aşama’yı tüm gücüyle çalıştırıyordum; bu yüzden hemen cevap veremedim.

   [Özel yetenek ‘Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 2.Aşama’ sona erdi.]

   [Michio Shoji üzerindeki anlayışın büyük ölçüde arttı.]

Bu şekilde derinlemesine dalmak, anlayışı artırmanın en kolay yoluydu. Bilincim berraktı ancak odaklanmam kusursuz değildi; yine de Shoji’nin düşüncelerini okumak zor olmamıştı.

   —Ahjussi?

   —Pardon, bir yeteneği geliştiriyordum.

Küçültülmüş hâliyle Yoosung cebimdeydi, doğrudan bağlantımız üzerinden konuşuyordu.

   —…Biraz şaşırdım.

Sebebini sormama gerek yoktu.

   “Ee, Kim-san…”

Hayatta Kalma Yolları’nda Shoji yalnızca gelip geçen önemsiz bir yan karakter olarak görünür. Hikâye birkaç paragraf boyunca onun bakış açısına girer, sonra ilerler; son derece sıradan bir hayatı özetleyecek kadar.

   —Bu kadar sıradan birinin bu kadar uzun süre hayatta kalmış olması inanması zor.

Dil yabancıydı ama ne demek istediğini anlamıştı. Shoji’nin bu kadar heyecanla gevezelik etmesini dinleyen herkes anlardı.

   “Yani, üniversitedeyken…”

Artık tamamen rahatlamış olan Shoji, her şeyden bahsediyordu. Senaryolardan önce bir üniversite öğrencisiydi, çok manga okumuştu; bu yüzden bu duruma alışmak onun için o kadar da zor olmamıştı…

   —Kore’de de gördün, değil mi? Sıradan bir insan yanındakileri öldürüyor ve hayatta kalıyor.

   —Bu senaryonun suçu.

   —Bunu az önce ölen küçük insanlara da söyleyebilir misin?

   —…

   —Hayatta kalan hiç kimse sıradan değil. Bize normal görünen o genç adam, başkası için bir Felaket olabilir.

Kendisinden keyifle bahseden Michio Shoji’ye baktım. Henüz tek bir küçük insan bile öldürmemişti… şimdilik.

   —O adamları daha erken durdursaydım, belki de Felaket olmazlardı?

   —Durdursan da durdurmasan da sonuç aynı olurdu. Her insan, bir başkasının Felaketidir.

   —Yani ben de gelecekte bir Felaket mi olacağım?

   —Buna izin vermeyeceğim.

O sırada kulağımın dibinde bir vızıltı duyuldu; etrafta sivrisinekler dolaşıyordu. Shoji hayretle mırıldandı:

   “Burada bile böcekler normal boyutta. Küçük insanlar için Felaket sayılıyor olmalılar.”

   “Kesinlikle.”

İmkânsızdı. Her şeyin küçük olduğu bir dünyada yalnızca böcekler mi normal kalmıştı?

   —Yoosung, ne dediklerini anlayabiliyor musun?

Yoosung ile Gilyoung farklı türleri evcilleştirebilse de ikisi de [Kapsamlı İletişim] sayesinde başka dilleri anlayabiliyordu. Bu yüzden onları ayrı gruplara koymuştum.

   —“Hyung… karşılaştık… 2. Grup…” gibi bir şey söylüyorlar.

   —Güzel. O zaman söylediklerimi de iletebilirsin, değil mi?

Hafifçe başını salladı. Sivrisinekler ormanın derinliklerine doğru uçup gitti.

Onların uzaklaşmasını izlerken Shoji sordu:

   “Kim-san, beni dinliyor musun?”

   “Dinliyorum. ‘Isekai hikâyeleri’nden bahsediyordun.”

Konu üniversite hayatından en sevdiği mangalara kaymıştı. Ölüm kalım dünyasında manga sohbeti yapmak—hayatta kalanların hiçbirinin normal olmadığının kanıtıydı.

   “Bu türün Japonya’da çok popüler olduğunu duymuştum. Ben de birkaç tane okudum.”

   “Ah, demek sen de biliyorsun!”

Yıkımdan önce Japonya’nın kültür ortamı Kore’ninkine çok benziyordu. Koreli kahramanlar sürekli geçmişe dönerdi, Japon kahramanlar ise başka dünyalarda yeniden doğardı. Hangisi daha umutsuzdu? Muhtemelen Japonya. Gençleri, geri dönmenin bile umut getirmediğine inanmış olmalıydı.

Shoji’nin yüzü parladı.

   “En sevdiğim tür reenkarnasyon hikâyeleri—modern bilginin bir fantezi dünyasında işlenmesi…”

   “Belki bizim durumumuz da birinin reenkarnasyon hikâyesidir. Ve bir yerlerde, bu dünyanın asıl kahramanı vardır.”

Ben elbette o lanet kahramanın kim olduğunu çok iyi biliyordum.

Derken Shoji tuhaf bir şey söyledi.

   “İlginç bir teori. Tanıdığım biri de hep öyle der.”

   “O da mı manga hayranı?”

   “Aslında çizeri. İlk dalga katılımcılarımızdan biri, adı Asuka Ren…”

Kalbim yerinden sıçradı. Asuka Ren.

   “Bu dünyanın, birinin çizdiği bir manganın içinde olabileceğini söylerdi.”

   “Şimdi nerede—”

Sözümü bitiremeden Shoji durdu, yüzü gerildi.

   “Kim-san, sanırım bulduk.”

   “Neyi bulduk?”

   “İlk dalganın işaretini.”

İlerideki ağaçlar farklıydı; her gövdenin üzerinde, @ işaretini andıran spiral bir damga vardı.

   “İzumi’nin grubunun saklandığı yer buralarda.”

Nefesimizi tutarak ilerledik. Ortam tuhaftı—tüm canlı seslerin kurutulmuş gibi olduğu, yapay bir sessizlik hâkimdi.

Ormanın merkezinde küçük bir açıklık vardı—Japon ilk dalganın üssü olmalıydı. Ama bir şeyler yanlıştı.

   [Şeytan Dizilimi’ne girdin.]

   [Dizilim içinde tüm genel statların düşer.]

   “Ne—!”

Şeytan Dizilimi, Japon Takımyıldızlarının kullanabildiği eşsiz bir stigmaydı. Izumi de buna sahipti. Yüz Şeytan Kralı Izumi Hiroki’yi Hayatta Kalma Yolları’nın en güçlü yüz varlığı arasına sokan sanat buydu.

   “İzumi-san! Burada mısın?”

Bu Izumi’nin Yüz Şeytan Dizilimi olsaydı, ayakta durmak bile işkence olurdu. Demek ki bunu kuran Izumi değildi. Aynı anda romandaki bir cümleyi hatırladım:

   「Izumi dışında, Şeytan Dizilimi’ni kullanabilen Japon enkarnasyon neredeyse yoktur.」

Şüphesiz, aradığım ‘Yılan Enkarnasyonu’ yakındaydı.
Çalılıklar dalgalandı ve bir düzine gece koşucusu ortaya çıktı; yokai aurası is gibi etrafa yayıldı. Bunlar sıradan insanlar değildi—insanlıktan çıkıp, insan dışı melezler olmayı seçmiş hayatta kalanlardı. Maskelerinin altından kürkler ve sürüngen pulları seçiliyordu. Kore’nin felaketi Dünya Kronos’u modellemişse, Japonya’nınki de Yüz Şeytan Dünyası’nı modellemiş olmalıydı. Kurt adam Song Minwoo gibi, felaket gücünü alıp bizzat yokai-insanlara dönüşmüşlerdi. Izumi hayattayken böyle yarı şeytanların ana akım hâline gelmiş olması şaşırtıcıydı; normalde buna asla izin vermezdi.

   “Bir Chōsenjin² getirmişsin.”

Melezlerden biri öne çıktı. Shoji hemen beni korur gibi önüme geçti.

   “Bekleyin, o düşman değil. Hayatımı kurtardı.”

   “Üçüncü dalgadan mı? Hangi gruptansın?”

   “Ben Izumi-san’ın astıyım.”

   “Izumi?”

Melezler, bir şaka duymuş gibi kıkırdadı.

   “Öyle bir grup artık yok.”

   “Ne demek istiyorsunuz? Sakın Izumi-san—”

   “Gerçekten hiçbir şey bilmiyorsun.”

   “Lütfen söyleyin, ona ne oldu?”

Bip—arkadaki bir melezin gözlüklerinden ışık yayıldı.

   “İsim: Michio Shoji. Ortalama statları yetersiz. Sponsor yok. Değersiz.”

Sözcü başını salladı.

   “Izumi hakkında bir şey duymaya hakkın yok. Canını bağışlayacağız, şimdi defol.”

   “Peki ya ben?”

Öne çıktım. Melezler şaşkınlıkla sırıttı. Ve ardından—

   [Birisi üzerinde ‘Savaş Gücü Tarayıcısı’ kullandı!]

   [Özel yetenek ‘Dördüncü Duvar’ etkinleştirildi!]

   [‘Savaş Gücü Tarayıcısı’, ‘Dördüncü Duvar’ tarafından devre dışı bırakıldı!]

Pat.

Tarayıcı patladı. Melezler şok içinde kaldı; Shoji bile nefesini tutarak,

   “Aynı mangalardaki gibi!” diye haykırdı. Sessizce kılıcımı çektim.

   “Lideriniz olan ‘Yılan’ nerede?”

+

*¹Dogeza: Bir kişinin dizlerinin üzerine çöküp, ellerini yere koyarak başını tamamen yere eğmesidir. Japon kültüründe son derece aşağılayıcı ve ağır bir davranış olarak görülür. Günlük hayatta yapılmaz.

*²Chōsenjin, Japonca ‘Koreli’ anlamına gelir; ancak günümüzde özellikle günlük kullanımda aşağılayıcı ve ırkçı bir ifade olarak algılanabildiği için kaçınılır ve bunun yerine Kankokujin (Güney Koreli) gibi daha nötr terimler kullanılır.



Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

122   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   124