137.Bölüm: 26.Kısım – Senaryo Yok Edici (5)
Joonghyuk’un sözleri üzerine refleksle sordum.
“Onları tanıyor musun?”
“İçlerinden birini.”
Joonghyuk, Kurtuluş Kilisesi’ni biliyor muydu? Bu insanlar ikinci turda da mı ortaya çıkmıştı? Hatırlayamasam da Kurtuluş Kilisesi’ni yeterince iyi biliyordum. Orijinal esere göre Kurtuluş Kilisesi, kurtuluş kelimesiyle özdeşleşmiş dinsel klişeleri tamamen bir kenara bırakmış bir topluluktu.
“Ölümden sonraki hayatta kurtuluş yoktur.”
Kurtuluş Kilisesi’nin ilk vaazı bu sözlerle başlardı.
“Önemli olan, şu anın hikâyesidir; özgürleştirmemiz gereken şey ise ‘bugün’dür.”
İlk bakışta öğretileri son derece zararsız görünüyordu. Geçmişi ya da geleceği değil, bugünü önemse. Dünyanın sonu gelmeden önce bile defalarca duyduğum türden sözlerdi bunlar.
Kurtuluş Kilisesi üyeleri bize doğru yaklaşırken anlaşılması güç sözler mırıldanıyordu. Yüksek seslerle böğüren filler ise Çöl Diken Fili adı verilen 7.Sınıf bir canavar türüydü. Anlaşılan Kurtuluş Kilisesi üyelerinden biri Evcilleştirme yeteneğine sahipti.
“Oh, ohhh…”
“Kurtuluş Kilisesi bu!”
Normalde çok daha ileride belirmesi gereken Kurtuluş Kilisesi şimdiden sahneye çıkmıştı. Bu da bildiğim geleceğe birilerinin müdahale ettiğini gösteriyordu.
Ve bu, son derece güçlü bir varlık olmalıydı.
Öncü filin üzerindeki tahtırevandan bir ses geldi.
“Genç enkarnasyonlar, Kurtuluş Kilisesi’ne katılın. Sizi senaryolardan özgürleştireceğiz.”
Öndeki Kurtuluş Kilisesi takipçileri kollarını enkarnasyonlara doğru iki yana açtı. Tereddüt eden enkarnasyonlardan biri öne çıktı.
“…Özgürleştirmek derken neyi kastediyorsun?”
“Ne diyorsam o. Senaryolar tarafından eziyet görmekten sizi kurtaracağız.”
Sözlerin kendisi muğlaktı ancak kullandığı terimler, bir enkarnasyonun ilgisini çekmek için birebirdi. Özgürleşme, hürriyet. Zorla buraya sürüklenmiş enkarnasyonlara ancak tatlı gelebilecek kelimelerdi bunlar.
“Kurtuluş Kilisesi’ne katılırsam güçlü olabilir miyim?”
Bazı enkarnasyonlar çoktan etkilenmişken, bazıları hâlâ temkinliydi. Bunlar, belirsiz kurtuluş vaatlerinden ziyade somut güce güvenen insanlardı.
“Güç…”
Filin üzerindeki tahtırevanda bulunan gölge kıpırdadı. Sesin taşıdığı tuhaf gizem yüzünden, konuşanın yaşını ya da cinsiyetini kolayca kestiremiyordum.
“Gücün ne olduğuna inanıyorsun?”
“Güçlü yeteneklere sahip olmak ya da başkalarından daha iyi eşyalara sahip olmak… Bundan bahsetmiyor musun?”
“Güçlü yetenekler ve iyi eşyalar… Yani şuna benzer şeyleri mi kastediyorsun?”
Tahtırevandan yavaşça uzanan mana, devasa bir avuç şeklini almaya başladı.
Mana maddeselleştirme. Normalde yalnızca iyi eğitilmiş regresörlerin kullanabildiği bu teknik, sıradan bir senaryo enkarnasyonu tarafından sergileniyordu.
[Takımyıldızı
Altın Başlığın Esiri, Avuç’a karşı düşmanlık gösteriyor.]
Sadece bakmakla bile insanı ezen devasa avuç, gökyüzünü kaplayarak adamın üzerine doğru indi.
“A-Aaahhh!”
Ezici mana gösterisi karşısında herkes çığlık attı. Ancak avuç enkarnasyonların üzerini kapladığı anda, şiddetli bir rüzgârla birlikte şekli dağılıp yok oldu. Yerine ise, enkarnasyonları saran sıcak ve yumuşak bir hava kaldı.
“Fani şeylerin peşindesiniz. Güç ve zayıflık, hikâyelerin yarattığı birer yanılsamadan ibaret.”
Tahtırevanın perdesi aralandı ve sesin sahibi ortaya çıktı. Parlak bir güneşin doğuşu gibi, varlık tüm bedeninden ışık saçıyordu. Yeryüzüne inen bir ilah gibi, o ışık usulca yere kondu.
İşte o an fark ettim. Olmamasını umsam da bildiğim o Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri çoktan senaryoya girmişti. Güçten bahseden enkarnasyon tereddüt etti ama yine de konuştu.
“Saçmalama… Seni takip edersem güçlü olabilir miyim, olamaz mıyım?!”
Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri, merhamet dolu bir gülümsemeyle konuştu.
“Ahmak. Gözlerinin önündeki gerçeği fark edemiyorsun. Böyle şeylerin hiçbir anlamı yok.”
“Hi-Hiçbir anlamı yok mu?”
“Zaman yığınının içinde sıkışıp kalmış zavallı varlıklar. Şu anda senaryo tarafından aldatılıyorsunuz.”
Tak—Kurtuluş Kilisesi Lideri’nin eli enkarnasyonun alnına dokundu.
“Söyle bana. Seni ‘güce’ kim itti? Neden bu kadar çaresizce güçlü olmak istiyorsun?”
Adam, hipnotize olmuş gibi ağzını açtı.
“Bu… Be-ben güçlü olmak zorundayım… hayatta kalmak için…”
“Hayatta kalmak ne demektir?”
“Hayatta kalmak… canlı kalmaktır işte! Sonra yine güçlenirim ve yine hayatta kalırım…”
Düşünceleri durmuş, takılı kalmış bir plak gibiydi. Ama belki de bu, verilebilecek en dürüst cevaptı.
“Bu mu senin hayatın?”
“Ne…?”
“Tüm gününü güçlü olmak için yaşamak zorundaysan, o zaman ‘hayatın’ nerede?”
Enkarnasyonun bedeni, bilmemesi gereken bir şeyi fark etmiş gibi titredi. Adamın dudakları çaresizce kıpırdadı; bir cevap bulmaya çalışıyordu.
“Şey… o da…”
“…”
“Huh…?”
Adamın gözlerinden bir şeyler süzüldü. İnanamıyormuş gibi, yere düşen gözyaşlarına boş boş baktı. İnsanlar, anlamlandıramadıkları duygularla karşılaştıklarında, onları zorla bir kalıba sokmaya çalışır. Herkes, birinin çıkıp bu durumu çözeceğini umarcasına, sahneyi huşu içinde izliyordu.
Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri yavaşça yaklaşıp adamın gözyaşlarını sildiğinde, birkaç kişi derin bir nefes verdi.
“İşte hikâyelerin tuzağı budur.”
Havaya baktığımda, dokkaebilerin ilgiyle dinlediğini görebiliyordum. Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri konuştu.
“Senaryoların sizi yutmasına izin vermeyin.”
Bu tek cümle, bir bıçak gibi her enkarnasyonun kalbine saplandı.
“Bir gün belki gelecek olan ölüm kurtuluşuna aldanmayın.”
Yeni senaryoya giren tüm enkarnasyonlar, büyülenmiş gibi ona bakıyordu. Sözleri anlayıp anlamadıkları ayrı meseleydi; ama artık herkesin kalbine sızan bir yankıya dönüşmüştü.
“Kurtuluş tam burada, tam şu anda. Olmanız gereken yer burası.”
Şimdide yaşamak ve ‘şimdi’yi korumak. Gelecek tarafından tüketilmemek ve insan onurunu geri almak.
“Tam burada ve şimdi savaşın! Ardınızda bırakabileceğiniz yeni bir hikâyeye kendinizi hazırlayın! ‘Senaryolardan’ kurtuluşa giden tek yol budur!”
Kulağa hoş gelen bir ideolojiydi. Tabii söyleyen kişi Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri olmasaydı.
Başımı çevirip Joonghyuk’a baktım.
“Joonghyuk.”
Bu sırada Joonghyuk kılıcını çekmek üzereydi. Yüzüne vahşi bir düşmanlık yayılmıştı.
“İntihar timleri yetiştirmeye yönelik o abartılı saçmalık yöntemi hiç değişmemiş.”
Joonghyuk’un sözleri üzerine Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri bu tarafa döndü. Göz göze geldiğimiz anda Joonghyuk devam etti.
“Saçmalığı kesip siktir olup gitsen iyi olur, Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri.”
“Sen...”
Bir anda çevreyi devasa bir baskı kapladı, farkına bile varamadan Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri havalanıp bize doğru uçmaya başlamıştı. Egzotik, dalgalanan ghagrası¹ göksel bir cüppe gibi savruluyordu. Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri konuştu.
“Joonghyuk?”
Nedense, Kurtuluş Kilisesi Lideri’nin güzel yüzünde saf beyaz bir gülümseme yayıldı.
“Joonghyuk! Seni ne kadar zamandır aradığımı biliyor musun?”
Başımda, daha önce karşılaştığım herhangi bir enkarnasyonla kıyaslanamayacak kadar güçlü bir uyarı çınladı. Orijinal esere göre bu figürün çok daha sonra ortaya çıkması gerekiyordu. Yani ona dair hiçbir hazırlık yapmadığım bir durumun içindeydim.
Hemen Karakter Listesi’ni etkinleştirdim.
[Özel yetenek
Karakter Listesi etkinleştirildi!]
[Bu figür hakkında çok fazla bilgi mevcut.
Karakter Listesi,
Özet Listesi’ne dönüştürülecek.]
Ardından, daha önce hiç görmediğim bir mesaj belirdi.
[Bu figür hakkında hâlâ çok fazla bilgi var.
Özet Listesi kısaltılmaya çalışılıyor.]
[Özetleme başarısız oldu.]
[Bu karaktere ait bilgiler özet listesi hâlinde toparlanamıyor.]
Saçmalık. Bilgiler özetlenemiyor mu? Bir an düşündükten sonra ayarları değiştirip yalnızca karakterin ‘ilk niteliğini’ görüntülemeyi denedim.
[Liste ayarları değiştirildi.]
+
<Karakter Özeti>İsim: Nirvana Moebius
Özel Nitelik: Reenkarnatör (Efsanevi)
+
Bilgiyi doğruladığım anda tüylerim diken diken oldu. Lanet olsun, demek gerçekten bu piçti. Harap olmuş bir dünyada hayatta kalmanın üçüncü yolu. Gözlerimin önündeki varlık, bizzat üçüncü yöntemin kendisiydi.
Reenkarnatör Nirvana. İnsan, ama aynı zamanda değil.
“Joonghyuk!”
Sevinçle haykıran bir ses. Üzerime doğru yaklaşan piçe bakarken, kılıcımın kabzasını sıkan avucum terledi. Bu orospu çocuğunun düşünce biçimi sıradan insanlardan tamamen farklıydı. Hayatta Kalma Yolları’nı ne kadar okumuş olursam olayım, bilgileri kullanmamın da bir sınırı vardı. O hâlde… ne yapmalıydım?
Nirvana kollarını iki yana açtı ve parlak bir gülümsemeyle bağırdı.
“Yoo Joonghyuk! Benimle bir ol!”
O anda, nasıl kullanabileceğime dair bir fikir aklıma geldi.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Nirvana, ‘bu dünyada’ gözlerini ilk açtığı anı açıkça hatırlıyordu. İşin tuhafı, o sırada Nirvana bir su böceğiydi.
‘…’
Ve gözlerini açtığı an, bir kurbağa tarafından yenerek öldü. Bir sonraki yaşamında Nirvana bir kurbağa olarak doğdu.
‘Bu kolay bir hayat olmayacak.’
O yaşamda Nirvana, bir çıngıraklı yılan tarafından yenerek öldü. Sonraki yaşamında ise bir çıngıraklı yılan oldu.
‘En azından artık kurbağaları yiyebilirim.’
Ama o yaşamda da bir anakonda tarafından yenildi. Sonraki yaşamında bir anakonda olarak doğdu.
‘Tüm yılanları yutacağım.’
O yaşamda Nirvana güçlü bir canavar türüne evrildi. Ancak çok geçmeden bir krizle karşılaştı. Enkarnasyonlar tarafından avlanıyordu. Ödüllerle gözü dönmüş enkarnasyonlar ona saldırmış, Nirvana ağır yaralar almıştı. Ölümle yüz yüze geldiğinde, avcılardan kaçmak için ormana saklandı.
Ancak sonunda bir adamın dikkatini çekti.
“…Yaralısın.”
Adam, onu görmesine rağmen nedense saldırmadı. Yaralarını sardı ve ardından onu tekrar ormana saldı. Nirvana bu iyiliği anlayamadı, ancak adamın dokunuşunu uzun süre boyunca hatırladı.
Ve bir sonraki yaşamında… Nirvana bir insan olarak doğdu.
[Takımyıldızı
Mandala’nın Koruyucusu, yaşamını gözetliyor.]
Birilerinin yaşamını izlediğini fark etti. Bunun, ancak daha sonra Sponsor denen yüce bir varlık olduğunu öğrenecekti.
O noktadan sonra Nirvana, insan olarak yeniden doğmaya devam etti. Bazen mükemmel bir çiftçi oldu, bazen çiftçileri yöneten bir toprak sahibi. Kimi zaman sıradan bir askerdi, kimi zaman askerlerin saygı duyduğu bir Kılıç Ustası. Bazen bir köle oldu, bazen de kölelere hükmeden bir soylu.
Sayısız ölüm yaşadı ve sayısız hayat sürdü.
Sayısız senaryodan geçti.
Ve sonunda, bu evrende yalnızca kendisinin özel bir varlık olduğunu fark etti.
‘Tüm anılarımla yeniden doğan tek kişi benim.’
Bu gerçek onu korkunç bir yalnızlığa sürükledi. Yalnız olduğu için hayatı daha da içtenlikle yaşadı. Sanki bir daha asla yaşamayacakmış gibi. Bu ‘tek seferlik’ hayat her şeymiş gibi yaşadı ve başkalarına da bu yaşam biçimini öğretti.
Ve her seferinde hayata yalnız geri döndü.
Sonra bir gün, bir mesaj ulaştı.
[Büyük zaman çarkına yakalandın.]
[Reenkarnasyon döngün zaman çarkına tabi tutuluyor.]
[
Mandala’nın Koruyucusu, kaderine acıyor.]
[
Gezegen Sistemi 8612’nin senaryosuna katıldın.]
Nirvana, bir adamla yüz yüze geldi.
‘Yoo Joonghyuk.’
Nirvana, kendisi gibi yaşamı tekrar eden ilk varlığın farkına vardı. Yöntemleri farklı olsa da, o da tıpkı kendisi gibi sonsuzluk çarkına bağlı bir varlıktı.
‘Sen benim gibisin.’
Bu düşünce bile Nirvana’ya coşkulu bir kurtuluş hissi verdi.
Bu uçsuz bucaksız evrende onu anlayabilecek tek varlık.
‘Bir önceki yaşamda başarısız oldum. Ama bu sefer farklı olacak.’
Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri, Joonghyuk’a doğru yaklaşıp bağırdı.
“Yoo Joonghyuk!”
Joonghyuk’un iğrenmiş gibi geri çekilişini izleyen Nirvana, derin bir gülümsemeyle tebessüm etti. Büyük çarka yakalanıp Joonghyuk’un ‘zamanı’na bağlandığı günden beri, Nirvana yalnızca bu günü beklemişti.
“Yoo Joonghyuk! Benimle bir ol!”
“Saçmalamayı kes ve ben seni öldürmeden önce defol.”
Joonghyuk’un bu sivri tavrına rağmen Nirvana gülümsemeye devam etti. Artık o sertlik bile ona sevimli geliyordu.
‘Benden nefret ediyormuş gibi davranıyorsun ama biliyorum, beni herkesten çok istiyorsun. Gücüme ihtiyacın var!’
Geçen sefer ona karşı düşünceli davrandığı için başarısız olmuştu, ama bu sefer farklı olacaktı. Nirvana bağırmaya devam etti.
“Sana yardım edeceğim. Bir önceki hayatındaki başarısızlığını unuttun mu? Gerçek yoldaşın yalnızca benim! Sonsuzluk çarkında seni anlayabilecek tek kişi…”
“Senin gibi birine ihtiyacım yok.”
“Ne?”
Sersemlemiş bir sesle soran Nirvana’ya karşılık Joonghyuk, yan tarafına kısa bir bakış attı ve konuşmasına devam etti.
“Zaten bir yoldaşım var.”
+
*¹Ghagra, Hindistan ve Güney Asya kültürlerinde yaygın olan, uzun ve bol yapısıyla dikkat çeken geleneksel bir kıyafettir. Özellikle düğünler, festivaller ve kültürel etkinliklerde tercih edilir.
+
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono