138.Bölüm: 26.Kısım – Senaryo Yok Edici (6)
Bir anlığına kulaklarımdan şüphe ettim.
…Bu piç az önce ne dedi?
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı, geç de olsa ortaya çıkıyor ve etrafına bakınıyor.]
[Takımyıldızı
Gizemli Entrikacı, kıkırdıyor ve ona olan biteni anlatıyor.]
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı, şoke oluyor.]
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı, o cümlenin bir kez daha söylenmesi için umutsuzca dua ediyor.]
Nirvana, duyduklarına inanamazmış gibi sersemlemiş bir sesle tekrar sordu.
“Az önce… ne dedin?”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı, bu aşk üçgenine bayılıyor.]
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı, 2.000 jeton sponsor oldu.]
Aşk üçgeniymiş, götüm.
Nirvana’nın yüzünün solduğunu görünce bir şeylerin fena halde ters gittiğini fark ettim.
Planın gayet iyi gittiğini sanıyordum. Kahretsin.
“Hey, ne diyorsun lan? Biz yoldaş falan değiliz.”
Aceleyle inkâr etsem de Joonghyuk ifadesiz bir yüzle karşılık verdi.
“Söylerken özellikle seni düşünmüyordum.”
Ancak Joonghyuk’un niyeti ne olursa olsun, durum çoktan kötüleşmişti. Nirvana’nın dudakları titredi ve sarsılan bir sesle kelimeler ağzından döküldü.
“Neden ben değilim…”
Nirvana’nın tüm bedeninden ürpertici bir öldürme niyeti yayıldı ve arkasında devasa bir mandala¹ yükseldi.

Refleksle birkaç adım geri çekildim. Neden Joonghyuk’a yakın olan herkes, onun yoldaşı olarak kabul edilmeyince kafayı yiyor be?
“Neden… neden benim yerime başkasıyla bir oldun!”
Nirvana’nın mandalasından ışık yayıldı. Aceleyle Joonghyuk’a fısıldadım.
“Hey, sen de onu sevdiğini söyle işte. Çabuk.”
“Hayır.”
“Ah, neden? Hadi ama, gözlerini kapatıp bir kere söyle işte…”
Fısıltımı duyan Nirvana öfkeyle kükredi.
“Önümde fısıldaşmayın!”
Ardından Joonghyuk da bağırdı.
“Erkeklerle ilgilenmiyorum!”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı, kan kusuyor.]
[2.000 jeton sponsor olundu.]
Nirvana da kan kusacak gibiydi.
“Ben erkek değilim!”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı, afalladı.]
“Elbette kadın da değilim!”
Güümm—Güümm— Güümm!Bu iş tam bir felakete dönüşüyordu. Nirvana’nın huzursuzluğuyla eşzamanlı olarak büyüyen büyü dalgalarını izlerken sinirlerim gerildi.
“Ne yapıyorsun lan? Seni sevdiğini söylüyor. İleride bir şekilde kullanabiliriz…”
“O adam tehlikeli.”
‘Gururuma yediremiyorum demiyor da.’
Gördüğüm kadarıyla Nirvana’nın şu anki savaş gücü, en azından Joonghyuk’unkine eşitti. Üstüne Kurtuluş Kilisesi’nin tüm üyelerini de eklersek, zaferi garanti edemezdim.
“Bir dakika!”
Sonunda öne çıkıp konuştum. Reenkarnatör, ileride işimize yarayabilecek bir karttı. Şu an gereksiz yere karşı cepheye almak için hiçbir neden yoktu.
“Sanırım bi’ yanlış anlaşılma var. Neden onun yerine benimle konuşmuyorsun?”
[Karakter
Nirvana Moebius aklını yitirdi.]
“Kurtuluş Kilisesi’ne karşı düşmanca bir niyetimiz yok. Bu herif sadece duygularını ifade etme konusunda pek iyi değil…”
Bilerek abartılı bir oyun sergiledim, hatta Joonghyuk’un omzuna dostça bir şekilde vurdum.
“Aslında biz de Kilise Lideri’nin himayesine girmeyi düşünüyorduk. Geleceği unutup anı yaşamak! Ne güzel sözler. Değil mi, Joonghyuk?”
Elbette bu tür öğretilere zerre kadar katıldığım yoktu. Yıldız Akışı dünyasında geleceği bırakıp anı yaşarsan, anın içinde ölürsün. Bense biraz daha mutsuz ama daha uzun yaşamayı tercih ederdim.
“…Doğru mu? Cevap ver, Yoo Joonghyuk!”
Oyunculuğum işe yaramış olmalıydı; Nirvana’nın baskısı yavaş yavaş azalmaya başladı. Ancak Joonghyuk gram bile yardımcı olmuyordu.
“Saçmalık.”
“Hayır, bir dakika—!”
Bağırsam da artık çok geçti. Nirvana dişlerini sıktı.
“Biliyordum. İkinizi de cehenneme yollayacağım!”
Nirvana saldırdığı anda Yer İmi’ni etkinleştirdim.
[Özel yetenek
Yer İmi şu anda güncelleniyor.]
[Eski Yer İmi, yeni Yer İmi ile değiştiriliyor.]
[Yer İmi değişiminin tamamlanmasına 5 dakika kaldı.]
Ne? Şimdi mi?
Bu sırada Nirvana çoktan üç adım mesafeye girmişti. Hareketleri, sanki Rüzgârın Yolu’nu kullanıyormuş gibi hızlıydı.
‘…Hayır, bu gerçekten Rüzgârın Yolu, değil mi?’
Gecikmeli olarak, geçmiş yaşamlarından birinin Kronos’un imyuntar ırkına ait olduğunu hatırladım.
“Kenara çekil.”
Joonghyuk önüme atıldı. Nirvana’nın yumruğunun etrafında yoğunlaşan mandala, Joonghyuk’un Göğü Yaran Yüce Kılıcı ile çarpıştı; bir binanın çöküşünü andıran patlamanın ardından Nirvana konuştu.
“Ne dokunaklı bir dostluk. Yoldaşını kendi önüne koyuyorsun, öyle mi?”
“Kim Dokja, geri çekil! Bu adam—!”
“Yazık.”
Ancak Nirvana’nın sözleri daha hızlıydı. Hayır, sadece sözleri değil, hareketleri de.
“Yoldaşın ölecek.”
Nirvana bir şeyler mırıldandığı anda, onunla kılıç kılıca kilitlenmiş olan Joonghyuk’un bedeni heykel gibi dondu.
[Karakter
Nirvana Moebius, stigma
Ebedi Kâbus Sv.8’i kullandı.]
Bu tekniği biliyordum. Joonghyuk’a karşı kullanılan en ölümcül teknikti.
Çat… çat… çat…Joonghyuk’un donmuş bedeninden kıvılcımlar saçıldı. Bozuk bir teneke robot gibi, boynu gıcırdayarak bana doğru döndü. Bana bakıyordu ancak gözlerindeki bakış ona ait değildi.
‘Kaç… Çabuk.’
Joonghyuk artık kendi yarattığı en korkunç travmanın hapishanesine hapsolmuştu. Tek bir kâbusun defalarca tekrarlandığı bir anılar zindanı. Daha önce karşılaştığım Sinema Zindanı’nın boss’unun kullandığı teknikten bile üst seviye bir zihinsel yetenekti.
“Buraya gel, seni küstah ölümlü.”
Joonghyuk’un zayıflıklarını hedef alabilen yetenekler: üst düzey zihinsel yetenekler… Bu inanılmaz bir beceriydi. Reenkarnatörler bile Olasılıktan etkilenirdi. Bu aşamada bu kadar yüksek bir savaş gücüne sahip olması imkânsız olmalıydı.
Nirvana’nın ince kaslarına baktım.
“Seni Nirvana’ya bizzat ben göndereceğim.”
Yakın dövüş yeteneklerinden vazgeçip her şeyini zihinsel ve hızlandırma yeteneklerine yatırmış olabilir miydi? Eğer öyleyse, mantıklıydı. Şu anki Nirvana, zihinsel dayanıklılığı ıslak kâğıt kadar kırılgan olan Joonghyuk için mükemmel bir karşıt karakterdi.
Ama yeteneklerini bu kadar nokta atışı şekilde nasıl yükseltebilmişti?
Birileri ona bilgi vermediyse…
“Kaç!”
Yaklaşan Nirvana’nın önünü kesenler Jiwon ve Hwaranglardı. Joonghyuk’u bile bastırabilecek bir rakibin karşısında olmasına rağmen Jiwon, geri adım atmadı.
“Acele et! Sen de düşersen, Seul için hiçbir umut kalmaz!”
“Güzellik Kralı.”
Jiwon’u o hâlde izleyen Nirvana memnuniyetle gülümsedi.
“Geçen sefer ne güzel kaçmıştın ancak sonunda ideolojimden etkilendin demek!”
Belli ki daha önce yolları kesişmişti.
“Öleceğini bile bile kendini ortaya atmak, bir şeyleri fark ettiğini gösterir. Fevkalade, fevkalade. İnsanlık için yalnızca şimdi vardır!”
“Çabuk ol! Onunla başa çıkamazsın! Yoo Sangah-ssi de, Jung Heewon-ssi de, hiç kimse…!”
Güzellik Kralı sözlerini bitiremeden Nirvana harekete geçti. Durdurmak için ondan fazla Hwarang ileri atılsa da bu, en başından kazanılamayacak bir dövüştü.
Nirvana ellerini hafifçe hareket ettirdi, üzerine hücum eden Hwarangların alınlarına dokundu, dokunduğu anda Hwaranglar birer birer yere yığıldı. Düşünce Enfeksiyonu devreye girmişti.
“Ugh, urrgh, uaaaah!”
Yere düşen Hwaranglar, acı içinde kendi bedenlerini tırmalamaya başladı.
“Fani dünya tam bi’ cehennem!”
Delici bir çığlıkla birlikte Kurtuluş Kilisesi müritleri arkadan sürü halinde saldırdı.
“Şimdi için ölün!”
“Yaşayabileceğimiz tek yer bugündür!”
Tehdit gibi öğretiler haykıran müritler, Hwarangların ve benim üzerime atıldı. Kurtuluş Kilisesi müritlerine karşı el tekniklerimi kullanırken, Nirvana çoktan elini Güzellik Kralı’nın alnına koymuştu.
“Endişelenme, Güzellik Kralı. Güzel varlıkları severim.”
“Ugh, ughhh…”
“Bu yüzden seni öldürmeyeceğim.”
[Karakter
Nirvana Moebius, yetenek
Düşünce Enfeksiyonu Sv.9’u etkinleştirdi!]
Nirvana’dan beyaz bir aura yayıldı ve Güzellik Kralı’nı sarmaya başladı. Aura uzantıları, dokunaçlar gibi başına saplandı.
“‘Şimdi’ni kabul et.”
“Hayır! İstemiyorum—!”
Bu uzantılar aracılığıyla, Güzellik Kralı’nın gizli arzuları bulutlar halinde dışarı taştı. Nirvana bu arzularla alay etti.
“Yoldaşların ölürken lüks bir spa’ya gitmek istiyorsun öyle mi? Aptal ölümlü.”
“Ha-hayır. Ben…”
“Hâlâ göz alıcı bir hayat yaşamak istiyorsun. Oyuncu olduğun zamanlardaki gibi pek çok insanın ilgisini çekmek, onların hayranlığını kazanmak istiyorsun. Kral olmanın sebebi de buydu.”
Nirvana, her şeyi çok eğlenceli buluyormuş gibi gülüyordu.
“Arzularını kabul et. Yoldaşların ölürken bile böylesine acınası düşünceler kurduğunu kabullen. İnsan olarak sen busun. Bu arzuları inkâr edersen, hiçbir şey olursun.”
Güzellik Kralı’nın gözlerindeki ışık yavaş yavaş bulanıklaştı. Bu, kişinin arzularını zorla kabul ettiren, zamanını yalnızca ‘şimdi’ye sabitleyen bir yetenekti.
Bu, Kurtuluş Kilisesi müridi olma süreciydi.
Lanet olsun, Yer İmi hâlâ—
[Yer İmi güncellemesi tamamlandı!]
Bitti!
[Güncelleme nedeniyle Yer İmi’nin verimliliği %20 arttı.]
Yer İmi’ni etkinleştirdim.
[Özel yetenek
Rüzgârın Yolu Sv.9 etkinleştirildi!]
Rüzgâr kadar hızlı bir şekilde havada süzüldüm. Muhtemelen Yer İmi verimliliği arttığı için, Rüzgârın Yolu’nun seviyesi bile yükselmişti. Güzel. Bununla birlikte kazanma şansımız olabilirdi. Sersemlemiş Nirvana’ya doğru İnanç Kılıcı’nı savurdum.
Çattt!Nirvana kılıcı kıl payı savuşturdu ama savrulurken yakası derin bir şekilde yarıldı. Jiwon’a yardım edip ayağa kaldırdım.
“İyi misin?”
“Ah, ah…”
“Yersiz yere suçluluk hissetme. Böyle bir dünyada en huzurlu anları özlemek son derece normal. Ben de odamda uzanıp fantastik romanlar okumak isterdim.”
Biraz geri çekilmiş olan Nirvana yön değiştirip tekrar üzerime uçtu. Ellerini dolduran mandalanın parlak ışığını görebiliyordum. İnanç Kılıcı’nı savurdum.
Kıvılcımlar saçıldı ve ellerim sızladı ancak düşündüğümden daha katlanılabilirdi. Reenkarnatör Nirvana, Joonghyuk’un Transmisyonuna benzer bir Miras yeteneğine sahipti; önceki yaşamlarındaki yetenekleri devralıyordu.
Beklediğim gibi, bu yaşamında yakın dövüş yerine psişik ve hızlanma yeteneklerini geliştirmeye odaklanmış gibiydi.
“Rüzgârın Yolu’nu nasıl kullanabiliyorsun? Yoksa…”
Yukarıdan savurduğum darbeyi karşılarken Nirvana kaşlarını çattı ve sordu.
“O tarafsız adamın bahsettiği kişi sen misin?”
“Epey meşhurum, değil mi?”
“Küstah piç!”
Nirvana’nın avucu ile İnanç Kılıcı bir kez daha çarpıştı. Çarpışmadan doğan mandala garip bir desen çizdi ve ardından art arda beyaz aura ateşledi.
[Karakter
Nirvana Moebius, yetenek
Düşünce Enfeksiyonu Sv.9’u etkinleştirdi!]
Bunu yapacağını biliyordum.
“Şimdide yaşa! Arzularını kabul et!”
Nirvana’nın bedeninden fışkıran beyaz aura doğrudan bana saplandı. Ancak kaçmadım.
“İnsanlar arzularının kölesi değildir. Biz, arzulara karşı savaşan hayvanlarız.”
[Özel yetenek
Dördüncü Duvar etkinleşti.]
Sıızzzz!Saplanan beyaz aura anında eriyip yok oldu.
Üzgünüm ama ideolojin bana asla işlemez. Çünkü benim ‘şimdi’m burada değil.
[
Dördüncü Duvar’ın etkisi,
Düşünce Enfeksiyonu’nun etkisini tamamen geçersiz kıldı.]
Kendimi hazırlayıp şaşkına dönmüş Nirvana’ya doğru hücum ettim.
+
*¹ Hinduizm ve Budizm’in eski Sanskritçe dilinde mandala “daire“ anlamına gelir. Geleneksel olarak bir mandala, çeşitli göksel dünyalardaki kozmosu veya tanrıları temsil eden geometrik bir tasarım veya desendir.
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono