Yukarı Çık




5   Önceki Bölüm 

           
Ayano Matsuyuki, okuldaki tüm erkekler tarafından bir “idol“ olarak tanınırdı.

Uzun siyah saçlı, güzel, temiz ve narin bir kızdı. Kırılgan görünümü sayesinde erkekler arasında oldukça popülerdi. Herkesin korumak istediği “bir numaralı kız“ olduğu söylenirdi. Gerçi bu sıralamaları nereden buluyorlar, orası ayrı bir konu.

Öte yandan, kızlar arasında pek sevildiği söylenemezdi.

Bazı erkekler bu konuda sadece kinci davrandıklarını söylüyordu. Elbette haklılık payları olabilir ama bence tek sebep bu değildi.

Her neyse, Ayano Matsuyuki’nin okuldaki en popüler kız olduğuna şüphe yoktu.

“Hey Ayano. Öğle yemeğini nerede yiyelim?“

“Nereyi istersen, Kentaro-kun.“

Öğle arası başlamıştı. Başka bir sınıfta olan Matsuyuki bizim sınıfa gelmişti.

Osako yüzünde bir gülümsemeyle ona doğru koştu ve tam bir “erkek arkadaş“ edasıyla yanına gitti. Sınıftan çıktıklarında içeride büyük bir uğultu koptu.

Sınıfın bu hale gelmesine şaşmamalı. Ezik bir çocuk ve okulun en popüler kızının birleşimi... Dışarıdan bakıldığında aradaki dengesizlik fazlasıyla göze çarpıyordu.

Ama benim için önemli olan bu değildi.

“...“

Chinatsu-chan, çekip giden çocukluk arkadaşının arkasından bakakaldı. Yüzündeki ifade acı doluydu.

“Hey, hey, Chinatsu-chan. Benimle öğle yemeği yemek ister misin?“

“Sa-Sano-kun!?“

Sadece ona seslenmiş olmama rağmen Chinatsu-chan irkilerek geri çekildi. Bu pozisyonun göğüslerini ne kadar ön plana çıkardığından haberi var mıydı acaba?

Onu ilk kez yemeğe davet ediyordum. Nedenini bilmediğim bir şekilde ben de gergindim.

“Şey...“

“Benim yanımda bentom* var, ya senin, Chinatsu-chan?“

(Ç/N: Bilmeyen yoktur ama yinede söylüyorum Bento= Yemek Kutusu)

“Benim de var ama...“

“Hava da harika. Hadi dışarıda yiyelim.“

“Evet ama...“

“Hadi, hadi! Acele etmezsek birileri yerimizi kapacak.“

Tereddüt etmesine fırsat vermeden onu yerinden kaldırdım. Bir kez adımı atınca, reddetmekten vazgeçti.

İnsanların yanında sert tavırlarıyla pek arkadaş canlısı görünmeyebilir ama biliyorum ki üstüne gidersem çoğu şeye hayır diyemez.

Ayrıca, ona zaten aşkımı ilan etmiştim. Geriye kalan tek şey saldırıya devam etmekti.

Tennis kortunun yanındaki bir bankta Chinatsu-chan ile yan yana oturduk. Okulun avlusu popüler bir yerdi ama burası avluya uzak olduğu için biraz daha gözlerden uzaktı.

“Şey, dünkü konu...“

Chinatsu-chan hala doğrudan gözlerimin içine bakamıyordu.

“Dün yaşananlardan sonra yanımda olmanın garip gelebileceğini biliyorum ama hadi normal bir şekilde yemeğimizi yiyelim. Eğer düzgün beslenmezsen öğleden sonraki derslerde zorlanırsın, değil mi?“

Dün... Hissettiği bu tuhaflığın sebebi ona kötü davranan Osako değil, benim ona açılmış olmamdı. Bu anıyı özellikle vurgulayacaktım.
Yemek kutumu açtım ve ağzıma bir lokma attım. Fazla kasılmamaya çalışarak normal bir şekilde yiyordum.

Hala mırıldanıp duran Chinatsu-chan’a döndüm:

“Seni cevabın için acele ettirmeye çalışmıyorum. Zaman ayırıp üzerinde düşünmeni istiyorum. Sadece arkadaş gibi birlikte yemek yiyelim istedim. Bunu yapabilir miyiz?“

Bunu söylemek biraz utanç vericiydi. Ama yine de aşkımı itiraf etmekten daha kolaydı.

“Evet. Sano-kun ve ben arkadaşız.“

Mümkünse “arkadaş“ kelimesini bu kadar vurgulamasaydı iyiydi.

Chinatsu-chan da yemek kutusunu açtı ve yemeye başladı.

“Bunu sen mi yaptın?“

“Evet, ben yaptım.“

Rengarenk garnitürlerle dolu küçük bir bento kutusu... Sanki mücevherlerle dolu bir hazine sandığı gibiydi.

Sevdiğin kızın el yapımı öğle yemeği... Bir erkek için bu benzetme kesinlikle abartı sayılmazdı.

“S-sana vermeyeceğim.“

“Ben de alacak falan değilim zaten.“

Sanırım kutuya biraz fazla iştahla bakmıştım. Chinatsu-chan yemek kutusunu vücuduyla gizledi.

Görmemin tehlikeli olduğuna karar vermiş olmalıydı. Saklayarak yiyordu. Çevresine karşı temkinli olan küçük bir hayvan gibi çok sevimli görünüyordu.

“Ah evet, Chinatsu-chan.“

“Ne oldu?“

“Bu tatilde bir randevuya çıkalım.“

Chinatsu-chan’ın boğazında kaldı.

“N-ne oldu da aniden böyle bir şey söyledin?“

“Aniden olmadı. Cevap için seni sıkıştırmayacağımı söyledim ama seni randevuya davet etmeyeceğim demedim.“

Hoşlandığın birini randevuya davet etmek aşkın temel kuralıdır.

“B-bir ilişkimiz bile yokken bunu yapamazsın.“

Onun mantığına göre, sevgili olmadan randevuya çıkılamazdı.

“O zaman sadece takılalım.“

“Bu sadece farklı bir söyleyiş tarzı.“

“Ama arkadaşsak dışarıda vakit geçirmemiz normal değil mi?“

Bu sefer “arkadaş“ kelimesini ben vurguladım. Belki de etkili olmuştu çünkü Chinatsu-chan biraz duraksadı.

“Yalvarırım. Yanında bir kız olmadan girilmesi zor olan dükkanlar var. Chinatsu-chan, sen kesinlikle gereklisin!“

Ona adeta tapınarak baskı kurdum. Duraksadığını gördükçe üzerine gittim. Tereddüt etmesine vakit bile tanımadım.

“A-anladım. Sano-kun benim arkadaşım. Ayrıca... şikayetlerimi de her zaman dinledin.“

Bu agresif yaklaşım işe yaramış olmalıydı.

Gönülsüzce de olsa başıyla onayladı.

Böylece, önümüzdeki tatil için Chinatsu-chan ile bir randevu ayarlanmış oldu. İçimden bir zafer çığlığı attım.

Benimle sınıfa dönmekten utandığını söyleyen Chinatsu-chan ne kadar da tatlıydı. İsteğini kabul ettim ve sınıfa ayrı ayrı döndük.

Öğleden sonraki ders başlamadan önce tuvalete uğradım.

“Ah, Sano-kun.“

“Osako?“

Tuvalette Osako ile karşılaştım.

Daha yeni Chinatsu-chan ile randevu sözü almıştım. Sadece Osako’nun yüzünü görmek bile, planlarımın üzerine soğuk su dökülmüş gibi hissetmeme yetti.

“Seni şaşırttığımı biliyorum. Ayano ve ben çıkıyoruz.“

Üstelik ben sormadığım halde kendisi hakkında konuşmaya başladı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

5   Önceki Bölüm