Kadim bir Kale, bu acımasız Âlem’in bir bölgesine hükmediyordu.
Çalkalanan Sonsuzlar Kale’si.
Zaman, Saymayı öğrenmeden öncesinden beri donmuş bir Buzul’dan oyulmuştu. Duvarlar’ı, onları herhangi bir sıradan malzemeden daha güçlü kılan Kaos İplikler’i ile aşılanmış Siyah Buz’du. Kuleler, Gökler’e karşı suçlamalar gibi Yıldırımlar’la dolu Gökyüzüne doğru yükseliyordu.
Kaos Devler’i, siperlerinde ve salonlarında hareket ediyorlardı, devasa formları bir şekilde onları barındıramayacak kadar küçük görünen Mimar’inin içine sığıyordu.
O büyük Kale’nin içinde, diğer her şeyin üzerine yükseltilmiş bir tapınak oturuyordu.
Zamansal Gözlem Tapınağ’ı.
İnşası Normal Anlayış’a meydan okuyordu. Bazı bölümleri Aynı Ân’da Birden Fazla Zaman Dilim’inde var oluyordu. Duvarlar’ı Geçmiş’ten, Şimdiden ve Olabilecek veya Olmayabilecek Gelecekler’den sahneler gösteriyordu. Zemin kristalleşmiş Ânlar’dan yapılmıştı, her karo Tarih’in donmuş bir Ânı’ydı.
Tek bir Varoluş için özel olarak dövülmüştü!
Tapınağ’ın içinde...
Üç figür bir Şenlik Ateş’inin etrafında oturuyordu.
Ama Şenlik Ateş’i sadece Alev değildi.
Bir Aksiyom Parçası’ydı.
Normal Ateş’i Aşan bir Otorite’yle yanarken, ışık kaynağından bağımsız hareket eden gölgeler düşürüyordu. İlkel Âlem’i potansiyelle Ağırlaştıran bir Güç’le çatırdıyordu.
Üç figürün etrafında, onlara hizmet etmek için hareket eden güzel Kaos Devler’i vardı.
Bunlar, Kale’nin dışındaki acımasız savaşçılar değildi. Bunlar, Kaoslar’ı zarafete Şekillendirmiş, Arıtmış, Zarif Varoluşlar’dı. Donmuş Yıldırım’dan oyulmuş kaplarda Kutsal İçecekler taşıyorlardı. Katılaşmış Zaman’dan yapılmış tepsilerde Kutsal Devalar sunuyorlardı.
Burada hizmet edilen Üç Varoluş’tan en güçlüsü, dans eden Mor Zaman Âlevler’iyle örtülü bir Varoluş’tu.
BU Yaşayan Zamansal.
Yüz’ü Kadim Öte’si Kâdim’di. Sayısız Medeniyet’in doğuşuna ve ölümüne tanıklık etmiş yüz hatlarına kazınmış Birikmiş Eonlar’ın Çizgiler’i vardı. Gözleri hiç de göz değildi, Zaman Nehirleri’nin kendisine açılan pencerelerdi; Akıntıların aynı anda her yöne aktığını gösteren Mor Derinlikler’di.
Saç’ı Gümüş-Beyaz’dı, hem Bilgeliğ’i hem de Acımasızlığ’ı eşit ölçüde barındıran bir yüzün etrafında Zamansal Akıntılar gibi akıyordu. Ne Genç ne de Yaşlı’ydı, ama hem her ikisi hem de hiçbiriydi, Yaşı Süperpozisyon içinde var oluyordu.
Etrafındaki Mutlak aurası o kadar Ağır’dı ki, biri onu BU Dörtlü’den biri sanabilirdi.
Değildi.
Ama o kadar yakındı ki, Ayrım neredeyse önemsizdi.
Bir herif Zaman’la bu kadar oynayabildiği için Güçlenme Potansiyel’i çılgıncaydı.
Ve yakınındaki diğer ikisi de Mutlaklar’ın Âuralar’ını yayıyordu.
Biri prizmatik ışığın çok renkli parıltısıyla parlıyordu. Gözleri prizmalar gibi yanıyor, baktığı her şeyi bileşen Spektrumlar’ına kırıyordu.
BU Yaşayan Quantum!
Diğerinin etrafını tamamen Gümüş bir parlaklık sarmıştı, tüm vücudunu puslu hâle getiriyordu. Aynı Ân’da birden fazla yerde var oluyor, formu asla tek bir pozisyona tam olarak yerleşmiyordu!
BU Yaşayan Boyutsal.
Şu anda başları yukarı kalkıktı.
Jotunheim’ın Gökler’ini yırtan heybetli Obsidiyen-Altın ışık sütununa bakıyorlardı.
Mutlaklar olarak, o İşaret’in ne anlama geldiğini çoktan ayırt etmişlerdi.
Kimin öldürüldüğünü.
Ve öldürme işini kimin yaptığını.
Ve sessizdiler çünkü...
“Pekala...“
BU Yaşayan Boyutsal ilk konuşan oldu.
Sesi derin ve yankılayıcıydı, sanki aynı anda birden fazla yönden geliyormuş gibi hafifçe yankılanıyordu. Kel kafası Aksiyom Parça’sı Şenlik Ateş’inin ışığında parlıyordu. Gür sakalı da geri kalanı gibi Gümüş’tü, Boyutsal Enerji İplikler’iyle örülmüştü.
“Jotunheim’da dükkanı açtık çünkü bize olası bir Gelecek Zaman Çizelgesi’nde Osmont’un buradan geçeceğini söyledin, Zamansal.“
Hesaplı bir endişe barındıran gözlerle BU Yaşayan Zamansal’a döndü.
“Ama şimdi soru şu... Eğer bu Ucube şimdiden Mutlaklar’ı öldürmeye başladıysa, o buradan geçerken, burada olmak ister miyiz?“
BOOM!
Kelimeler, Kutsal İçecekler’in kaplarında dalgalanmasına neden olan bir Ağırlık’la indi!
BU Yaşayan Zamansal, içlerinden nehirler akan gözlerle Boyutsal’a bakmak için döndü.
“Olayların nasıl geliştiğinin doğasını bilmiyoruz.“
Sesi ölçülü ve sakin geldi.
“Şu anda, BU Dörtlü’nün En Genc’i henüz bir Mutlak Aşaması’na ulaşmadı. Hiçbir şeyi anlamadan öldürüyor olmasının nedenlerinden biri de bu olabilir.“
...!
BU Yaşayan Quantum kupasını bıraktı.
Dudaklarındaki Kutsal Sıvı’yı tattı, Prizmatik gözleri normal Spekrumlar’da var olmaması gereken Renkler’le dans ediyordu.
“Ve bu Varoluş ne giriş yapıyor ama.“
Gülümsemesi takdir barındırıyordu.
“Bir Mutlak bile değil ve yine de bir Mutlağ’ı alaşağı etti.“
Başını gerçek bir merakla yana eğdi.
“Herhangi biriniz Mutlak olmadan önce bunu yapabilir miydiniz?“
Bu soruyu sorarken sakindi.
Yanındaki ikisi bir an cevap vermedi.
Çünkü cevap barizdi.
Hayır.
Hiçbiri yapamazdı.
Belki BU Yaratık ve BU İlksel Kaos. Kesinlikle BU Yaşayan Paradoks.
Bir Ân sonra, BU Yaşayan Zamansal bakışlarını kaldırdı.
Zaman Nehirler’i ve Zaman Çarklar’ı gözlerinden büyüklük ve ihtişamla geçti. Mor Alevler, sanki odaklanmasına tepki veriyormuş gibi formunun etrafında daha yükseğe dans etti.
“Gözlemlenebilir Varoluş’ta, Sayısız Dahi, Ânomali ve Mutlak Canavar zamanla hep yükselip, düşmüştür.“
Sesi, her şeyi görmüş birinin Ağırlığ’ıyla geldi.
“BU İlkel Paradoks Akıl Almaz bir Mutlak Canavar’dı..“
Sözlerin oturmasına izin vererek, duraksadı.
“Ve inşa ettiği her şeyin İddiası’yla birlikte BU Yaşayan Paradoks tarafından yenip, bitirilmesine maruz kaldı. Bir Köylü tarafından.“
Gözleri yoldaşlarınınkilerle buluştu.
“Varoluş görkemli ve Akıl Almazdır. Ve Zaman Nehirler’i doğası gereği acımasızdır.“
Hizmet eden bir Kaos Devi’nden bir Kutsal İçecek aldı, Varoluş’taki tüm Zaman’a sahip birinin acele etmeyen zarafetiyle yudumladı.
“Çalkalanan sular soğuduğunda, başları dik bir şekilde kimin hâlâ nefes alıyor olacağını kim bilebilir?“
İçeceği bıraktı.
“Ve dipsiz Zaman Nehirleri’nin dibinde kimin yatıyor olacağını kim bilebilir?“
Gülümsemesi ince ve bilendi.
“Mutlaklar’ın bile garantisi yoktur.“
Arkasına yaslandı, Zaman’ın Mor Alevler’i sadık hizmetkarlar gibi etrafında dans ediyordu.
“Siz ikiniz neye karar verirseniz verin, ben burada kalacağım.“
Gözleri solan Obsidiyen-Altın ışık sütununa döndü.
“Osmont’u bekleyeceğim.“
...!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.