Bir zamanlar görkemli yapılarla çevrili olan karanlık meydanda, korkunç bir savaşın sonuna gelinmişti. Meydanın vakur koruyucularının kalıntıları soğuk kaldırım taşlarının üzerine savrulmuş, acımasızca parçalara ayrılmıştı.
Sunny dehşet içinde bakakaldı.
‘İnanamıyorum… mahvolmuşlar.’
Bu onun için çok şaşırtıcıydı. Meydanı koruyan o canlı heykeller son derece zorlu rakiplerdi. Uğursuz şehirdeki tüm Kâbus Yaratıkları arasında boyut ve güç bakımından en korkuncu değillerdi belki ama tuhaf bedenleri inanılmaz derecede dayanıklıydı. Gerçekten yıkıcı saldırılara bile uzun süre dayanabiliyorlardı.
Bununla da kalmıyordu. Bu metanetli taş savaşçılar disiplinliydi, silah kullanmada ustaydılar ve son derece ölümcüldüler. Kusursuz bir uyumla hareket edebiliyor, strateji ve taktik kullanarak kendilerinden katbekat güçlü düşmanları dahi alt edebiliyorlardı. Sayısız canavar onların kılıçlarıyla can vermişti.
İşte bu yüzden Sunny, bu garip yaratıklarla karşı karşıya gelmekten her zaman kaçınmıştı. Rütbe olarak Düşmüş değillerdi ama Sunny’nin tabiriyle bu taş hayaletler çok dikkat edilmesi gereken büyük birer tehditti.
Ama şimdi… meydanın hâkimiyeti el değiştirmek üzereydi.
Önceki sahipleri bedenleri paramparça olmuş bir halde yerde yatıyorlardı. Bu halleriyle, sıradan, kırılmış herhangi bir heykelden farksız değillerdi. Üzerlerindeki metal zırhlar ve silahlar bile sahipleri ölünce taşa dönüşüvermişti.
Meydanın dört bir yanına dağılmış beş ya da altı taş heykel vardı. Buna karşılık saldırganlar yalnızca üç kayıp vermişti — buna biraz önce bir binayı yıkarak savrulan dev yaratık da dahil. Her bir ceset, karanlık kaldırım taşlarının üzerinde küçük birer dağ gibi yükseliyordu.
İstilacılar, Sunny’nin daha önce hiç görmediği bir Kâbus Yaratığı türündendi. Kalın demir plakalarla kaplı bedenlere sahip, devasa örümceklere benziyorlardı. Ürkütücü bir hız ve güçle hareket ediyor, attıkları her adımda taş zemini çatlatıyorlardı.
Şu anda meydanda yalnızca ikisi kalmıştı. Hayatta kalan tek taş savaşçının etrafında yavaşça dönüyorlardı.
Canlı heykellerden geriye kalan son varlıksa bir dişiydi. Örümceklere kıyasla neredeyse gülünç derecede küçüktü; boyu Sunny’er kıyasla uzun bile sayılmazdı. Zarif ama taştan oluşmuş bu yaratık, bir kılıç ve yuvarlak bir kalkan taşıyor, bedeninin büyük kısmını kaplayan plakalı bir zırh giyiyordu. Yalnızca gözleri açıktaydı — aslında gözlerinin olması gereken yerde kızıl alevler gibi yanan iki yakut vardı.
Zırhı ve silahları simsiyahtı; bilinmeyen, inanılmaz derecede ağır, taş benzeri bir alaşımdan dövülmüş gibiydi. Gerçekteyse, hepsi onun gibi sadece taştı. Bu Kâbus Yaratığı’nın granit taştan oluşmuş bedenini tıpkı etten ve kemiktenmiş gibi hareket edecek şekilde dönüştüren karanlık güç, taş zırhı da metale çevirmişti.
Şu anda son canlı heykel, kalkanını kaldırmış, kılıcını kalkanının kenarına yaslamış hâlde duruyordu. Başı hafifçe öne eğikti; yakut gözleri iki örümceğin hareketlerini sessizce izliyordu.
Sunny emin değildi, ama bu örümceklerin ikisinin de Düşmüş Yaratık olmalarından şüpheleniyordu. Her hâlükârda, taş kadının sonu yakındı. Düşmanları etrafında dönüyor, onunla oynuyor, işini bitirmeden önce kurbanlarının çaresizliğinin tadını çıkarıyorlardı.
Bu olanlar aslında Sunny’nin pek umurunda değildi. O gösteriyi bekliyordu! Kâbus Yaratıkları’nın birbirini katletmesini izlemek onun en sevdiği eğlencelerden biriydi. En güzel tarafıda; kim kazanırsa kazasın bunun hiçbir önemi yoktu.
‘Hadi ama… parçalayın şunu artık.’
Bir an sonra, Sunny şaşkınlıkla irkildi.
Tuhaf bir şekilde taş heykel örümceklere ani bir saldırıyla atak yaptı. Kılıcını kalkanının kenarına iki kez vurmuş ve kararlı bir ifadeyle ileriye atılmıştı.
Karşısındaki örümceğin bir anlık tepki vermekte gecikmesi yüzünden darbeyi indirebilmişti. Ama yine de örümcek üstün fiziksel yapısı sayesinde ani saldırıya kendi vahşi darbesiyle karşılık verebildi. Hemen ardından bacaklarından biri ileri doğru atıldı; heykelin taş bedenini paramparça etmeye geliyordu.
Küçük yaratık bu darbeyi kılıcıyla dönerek savuşturdu ve tüm ağırlığını, insanüstü gücüyle kalkanına vererek, örümceğe çarptı.
Sunny öylece bakakalmıştı.
Düşmüş yaratığın devasa bedeni savrularak yere kapaklandı.
Siyah kılıç anında döndü, tekrar savruldu ve örümceğin iç organlarına bir şok dalgası yolladı. Metal kaplı karın bölgesine art arda darbeler yağdı; meydan metalik çınlama sesleriyle doldu. Taş savaşçı, kılıç ve kalkanını birlikte kullanarak, kısa sürede mümkün olan en büyük hasarı vermeye çalışıyor, vahşi bir öfkeyle saldırıyordu.
Yaratığın yumuşak iç kısımlarını koruyan metal plaka çatladığı anda, ikinci canavar da savaşa dâhil oldu. Ardından gelen kan banyosu tarif edilemezdi.
Örümcekler çok daha hızlı ve güçlü olmalarına rağmen, metanetli taş hayalet bir süre onlarla baş edebildi. Sarsılmaz iradesi ve acımasız kararlılığı, bu korkunç yaratıkları bile tereddütte bırakmaya yetti. Kana susamış bir ölüm makinesi gibi, ölümcül bir hassasiyetle hareket ediyor ve kendini korumuyordu bile, sadece düşmanlarını yok etmeye odaklanmıştı.
Sanki onları da kendisiyle birlikte mezara götürmeye kararlıydı.
Kısa süre sonra bedeninde korkunç yarıklar oluşmaya başladı; taş yaratık, artık tahrip edilmiş, uğursuz bir sanat eseri gibi görünüyordu. Ama örümceklerin durumu da pek iyi değildi. Pis kokulu kanları her yere saçılıyor, tüm meydanı kızıla boyuyordu. Kopmuş uzuvlar ve çatlamış demir parçaları, düşmüş taş savaşçıların kalıntılarıyla birbirine karışmıştı.
Nihayet, örümceklerden biri korkunç bir gürültüyle yere yığıldı, titredi ve son nefesini verdi. Geriye kalan yaratık ise sendeleyen taş heykele doğru atıldı; sayısız gözü öfkeyle yanıyordu.
Yuvarlak siyah kalkan son bir kez yükseldi… ardından, son canlı heykelin sağ koluyla birlikte koparak savruldu. Ama neredeyse aynı anda, taş heykelin kılıcının ucu dev yaratığın kafatasını deldi; parçalanıp taşa dönüşmeden yarım saniye önce canını almıştı.
Sunny başını salladı.
Ne manzara ama! Sıradan bir Uyanmış Yaratığın iki Düşmüş Canavarı öldürmesi… Bu şiddetli son tam da Gecenin Kılıcına göreydi.
Düşününce, bu neredeyse akıl almazdı. Ama bu muhteşem kanlı savaş zarif taş savaşçı için çok pahalıya mal olmuştu.
Taş savaşçı sendeledi ve yere yığıldı. Artık bitmişti.
Karanlık meydanın hâkimiyeti için verilen savaş sona ermişti.
Hiç kimse kazanamamıştı.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.