Yukarı Çık




150   Önceki Bölüm 

           


151.Bölüm: 30.Kısım – Kara Kale (1)

———————————————————————————–

Aslında en çok endişelendiğim kişi Yoo Joonghyuk’tu. Buradakiler arasında en güvenilir olan oydu; ancak yine de duruşundan tam emin olamıyordum. Yoo Joonghyuk elimi silkseydi, yaptıklarımın hiçbir anlamı kalmazdı.

Neyse ki Yoo Joonghyuk sakindi. Sinirli bir mizacı olsa da öfkesini kontrol etme konusunda inanılmaz derecede iyiydi, bana gizli bir mesaj gönderdi.

   —Ne yapıyorsun?

   [Karakter Yoo Joonghyuk, Gün Ortası Buluşması’nı etkinleştirdi.]

…Daha önce satın aldığım eşya nihayet aklıma geldi. O zaman kaydettiğim Gün Ortası Buluşması’nın hâlâ geçerli olacağını bilmiyordum.

Bilerek cüretkâr bir tavırla konuştum.

   —Bunu bir iki kez yapmayacağım. Alışsan iyi olur.

   —Ne?

   —Koşullar senin için o kadar da kötü değil. Diğer takımyıldızlarının ‘hikâyelerini’ miras alamayacağını zaten biliyorum.

Sözlerim Yoo Joonghyuk’un irkilmesine neden oldu.

   —…Bunları nereden bildiğini anlamıyorum.

Aslında benimle birlikte bir ‘nebula’ ilan etmek, Yoo Joonghyuk için de kötü bir şey değildi. Orijinal romanın gidişatında, Yoo Joonghyuk burada hiçbir hikâye miras almamıştı. Sebebi Yoo Joonghyuk üzerindeki kısıtlamalardı.

   [Regresyon kısıtlamaları.]

Öldükten sonra zamanı geri sarabilse de diğer takımyıldızlarının hikâyelerini miras alamıyordu.

   [Enkarnasyon Yoo Joonghyuk. Enkarnasyon Kim Dokja ile birlikte bir nebula mı kuruyorsunuz?]

Durumu izleyen sunucu dokkaebi araya girdi. Herkes Yoo Joonghyuk’a bakarken gergin bir şekilde cevabını bekledim.

   “Evet.”

İçimden derin bir nefes verdim. İlk engel aşılmıştı. Ancak asıl engeller bundan sonra başlayacaktı.
Derin bir sessizlik içinde, ikinci kattan bir kahkaha yükseldi. Yumuşak ve tuhaf biçimde hoş bir kahkahaydı. Bu kahkahadan Persephone’un ruh hâlini hissedebiliyordum.

   [Kim Dokja, yine yaptın yapacağını. Seni işte bu yüzden seviyorum.]

Elbette beni seviyordu. Persephone’un tarzı tam olarak bu tür hikâyelere uygundu.

Kahkahası sayesinde diğer takımyıldızları da gülmeye başladı. Ne var ki bunların çoğu ikinci kattaki takımyıldızlarıydı. Ne yazık ki onların kahkahası Persephone’unkinden tamamen farklı bir anlam taşıyordu.

   [Nebula <Vedalar> hayal kırıklığına uğradı.]

   [Nebula <Guiok> seni küçümsüyor.]

Uriel ağzına bir mendil götürüp etrafındaki tepkilere kaşlarını çattı.

   [Ne? Neden böylesiniz? Bu harika bir şey, değil mi?]

Birinci kattaki takımyıldızları sessizce izliyordu. Gözlerinde hasretle endişenin karışımı vardı. Deniz Savaşı Tanrısı ve Adaletin Kel Generali de gergin görünüyordu.

En çok ilgilenen ise buraya bakan Goryeo’nun İlk Kılıcı’ydı.

Kahkahalar kesildi ve ikinci kattan daha doğrudan bir küçümseme yayılmaya başladı.

   [Henüz takımyıldızı tahtına bile çıkmamış biri nebula mı kurmak istiyor?]

   [Dokkaebi, bu mantıklı mı?]

   [Her önüne gelen nebula mı kuracak?]

Dokkaebi, üzerine yağan sorular karşısında afallamış görünüyordu.

   [Şey… Enkarnasyon Kim Dokja, Yıldız Akışı’ndan açıkça onay almıştır.]

Bu sözlerle birlikte, yarattığım hikâyeler tavan ekranına yansıtıldı.

   [Kralsız Dünyanın Kralı]

İlk sahne, Dört Yin Şeytan Kesen Kılıç’ın gücünü ödünç alarak Mutlak Taht’ı yok ettiğim andı. Açıkça hikâyem orada başlamıştı. Tahtın parçaları ekranda belirdi.

Bazı takımyıldızları ikna olmuş gibi başını salladı, bazılarıysa şaşkınlıkla birbirine baktı.

   [Öte dünyanın ilahi güçlerini barındıran tahtı yok etmiş!]

   […Gerçekten bu hikâyeyle mi başladı?]

Muhtemelen hakkımda bilgisi olmayan katılımcılar vardı. Kendimi oldukça ünlü sansam da hâlâ eksikmişim.

Bir an etrafıma baktım, Rus kızın bana boş gözlerle baktığını fark ettim.

   [Olağanüstü Olana Göğüs Geren.]

İkinci hikâye, bir felaket olan geri dönen Myung Ilsang’ı alt ettiğim andı.

   [Bazı takımyıldızları sana karşı olumlu hisler besliyor.]

Geri dönenler takımyıldızları tarafından sevilmediği için bu, onların hoşnutluğunu kazanmak adına uygun bir hikâyeydi.

Tam bu sırada takımyıldızlarının yüzlerinde merak ifadeleri belirdi.

   […Bu da ne?]

Ekranda beliren üçüncü hikâye yüzündendi. Orta seviye dokkaebi Paul’u dövdüğüm andı. Ekranı gördüğümde ben de biraz şaşırdım. Sadece Shin Yoosung’un intikamını almak istemiştim… bu da mı ‘hikâyelerimin’ arasına girmişti?

Dokkaebi Paul çığlık atarken, utanan sunucu dokkaebi aceleyle ileri sardı. Ardından takımyıldızlarının şikâyetleri duyuldu.

   [Hey, o da neydi?]

   [Ş-Şey… Haha, galiba yanlış veri.]

Ancak dokkaebinin sözlerinin aksine, ekranda bir hikâye adı belirdi.

   [Bir Yayıncıya Aşağılanmayı Tattıran]

Merdivenlerden kahkahalar yükseldi. Gülen kişi Goryeo’nun İlk Kılıcı’ydı.

   [Bu delilik! Hahahaha!]

Ardından dördüncü hikâye ortaya çıktı.

   [Felaketlerin Kralını Avlayan]

Barış Diyarı’nda, takımyıldızı Yamata no Orochi’nin gölgesini avladığım andı bu. Orochi’nin Elektrifikasyon ile öldürüldüğünü gören takımyıldızlarının ağzı açık kaldı.

   [Masal sınıfı bir takımyıldızının gölgesi…]

   [Daha şimdiden dört efsanevi hikâye mi biriktirmiş?]

Takımyıldızları arasında bir karmaşa yayıldı. Ekran kapandı ve dokkaebi konuşmaya devam etti.

   [Her hâlükârda, Enkarnasyon Kim Dokja artık bir takımyıldızı tahtıyla karşı karşıya. Bu vesileyle beşinci hikâyesini kazanırsa…]

Takımyıldızı olmayı hedeflediğimi bilenler şaşırmamıştı ancak diğer takımyıldızları irkildi.

   [Henüz Onuncu Senaryo bile bitmemişken takımyıldızı olmak mı?]

   [Yeni bir takımyıldızı…]

Bir anda üzerimde pek çok hararetli bakış hissettim. Şüphesiz bu, Hayatta Kalma Yolları’nda bile son derece çarpıcı bir olaydı. Onuncu Senaryodan önce Yıldız Akışı’nın onayını alan takımyıldızı ya da geri dönenlerin sayısı çok azdı.

Giderek karmaşıklaşan atmosferin ortasında, Vedalar’ın Manu’su ağzını açtı.

   [Enkarnasyon Kim Dokja’yı tanıyacağım. Ancak nebulayı tanıyamam. Şu anda iki problem var.]

Takımyıldızları Manu’nun sesine odaklandı.

   [Bir, Enkarnasyon Kim Dokja’nın yeterli ödeme gücüne sahip olup olmadığını bilmiyoruz. Bir nebula kurmak için minimum miktarda sermaye gerekmiyor mu?]

   “Yeteri kadar jetonum var”

Sözlerimle birlikte ortalık yeniden karıştı. Manu kuşkuyla bana baktı.

   [Kontrol edilince anlaşılır. İkinci sorun ise nebulanızı kimin ‘destekleyeceği’.]

Yutkundum. Sonunda asıl sınav gelmişti.

   [Bir nebula kurulabilmesi için en az beş takımyıldızının desteği gerekir. Herhangi bir takımyıldızının desteğine sahip misiniz?]

   “Şey…”

Kolayca cevap veremeyince Manu güldü.

   [Yoksa nebulanızın bir adı bile yok mu?]

Yoo Joonghyuk’a bakarak ağzımı açtım.

   “Nebulamızın adı… Kim Dokja’nın Şirketi—”

   “Henüz bir adı yok,” diye araya girdi Yoo Joonghyuk kayıtsızca. “Ayrıca destekçileri şimdi kazanacağız.”

Yoo Joonghyuk etrafa bakarak konuştu.

   “Nebulamızı desteklemek isteyen takımyıldızları var mı?”

Kimse cevap vermedi. Manu kahkaha attı.

   [Biliyordum. Ne büyük zaman kaybı. Dokkaebi, Hikâye Veraseti’ne devam et—]

Tam o sırada biri elini kaldırdı.

   [Olimpos’un ‘Yeraltı Dünyası’ nebulanızı destekleyecek.]

   [Kraliçe!]

Öfkelenen Manu, Persephone’ye bağırdı. Persephone’nin aurası bir anda yükseldi.

   [Karar bana ait. İtirazı olan var mı?]

   [Ugh…]

Vedalar’ın gücüne rağmen, takımyıldızı Manu Yeraltı Dünyasının Kraliçesi Persephone’ye tek başına karşı duramazdı. Sonunda diğer takımyıldızlarına döndü.

   [Elbette başka biri yoktur, değil mi?]

   [Destekleyeceğim.]

Ses ikinci kattan gelmişti, takımyıldızları bir kez daha şaşkına döndü. Konuşan kişi Büyük Bilge, Cennetin Dengi’ydi.

   [A-Altın Başlığın Esiri?]

   [Ciddi misin?]

Ona minnetle baktım. Büyük Bilge, Cennetin Dengi, sanki zahmetli bir işmiş gibi kulaklarını karıştırarak aşağıya baktı.

   [Eh, amaaan… Üzgünüm Kâtip! Ben de destekliyorum!]

Eden’in Uriel’i desteğini ilan etti.

   [Ben de destekleyeceğim! Hatta nebulanıza adını da vereceğim! Nebulanın adı Yasak— mmph mprh!]

Etrafındaki dokuzuncu kademe melekler dehşete kapılıp ağzını kapattı. Niyeti ne olursa olsun, minnettardım. Ardından diğer takımyıldızları birbirlerine bakmaya başladı. Desteğini açıklayan üç takımyıldızı, başkalarını umursamayacak kadar güçlüydü. Geri kalanlar için durum farklıydı. Tarihsel sınıf ve masal sınıfı takımyıldızlarının, sırf yeni bir nebula kurulmasına yardım etmek için Manu’ya meydan okuması alışılmadık bir şeydi.

Yanıma baktım; Yoo Joonghyuk yarı yarıya vazgeçmiş görünüyordu. Bir mesaj gönderdi.

   —Buradan sonrası gelmez.

…Burada tıkanacağımız belliydi ancak umurumda değildi.

   —Sorun değil. Amacım zaten gerçekleşti.

   —Ne?

   —Zaten pek bir şey beklemiyordum.

Önemli olan biraz zaman kazanmaktı. En başından beri burada herhangi bir takımyıldızının hikâyesini miras almayı düşünmemiştim. Orijinal romanı gözden geçirdim; ziyafetin sonu zaten belliydi.

Tam o sırada, alışılmadık bir şey oldu.

   [Ben, Goryeo’nun İlk Kılıcı, nebulanızı destekleyeceğim.]

Goryeo’nun İlk Kılıcı desteğini açıkladı. Ardından tarihsel sınıf takımyıldızları bir anda ayağa kalktı.

   [O hâlde ben, Deniz Savaş Tanrısı…!]

   [Adaletin Kel Generali de sessiz kalmayacak!]

Birinci kattaki takımyıldızları destek vermeye başlayınca, ikinci kattaki takımyıldızları ve dokkaebiler büyük bir şaşkınlığa kapıldı.

   [B-Bir dakika! Böyle rastgele destek açıklayamazsınız…!]

Ardından—

   [Takımyıldızı Gizemli Entrikacı nebulanızı destekleyecek.]

…Ha? Gizemli Entrikacı mı? Nerede?

   [Geçici süreliğine Nebula Kurma Bileti kazandın!]

…Yok artık?

Tam o anda, ziyafet salonu sarsılmaya başladı ve mekân bozuldu. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Ziyafet nihayet sona ermişti.

   ‘Onlar’ gelmişti.

   […Bu aura da ne?]

   [Herkes geri çekilsin!]

Takımyıldızları bile gerildi. Gökyüzü şiddetle bozuldu, güçlü kıvılcımlar ortaya çıktı. Sanki gök yarılıyordu.

   [Büyük Boşluk]

Normalde yalnızca bir senaryo etkinleştiğinde beliren bu tuhaf boşluk, ziyafet salonunun üzerinde aniden açıldı. Dehşete kapılan Manu bağırdı.

   [Öte dünyanın tanrıları! Buraya gelmeye nasıl cüret edersiniz?]

Takımyıldızları kükredi ve kendi auralarını yükseltti. Ardından gökyüzündeki boşluktan korkunç bir ses yükseldi.

   【 Neden… Bizi davet etmediniz?】

Persephone ve Uriel, Yoo Joonghyuk ile benim kulaklarımızı anında kapattı. Bu, yabancı gerçek sesi duymamızı engellemek içindi. Önümüze geçerek salonun üzerindeki baskıyı azalttılar.

   [Üzgünüm ama parti bitti. Artık geri dönme zamanı.]

   [O hâlde bir dahaki sefere görüşürüz!]

Persephone ve Uriel konuştuğu anda, Yoo Joonghyuk ve ben şeffaf bir çemberle sarıldık. Bu, takımyıldızlarının gücüyle yapılan bir uzay dönüşümüydü. Ziyafet salonunda az sonra patlak verecek korkunç savaştan bizi kurtarmak istiyorlardı.

Ne var ki, öte dünyanın tanrısı beklenenden biraz daha hızlıydı.

Dur…

   [Öte dünyanın tanrıları sana bakıyor!]

   [Öte dünyanın tanrıları sana bakıyor!]

Son anda Uriel’in çığlığını duydum.

   [Kim Dokja!]

Ardından gözlerimi karanlık kapladı.

———————————————————————————–

   【 Kimsin sen?】

   【 Zamanın çarkında kaydın yok.】

   【 Yoksa…】

   .

   .

   .

   【 ■■■■…】

   .

   .

   .

   【 ‘Son hikâye’ nihayet başlamak üzere…

———————————————————————————–

   “Hey, burası mı?”

   “Güvenli mi? Ya o herifler gelirse? Deniz Amirali’yle Saf Kalpli Çelik’in buraya sık sık geldiği söyleniyor!”

   “Burası kahramanın mezarı değil mi?”

Karanlık bir geceydi. Gwanghwamun’da dikilmiş bir mezar taşının etrafında birkaç soyguncu toplanmıştı. Soyguncuların lideri Lee Dongpa, korkudan titreyen insanlara bakıp kaşlarını çattı.

   “Acınası aptallar. Ne kahramanı? Bir kahraman bu kadar kolay ölür mü?”

Lee Dongpa, kahramanın varlığını öğreneli çok olmamıştı. Hayatını feda ederek Seul’u kurtaran en güçlü adam…

Elbette Lee Dongpa bu söylentilere inanmıyordu.

   “Hadi, çabuk olun! Zaman yok. O kara pislikler ortaya çıkmadan halledelim!”

Birçok insan dokuzuncu senaryo, Kara Kale’ye çoktan katılmıştı. Yine de Lee Dongpa gibi senaryoya katılmayanlar da vardı. Ana senaryolar, onun gibi akıllı adamlar için yalnızca birer festivalden ibaretti.

   “Bu bir kahramanın mezarı. İçine bir iki değerli şey gömülmüş olmalı, değil mi?”

   “Cesedi de arayın! Üzerinde bir şeyler saklamış olabilir.”

   “Kahretsin, çok derine gömmüşler. Hey, biraz daha kazın!”

Soyguncular hızla toprağı kazmaya başladı. Yaklaşık iki saat geçti.

   “B-Buldum!”

Sonunda kürekleri bir kapağa çarptı. Kalpleri gümbür gümbür atarken kapağı açtılar.

Beyaz ceket giymiş bir adam, tabutun içinde uyuyordu.

Lee Dongpa kahkaha attı.

   “Kahraman ha? Hah! Resmen uyuyan prenses. Hem de çirkin.”

   “Ceket çok iyi. Çıkarın üstünden—”

Tak!

   “Waaahhhhh!”

   “N-Ne… kuaaack!”

Şok olan Lee Dongpa yere yığılıp titremeye başladı. Az önce ölü olan kahraman, bir soyguncunun omzunu sımsıkı kavramıştı.

Ve ardından, Seul’deki tüm varlıklar şu mesajı duydu.

   [Biri beş hikâye elde etti.]

   [Seul’un gece göğünde yeni bir takımyıldızı doğdu!]

+



Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

150   Önceki Bölüm