Okuldan sonra Kentaro, Sevgili Ayano’su ile eve gidiyordu.
“Ve o sadece öyle bir adamdı. Bence daha iyisini yapabilirdim ama neden yapamıyorum merak ediyorum.“
“Öyle mi? Kentaro-kun harikasın.“
Bahsettiği şey ortaokuldaki bir olaydı. Kentaro eski sınıf arkadaşına, “İşte bu yüzden o işe yaramaz. Eğer beni seçselerdi daha iyisini yapabilirdim,“ diye ısrar etti.
Ayano, Kentaro’nun hikayelerini gülümseyerek dinledi. Böylesine iyi bir dinleyici sayesinde, onunla konuşurken kendini giderek daha rahat hissediyordu.
Kentaro, çocukluk arkadaşı Chinatsu dışında hiçbir kızla arkadaşça bir sohbet etmemişti.
Her zaman kendine güveni eksikti ve bu güvensizlik karşı cinsle konuşurken daha da belirginleşiyordu. Her zaman bu tavrından dolayı hayal kırıklığına uğruyor ve genellikle geri çevriliyordu.
Ancak Ayano diğer kızlardan farklıydı.
Acımasızca zorbalığa uğradıktan sonra depresyondayken, onunla nazikçe konuşmuştu. Sadece derdini anlatamayan kelimeler sarf etmesine rağmen, hevesini kırmadan onu nezaketle dinlemişti.
Ayano’nun alıcı tepkisi Kentaro’nun ilk kez huzurlu hissetmesini sağladı.
“Eğer senin için sorun olmazsa, her zaman dinlemeye hazırım.“
Kentaro, “Tıpkı bir melek gibi,“ diye düşündü.
Nazik sözler. Nazik bir ifade. Hepsinden önemlisi, güzel görünümüne olan yakınlığı sadece yüzünü değil, kalbini de utanç ve sevinçle yakıyordu.
“Şey, Matsuyuki-san... B-Benimle çıkar mısın?“
Fark ettiğinde artık çok geçti.
Ona aşık olduğum doğru. Ama bunu aniden itiraf etmek onu rahatsız eder. Ayrıca, benim gibi birinin itirafını kabul etmesine imkan yok... Kentaro düşündüklerini söylediği için kendine lanet okudu.
“Benim için sorun yok. Çıkalım. Senin hakkında daha fazlasını duymak istiyorum, Kentaro-kun.“
(Ç/N: Hımm evet, sanırım tam da ana karakterimizin tahmin ettiği gibi)
Ama melek buradaydı.
Kentaro minnettardı. Hatta onun, Tanrı’nın ona tüm çektiği zorluklar karşılığında verdiği bir melek olduğunu düşündü.
Ve bir kız arkadaşı olduğu günden itibaren Kentaro’nun hayatı tamamen değişti.
“...Yaptığımız tüm korkunç şeyler için özür dileriz. Artık seninle bir işimiz olmayacak.“
Zorbalar eğilip Kentaro’dan özür dilediler.
Sonsuz gibi görünen zorbalık. Aniden sona erdi.
İlk başta inanamadı. Ama sonra Kentaro gerçeği öğrendi.
“Üzgünüz. Biz sadece bizden isteneni yapıyorduk. Chinatsu Sugito senin onu rahatsız ettiğini söyledi. Bizim niyetimiz iyiydi.“
Her şey Chinatsu tarafından planlanmıştı.
Başının etini yiyip duran bir çocukluk arkadaşı. Sürekli Kentaro’nun davranışlarını kısıtlar, ona “düzgün davran“ ya da “öyle konuşma“ vs. derdi.
“Evlerimiz yan yana ve ailelerimiz iyi arkadaşlar. Bu yüzden onun çocukluk arkadaşı oldum ve bana böyle mi davrandı?“ Kentaro’nun Chinatsu’ya olan öfkesi kalbinde kabardı.
Onun tarafında olması gereken bir çocukluk arkadaşı. Oysa yaptığı şey tam tersiydi. Onu affetmesinin imkanı yoktu.
Hainin icabına bakılmalıydı.
“Ayano, bir iyiliğe ihtiyacım var.“
“Yardımcı olabileceğim bir şey varsa, lütfen söyle. Yardım etmek için elimden gelen her şeyi yapacağım.“
Tek müttefikim Ayano. Kentaro, kendisini düşündüğü için meleğe teşekkür etti ve Chinatsu’dan intikam almaya karar verdi.
“Bu kadar yeter. Artık çok geç Chinatsu... çünkü bana ihanet ettin.“
“H-Hayır... o... Öyle değil... Öyle değil, Kentaro!“
Böylece Kentaro, Ayano eşliğinde, zorbalığın arkasındaki beyin olan Chinatsu’dan intikamını aldı.
Şimdiye kadar Chinatsu’ya karşılık vermemesi Kentaro’nun nezaketiydi. Böyle şeylerden habersiz olan kıza ciddiyetini gösterdi. Bu, güç ilişkisini netleştirmek için yeterliydi.
(Vah vah, sırf çocukluktan beri tanışıyoruz diye beni hafife aldın. İnsan haddini aşınca böyle olur işte.)
Chinatsu’nun gözyaşlarına boğulmasını izlerken, Kentaro kendi kalbinin ferahlamaya başladığını hissetti. Bu hisle sarhoş olarak güldü.
(Ç/N: O.... Çocuğu)
“Ayano yanımdayken kimseye yenilmem. Ciddiyetimi sonuna kadar gösterebilirim.“
Her şeye gücü yetme hissinden memnun olan Kentaro, çocukluk arkadaşının duygularını hiç umursamadı.
“O zaman Ayano. Okuldan sonra görüşürüz.“
“Evet, görüşürüz. Seni yine sınıfından alabilirim, değil mi?“
“Evet, lütfen.“
Ayano ile ilişkisinin başlangıcından beri, Chinatsu dışında değişen başka şeyler de vardı.
Kentaro ve Ayano çıkıyordu. Bu haber tüm okula yayıldı ve sınıftaki konumu değişti.
Erkekler arasında kesinlikle popüler olan Ayano Matsuyuki, onun kız arkadaşıydı. Bu gerçek, kasvetli bir yalnız gibi muamele gördüğü sınıfta Kentaro’nun itibarını hızla yükseltti.
Artık sınıf arkadaşlarına selam verebiliyor ve onlarla sohbet edebiliyordu. Arkadaş sayısı da artmıştı. Hatta en popüler grupla bile çekinmeden konuşabiliyordu.
Hava atmaya değerdi.
Kentaro, sınıf arkadaşlarının tanık olması için Ayano’nun özellikle sınıfına gelip onu almasını sağladı. Sadece bu da değil, ilişkileri hakkındaki söylentileri aktif olarak yaydı.
Bu sayede kampüste göze çarpan bir varlık haline geldi. Her şey yolunda gidiyordu.
...En azından, Kentaro böyle düşünüyordu.
(Şey, giderek daha fazla kıskanılıyorum. Sanırım çile dedikleri şey bu.)
Masataka Sano. Kentaro onun kendisine kötü niyetli bir yalan söylerken yakalanacağını hiç düşünmemişti.
Aynı ortaokuldan bir çocuk. Daha yüksek bir gruba ait olmasına rağmen, okula girdiğinde arkadaş edinemeyen Kentaro ile konuşmuştu. İyi bir insan olduğundan hiç şüphe etmemişti.
(Sanırım böyle biri bile ne zaman kıskandığını belli edemiyor. Ayano’nun benimle çıkmaya niyeti yok mu? Sadece yanlış anlaşılma mı? Bu saçmalık. Ayano beni dürüstçe dinliyor.)
Kentaro, Masataka’nın da aşağılık bir insan olduğuna karar verdi.
(Ç/N:...)
Tek ihtiyacı olan Ayano’ydu. O olduğu sürece her şey yolunda olacaktı.
O haine, çocukluk arkadaşına en başından beri ihtiyacı yoktu.
Düşüncelerinin cevaplandığından ve Chinatsu’nun gerçekten de artık erişemeyeceği bir yerde olduğundan hâlâ haberi yoktu.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.