Yukarı Çık




159   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   161 

           


160.Bölüm: 31.Kısım – Senaryonun Mezarı (4)
-------------------------------------------------------------------------

Jung Heewon’la birlikte Cennet’in merkez alışveriş bölgesinden geçip küçük bir tepeye vardık. Efendinin yaşadığı yer doğal olarak görkemliydi. Barış Diyarı’ndaki kale de aynıydı. Ancak Cennet’in efendisi sıradan bir varlık değildi.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, gözlerini kocaman açıyor.]

   [Takımyıldızı Gençlerin ve Yolcuların Koruyucusu, rahatsızlığını belli ediyor.]

Tepeye yaklaştıkça Eden’in takımyıldızları şiddetle tepki vermeye başladı.

Gençlerin ve Yolcuların Koruyucusu.

Muhtemelen yeni bir başmelek bana dikkat kesilmişti. Dolaylı mesajdan hissettiğim silik baskıya bakılırsa, en az Uriel seviyesinde bir takımyıldızıydı. Bu da Eden’deki üç meleğin beni izlediği anlamına geliyordu.

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, ortalığı birbirine katmanı dört gözle bekliyor.]

   [Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası, stigmanı merak ediyor.]

Büyük Bilge, Cennetin Dengi ile kara ejderha da aynıydı. Kanalımın üç düzenli üyesi bir araya toplanmıştı. Büyük Bilge, Cennet’in Dengi geçen sefer nebulamın oluşumuna yardım ettiğinden memnun olmuştum.

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, burun kıvırıp sümüğünü fırlatıyor.]

…Dolaylı mesajlara bakınca onun gerçekten Büyük Bilge, Cennetin Dengi olduğuna inanmak zordu. Gerçekten dolaylı mesajları o mu yazıyordu? Ya da daha önce gördüğüm klon da olabilirdi? Her neyse, Gizemli Entrikacı da gelirse, başlangıçtakilerin dördü de toplanmış olacaktı…

   [Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, durumu ilgiyle izliyor.]

Ürkütücü bir biçimde, tam düşünürken sonuncusu da gelmişti. Gizemli Entrikacı. Takımyıldızı ziyafetinde yüzünü doğrulayamamıştım. Masal sınıfı bir takımyıldızı olduğu belliydi ancak ne kadar düşünsem de niteleyicisini hatırlayamıyordum. Bir an şüpheye düştüm. Bu kadar güçlü bir varlığın orijinal romanda hiç görünmemesi mümkün müydü?

   [Birçok takımyıldızı eylemlerine dikkat kesildi.]

   “Geldik.” Dedi Jung Heewon, tepeye çıkan yolun başında durdum.

Tepenin üzerinde beyaz tuğlalı bir ev vardı.

Tepede beyaz bir ev...Ardındaki niyeti bilmesem de zevki oldukça özgündü.

   “Ben burada beklerim. Bir şey olursa çağır.”

Başımı salladım ancak Jung Heewon’un, çağırdım diye hemen saldırmayacağını zaten biliyordum. Cennet’te, Cennet’in efendisine karşı kazanabilecek kimse yoktu.

Yoldan yukarı doğru tırmandım, tuğla evin yakınında bir gölge belirdi. Heykelden oyulmuş gibi duran, son derece güzel görünüme sahip bir adam orada duruyordu.

   “Ah, gelmişsin.”

Dördüncü Duvar olmasaydı, güzelliği karşısında nefesim kesilirdi. Yoo Joonghyuk da yakışıklıydı ancak bu kişinin görünüşü tarif edilemezdi. Şeytani bir güzellikti.

   “Üzgünüm ama lütfen biraz bekle. Bu çocuklar yabancılara karşı utangaçtır da.”

Adam tepede çiçekleri suluyordu. Çiçekler havaya doğru açmıştı. Yaprakları, gökyüzünü yutmaya çalışır gibi sonuna kadar açıktı fakat kendileri küçücük çiçeklerdi. Bu çiçeğin adını biliyordum.

   “Devridaim.”

Dışarıdan enerji almadan sonsuza dek çalışan şeyler için kullanılan genel bir terimdi, ama burada sadece bir çiçeğin ismiydi. Adam sordu.

   “Bu çiçeği biliyor musun?”

   “Her gün yeniden çiçek açan bir bitki.”

   “İrfanın gerçekten etkileyici.”

Hayatta Kalma Yolları’nı okuduğum için gayet doğaldı.

Cennet’in çiçekleri, Devridaim. Yalnızca bu tepede yetişen bu çiçek, şafakta açar ve gece meyve verirdi. Meyve, şafaktan önce düşer ve yeni çiçeklerin büyümesi için gübre olarak kullanılırdı. Devridaim, sonsuza dek yinelenen bir çiçekti.

Adam çiçeğin çok sevimli olduğunu söyledi. “Onlara bakmaktan asla bıkmıyorum. Canlılıkları gerçekten inanılmaz.”

   “Ancak ismi yanlış. Gerçekten devridaim olsaydı, çiçeğin susuz da iyi büyümesi gerekirdi.”

   “Bu kadar gökçe bir çiçekte yalnızca kusurları mı görüyorsun?”

Adam gülerek bana baktı.

   “Kendimi henüz tanıtmadım. Ben…”

   “Cennet’in efendisi, Reinheit von Djerba.”

Onu çok iyi tanıyordum. Hayatta Kalma Yolları’ndaki en ünlü ‘10 Kötü’den biriydi.

Reinheit gülümsedi.

   “Tanıştığımıza memnun oldum, Kim Dokja.”

Beklediğim gibi, kim olduğumu zaten biliyordu.

   [Özel yetenek Karakter Listesi etkinleştirildi!]

   [Bu kişi hakkında çok fazla bilgi var. Karakter Listesi, Karakter Özeti’ne dönüştürüldü.]

+

   <Karakter Özeti>

İsim: Reinheit von Djerba

Özel Nitelikler: Şeytan Markisi (Efsanevi), İmkânsız Bir Düşün Peşinde Koşan (Kahraman)

Özel Yetenekler: [Şeytanın Gözleri Sv.10], [İleri Düzey Silah Eğitimi Sv.10], [İleri Düzey Zihinsel Bariyer Sv.10]…

Stigma: [Cennet’in Efendisi Sv.10]

Genel İstatistikler: [Dayanıklılık Sv.99], [Güç Sv.99], [Çeviklik Sv.99], [Mana Sv.99]

   *Kara Kale sıralamalarında 2. Sırada.

+

Gerçekten muazzamdı. Genel istatistikleri senaryonun sınırlarını aşmıştı ve neredeyse her yeteneği maksimum seviyeye ulaşmıştı. Belki de Reinheit bu senaryonun ‘üst sınırıydı’.

Ona doğru baktım, Reinheit alkışladı.

   “Bu kadar yoğun bir düşmanlıkla yanıp tutuşurken seninle konuşmak gerçekten zor. Devridaim çökecek.”

   “Beni neden çağırdın?” diye sordum.

   “Söylentileri merak ediyordum. Senaryoya girdiğin anda büyük bir gürültü kopardın.”

Reinheit, şimdiye kadar karşılaştığım On Kötü’den farklıydı. Gong Pildu ve Lee Seolhwa On Kötü’ye doğru gelişiyorduysa, Reinheit neredeyse tamamlanmıştı.

   “Senin gibi bir varlığın bu senaryoya girmesi benim için bir tehdit.”

   “İkinci sıradaki şeytan markisi için fazla mütevazı bir söz.”

   “…Bunu da mı biliyorsun? Ön araştırman epey kapsamlıymış.”

Öldürme niyeti bir anda arttı.

…Beni şimdi mi pusuya düşürecekti?

Tereddüt ettim. Onu yenebileceğimi ya da öldürebileceğimi sanmıyordum. Kolay bir dövüş olmazdı. Sonuç da garanti değildi.

Ancak tereddüt etmemin asıl nedeni…

    “Benim dünyamda Kara Kale, 34. Senaryoydu,” dedi.

Belki de Cennet’ini gördüğüm içindi. Reinheit, tepenin altındaki kalenin manzarasını izliyordu.

   “Buraya 800 yıl önce ilk kez geldiğim zamanı hatırlıyorum. O zamanlar ovalarda hiçbir şey yoktu. Sadece sıralamalar vardı. Enkarnasyonlar, senaryoda hiçbir şey yazmamasına rağmen birbirlerini avlamakla ve öldürmekle meşguldü.”

Ovalara ilk düşenlerin onlar olduğunu hatırladım. Kara Kale’deki tüm varlıklar zamanla şeytanlara evrilmişti. Buraya ilk girenler baştan şeytan değildi.

   “Güçlenmek için daha üstün bir türe yükseldiler. Süre sınırı ya da başarısızlık koşulu olmayan bir durumda, tek odaklandıkları şey daha yüksek bir sıralama elde etmekti. Sonsuz savaş ve katliam. Hikâye ortadan kaybolduğunda enkarnasyonların yapabildiği tek şey buydu.”

Senaryonun ortadan kaybolması güzel bir şey değildi. İster takımyıldızı ol ister enkarnasyon, her varlık eninde sonunda bir hikâyeye ihtiyaç duyardı.

Ancak Reinheit buna katılmıyordu. Birilerinin senaryosunda oyuncak olmaktan yorulmuştu ve artık senaryonun kölesi olmak istemiyordu.

   “Bu yüzden Cennet’i yarattım.”

Reinheit’in samimi olduğunu biliyordum.

   “Dokkaebiler buraya ‘mezar’ dese de ben öyle görmüyorum. Burada geçirdiğim yıllar boyunca kana bulanmış bir şeytana dönüşmüş olsam da, artık senaryoların olmadığı bu yerde yeni bir yaşamın filizlenebileceğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.”

Sözleri derin duygularla doluydu. Orijinal romanı okumamış olsaydım, ben de kapılabilirdim.

   「 En saf kötülük. 」

Yoo Joonghyuk’un Reinheit için kullandığı tanım buydu.

   “Takımyıldızı Kim Dokja. Bir sonraki senaryoya gitmek istiyorsun.”

   “Evet.”

   “Vazgeç. Öyle bir kavram yok.”

Beklediğim gibi, istediği buydu.

   “800 yıllık yaşamımda senin gibi birini ilk kez görmüyorum.”

   “…”

   “Birçok güçlü kişi gizli senaryolar buldu ancak hiçbiri Kara Kale’yi geçemedi. Herkes bu senaryodaki boşluk karşısında çaresizliğe ve hayal kırıklığına sürüklendi.”

Reinheit konuşmaya devam etti.

   “Seni onlarınki gibi bir sona sürüklemek istemiyorum.”

   “Ne istiyorsun?”

   “Takımyıldızı Kim Dokja. Lütfen Cennet’i benimle birlikte koru. Yardımına ihtiyacım var.”

Sessizce yanında durup Devridaim’in yapraklarına dokundum. Şaşkın Reinheit beni durduramadan, titreyen çiçek hızla soldu ve meyve düştü. Düşen meyve bir anda çürüdü ve yamaçtan aşağı yuvarlandı.

Devriye gezen bir muhafız gördü ancak pek aldırmadı. Çünkü Cennet’in çürük kısmını kesip atmaya niyetleri yoktu.

   “U-Ugh… Bırakın beni! Özür diledim ya!”

   “Hiçbir şey çalmadım!”

Cennet’in suçluları, tepenin altındaki yer altı katına taşınıyordu.

Nereye götürüldüklerini biliyordum.

   [Bazı takımyıldızları rahatsız edici bir şekilde gülüyor.]

Devridaim var olmadığı gibi, Cennet de bedava değildi. Büyük ihtimalle Cennet’in gübresi olacaklardı. Çürümüş meyvenin bitkiye gübre olması gibiydi. Yeraltının derinliklerinde küçük bir deprem meydana geldi. Korkunç bir canavarın çığlığı gibiydi.

Ona şöyle dedim.

   “Reinheit, Devridaimin kendi başına var olamayacağı gibi, cennet diye bir şey de yoktur.”

Reinheit hiçbir şey söylemedi. Sanki beni sınamak ister gibiydi. Ancak yakında pişman olacaktı.

   “Bana ‘sonraki’ senaryoyu ver.”

İlk kez Reinheit’in gözlerinde panik belirdi.

   “700 yıl önce bulduğunu biliyorum. Daha doğrusu, sen ve birkaç güçlü kişi buldunuz.”

   “Nasıl—”

   “Hatta senaryoya meydan okudunuz. Değil mi?”

   “…”

   “Ancak başarısız oldun ve tek başına hayatta kaldın. Sonra da bu Cennet’i yarattın.”

Taç yapraklarına bakarken parmak uçlarındaki titremeyi kaçırmadım. Burayı insanların yaşam bulmasına yardım etmek için yarattığını söylemişti. Ne var ki bu doğru değildi. Burası sadece imkânsız bir senaryo için yapılmış bir sığınaktı.

   “Yıldız Akışı’ndaki tüm senaryolar tahrik için vardır. Cennet’te ise tahrik yok. Her şey fazlasıyla huzurlu.”

   “…”

   “Dokkaebi’lerle yapılan anlaşmanın sonsuza kadar süreceğine inanma. Yıldız Akışı bu alanın uzun süre var olmasına asla izin vermez.”

Reinheit bir süre sessiz kaldıktan sonra yavaşça ağzını açtı.

   “…Takımyıldızı Kim Dokja. Başka neler biliyorsun?”

Ses tonu değişmişti. Zayıf ama ürkütücü bir enerji sızıyordu. Bu konuşmayla birlikte bana karşı tutumu da değişmişti. Yardım bekleyen birinden; herkesten daha tehditkâr bir düşmana dönüşmüştü.

   “Her şeyi. Bilmediklerini bile.”

Uzakta yaklaşan kara bir bulut gördüm. Böyle bir durumda gökyüzünde bulut oluşması mümkün değildi. Yani bu yağmur bulutu kesinlikle dokkaebilerin yönlendirmesi altındaydı. Müdahale etmeseler bile etrafta oturup her şeyi izliyorlardı. Nitekim bu dünya, senaryosuz bir senaryoydu.

Hafifçe iç çekip trajedinin sonuna hazırlandım.

   “Reinheit. Öleceksin ve Cennet düşecek.”

+




Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

159   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   161