
197.Bölüm: 37.Kısım – Şeytan Diyarı’nın Manzarası (4)
-------------------------------------------------------------------------
Yoo Joonghyuk’un 73. Şeytan kral olacağına dair sözleri, Hayatta Kalma Yolları’ndan bir cümleydi.
Konsey üyelerinin tepkilerini biraz heyecanla izledim.
“Şey… yani…”
Garipti. Hayatta Kalma Yolları’nda herkes net bir şekilde “Oooo!” diye tepki vermişti. Beklediğim o dramatik tepki gelmedi. Tam o sırada bir ses duydum.
「 73. Şeytan Diyarı’nın şeytan kralı! Böyle sözler söyleyen bir adam vardı. Aileen ve sivil konseyin diğer üyeleri büyük şok içindeydi. 」
Bu piç ne zaman uyandı? Uykum var deyip gitmişti…
「 Öte yandan, Kim Dokja kendini biraz daha güçlü hissediyordu. 」
...Ha?
「 Bu, okul günlerinden beri sahip olduğu bir alışkanlıktı. Hayatındaki önemli anlarda ya da özsaygısının düştüğü zamanlarda Kim Dokja, “Ben Yoo Joonghyuk’um,” derdi. 」
Dördüncü Duvar’ın kara geçmişimi ifşa eden tacizine katlanırken ağzımda acı bir tat belirdi. Lanet olsun. Bu piç kurusuna hiçbir şey yapamıyordum.
“Konsey üyeleri bir süreliğine çıkın. Onunla biraz konuşmam gerekiyor.”
Aileen kısa bir tereddütten sonra karar verdi. Jang Hayoung ve konsey üyeleri kapıdan çıktı. Aileen bir sandalyeyi sürükleyip ameliyat masamın yanına oturdu.
“Önce şunları çözebilir misin?” dedim. “Bu hâlde konuşacak durumda değilim.”
Ama Aileen kayışları çözmedi. Bana hâlâ güvenmiyordu.
“Şeytan kral olacağını söyledin.”
“Evet.”
Başımı bir kez salladım.
“Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?”
“Kelimenin tam anlamıyla 73. Şeytan Diyarı’nın kralı olmak demek.”
“Ve?”
“Diğer 72 şeytan kralının aşırı ilgisini üzerime çekmek demek.”
Aslında biraz gergindim. Şeytan krallarıyla aram pek iyi sayılmazdı.
Aileen yüzüme bakıp iç çekti.
“Seni tedavi ederken hikâyelerine bi’ göz attım… Ne düşündüğünü gerçekten anlamıyorum.”
“Problem ne?”
“…Dük Syswitz güçlüdür. Muhtemelen sandığından da güçlü.”
Tonunda az önceki şaşkınlık yoktu; sakindi. Şeytan Diyarı’nda bu kadar uzun süre hayatta kalmasının bir sebebi vardı.
“Doğal. O bir dük.”
Dükler, şeytan krallarından sonra gelen en güçlü varlıklardı. Şeytan Diyarı’nın tepesindeydiler. Bazıları tarihsel sınıf takımyıldızlarının en üst seviyesine yaklaşan güce sahipti. Asla hafife alınacak rakipler değillerdi. Aileen’in değerlendirmesi adildi.
“Kendine güvenini anlıyorum. Olağanüstü hikâyelere sahip olduğunu gördüm.”
Hikâyelerimi onarmıştı; gücüm hakkında az çok bir tahmini vardı. Zaman kısıtlı olduğu için sakladığım tüm hikâyeleri görememişti. Muhtemelen en fazla birkaç efsanevi hikâye görmüştü. Bu görüşmeyi kabul etmesinin nedeni de hikâyelerimde bir ihtimal görmesiydi.
Aileen sakin bir şekilde devam etti.
“Öncelikle, güvenilir biri olduğunu bilmem gerekiyor.”
“Varoluş Yemini edeceğim.”
“Burada konuşacaklarımız dışarı sızmamalı.”
Ellerimizi birbirimize bakacak şekilde uzattık ve Varoluş Yemini ettik. Ruh üzerine edilen bir yemin. Bozan kişinin ruhu yanarak ölürdü. Daha önce bu yemini Yoo Joonghyuk’la yapmıştım.
“Kimliğim hakkında konuşmanı istemiyorum,” dedim.
“Farkındayım. Merak etme. Onarıma katılan tüm konsey üyeleri de aynı yemini etti.”
Aileen küçük bir iç çekti ve fısıldar gibi konuştu.
“Sivil konseyimiz uzun zamandır Fabrika’yı yok etmek için bir fırsat bekliyor.”
Fabrika, endrüstri kompleksinin kalbiydi; gücünün omurgasıydı. Onu yok etmeye çalışmaları şaşırtıcı değildi. Hayatta Kalma Yolları’nda okumuştum ama yine de sordum. Romanı anında okuyamayacağıma göre bilgiyi doğrudan almak önemliydi.
“Soyluları kovmayı mı planlıyorsunuz?” diye sordum.
“Evet.”
“Hepiniz geri dönen değil misiniz? Neden Şeytan Diyarı’nın ekolojisine karışıyorsunuz?”
“Henüz geri dönen değiliz.”
Bir bakıma bundan daha doğru bir tanım yoktu.
“Anlıyorum.”
Her geri dönen ‘boyutsal seyahat senaryosu’nu tamamlayıp memleketine dönmezdi. Kimileri başarısız olurdu, kimileri evinden nefret ederdi. Evine dönmekten vazgeçenler yeni bir yuva seçmek zorundaydı. Ne kadar berbat bir yer olursa olsun, orada yaşamayı seçerlerdi.
“Dükü öldürmek için birçok girişim oldu,” dedi Aileen.
“Hâlâ hayattaysa başarısız olmuş olmalılar.”
“…Planlar fena değildi. Ta ki hepsi başarısız olana kadar. İçlerinden bazıları Birinci Murim’den ustalardı, diğerleri ise kendi gezegenlerinin en güçlü insanlarıydı.”
“O insanları nasıl buldun?”
“Seninkine benzer bir durumdu. Başarısız oldular ya da kendi senaryolarından sürgün edildiler.”
Bu zaten bildiğim bir gerçeği. Aileen’in ‘sürgünlerle’ ilgilenmesinin sebebi buydu. Syswitz Endüstri Kompleksi’nin hükümdarına karşı savaşmak için daha güçlü vatandaşlar toplamanın bir yoluydu. Hikâye Uzmanı niteliğini bu şekilde kullanıyordu.
Aileen hafif yorgun bir ifadeyle başını salladı.
“Çoğu, dükün yanına ulaşmayı bırak, muhafızları bile geçemedi.”
“Çok mu muhafız var?”
“Fabrika’da yüzlerce baron ve daha alt rütbeli soylu var. On kont ve iki markiz bulunuyor.”
Bu kadar çok muhafız ciddi bir sorundu. düşük düzey bir soylu bile ortalama enkarnasyonlardan daha güçlüydü. Üstelik kont rütbesi ve üzerindekilerin hepsi hikâye gücünü kullanabiliyordu. En büyük sorun ise dükün, tüm muhafızların toplamından bile daha güçlü olmasıydı.
Önemsizmiş gibi cevap verdim.
“Denemeye değer.”
“Diğer sürgünler de aynısını söylemişti.”
“Ben onlardan daha güçlüyüm.”
Yoo Joonghyuk bunu söylerdi ve şu an Yoo Joonghyuk bendim. Ancak Aileen Yoo Joonghyuk’un kim olduğunu bilmiyordu.
“Gerçekten güçlü olsaydın senaryoda başarısız olmazdın.”
Şu an buna karşı çıkmanın bir yolu yoktu. Durum açıklanamayacak kadar karmaşıktı. Yine de Aileen’in benden hâlâ bir beklentisi vardı.
“Öncelikle yeteneklerini kanıtlamanı istiyorum.”
“Bunun gibi mi?”
Sanki bunu bekliyormuşum gibi üzerimdeki kayışları serbest bıraktım. Kayışlar yüksek bir sesle koptu. Aileen şaşırmış görünüyordu ama paniklemedi.
“…Diğer sürgünler de bunu yapmıştı. Soylularla baş edebileceğinden emin olmam gerekiyor.”
“Ne istiyorsun?”
“Syswitz’i ziyaret eden uygun bir rakip var.”
“Gilobat Endüstri Kompleksi’nden gelen elçiden mi bahsediyorsun?”
“Evet.”
Güldüm.
“Ne düşündüğünü anlıyorum.”
Aileen başını salladı.
“Üzgünüm ama tek yol bu.”
Şeytan Diyarı şu anda şeytan kral söylentileri yüzünden karmaşa içindeydi. Syswitz Endüstri Kompleksi ile Gilobat Endüstri Kompleksi arasındaki görüşme bu kaosu yatıştırmak için düzenlenmişti.
“En tehlikeli düşman her zaman en yakın müttefiktir.”
Bu fırsatı ittifakı bozmak için kullanabilirsem, Syswitz Endüstri Kompleksi’ni bölmek mümkün olabilirdi. Aileen uzun vadeyi düşünüyordu ve bu şansı kaçırmak istemiyordu. Başarısız olsa bile büyük bir zarar oluşmazdı.
Ancak ben kullanılmak niyetinde değildim.
“Önce bir anlaşma yapalım.”
“Tamam. Şartların ne?”
“Her istediğimde bedenimi onarmanı istiyorum. Tabii ki ücretsiz olarak.”
Fiziksel bedenim güçlenene kadar sürekli hikâye parçaları tüketmem gerekiyordu. Hikâyelerin çarpışmasının ne zaman olacağını bilmiyordum. Şimdilik Aileen’in yardımına ihtiyacım vardı.
“Başarırsan bu hiçbir şey sayılır. Başka?”
“Bir şey daha var.”
Aslında asıl mesele buydu.
“Bana bir ‘senaryo’ ver.”
“…Senaryo mu?”
Zaten Syswitz Endüstri Kompleksi’ne gelmemin sebebi buydu.
“Devrimci senaryona ihtiyacım var.”
-------------------------------------------------------------------------
Şeytan Diyarı, kadim zamanlardan beri takımyıldızları arasında pek popüler olmayan bir bölgeydi. Bunun nedeni takımyıldızları ile şeytan krallar arasındaki kötü ilişkilerdi. Zaten başta, Şeytan Diyarı’na giren enkarnasyonların çoğu ‘kaybedenlerdi.’
Ameliyathaneden çıktım, ilk gördüğüm yer vatandaşların toplandığı meyhaneydi.
“Siktir, bu içki ekşiymiş.”
Vatandaşların iç çekişleri her taraftan duyuluyordu.
Akşam geç bir saatti. Fabrika’da bütün gün çalışıp dönen işçiler ve enkarnasyonlar içki masalarında toplanmıştı. Yüzleri, ağızlarında kalan acımsı tat yüzünden buruşmuştu. Şeytan Diyarı’nın alkolü Dünya’dakinden daha acıydı. Bunu Hayatta Kalma Yolları’nda okuduğumu hatırlıyordum.
「 Kim Dokja düşündü: İçlerinden hangisi devrimci? 」
Şeytan Diyarı’nda senaryolar hâlâ ilerliyordu. Yıldız Akışı hiçbir bölgenin hikâyesini ihmal etmiyordu. Özellikle buradaki ana senaryolardan biri olan ‘Devrimci Senaryosu’, Şeytan Diyarı’nın düklerinin bile izlediği bir senaryoydu.
–O senaryoyu nasıl bildiğini bilmiyorum ama sana hemen yardım etmem zor. ‘Devrimcinin’ kim olduğunu bilmiyorum. Devrimcinin kim olduğunu bilmeden senaryoyu devretmek mümkün değil.
–Hiç mi bilgin yok?
–Bilgiye sahip olsam bile devrimci her ay değişiyor. Açıkçası kim devrimci olduğunu itiraf eder ki? Kimin casus olduğu da bilinmiyor...
Bunlar Aileen’in sözleriydi. Yine de tahminim doğruysa, devrimci kesinlikle aralarındaydı.
「 Devrimci Senaryosu, Şeytan Diyarı’nın ana senaryosudur. Senaryo numarası her seferinde değişir ancak senaryo etkinliğini alacak olanlar sabittir. Onlar Şeytan Diyarı’nın ezilen sınıfıdır. 」
Bu anda Dördüncü Duvar’a sahip olduğum için şanslı hissettim. Hayatta Kalma Yolları’nın metni yanımda olmasa bile anılarımı hatırlatıyordu.
–Buradaki vatandaşlar, kendini devrimci ilan eden son kişinin başına gelenleri hatırlıyor. Bu yüzden insanları kurcalamamalısın. Herkes tedirgin olur.
Aileen bunu söylemişti ama bekleyemezdim. Bedenim onarılmıştı ve sürgün cezasına dayanabiliyordum ancak bu yalnızca birkaç günlüğüneydi.
「 Kim Dokja düşündü: Orijinal senaryoya geri dönebilmem için Devrimci Senaryosu’nu almam gerekiyor. 」
Tam o sırada kulağıma tuhaf bir ses geldi.
“Affedersin, yüzünü ilk defa görüyorum.”
+
Çeviri: Sansanson