
199.Bölüm: 38.Kısım – Sahte Devrimci (1)
-------------------------------------------------------------------------
[Birisi
Devrimci İlanı yaptı.]
Şeytan Diyarı’ndaki sayısız senaryo arasında Devrimci Senaryosu’nun statüsü oldukça büyüktü. Endüstri kompleksinin en tepesinde oturan dükleri tehdit edebilecek tek varlık...
Devrimci.
Bu varlık vatandaşların umudu ve efsanesiydi. Aynı zamanda umutsuzlukları.
Bu yüzden konuştuğum anda etrafımdaki sayısız insan nefesini tuttu. Yüzlerinde doğru duyup duymadıklarına dair bir ifade vardı.
“Ne diye bu kadar şaşırdın? Devrimciyi aramıyor muydun?”
Pişkin sözlerim yüzlerdeki şaşkınlığı dehşete dönüştürdü. Aynı anda yalnızca benim duyabildiğim bir mesaj belirdi.
[Sen
devrimci değilsin.]
Açık bir mesajdı. Şu anda senaryo dışındaki bir sürgündüm. En başta bir senaryom bile yokken, Şeytan Diyarı’nın ana senaryosunun omurgası olan ‘devrimci’ olamazdım. Normalde böyle olması gerekirdi.
[İlanın, Syswitz Endüstri Kompleksi’nin ana senaryosunu etkiledi.]
Bildiğiniz gibi Yıldız Akışı’ndaki en önemli şey ‘olasılık’tır.
[De vri m ci?]
Tırpanı saran kalın zincirler açığa çıktı. Cellat bir adım attı, istemsizce gerildim.
Dürüst olmak gerekirse, şu anda celladı öldürmek için elimde hiçbir yok yoktu. Yine de geri çekilmedim. Bunu burada yapmalıydım.
“Evet. Ben devrimciyim.”
[N eden ken di ni if şa etti n?]
“Geri durursam başkası ölecek.”
Jang Hayoung ve diğer vatandaşlar ağızları açık bana bakıyordu. Üzerime doğru gelen celladı izlerken gergin bir şekilde bekledim.
...Artık etkinin ortaya çıkma zamanıydı.
[Birçok vatandaş cesaretine hayranlık duyuyor.]
İşte bu.
[Soylu cesaretin senaryonun gelişimini etkiliyor.]
[Senaryo üzerinde büyük bir etki yarattın.]
[Senaryo sana geçici bir statü atayacak.]
[
Kendini Devrimci İlan Eden oldun.]
[Mevcut bir devrimci ölürse, pozisyon sana verilecek.]
Bu, senaryoya girebilmem için bir basamaktı.
[Gizli senaryo
Kendini Devrimci İlan Eden elde edildi!]
Bu, bir senaryo kazanım mesajının bu kadar hoş geldiği ilk seferdi. Ana senaryo değil, gizli bir senaryo olabilirdi ama şimdilik yeterliydi.
Şeytan Diyarı’nın gizli senaryosu.
Yoo Joonghyuk’un sayısız başarısızlığı olmasaydı asla bilemeyeceğim bir sırdı bu.
“Lan! Bekle! Gerçekten devrimci misin?”
“Hey!”
İnsanlar korkularını bastıramayıp bağırdı. Ancak zamanlama kötüydü. Sonunda cellat hareket etti. Celladın ağzından kara duman yükseldi ve bedenime dolandı.
[Syswitz Celladı sana ölüm işareti koydu.]
[Gece’nin günah keçisi olarak işaretlendin.]
İşaretin üzerimde belirdiğini gören insanlar bağırdı.
“Yoldan çekilin!”
“Waaahhhh!”
Kırılan masanın parçaları havaya savruldu ve celladın tırpanı önündeki mekânı yardı. Tırpanı kıl payı atlattım. Bedenim onarılmış olmasaydı kaçınmak zor olurdu ancak artık durum farklıydı.
[Sürgün cezası kısmen hafifletildi.]
Verdiğim her nefeste bir sıcaklık vardı. Bedenimin etrafını hafif bir aura sarıyor, soğukluk kayboluyordu.
Celladın art arda gelen hamlelerinden kaçındım. Gerçekten de senaryoya sahip olmakla olmamak arasında büyük fark vardı. Gizli senaryo olsa bile bir hikâyenin varlığı, varoluşumun canlılığını değiştiriyordu.
[De vri m ci?]
Cellat hareketlerime biraz şaşırmış gibiydi; ivmesi değişti.
[Bu mekân geçici olarak kapatıldı.]
[Meyhaneden kaçamazsın.]
Acı bir şekilde gülümsedim. Bu yüzden sayısız güçlü kişi cellada karşı koyamamıştı. Endüstri kompleksinde cellattan kaçış yoktu.
Hepsi bu kadar mı?
“Eğil, aptal!”
Jang Hayoung’un bağırmasıyla birlikte celladın tırpanından enerji fırladı.
「 Endüstri kompleksinin hiçbir vatandaşı Cellada karşı koyamaz. 」
[İnfaz gerçekleşecek.]
Celladın özel yeteneği İnfaz, rakibin savunmasını yok sayar ve ölümcül bir darbe indirirdi. Vatandaşlar ne kadar güçlü olursa olsun, celladın tırpanından tek bir darbeye bile dayanamazlardı.
Tırpan bedenimi ikiye ayırmak üzereydi. Elimdeki İnanç Kılıcı şiddetle çınladı.
“Üzgünüm ama ben bir vatandaş değilim.”
Altın ejderhanın kalbinden mana fışkırdı ve En Saf Yıldız Enerjisi parmak uçlarımı sardı.
“Söyledim ya. Devrimciyim.”
Gerçi hâlâ ‘kendini ilan etmiş’ bir devrimciydim.
Göz kamaştırıcı beyaz-mavi enerji celladın tırpanıyla çarpıştı, etrafa muazzam kıvılcımlar saçıldı. Bu muhteşem ışıkların ortasında bir mesaj duyuldu.
[Ana senaryonun katılımcısı değilsin.]
[Sen bir vatandaş değilsin.]
[Sen bir sürgünsün.]
[Senaryonun
İnfaz etkisinden etkileniyorsun.
]
Beklediğim gibi. Biliyordum.
[
İnfaz etkisi etkisiz hâle getirildi.]
Tırpan darbesini engellediğim anda etraftaki enkarnasyonlar bağırdı.
“C-Celladın darbesini engelledi!”
“Gerçekten devrimci mi bu?”
Kimliğimi bilmeyenler kuşkuyla izliyordu.
[Senaryoya katkın arttı.]
Cellat beni yanlış anlamıştı, bedeninden enerji patladı.
[Küs ta h...!]
Kışkırtır gibi konuştum.
“Benimle uğraşma. Sadece Gece olduğunda güçlü olduğunu biliyorum.”
[Ne?]
“Bu Gece bittiğinde kesinlikle öleceksin.”
Elimdeki Kırılmaz İnanç’ı çevirerek konuştum.
“Seni mutlaka öldüreceğim.”
Tırpan onlarca kez üzerime indi. İnfaz işe yaramıyor diye cellat zayıf değildi. Yalnızca beni ortadan kaldırması daha uzun sürecekti.
Yani durumun lehime döndüğünü söylemek için erkendi.
“Herkesi koruyamam! Çıkın buradan!”
Ben hariç herkes ‘işaret’ etkisini almadığı için kaçabilirdi. Meyhaneden koşarak çıkanların arasında arkasına dönüp bana bakan Jang Hayoung’u gördüm.
Kısa bir bakış attıktan sonra Yer İmi’ni kullandım.
“Dördüncü yer imini seçiyorum, ‘Lycaon Isparang’.”
[Özel yetenek
Rüzgârın Yolu Sv.10 (+1) etkinleştirildi!]
Beşinci yer imi Kyrgios’u kullansam kazanmak daha kolay olurdu ama nihai amacım bu dövüşü kazanmak değildi.
Hayır, kazanamazdım.
[Hedef, saldırından etkilenmiyor.]
[Gece bitene kadar kimse Celladı öldüremez.]
Kılıcım yakasını biçti ama aldığım tek karşılık buydu. İnfazı bana işlemiyordu fakat Gece sürdüğü sürece benim saldırılarım da ona zarar veremiyordu.
Planı değiştirmeliydim. Meyhanenin çevresi harabeye dönmüştü, rüzgâr gücü kabarmaya başladı. Havada uçuşan onlarca tırpan gölgesi rüzgârın akışıyla saplandı kaldı.
Buna karşılık hareketlerim daha da hızlandı. Hız dengesi bozuluyordu. Hareketleri hep benden yavaştı ve ben hep bir adım öndeydim.
Bu, sınırına ulaşmış Rüzgârın Yolu’nun özüydü. Mekândaki tüm ivmeyi kontrol eden bir kuvvet.
“Salyangoz kadar yavaşsın.”
[Ku a a a h!]
Öfkelenen Celladın tırpanı rastgele savrulmaya başladı. Normalde bu tür saldırılar bana isabet etmezdi.
Ne var ki Olimpos’un talih tanrıçası benimle alay etti ve tırpanlardan biri menzile girdi.
“Ah!”
Beklenmedik darbe böğrüme inecekken sağ kolum aniden garip bir şekilde büküldü ve saldırıyı engelledi.
[Sağ kolunda oturan kılıç ustasının yeteneği parlıyor!]
Ben de şaşırmıştım. Hikâye parçalarının böyle çalışacağını düşünmemiştim.
[Tamamlanmamış bir hikâyenin kullanıcısı bedeninin statüsünü dengesiz hâle getirdi.]
[Aşırı savaşmaya devam edersen hikâyelerin tehlikeye girebilir.]
Dudaklarımı ısırdım. Soğukluk yeniden geri dönüyordu. Gizli bir senaryo kazanmıştım ama cellatla başa çıkmak için aşırı güç kullanamazdım.
Savaşa devam etmemeliydim. Mümkün olduğunca kaçınarak zaman kazanmalıydım. En azından bu lanet Gece bitene kadar.
[Öle cek sin.]
Cevap vermeyip Rüzgârın Yolu’nu kullanmaya devam ettim. Yoo Joonghyuk burada olsa güzel olurdu.
Bir aşkın varlığın yardımıyla bu uzun Gece’ye rahatça dayanabilirdim.
Ama kimse yoktu.
Yıkımın Yargıcı, Jung Heewon.
Çelik Kılıç Lee Hyunsung.
Deniz Savaşı Amirali Lee Jihye.
Sevgili çocuklarım Lee Gilyoung ve Shin Yoosung.
Han Sooyoung... şey, burada olsaydı bile yardım etmezdi.
Burada, yalnızdım. Bildiğim bilgilere ve biriktirdiğim hikâyelere inanıyordum. Kendime de.
Celladın hareketleri hafifçe yavaşlamaya başlayınca, gergin insanlar çığlık atmaya başladı. Onunla alay etmeye başladım.
“N’oldu, yoruldun mu?”
Böylesine yenilmez birinin asla yorulmayacağını biliyordum. Bu yorgunluk değil, daha çok sinirlenmeydi. Aslında sözlerim kendi durumumu gizlemek içindi.
[
Yer İmi’nin süresi dolmak üzere.]
Rüzgârın Yolu’nu en fazla 30 dakika kullanabiliyordum. Zaten Yer İmi uzun süre dayanabilen bir yetenek değildi.
Bu sırada cellat gülüyordu. Ürkütücü bir ses efektiyle birlikte onlarca cellat ortaya çıktı. Gece’nin en korkunç yanı tek bir cellat olmamasıydı. Syswitz Endüstri Kompleksi’ndeki tüm cellatlar bu küçük meyhanede toplanmış, bana bakıyordu.
[Se nin h atan.]
Bilerek zaman kazanmış, müttefiklerini toplamıştı. Bu Gece sırasında beni kesin olarak öldürmek istiyordu.
Etrafımı saran cellatların hareketlerini izleyip duruşumu değiştirdim.
Bu kaçınılmazdı. Rüzgârın Yolu’nu kullansam bile onlardan kaçmam imkânsızdı.
“Hayır, hata eden sensin.”
Ama 30 dakika hedefime ulaşmam için yeterliydi.
Üzerime gelen tırpanlara bakıp kollarımı açtım. Sayısız tırpan bedenime doğru havayı yararak ilerledi. Bazı enkarnasyonlar gözlerini kapatıp acı bir iç çekti. Fakat bu, kısa süre sonra şaşkınlık çığlıklarına dönüştü.
Beni kesinlikle delip parçalamış olması gereken tırpanlar... havada durdu.
[N e?]
Şaşkın cellatlar, havada asılı kalan silahlarına aptalca bakıyordu.
Birden Hayatta Kalma Yolları’ndaki bir cümleyi hatırladım.
「 Endüstri kompleksinde Gece’ye dayanmanın iki yolu vardır. 」
「 Biri, Gece bitene kadar cellatlardan kaçmaktır. 」
「 Diğeri ise… 」
“Unuttunuz mu? Bu senaryoda yalnızca devrimci ve cellat yok.”
Kulaklarımda bir mesaj yankılandı.
[Biri, seni korumak için yaşam gücünü kullanıyor.]
「 Gece’den sağ çıkmanın ikinci yolu, Muhafız’ın yardımıdır. 」
Beklediğim gibi. Bunun gizli ‘muhafız’ın ortaya çıkmasına yol açacağını tahmin etmiştim.
Aileen, konsey üyelerinin bile devrimcinin kim olduğunu bilmediğini söylemişti. Bu da diğer enkarnasyonların devrimcinin kimliğini bilmediği anlamına geliyordu. Başka bir deyişle, devrimcinin kim olduğunu bilmezlerse onu koruyamazlardı.
Peki ya kendimi devrimci ilan edersem?
[Muhafız başarılı oldu ve ölüm işareti kaldırıldı!]
Cellat ölüm işaretini bir gecede yalnızca bir kez kullanabilirdi. İşaret kaldırılmıştı; yani bugünkü infaz sona ermişti.
Cellat kana susamış bir sesle konuştu.
[...Şans lısın.]
“Dikkatli olsan iyi edersin. Bir sonraki karşılaşmamız gündüz olacak.”
Cellatlar dişlerini sıkarak birer birer dağıldı. Kasvetli flüt sesleri kayboldu ve karanlık, çekilen bir gelgit gibi dağıldı.
Meyhanenin dışında enkarnasyonlar tutkulu gözlerle içeriyi izliyordu. Kibirli Jang Hayoung ise şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Bir şey söylemeli miyim diye düşündüm ama sonunda omuz silkip el salladım.
“Y-Yeni devrimci! Yeni bir devrimci ortaya çıktı!”
Vatandaşların haykırışlarıyla birlikte kısa Gece nihayet sona erdi.
Vatandaşlara baktım ve düşündüm. İçlerinden biri ‘muhafız’dı. Gelecekteki senaryolar muhafız ile birlikte yürütülmeliydi.
Gökyüzüne baktım; hâlâ karanlıktı. Arada birkaç yıldız görünüyordu ama o kadar sönüktüler ki düzgün seçilemiyorlardı.
Uriel, Büyük Bilge, Cennetin Dengi… Keşke onlar izliyor olsaydı, ancak ne yazık ki hiçbir mesaj gelmedi. Yine de bugünle yetinmeliydim.
[Bu gece kimse ölmedi.]
+
Çeviri: Sansanson