Yukarı Çık




217   Önceki Bölüm 

           


218.Bölüm: 41.Kısım: Gerçek Devrimci (4)
___________________________________________________

Fabrika’ya yerleştirilmiş silindirlerin pistonları çılgınca hareket ederken öğütücü gürleyerek çalışıyordu. Sindirilmemiş hikâye parçaları, yüzeyden vidalar gibi dışarı fırlıyordu. Bu, Fabrika’nın henüz tamamlanmış bir ürün olmadığının kanıtıydı.

Fabrika’nın duman tüten, dengesiz dış yüzeyi gören dük hafifçe kaşlarını çattı.

   “Henüz kötü bir seviyede değil.”

Fabrika.

Şeytan Diyarı’ndaki herkesin, grand dük olsalar bile, benzer bir hikâyesi vardı. Elbette her Fabrika’nın gücü farklıydı, ancak Syswitz’in Fabrikası benzersizdi.

   ‘Yeraltı Dünyası’na gitmeye değmiş.’

Kırk metre boyundaydı. Dev bir insanı andıran bu Fabrika, Yeraltı Dünyası’nın Dev Askeri temel alınarak yapılmıştı. Yeraltı’nın yargıçlarından birine rüşvet vererek zar zor inceleme fırsatı bulduğu bir silahtı bu. Tabii ki dükün Fabrikası yalnızca bir kopyaydı ve gerçek dev askere kıyasla çok daha düşük verime sahipti.

   ‘Bu kadarıyla yetinemem...’

Sanki dükün hayal kırıklığını dile getirir gibi Fabrika sert bir ses çıkardı. Öğütücünün bıçakları yere çarptı. Toz bulutları yükselirken onlarca sivil bina çöktü. El emeğiyle yapılmış bir oyuncağı parçalayan bir çocuk gibi, dük her şeyi acımasızca yıkıyordu.

   [Çok az sayıda takımyıldızı bu heyecan verici yıkımdan memnun!]

   [Bazı takımyıldızları kaçan vatandaşları işaret ediyor!]

Syswitz Endüstri Kompleksi’nin tarihi sayısız yıl boyunca birikmişti. Buna rağmen dükün davranışlarında en ufak bir tereddüt yoktu.

   “Kuuaaack!”

Dük, öğütücüden savrulan hikâyeleri toplarken düşündü.

   ‘Daha büyük bir hikâyeye ilerlemek için bir adak bu.’

Dört yüz yıl. Bir hanedanın doğup yıkılması için yeterli bir süre. Bu süre boyunca Syswitz burada bir diktatördü.

Bir zamanlar bu endüstri kompleksindeki her şeyi sevmişti. Bazen bilge bir hükümdar olmuş, bazen de bir tiran. Nazik bir yönetimle halkın mutluluğunu artırmaya çalışmış, sonra baskı ve zulümle onları katletmişti.

Mutlu olmuştu. Üzülmüştü. Bazen de yalnızca merak etmişti.

Sonra bir gün, geriye yalnızca tek bir duygu kaldı.

   ‘Yoruldum.’

Olimpos’a ve Yeraltı Dünyası’na yaptığı geziden sonra bu düşünce daha da güçlenmişti.

   ‘Neden bu hikâyeleri yemeliyim?’

Yeraltı Dünyası’nın kraliçesinin sofrasında sunulan o görkemli ziyafeti asla unutamadı. Başka bir dünyanın kılıç ustası, büyük bir bilge, dokuzuncu çember bir baş büyücü...

Syswitz özenle pişirilmiş hikâye parçalarını yerken gerçekten hayran kalmıştı. Tanrım... bu tat. Ağzında patlayan lezzetlerin tadını çıkarırken yüzü ruhsuzdu.

  – Oldukça iştahlı görünüyorsun.

Kendine geldiğinde, Persephone’nin önündeki yemeğe hiç dokunmadığını fark etti. Persephone, tabağına saçılmış hikâyelere iğrenç bir yiyecekmiş gibi bakıyordu.

Syswitz o an hissettiği aşağılanmayı asla unutamadı.

   ‘Bir sonraki senaryoya geçeceğim.’

Daha büyük hikâyeler. Daha güçlü uyarımlar. O zaman daha büyük bir güç kazanacaktı.

   ‘Şeytan kral olacağım. O siktiğimin heriflerden çok daha üstün devasa hikâyeleri yiyerek yaşayacağım.’

Bu hayal uğruna, önemsiz endüstri kompleksini terk etmek hiçbir şey ifade etmiyordu.

   [...Ne devrimi?]

Sesi titredi ve tüm endüstri kompleksi sarsıldı.

   [Bakın, devrim diye bir şey yok! Bu sadece senaryonun rol oyunudur!]

Vatandaşların hepsini küçümseyen bir tondu bu.

   [Dört yüz yıldır tekrar edilen bir oyun. Böyle aptalca bir şey için savaşıyorsunuz!]

Senaryonun bir parçası olmasına rağmen Syswitz bağırıyordu. Bir üst aşamaya geçebileceğini hissediyordu.

   ‘Başarabilirim.’

Çok sayıda takımyıldızının bakışlarının kendisine yöneldiğini hissedince özgürleşmiş gibi oldu. Kendini inkâr ederek elde edilen o dolaylı haz. Syswitz hayatında ilk kez dünyanın merkezinde olduğunu hissetti. Tam o sırada...

   “Gerçekten öyle mi düşünüyorsun?”

Birinin sesi yankılandı.
___________________________________________________

Elbette bendim.

   「 Sen… 」

...Siktir. Sorun, iç düşüncelerini fazlasıyla net duyabiliyor olmamdı.

   [Karakter Şeytan Dük Syswitz, kendi hezeyanları tarafından eziliyor.]

   [Özel yetenek Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 2. Aşama güçlü biçimde etkinleşti!]

Dükün düşünceleri rastgele zihnime akıyordu. Sanki çıplak benliğine bakıyormuşum gibiydi. Bir noktadan sonra, Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı’nı kullanmayanlar bile bunu hissedebilirdi.

   [Takımyıldızı Tırnak Yiyen Sıçan’ın, dükün söz ve davranışları yüzünden elleri ayakları kıvrılıyor.]

   [Takımyıldızı Sonradan Görme Yılan Patronu, irkilmekten dolayı kıvrılabilecek elleri ve ayakları olmadığı için sorun olmadığını söylüyor.]

Şu herifler resmen gülüyordu. Durumdan habersiz olan dük gülümsedi.

   [Sahte devrimci.]

   “Kimmiş sahte?”

İleri atılmadan önce Yer İmi’ni ve Rüzgârın Yolu’nu etkinleştirdim. Devasa bir darbe kıl payı yanımdan geçti. Öğütücünün geçtiği yerde, sanki bomba patlamış gibi dev bir krater oluştu.

...Bu seviye, tarihsel sınıf bir takımyıldızına bile zarar verebilir miydi? Bu lanet enkarnasyon bedenimin dayanabileceği bir güç değildi. Bu, bir hikâye silahının gücüydü. Takımyıldızı olmayanları bile takımyıldızlarına denk hâle getiriyordu.

Üstelik Dük Syswitz bir takımyıldızı olmasa da, tarihsel sınıf takımyıldızlarıyla kıyaslanabilecek hikâyelere sahip bir şeytandı.

Öğütücüden fırlayan bombalar endüstri kompleksini süpürdü. Evlerini kaybeden vatandaşlar ağlayarak kaçıyordu. Onlar, memleketlerini kaybedip Şeytan Diyarı’na gelmiş, burada tutunmaya çalışan insanlardı. İşlerini kaybetmiş vatandaşlar, yüzleri isle kaplanmış hâlde bana bakıyordu.

Onlara bakarken aklımdan bir düşünce geçti. Ben de senaryolardan nefret ediyordum. Ama... kahretsin.

   「 Kim Dokja düşündü: Kabul etmekten nefret ediyorum. 」

Bu senaryonun neden var olduğunu anlamaya başlamıştım. Rüzgârın Yolu’yla havayı yararak ilerledim. Bir anda Fabrika’nın baş kısmına ulaşıp yeniden Elektrifikasyon’u kullandım.

   [Enkarnasyon bedeninin dayanıklılığı tehlikeli seviyede!]

Az önce bayılmış, Yer İmi’nin süresini boş yere tüketmiştim. Yalnızca 20 dakikam kalmıştı. Sağ elimde mavi-beyaz bir yıldırım girdabı oluştu ve Fabrika’ya doğru fırladı. Fabrika’nın dış yüzeyi hafifçe sarsıldı.

   [Kuek...?]

Beklendiği gibi, vurucu gücüm yetersizdi. Şu anki enkarnasyon bedenim orijinal gücümün yalnızca dörtte birini kullanabiliyordu.

   [Beklediğimden iyi...]

Üstelik sürdürülebilirliği de uzun değildi.

Yine de savaşmalıydım. Onu kendi ellerimle yenmek zorundaydım.

   [Takımyıldızı ‘statüsü’ serbest bırakıldı.]

   [Enkarnasyon bedenin ağır hasar aldı ve enerjinin yalnızca küçük bir kısmı açığa çıktı.]

Kısa bir an için Fabrika duraksadı. Bu fırsatı kaçırmadım ve manayı iki yumruğumda topladım.

   “Bu aura... yoksa, sen…!”

   [Altın Ejderha’nın Kırık Kalbi etkinleşti!]

Manam her keskin şekilde azaldığında, altın ejderin kalbi onu yeniden dolduruyordu. Ardından gelen çarpışmalarda Fabrika’nın sert kabuğu soyulmaya başladı. Vidalar fırlıyor, aralıklardan hikâye parçaları akıyordu.

   「 Kim Dokja düşündü: Bedenim sağlam olsaydı iyi bir dövüş olurdu. 」

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, endişeyle seni izliyor.]

Sağlam durup Elektrifikasyon’un tüm gücünü içeren bir yumrukla Fabrika’nın üst kısmına vurdum. Böyle zor bir savaş olacağını bilseydim Kyrgios’tan daha ciddi ders alırdım. Gerçi... sanırım kabiliyetim yoktu.

   [Enkarnasyon bedeninin dayanıklılığı sınırına ulaşıyor.]

   [Savaşı hemen durdurmazsan bedenin çökmeye başlayacak.]

Nefesim ağırlaşıyor, yumruklarım yavaşlıyordu. Fabrika ise hâlâ sağlamdı.

Dük keyifle konuştu.

   “Sayende endüstri kompleksinin son senaryosu çok tatlı olacak.”

Kazanamayacağımı biliyordum. Zaten başından beri kazanmak için savaşmıyordum.

   「 Kim Dokja endüstri kompleksinin vatandaşlarına baktı. 」

İnsanlar beni izliyordu. Bazılarının ağzı açık kalmıştı, bazılarıysa ellerini birleştirmişti. Aileen ile Mark’ı da görebiliyordum. Herkes farklıydı ama yüzlerindeki ifade aynıydı.

   「 Devrimci ve savaşmak. 」

Bunu düşünmek yeterliydi.

   「 Bir devrim var. 」

Gerçek ya da sahte olması önemli değildi. Bir zamanlar insanların inandığı şeylerin güç kazandığı yazılmıştı. Tıpkı bir hikâyenin gerçeğe dönüşmesi gibi.

   [Hikâye üzerindeki etkin daha belirgin hâle geliyor.]

Hemen ardından Fabrika’nın dev kolu saldırımı karşıladı. Şok dalgasıyla bedenim geriye savruldu.

   [Savaş becerin iyi ama kazanamazsın. Sen sahtesin.]

Kırılmış zeminden doğruldum.

   “Söylediğin gibi, devrimci değilim. Ama bir devrim var.”

   [Yok öyle bir şey.]

   “Neden böyle düşünüyorsun? Başta sen de bir ‘devrimci’ olduğun için mi?”

   […!]

   “Nihayetinde bir devrim gerçekleşse bile yönetimin sonsuz döngüsü tekrar mı edecek?”

Dük Syswitz’in hislerini anlayabiliyordum. ‘Devrimci Senaryosu’nun trajedisini çok iyi biliyordum. Bir devrimciyi devrimci yapan şey neydi?

   “Başarısız olan millet değil, sensin.”

Korkunç senaryolar vardı. Trajik senaryolar vardı. Yine de—

   “Anlamsız senaryo diye bir şey yoktur.”

Senaryo ne kadar berbat olursa olsun, insanlar o senaryonun içinde yaşamaya devam ederdi. Mutlu olurlar ya da acı çekerlerdi. İmkânsıza karşı mücadele ederlerdi. Biri ölürken bir başkası birini kurtarırdı.

Bildiğim Hayatta Kalma Yolları’nın senaryosu buydu. Bu yüzden Hayatta Kalma Yolları’nı okumaya devam edebilmiştim.

Bedenimi hareket ettirmek giderek zorlaşıyordu. Orijinal romanı takip etseydim böyle acı çekmezdim.

   「 Yoo Joonghyuk bir düşünceye kapılmıştı. Devrimcinin kim olduğunu bilmiyorsa, ortaya çıkana kadar herkesi öldürebilirdi. 」

Nihayetinde 111. Regresyonun Yoo Joonghyuk’u en kötü seçimi yapmıştı. Ancak ben bunu yapmak istemiyordum. Bu yüzden savaşmaya devam ediyordum.

Dük yeniden saldırdı ve sonunda sırtım sıyrıldı. Güçten düşmüş hâlime doğru Fabrika’nın dev elleri tekrar tekrar uzandı.

   [Hikâyen oldukça iştah açıcı. Seni yiyeceğim.]

Yeraltı Dünyası’na gidip üstün hikâyelerin tadına bakmış biri için bana heyecan duyması doğaldı. Dev el beni yakalamak üzereyken biri tüm gücüyle üzerime atıldı ve beni tutarak yere yuvarlandı.

Yükselen tozun içinde tanıdık bir kadın duruyordu.

   “Ne yapıyorsun?”

Sivil Konsey Başkanı Aileen. Duvara yaslanarak ayağa kalktım.

   “Çekil.”

   “Yeterince şey yaptın.”

Aileen yerinden kıpırdamadı. Kararlı yüz ifadesini görünce kalbimin bir köşesi buz kesti. Bir dakika..., yoksa devrimci...

   [Hahaha! Nereye saklandın? Sözde devrimci!]

Dükün sesini duyunca Aileen arkasını döndü. Ne yapacağını anladığım anda peşinden koştum. Tam dükün önünde durduğu sırada biri bağırdı.

   “Devrimci burada!”

Bu kişiyi ilk kez görüyordum. Kendini işaret ederek bağırıyordu.

   [Birisi, devrimci ilanı yaptı!]

Sivil Konsey üyesi ya da sıradan bir vatandaş olabilirdi. Devrimcinin adını ya da yüzünü bilmiyordum. Haaytta Kalma Yolları’nda adı bile geçmeyen bir figürandı sadece.

   “Ne...?”

   “Hayır, devrimci benim!”

Bu kez bir kadının sesi yükseldi. Yüzlerini tanımıyordum. Kadın titriyordu ama yine de dimdik ayakta duruyordu. Ve ardından her yerden sesler yükselmeye başladı.

   [Birisi, devrimci ilanı yaptı!]

   [Birisi, devrimci ilanı yaptı!]

Aileen ve Mark da aynıydı. Sadece vatandaşlar değildi. Evlerde saklanan pek çok enkarnasyon da bağırıyordu. Silahlarını kaldırmışlardı.

   “Devrimci benim! Beni öldür!”

Silah tutan vatandaşların yüzleri umutsuzlukla doluydu. Sayısız insan dalga gibi Fabrika’ya doğru ilerledi. Heyecandan sendeledim.

   「 Bu, Yoo Joonghyuk’un yaşadığı Hayatta Kalma Yolları’nda hiç görülmemiş bir manzaraydı. 」

Yazık olmuştu. 111. Tur Yoo Joonghyuk’a bu manzarayı gösterebilmek isterdim. Görseydi kesinlikle farklı bir seçim yapardı.

Tam o anda—

   “Ben devrimci Yoo Joonghyuk’um!”

Birisi bağırdı.

   “Ben Yoo Joonghyuk’um!”

   “Hayır, benim!”

...Ne? Hayır, bir dakika.

   “Ben Yoo Joonghyuk’um!”

Ne düşünüyordu bunlar? Artık insanlar ‘devrimci’ yerine bir isim haykırıyordu. Endüstri kompleksinde sayısız Yoo Joonghyuk vardı.

   [Birisi, Yoo Joonghyuk ilanı yaptı!]

Hayır... bekleyin.

   [<Yıldız Akışı>nın başarım sistemi kafa karışıklığı yaşıyor.]

___________________________________________________

Aynı anda.

Omzunda küçük bir peluş taşıyan, siyah ceketli bir adam endüstri kompleksine ulaştı. Adam komplekse bakıp mırıldandı.

   “...Kim Dokja burada mı?”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı hafifçe kızararak başını sallıyor.]

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

217   Önceki Bölüm