Glossikos, BU Bölünmemiş Olan tarafından serbest bırakılan baskıdan dolayı silüeti hafifçe diz çökmüş bir hâlde, en üst düzey parlaklığı görerek, ileriye baktı.
Dizleri BU Agora’nın Kâdim Dokumalar’ına karşı sızlıyor ve bu yeri yıkayıp, geçen Farklılaşmamışlık dalgalarına karşı bütünlüğünü korumak için çabalarken, Dilsel Otorite’si acı verici Sınırlar’da bir yoğunlukla Formu’nun etrafında yanıyordu. Kızıl gelgit şimdi geri çekilmiş, Bazuman’ın sahip olduğu Her Şey’i Aşan bir Otorite tarafından geri çekilmişti ancak ona dayanmanın zorluğu hâlâ Temeller’inde yankılanıyordu.
Çok ileride Noah’ı ve BU İlkel Paradoks’u gördü; Silüetleri Saniyeler önce bir savaş alanı olan yerin merkezinde duruyordu. Noah, şu anda Kristalleşmiş bir Bölünmemiş Olan’ı, bir zamanlar Bazuman olan o Mavi-Altın Yapı’yı içine alıyor; O Yapı şimdi yükseltilmiş Otorite akıntıları halinde onun Varoluş’una doğru akıyordu. BU İlkel Paradoks, istikrarlı bir şekilde yanan Obsidiyen-Altın Alevler’le onun yanında duruyor, hiçbir şeyi kaçırmayan Kâdim gözlerle süreci izliyordu.
Gözlem yaparken, ifadesi karmaşıktı.
Onun neden BU İlk Dil’in Hak İddiâsı’nı aldığını artık anlıyordu.
Onu kendisi için o kadar çok istemişti ki, geldiği andan itibaren ondan hoşlanmamıştı. O, buraya geldiğinde kendi Medeniyet’iyle onu tam olarak desteklememiş, düşmanlığa varan bir mesafe ve çekingenlik sergilemişti. Yardımı asgari düzeyde olmuştu. Kalbi, kendisinin olması gerektiğine inandığı şeyi talep eden bu Varoluş’a karşı kızgınlık barındırmıştı.
Ama onu bu son birkaç Dakika içinde gördükten sonra...
Belki de diğer üç Strategos’un kendi yollarındaki BU Dörtlü’yü desteklediği gibi, onun da desteğini verme zamanı gelmişti.
Kalbinde, BU Dörtlü’yü hâlâ sevmiyordu. Ya da asıl olarak, şimdi BU Beşli’yi. Tüm Strategoslar sevmezdi. Onları BU İlkel Yargı Agorası’na bağlayan bir rolleri, bu yeri Varoluş’un çağları boyunca korumaya devam etmelerini gerektiren bir görevleri vardı. Ve BU Beşli işlerine ne geliyorsa onu yapar, ortalığı toparlamayı Strategoslar’a bırakırdı.
Paradoks ve Noah çağlar önce Çatlağ’a girip, hiçbir uyarı veya açıklama yapmadan BU İlk Kayıtsızlığ’ın içinde kaybolduklarında, BU Agora’yı ayakta tutanlar Strategoslar olmuştu. BU Yaşayan Paradoks, Proto-Madde’nin Yozlaşması’yla tüm bunları yaptığında, kendi görkemli tasarımıyla Gözlemlenebilir Varoluş’u taşırdığında, sonuçlara karşı bu bölgeyi elinde tutmak için mücadele etmek zorunda kalacak olanlar Strategoslar olacaktı.
Böyle terk edilmelerin pek çok örneği vardı.
Ama belki...
Belki de sahip oldukları onca güçle BU Beşli, eninde sonunda her şeyi yoluna koyacaktı.
Belki...
“Hadi ama, senin gibi biri asla hiç kimseye diz çökmemeli.“
Yanında yankılanan, nazik, sıcak ve göğsündeki bir şeyleri gevşeten bir endişeyle dolu bir ses duydu.
Döndüğünde, ona uzanmış, ayağa kalkmasına yardım etmeyi teklif eden ince bir el gördü. Parmaklar narindi, görünüşte neredeyse kırılgandı ve Ten’i, arkasında hiçbir Otorite olmadan rahatlık yayıyor gibi görünen bir sıcaklık barındırıyordu. Sadece nezaket. Sadece şefkat.
Glossikos, gözlerini kırpıştırarak, eli tuttu ve ayağa kalktı; Diğer Strategoslar’ın ellerinin böyle küçük ve ince olmaması gerektiğini düşünürken, buldu kendini. Khaotikos’un Formu hallere arasında sürekli değişiyordu. Ontikos’un elleri bizzat Varoluş’un Ağırlığ’ını taşıyordu. Paradoxos’un İkili Doğa’sı, onun hakkındaki hiçbir şeyin böylesine basitçe Tekil olmaması demekti.
Bu el başka birine aitti.
Bu düşünceyle, yanındaki Kadın’ı görmek için döndü.
Yüz hatları, sanki Mutlaklar ve Bölünmemiş Olanlar arasındaki savaş Apokaliptik bir çatışmadan ziyade sadece tepelerinden geçip, giden bir hava durumuymuş gibi, az önce meydana gelen Kaos’tan etkilenmemiş görünen bir dinginlik barındırıyordu. Saçlar’ı, BU Agora’nın ışığını yakalayan, ince bir şekilde değişen ve asla tek bir Ton’a oturmayan renklerdeki dalgalar halinde dökülüyordu.
Formu ince ve zarifti; Sanki alacakaranlığın ta kendisinden dokunmuş gibi görünen cübbeler giymişti.
Ama gözleri...
Glossikos’un dikkatini tamamen çeken şey gözleriydi.
O kadar sakindiler ki. O kadar Saf. Yargılamadan anlamayı, koşulsuz kabulü, Sınırsız sevgiyi barındırıyor gibi görünen Derinlikler taşıyorlardı. Onlara bakmak, çok uzun sürmüş bir yolculuğun ardından eve dönmek gibi hissettiriyordu. Onlara bakmak, Çağlar sonra ilk kez görülmek gibi hissettiriyordu.
Bu Kadın’ın arkasında Khaotikos, Ontikos ve Paradoxos duruyordu.
Diğer üç Strategos’un yüzlerinde de benzer ifadeler vardı. Sakin. Memnun. Saf.
Glossikos, Zihni’nin derinliklerinde bir şey hatırladığını, Bilinc’inin Sınırlar’ını gıdıklayan bir Uyarı veya Tanıma hissetti. Ama tam olarak ne olduğunu çıkaramadı. Anı, daha önce hissettiği Her Şey’i Aşan bir rahatlıkla Temeller’ine yayılan bir sıcaklığın yerini almasıyla, parmaklarının arasından akan su gibi kayıp, gidiyordu.
Önündeki Kadın, BU Gizemli Eon, ona havadan ulaşmaktan ziyade Glossikos’un göğsünün içinde yankılanıyor gibi görünen bir sesle hafifçe sordu.
“Bizimle misin?“
Ve Glossikos gözlerini kırpıştırdı.
O...
O mu?
Hayır.
Onlar.
Onlar her zaman birbirleriyleydiler.
Anlayış olmayan bir Anlayış Temeller’ine yerleşirken, Varoluş’u sinsi bir şekilde dönüştü. BU Beşli’ye karşı hissettiği kızgınlık soldu. Çağlar boyunca içerlediği görev, kucakladığı bir şey hâline geldi. Bir Strategos olarak yaşadığı İzolasyon, onu kendisinden daha büyük bir şeye bağlayan bir bağlantıya dönüştü.
BU Gizemli Eon’a doğru gülümsedi.
Sonra çok ilerideki Noah ve BU İlkel Paradoks’un silüetlerine doğru döndü.
İkisi, onun buraya girişine dair hiçbir şey sezmemişlerdi. Bazuman’a, kristalleşmeye ve Hasad’a, talep edilen güce ve yükseltilen Temeller’e odaklanmışlardı. BU Gizemli Eon, BU Agora’ya nüfuz eden Yozlaşma’nın içinden adım attığında, fark etmemişlerdi. Eşsiz Âuralar’ı, tespit edilmeden Varoluş boyunca hareket etmelerine olanak tanıyordu.
Dört Strategos’un daha önce oldukları şeyden başka bir şeye dönüştüklerinde bile hissetmemişlerdi.
Bazen bir evin kapısının önünde durduğunuzda, bazıları yanlışlıkla içeri giremediğiniz için böyle olduğuna inanabilirdi. Belki o Ân sadece istemiyordunuz. Belki de doğru anı bekliyordunuz.
Belki de içeri adım atmadan önce Yozlaşma’nın Atmosfer’i değiştirmesini bekliyordunuz.
Yani... İçeri adım attılar.
Bu anda, BU İlkel Yargı Agorası’nın dört Strategos’u artık onlarlaydı.
Ve Eon’un içindeki İradeler’i, o nihayet ileride bir Bölünmemiş Olan ile uğraşmakta olanlar için Âurası’nı ve Güc’ünü ifade ederken, ileriye doğru hareket etti.
“Vay canına, burası ne kadar da güzel bir yer.“
...!
Eon sakince söyledi; Sesi, Noah ve BU İlkel Paradoks’un arkasında az önce meydana gelen dehşeti yalanlayan bir nezaketle BU Agora boyunca yankılandı.
Ve çok ileride...
BOOM!
Akıl Almaz Paradoks’tan BU İlkel Paradoks’tan patlak geldi; Obsidiyen-Altın Alevler’i, BU Agora’yı taşlarına nüfuz eden Yozlaşma’ya karşı savaşan renklere boyayan bir yoğunlukla dışa doğru alevlendi. Kadim gözleri, Çağlar süren çatışmalar boyunca Birikmiş bir Ağırlık taşıyan bir Tanıma’yla BU Gizemli Eon’a kilitlendi.
Noah’ın Üç Beden’i ciddi bir şekilde bakmak için döndü!
Saf Mavi-Altın Mana ile yanan merkezi Form. Altın Sonsuz Farklılaşmamış Kader ile çevrili Beden. Kızıl Sonsuz Açlık ile alev alev yanan Form. Her üçü de, mümkün olan en kötü anda kendini ifşa eden bir tehdidin değerlendirmesinden başka hiçbir korku barındırmayan bakışlarla BU Gizemli Eon’a yöneldi.
Ve Eon onlara baktı ve temsil ettiği her şeye rağmen gerçek görünen bir sıcaklıkla gülümsedi.
El salladı.
Basit bir jest. Dostça. Neredeyse oyuncu.
Ve arkasında, dört Strategos da aynı şekilde el salladı. Aynı zamanlama. Kollarının aynı açısı. Eon’un ifadesiyle kusursuzca eşleşen, yüzlerindeki o aynı gülümsemeler.
Saniyeler önce birey olan Dört Varoluş, şimdi tek bir vücut gibi hareket ediyordu.
Çağlar boyunca BU Agora’yı korumuş olan dört Strategos, artık Bireysellikler’ini Ayrıştırılacak bir Çürüme olarak gören bir şeyin uzantılarıydı.
BU İlkel Miselyum gelmişti.
Ve o... Arkadaşlar edinmişti.
Not: Ben, ne diyeceğimi bilemiyorum. Ne ara? Bir de Tek Yönlü olduğunu hayal edin? Adui’den bunu istedim. Eckert için. Ama BU Varoluş’ta da olsa fena olmaz.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.