Yukarı Çık




4   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   5 

           
Not: Hata yok, prolog 4. bölümden sonra geçiyormuş.

Prolog / Kim Kazanacak? Gerçekten Tahmin Edilemez

【Kadın Başkahraman Yarışı】

Hayatların tehlikede olduğu, acımasız bir hayatta kalma mücadelesi.

【Kadın Başkahraman Yarışı】

Onur tanımayan gerçek eş adaylarının, kanı kanla yıkadığı bir savaş.

【Kadın Başkahraman Yarışı】

Kazananlarla kaybedenleri net bir şekilde ayıran, dünyanın küçük bir yansıması.

Üç aşk ustası -yani Kadın Başkahramanlar- Kadın Başkahraman Yarışı için bir araya geldi.

Kadro hazır.

Her biri birbirinden tamamen farklı. Sevdiklerini elde edebilmek için aradaki mesafeyi yavaş yavaş kapatıyorlar.
Peki sonunda kazanan kim olacak?

Biri, okuldan sonra “Artık bana açılmayacak mısın?” sözünü duymayı sabırsızlıkla bekliyor.

Biri, “Mezun olur olmaz seni baştan çıkaracağım,” diye düşünerek mutlu bir geleceğin hayalini kuruyor.

Bir diğeri ise, “Ama ben yeterince tatlı değilim… Kesin reddedilirim,” korkusuyla içine kapanıyor.

Hepsi, aynı çizgide ve eşit şartlarda, nefeslerini tutmuş başlangıç anını bekliyor.

Ve ardından, silah patlıyor.

Ertesi sabah.

İzumi Sumie her zamanki gibi okula tek başına geldi.

Ayakkabılıkların önünde dışarı ayakkabılarını çıkarıp okul terliklerini giydi.

Sakin bir sabahtı. Bugün de dün gibi, ferah bir ruh hâliyle sorunsuz geçecek gibiydi.

Tam o sırada sınıf arkadaşı Satou neşeyle seslendi:

“İzumi!”

“N’aber? Günaydın.”

Satou da ayakkabılarını değiştirirken heyecanla konuşmaya başladı:

“Hey İzumi, nakil öğrenci geliyormuş duydun mu?”

“Yok, hiçbir fikrim yok.”

Bunun üzerine Satou, sanki büyük bir sır anlatıyormuş gibi sesini alçalttı:

“Okçuluk kulübündekiler diyordu ki, bugün bizim ikinci sınıfa bir nakil öğrenci geliyormuş.”

“Ha… Garip bir zamanlama.”

Nisan ortasıydı, gerçekten de tuhaftı.

Biraz daha erken ya da biraz daha geç olsa daha mantıklı olurdu ama İzumi’nin pek umurunda değildi.

Onun bu kayıtsız tepkisinden tatmin olmayan Satou, özellikle vurgulayarak ekledi:

“Bir de kızmış. Hem de tatlı bir kız!”

“Anladım…”

Demek bu yüzden bu kadar heyecanlıydı.

Grup buluşmasında yaşadığı fiyaskonun acısı hâlâ tazeydi herhâlde, diye düşündü İzumi ve her zamanki lafını etti:

“Umarım benimle karşılaşmaz. Çünkü-”

“Tamam tamam, onun yanında ağzını kapalı tutsan yeter.”

“Ayıp ediyorsun. Bari bitirmeme izin verseydin.”

Gülüşürlerken o sırada ayakkabılıkların önünden bir kız öğrenci geçti.

Düz kesim kısa saçlıydı. Sessiz, sade bir havası vardı.

Sıradan görünümü yüzünden İzumi ve Satou ona pek dikkat etmedi.

Ama kız, beklenmedik bir şekilde İzumi’ye seslendi:

“Sen İzumi Sumie’sin, değil mi?”

“Ben mi?”

Adıyla çağrılınca ister istemez şaşırdı.

Lanet olsun, tanıdık biri olmalıydı. Satou’yla konuşurken etrafına pek dikkat etmemişti. İzumi yumuşak bir gülümsemeyle karşılık verdi:

“Ah, kusura bakma. Bu arkadaşın bitmeyen heyecanı yüzünden.”

“Hey İzumi!?”

Satou şaka yollu kızıyormuş gibi yaptı ama ciddi değildi. İzumi’nin bu şekilde takılmasına alışkındı.

Yine de İzumi’nin kafası karışmıştı.

Sınıftan biri gibi durmuyordu. Komite üyesi miydi? Yoksa başka bir yerden mi tanışıyorlardı?

(Ah!)

Bir anda hatırladı.

Kızı tanıyınca doğal bir şekilde selam verdi:

“Senmişsin. Günaydın.”

“Günaydın. Beni hatırlamana sevindim.”

“Elbette. Bu arada o zamandan sonra bir sorun yaşamadın, değil mi?”

“Hayır, sayende.”

Konuşurken aklına bir şey geldi:

“Bu arada bu arkadaş nakil öğrenci geleceğinden bahsediyordu. Yoksa o sen misin?”

“Evet, benim.”

“O zaman kaybolan sendin, değil mi? Bu arada hangi sınıftasın? Yerini bilmiyorsan gösterebilirim.”

Kız hafifçe gülümsedi.

“Gerek yok. Ama sana sormak istediğim bir şey var.”

“Bana mı? Şey… buyur.”

O anda İzumi’nin içine kötü bir his çöktü.

Bu bir sezgiydi. Seçkin bir şirket ailesinde büyüdüğü için kriz yönetimi dâhil pek çok eğitim almıştı.

Ama-

Aynı anda.

Amane Sakura da ayakkabılıklara varıyordu.

Adımları hafifti. Diğer öğrenciler ona,
“Amane, günaydın!”
“Bugün makyajın çok tatlı!”
diye sesleniyor, o da alışıldık neşesiyle karşılık veriyordu.

Bugün de her zamanki gibi kusursuz bir idoldü. Bir sınıf arkadaşı,
“Amane, derse birlikte gidelim!”
dediğinde gülümseyerek,
“Olur,”
diye cevapladı.

“Duydun mu Amane? Bugün bir nakil öğrenci geliyormuş.”

“Gerçekten mi? Bizim sınıfa mı?”

“Kim bilir, okçuluk kulübündekilerden duydum sadece.”

Umursamaz bir tavırla cevap verirken ileriye baktı.
Orada aradığı kişiyi gördü.

(Ah! İzumi-cchi!)

Bir erkek sınıf arkadaşıyla ve tanımadığı bir kız öğrenciyle sohbet ediyor gibiydi.
Ne konuşuyorlar acaba? diye hafifçe düşündü.

Tam o sırada İzumi’yi fark eden başka bir sınıf arkadaşı sırıttı:

“Amane, İzumi’ye selam vermeyecek misin?”

“Hey, saçmalama. Neden vereyim ki?”

Her zamanki atışmalar arasında, aslında kararını çoktan vermişti.

“Peki peki…” der gibi gönülsüzce kabullenmiş gibi yaparken, içten içe sevinerek seslendi:

“İzumi-cchi! Günaydııın!”

Neredeyse aynı anda, Hakua Shiragiku ayakkabılıkların önünden geçiyordu.

Öğrenci konseyi adına sabah devriyesindeydi.

Aslında konseyin resmî olarak böyle bir faaliyeti yoktu. Ama Shiragiku, okul disiplinini kontrol etmek için gönüllüler toplamıştı.

Şaşırtıcı şekilde bu, geç kalma vakalarını oldukça azaltmıştı.
Elbette bunda Shiragiku’nun erdemi ve nüfuzu büyük rol oynuyordu.

Kadın başkan yardımcısı ona hayranlıkla baktı:

“Bu sabah da bir sorun yok, Başkan Hakua.”

“Evet, herkesin emeği sayesinde.”

Devriye güzergâhı bu saatlerde her zaman ayakkabılıkların önünden geçerdi.

Çünkü İzumi, sanki içinde bir saat varmış gibi tam bu vakitlerde okula gelirdi.

Ve gerçekten de onu orada gördü.

Sınıf arkadaşlarıyla neşeyle sohbet ediyor gibiydi.
Pek üzerinde durmadı.

(Bugün sadece başımı sallamak yerine selam mı versem?)

Eskiden nişanlı oldukları için okulda pek konuşmazlardı.
Bu kez anlık bir kararla ona yaklaşmaya karar verdi.

İzumi ayakkabılarını giymeyi bitirdiği anda yanına geldi:

“Günaydın, Sumie-kun.”

Yine aynı anda.

Kasuga Haru, arkadaşı Inori’yle birlikte ayakkabılıklara doğru iniyordu.

Haru’nun sabah çayını almayı unuttukları için otomatlara gidiyorlardı.

Merdivenlerden ayakkabılıklar görünür görünmez Inori konuştu:

“Ah. Senpai orada.”

Gerçekten de İzumi, sınıf arkadaşlarıyla hararetli şekilde sohbet ediyordu.

“………”

İzumi’nin başkalarıyla gülerek konuştuğunu görmek bile Haru’nun içini huzursuz etmeye yetmişti.
Daha fazla düşünmemek için arkasını döndü.

“Yukarı geri dönelim.”

Ama Inori onu durdurdu.

“Hadi ama! Bari günaydın de!”

“Olmaz. Sabah sabah o pisliğin suratını görmek istemiyorum.”

“Bir selamdan duygularını anlayacak hâli yok ya.”

“Zaten umurumda değil…”

Inori yaramaz bir sırıtış takındı.

“Hımm? O zaman ben gidip selam vereyim mi?”

“B-Bekle…”

Inori merdivenlerden inmeye başlayınca Haru telaşla peşinden gitti.

(Benim senpai’ye karşı özel bir şey hissettiğim falan yok…)

Yüzünün kızarması, arkadaşının bir serseriye yaklaşmasından başka bir şey değildi, diye kendini ikna etti.

Kalbinin hızla atması da sadece merdivenlerden koştuğu içindi.

Ama dün yaptıkları konuşmayı hatırlayınca yüzü soldu.

Aslında tek istemediği şey, İzumi’nin o kayıtsız gülümsemesini başkalarına yöneltmesiydi.
Ve bu düşünceyle, istemsizce seslendi:

“G-Günaydın, senpai!”

Ve tam üç kız da aynı anda onu selamladığı sırada-

“İzumi Sumie, senden hoşlanıyorum. Benimle çıkar mısın?”

Hava bir anda dondu.

İzumi, ayakkabılıkların önünde, karşısındaki kız öğrenciye bakıyordu.

Bu ani sözlerin bir aşk itirafı olduğunu kavraması birkaç saniye aldı.

Şaşkınlıkla ona bakarken, kız da yaptığı şakadan memnunmuş gibi neşeyle karşılık verdi.

Etraftaki öğrenciler, özellikle Satou, ağzı bir karış açık izliyordu.
Herkes tamamen dona kalmıştı.

Az önceki sakin sabah havası tamamen dağılmıştı.

Bu sessizlikte o kız öğrenci-

Nanao Nanase, tatlı bir gülümsemeyle İzumi’ye tekrar etti:

“Seni seviyorum, İzumi-kun ♡”

Evet.

Bu sözlerle birlikte, Kadın Başkahraman Yarışı’nın başlangıç silahı ateşlenmiş oldu…

Başlangıç silahı mı?

Silah m?

Kadın Başkahraman Yarışı’nı kazanmanın şartı-

[“Seni seviyorum” diyebilmek.]

Açıklaması basit.

Bu, Nanao Nanase’nin ezici üstünlüğünün hikâyesi.

Kadın Başkahraman Yarışı burada sona eriyor!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   5