
236.Bölüm: 44.Kısım – Dolandırıcı (4)
______________________________________________
Yoo Joonghyuk’un bu kararlı sözleri üzerine refleksle başımı kaldırdım.
“...Sorun olmaz mı?”
“Şu anda karşı karşıya olduğumuz senaryo Şeytan Kral Seçimi değil, Dövüş Sanatları Turnuvası.”
Aslında ben de bunu düşünüyordum ama Yoo Joonghyuk’un ağzından duyunca garip bir rahatlama ve gurur hissettim.
“Sen... cidden insanlaşmışsın. En azından bir süre daha ölmeyeceksin.”
Yoo Joonghyuk sözlerimi görmezden gelip devam etti.
“Turnuvadan elde edilebilecek tek şey Kara Göksel Şeytan Kılıcı. Ama Kara Göksel Şeytan Kılıcı’nı elde etmek Şeytan Kral Seçimi’ni kazanacağımız anlamına gelmez.”
Yoo Joonghyuk haklıydı. Murim turnuvasını kazanmak Şeytan Kral Seçimi’ni kazanmak anlamına gelmiyordu.
“Bu yüzden Gurme Derneği’ne gitmelisin. Bizim nebula için müttefiklere ihtiyacımız var. Gurme Derneği’ne gidersen müttefikler kazanabilirsin.”
Ne demek istediğini anladım. Gurme Derneği’ne git ve işe yarar birkaç takımyıldızı toplayıp geri dön. Ama kafama takılan bir şey vardı.
“...Bizim nebula mı?”
“Geçen sefer bir tane kuracağını söylememiş miydin?”
“Kim Dokja’nın Şirketi mi?”
“Adı gerçekten öyle olursa anında ayrılırım.”
Yoo Joonghyuk kaşlarını çatarak başını çevirdi. Bu beni hoş bir şekilde şaşırttı.
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı mendille gözyaşlarını siliyor.]
İlk tanıştığımızda boğazımdan tutan o adamı düşünürsek, bu hayal bile edilemez bir şeydi. Yoo Joonghyuk ve ben gerçekten yoldaş olmuştuk.
Her halükârda, Yoo Joonghyuk bana bunu söylemişken benim hâlâ tereddüt etmem komikti.
Ayağa kalkıp ilan ettim, “Gideceğim.”
______________________________________________
O gece, portaldan uçup gelen Gurme Derneği Rehberi tarafından karşılandım. Rehber, siyah bir atın çektiği küçük bir arabayı sürüyordu. Üzerinde ise kovboy tarzında kıyafetler vardı. Muhtemelen Oro Kalesi’nin sahibinin astlarından biriydi.
Rehber arabadan indi ve bana doğru saygıyla eğildi.
[Siz Kurtuluşun Şeytan Kralı mısınız?]
“Evet.”
[Arabaya buyurun. Yolculuk oldukça uzun sürecek, bu yüzden dinlenebilirsiniz.]
Rehber bana karşı hiç şaşkınlık belirtisi göstermedi. Belki de Gurme Derneği’nin rehberi olduğu için ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’ niteleyicisine şaşırmamıştı. Rehber arabaya bindi ve bana dönerek sordu.
[Yolda birkaç yolcu daha alacağım. Sorun olur mu?]
“Şey, sorun olmaz.”
Birkaç yolcu... kimlerdi acaba? Sormaya fırsat bulamadan rehber arabayı hemen hareket ettirdi.
Arabanın içi geniş ve rahattı. Hiç sarsıntı yoktu; sanki hiç hareket etmiyormuşum gibiydi. Harikaydı. Yolculuk sırasında Hayatta Kalma Yolları’nı okuyabilirdim.
Bu birkaç saat boyunca Hayatta Kalma Yolları’nı okudum. Belki birkaç saat değil, birkaç gündü. Arabanın ne kadar hızlı gittiğini bilmediğim için zamanı ölçmek zordu.
「 ...Böylece 15. Regresyonda, Yoo Joonghyuk ölürken şöyle düşündü: ‘Şanslı değildim.’ 」
「 …19. Turun sonunda Yoo Joonghyuk şöyle düşündü: ‘Bir dahaki sefere.’ 」
「 …25. Hayatını bitiren Yoo Joonghyuk mırıldandı: ‘Gerçekten bir dahaki sefere olacak.’ 」
...
Ona dediğim insanlaşmış lafını geri almam gerekiyordu. Şu pislik ilk revizyonda hâlâ bir güneş balığıydı. Yardım etsem de etmesem de aynıydı.
Yine de Yoo Joonghyuk’un ölümüyle ilgili bilgileri aramayı unutmadım. Gurme Derneği hakkında çok az bilgi vardı. Yoo Joonghyuk hikâyenin ilerleyen bölümlerinde Gurme Derneği’ni ziyaret etmişti. Ancak onlarla dost olmak için değil... onları öldürmek için.
O kısımlar çoğunlukla şu tür ifadelerle doluydu:
“Kuaaaack!”
「 Uçan Tilki şöyle dedi: “Takımyıldızlarının hepsi kötüdür. Ama Gurme Derneği onların arasında en kötüsüdür.” 」
Onlar hakkında olumlu bir bilgi bulmak da imkânsızdı. Okudukça Gurme Derneği’ne gitmenin doğru bir karar olup olmadığından daha da şüphe etmeye başladım.
Yine de Hayatta Kalma Yolları’nı okumaya devam ettim.
「 Yoo Joonghyuk kendi kendine, ‘Keşke o da benimle gelmiş olsaydı,’ diye düşündü. 」
Orijinal metin ile revizyon arasındaki farklardan biri işte bu satırlardı. Bunlar benim hikâyeye müdahale ettiğim zamanlardan kalan izlerdi. Bu tür satırlar çıktığında özellikle dikkat ediyordum.
Çünkü ‘üçüncü regresyon’ hakkında bahsedilen sahneler çok azdı.
「 ‘Bunu yapmak zorundayım. O bunun doğru yol olduğunu söylemişti.’ 」
...Doğru yol mu? Bu ne anlama geliyordu?
[Yemek zamanı. Sakıncası yoksa basit bir şeyler hazırladım.]
“Teşekkür ederim.”
Araba durdu ve rehber bana bir yemek getirdi. Bir tür uçak yemeğine benziyordu. Kaliteli jambona benzeyen bir şeydi ve oldukça güzel kokuyordu. Tabii ki gerçekten jambon değildi.
[Selegedon Gezegeninin Son Gladyatörü]
Bu, Gurme Derneği’nin tipik bir hikaye yemeğiydi. İçinden hissettiğim yoğunluğa bakılırsa oldukça güçlü bir hikâye gibi görünüyordu...
Rehberin verdiği çatalla yumuşak jambona dokundum. Tam o anda hikâyenin bazı parçaları zihnime akmaya başladı.
– B-Bağışlayın... Lütfen beni bağışlayın...!
Takımyıldızlarının kaosu yüzünden korkunç bir şekilde yıkılmış bir şehir. Devasa baskı altında patlayan enkarnasyonların görüntüsü. Tüm onurunu kaybederek ölmekte olan bir gladyatör...
Parçalanmış enkarnasyonların bedenlerinin, kötü bir gülümsemeyle bakan takımyıldızlarının ağzına dökülmesi. Çoktan yok olmuş bir dünyanın son sahnesi. Çığlıklar ve umutsuzluk burnumun ucunda toplanmış gibiydi.
Jambona baktım ve sessizce çatalı bıraktım.
[...Yemek damak tadınıza uymadı mı?]
“Şu anda aç değilim.” Sakin bir gülümsemeyle cevap verdim.
[Özür dilerim. Bir takımyıldızı damak tadınızı hesaba katamadım. Yeni bir yemek...]
“Hayır. Yanımda getirdiğimi yiyeceğim.”
Rehber tabakları üzgün bir şekilde aldı ve tekrar sürücü koltuğuna oturdu. Tamamen uzaklaştığında yüz ifademi ancak gevşetebildim. Kusacak gibi hissediyordum.
Az önce Hayatta Kalma Yolları’nda okuduğum bir cümle aklımdan geçti.
「 “Bu, enkarnasyonlar için bir kabustur.” 」
Bir kez daha nereye gittiğimi ve kimlerle uğraştığımı fark ettim. Sanki pikniğe gidiyormuşum gibi aptalca davranmıştım.
Cebimdeki bazı hikâyelere dokundum. Onların yediği hikâyelerle kıyaslandığında ‘Hikâye Ufku’nda terk edilen hikâyeler neredeyse renksiz ve kokusuzdu. Bunlar, sıradan enkarnasyonların normal bir şekilde yaşayıp öldüğü basit hikâyelerdi. Tıpkı çöp gibi. Gurme Derneği’nin onları terk etmesinin bir sebebi vardı. Lamarck’ın Zürafası niteliğini kullanarak hikâye parçalarını özümsedim ve sessizce gözlerimi kapattım. Bir şekilde kabus görecekmişim gibi hissediyordum.
______________________________________________
Yolculuk birkaç gün daha sürdü. Bu arada uzun süredir kontrol etmediğim bazı şeylere baktım.
[Sahip olunan jetonlar: 1,252,353 J]
Önce son zamanlarda pek dikkat etmediğim jetonları kontrol ettim. Gerçekten devasa bir miktardı.
1.2 milyon jeton, Büyük Şeytanın Gözlerini satın almak için yeterliydi. Ancak Anna Croft onu zaten elde etmişti. Üstelik benim daha iyi bir yeteneğim vardı, bu yüzden ona ihtiyacım yoktu. Ama...
Kalan jetonları nasıl kullanacağımı düşünüyordum. Genel istatistiklerimi artırmak kötü değildi, ama ortalama istatistik 100’ü geçtikten sonra verim düşmeye başlıyordu. Bu noktadan sonra istatistiklere yatırım yapmak yerine yeteneklere yatırım yapmak daha iyiydi.
Tabii bazen birikmiş yüksek istatistikler ezici olabiliyordu. Bir gün Dördüncü Duvar’ı ikna edebilirsem, Nitelik Penceremi düzgünce kontrol etmeliydim.
[Yeni bir yolcu araca binecek. Sorun olur mu?]
Düşüncelere o kadar dalmıştım ki arabanın durduğunu fark etmemiştim.
“Evet, sorun yok.”
Cevabım üzerine arabanın sol kapısı açıldı. Kapı aralığından içeri girecek kişilere bakarken biraz gerildim. Bir takımyıldızı olma ihtimali yüksekti.
“Ah! Uzun zamandır bekliyorum. Neden bu kadar geç kaldın?”
[Özür dilerim. Yol düşündüğümden daha bozuktu...]
Kulaklarıma tanıdık gelen bir ses geldi. Hafif Rus aksanı olan tiz bir kız sesi. Kapı aralığından üç kişi görebiliyordum.
[İçeride zaten biri var. Umarım yolculuğunuz keyifli geçer.]
Şanslı mıydım yoksa şanssız mı bilmiyorum ama hiçbir takımyıldızı hissetmedim. Başka bir deyişle, hepsi hikâyelere sahip enkarnasyonlardı.
Nazik bir gülümsemeye sahip bir kadın arabaya ilk binen oldu.
“Affedersiniz.”
Kadının rüzgârda dalgalanan kahverengi saçları vardı. Başını kaldırdığı anda refleksle sordum:
“Selena Kim?”
Selena Kim.
O, Takımyıldızı Ziyafeti’ndeki Amerikan temsilcilerinden biriydi. Muhtemelen yüzüm değiştiği için kadın bir süre şaşkın kaldıktan sonra haykırdı:
“Ah, sen…?”
“Kim olduğumu hatırlıyor musun?”
“Elbette! Kim Dokja! Uzun zaman oldu! Sen de mi davet edildin?”
“Evet, öyle oldu.”
Selena ile tokalaşıp grubun geri kalanına baktım. Onu takip eden kişi ikiz at kuyruğu olan bir kızdı.
“Sen ne... eh?”
Beklediğim gibi bu kişiyi daha önce görmüştüm. Takımyıldızı Ziyafeti’nde karşılaştığım Rus kızdı.
Adı… Neydi ki? Takma adının kızıl bir şey olduğunu hatırlıyordum.
Kızı görmezden gelip kalan kişiyi kontrol ettim. Tam o anda tüylerim diken diken oldu.
“Sonunda yüz yüze ilk kez karşılaşıyoruz.”
Sakin ve rahat sesinde ölçülemeyecek kadar derin bir ağırlık vardı. Bu kişiyi çok iyi tanıyordum. Yoo Joonghyuk’la birlikte Hayatta Kalma Yolları’ndaki en güçlü enkarnasyonlardan biri. Üstelik bu kişiyle daha önce de karşılaşmıştım.
“Bir gün seni rüyamda gördüm. Çok uzun zaman geçtiği için ayrıntıları hatırlamıyorum. O zaman bana bir gün karşılaşacağımızı söylemiştin...”
Hatırladım. Yeşil Bölge senaryosunda, Hortlağın Taşı’nı yedikten sonra onu görmüştüm.
Ona söyledim:
“Hatırlıyorum.”
“Öyleyse resmi olarak kendimi tanıtayım. Tanıştığımıza memnun oldum, Kim Dokja. Hayır… Kurtuluşun Şeytan Kralı.”
Sarışın saçlarının üzerinde sarı bir şeytan gözü süzülürken gülümsedi. Çok güzel bir gülümsemeydi, ama o gülümsemeyi kabul edemezdim. Çünkü o gülümsemenin arkasındaki rahatsız edici düşünceleri herkesten iyi biliyordum.
“Ben Anna Croft.”
Asgard’ın kâhini. Zerdüşt’ün lideri Anna Croft buradaydı.
+
Çeviri: Sansanson