Yukarı Çık




237   Önceki Bölüm 

           


238.Bölüm: 45.Kısım – Gurme Derneği (2)
______________________________________________

Persephone efil efil güldü.

   [Neden? Hoşuna gitmedi mi? Tanıdığım bir başmelek zevkinin bu olduğunu söylemişti.]

   “Bu tamamen bir yanlış anlaşılma.”

   [Hrmm…]

Persephone’un sesi biraz hayal kırıklığına uğramış gibi geliyordu. Bu arada, Persephone şu anda Yoo Joonghyuk’un görünümündeydi. En azından Çin elbisesi giymiyor olması bir şanstı.

   [O zaman buna ne dersin?]

   “Bekle...!”

Sözümü bitiremeden Persephone’un görünümü tekrar değişti. Bu sefer Çin elbiseli Yoo Sangah’a dönüşeceğini düşünsem de beklediğim gibi olmadı.

   “Hayır, bu...”

Persephone gülümsedi, karşımdaki kişinin Persephone olduğunu bilmeme rağmen yüzüm kızardı. Persephone, daha önce gördüğüm ‘cezalandırıcı’nın görünümündeydi.

   [O zaman gözlerini ondan ayıramadığını fark etmiştim. Bu damak tadına daha mı uygun?]

Elbisenin yanından beyaz teni görünüyordu, refleks olarak gözlerimi kapatıp bağırdım.

   “...Dalga geçmeyi bırakın!”

   [Huhu, gerçekten çok komik.]

Persephone bir çocuk gibi güldü ve tekrar dönüşüm geçirdi. Bu sefer Yoo Sangah’ın görünümüydü. Çin elbisesi ve jartiyer yerine düzenli bir ofis kıyafeti giyiyordu.

Bu görünümü Mino Soft günlerinden hatırlıyordum, içimde karmaşık duygular oluştu. Yoo Sangah bana karşı hep bu kıyafetle konuşurdu.

Yoo Sangah-ssi, lütfen iyi ol. Han Sooyoung ile birlikte olduğu için biraz endişeliydim... ama yine de Yoo Sangah olduğu için iyi olacağına inanıyordum.
Persephone hâlâ gülümsüyordu.

   [Benimle gel. Seni almaya geldim.]

Başımı sallayıp Persephone’un arkasından yürüdüm. Bekleme odasından çıktım ve bazı takımyıldızlarının bakışlarını hissedince biraz gerildim. Persephone ile birlikte yürürken etraftaki takımyıldızlarını görüyordum. Nedense onun genç hizmetkârıymışım gibi hissediyordum.

Kısa süre sonra Persephone ile birlikte lobinin ortasındaki devasa bir asansöre ulaştık. Belki de Gurme Derneği Festivali bu kalenin en üst katında yapılacaktı.

Dev bir kristal küreyi andıran asansörün kapısı açıldı ve Persephone ile ben içeri girdik.

Vücudum biraz ağırlaştı ve Karanlık Boyut’un karanlığı şeffaf kristal duvarın dışına yayılmaya başladı. Boyut ufkunun ötesinde Yıldız Akışı’nın görkemli dünyası ortaya çıktı.

   [Heyecanlı görünüyorsun.]

   “Heyecanlı olmaktan çok biraz gerginim.”

Persephone sanki düşüncelerimi anlamış gibi güldü.

   [Hayatta olduğuna sevindim. Geçen sefer bir enkarnasyondun, şimdi ise bir takımyıldızsın.]

   “Hâlâ acemiyim. Buraya gelmemin gerçekten uygun olup olmadığından da emin değilim.”

Mütevazı olmaya çalışmıştım ancak sözlerim üzerine Persephone’un ifadesi sertleşti.

   [Gurme Derneği’ndeki konumumun ne olduğunu sanıyorsun? İstesem yeni bir üye getirmem zor mudur sence?]

   “Onu demek istemedim...”

   [Sadece şaka yapıyordum.]

   “Lütfen benimle dalga geçmeyi bırakın.“

   [Gelecekte ne kadar umut vadeden bir takımyıldızı olacağını bilmediğim için bunu bir ön yatırım gibi düşün. Bir gün bedelini ödeyeceksin.]

Bunu daha önce de hissetmiştim ancak bu kraliçenin bana neden bu kadar iyi davrandığını bilmiyordum. Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni Tartarus’a götürmesi karşılığında benden istediği tek şey Gurme Derneği Festivali’ne katılmamdı.

Belki de biliyordu. Aslında Gurme Derneği’ne katılma şartı benim için faydalıydı, onun için değil. Bana bir takımyıldızı olarak resmî bir çıkış yapma fırsatı veriyordu.

Persephone’un obsidyen gözleri parlıyordu.

   [Şu anki statün ne kadar? Masal sınıfı olamazsın herhâlde.]

Muhtemelen diğer takımyıldızları masal sınıfı olduğumu bilmiyordu. Bir an düşündükten sonra cevap verdim.

   “Bir sonraki takımyıldızı ziyafetinde ikinci katta olacağım.”

Cevabım üzerine Persephone’nin gözleri büyüdü. En fazla tarihsel sınıf olduğumu tahmin etmişti. Yeraltı dünyasının kraliçesinin bu kadar şaşırmış görünmesi oldukça keyif vericiydi. Ancak gözlerinde derin bir endişe de vardı.

   [Sana kıskançlık duyacak takımyıldızları olacak.]

   “…”

   [Bazı takımyıldızları seni kendi taraflarına çekmeye çalışacak.]

   “Bunu bekliyordum.”

Hazırlıklıydım. Gelecekte karşılaşacağım takımyıldızları kolay rakipler olmayacaktı. Bana karşı kıskançlık duyabilirler ya da beni kendi taraflarına çekmeye çalışabilirlerdi. Her iki durumda da tehlikeliydi.

   [Ama çoğu takımyıldızı sana karşı kayıtsız kalacak.]

   “...Ha?”

   [Şimdiye kadar bunu fark etmedin çünkü Kore Yarımadası senaryosunun etkisinin büyük olduğu yerlere gittin... Unutma, burası Gurme Derneği.]

Gurme Derneği. Burası Yıldız Akışı’ndaki yüksek rütbeli takımyıldızlarının büyük bir toplanmasıydı.

Birden Persephone’un gülüşü biraz korkutucu gelmeye başladı.

   [Takımyıldızı ziyafetinde yaptığım gibi dadılık yapmayacağım. Bu sefer kendi gücünle nasıl hareket ettiğini görmek istiyorum.]

Asansörün kapısı ding sesiyle açıldı ve Persephone ziyafet salonunun içine doğru kayboldu. Yalnız kalan ben, bir süre tereddüt ettikten sonra asansörden çıktım.

   [Bazı takımyıldızları merakla sana bakıyor.]

Asansörden indiğimde birkaç takımyıldızı bana baktı ama ilgileri kısa sürede kayboldu. Aslında oldukça şanslıydım. Üzerime aşırı ilgi çekseydim burada hareket etmek zor olurdu.

İlk kattaki lobide olduğu gibi burada da sembolik bedenleriyle var olan takımyıldızları yoktu. Herkes insansı ya da bu dünyanın canlıları şeklinde görünüyordu. Burada bulunan tek bir takımyıldızı bile olasılık kullanma konusunda endişe etmiyor gibi görünüyordu.

Ziyafet salonunu dolduran bazı takımyıldızları Hayatta Kalma Yolları’nda okuduğum kişiler gibiydi. İlk dikkat çeken kişi, salonun ortasında duran Viking kıyafetli adamdı. Sırtındaki devasa çekiç ile onu tanımamak imkânsızdı.

   [Birinci nesil hikâyelerin en iyisi tabii ki ‘Çekiç Yiyen Ejderha’dır.]

Asgard nebulasına ait takımyıldızı ‘Perşembe’nin Gök Gürültüsü’ heyecanlı bir sesle konuşuyordu.
O anda karşı taraftan bir kadın cevap verdi.

   [Ne diyorsun? En iyisi tabii ki de ‘Şafağın Çocukları’. Değerlendirmesi de en yüksek olan o.]

Yıldızlarla işlenmiş beyaz bir elbise giyen bir tanrıçaydı. Doğru hatırlıyorsam o, Muhafız Ağaç nebulasının takımyıldızı ‘Sabah Yıldızı Tanrıçası’ydı.

Görünüşe göre hangi hikâyenin en iyi olduğu konusunda tartışıyorlardı. Hangi hikâyenin en iyi olduğu üzerine tartışmaları, Hayatta Kalma Yolları’nda okuduklarımla tamamen aynıydı. Kore Yarımadası’nda görülmesi zor olan yüksek rütbeli takımyıldızlarını gördükten sonra buranın nasıl bir yer olduğu açıkça anlaşılıyordu. Hatta güçlü Persephone bile burada sıradan bir takımyıldızı gibiydi.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı seni destekliyor.]

Neyse ki tek tesellim kanalın hâlâ çalışıyor olmasıydı. Evet, böyle bir yerde moralimi bozmamalıydım.

Sessizce Gurme Derneği’ndeki merkezi gruplardan birine yaklaştım ve etraftaki takımyıldızlarından birine seslendim.

   “Affeder...”

Ama kimse bana bakmadı. Sanki burada bulunan takımyıldızları için hiç var olmamışım gibiydi. Cesaretimi toplayıp yanımdaki takımyıldızının omzuna dokundum.

   “Affedersiniz.”

Bu sefer bir tepki geldi. Takımyıldızı bana baktı, sonra omzumu sıyırıp geçerek salonun ortasına doğru yürüdü.

   「 Kim Dokja bu hissi çok iyi biliyordu. 」

Sanki bu dünyada tamamen yalnızmışım gibi hissettim. Birden etraftaki sayısız takımyıldızının sesi uzaklaşmış gibi geldi. Aynı yerdeydik ama sanki farklı dünyalardaydık. Persephone’un ‘kayıtsızlık’ derken neyi kastettiğini anladım.

Gurme Derneği, benim gibi yeni gelenlerin içeri girmesini engellemek için kendi bariyerini kurmuştu.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı üzgün gözlerle sana bakıyor.]

...Ama pes edemezdim. Bir şekilde bir çatlak oluşturmalıydım.

Görüşümü genişletip Gurme Derneği’nin çevresine baktım.

Ziyafet salonunun ortasında sohbet eden takımyıldızlarının dışında tek başına duran kişiler de vardı. Onlar da Gurme Derneği’nin üyeleriydi ve kesinlikle güçlüydüler.

Ziyafet salonunun kenarında, bekleme odasında gördüklerime benzeyen çok sayıda panel bulunuyordu. Bunlar dünyanın farklı yerlerinde gerçekleşen senaryoların videolarıydı. Daha yakından baktığımda köşedeki küçük bir ekranda Kurtuluşun Şeytan Kralı olduğum anın gösterildiğini gördüm.

Ancak hiçbir takımyıldızı izlemiyordu. Yaşadığım Kore Yarımadası senaryosu, yalnızca gelip geçen bir hikâyeden ibaretti. Yanındaki panelde Kore Yarımadası’nın gerçek zamanlı yayını gösteriliyordu. Görünüşe göre Bihyung’un kanalıydı.

Ekranda küt saçlı, güzel bir kız saçma sapan şeyler söylüyordu.

   – O pislik Kim Dokja, eminim şu anda keyfinden dört köşe olmuştur.

Tanıdık sesi duyunca istemeden gülümsedim.

Han Sooyoung, şu anda nerede olduğumu bilseydi bu kadar rahat konuşamazdı.

   – Hey, Uçurum Taşlarını toplama işi iyi gidiyor mu? Onları iyi toplamalısın. Sonra kullanman gerektiğinde memnun olacaksın.

   – ...Bu emri gerçekten Dokja-ssi mi verdi?

   – Elbette!

Ekranda Han Sooyoung ve Yoo Sangah’ı görünce içimde büyük bir özlem hissettim. İzlemeye devam edersem daha da depresif olacağımı düşünüp başka bir panele döndüm.

Ekranda sıradan bir ‘seri üretim hikâye’ vardı. Hikâyenin adı ‘Başka Bir Dünyadan Efsanevi Dönüşün Efsanesi’ydi. Başlığından bile üçüncü sınıf kokusu geliyordu ve içeriği de açıkça dünyayı kurtarıp mutlu olan bir geri dönen hakkındaydı. Yine de izlemeye değerdi. Bir şekilde Hayatta Kalma Yolları’nı anımsattı... özellikle de başkahramanın konuşma tarzı Yoo Joonghyuk’a benziyordu.

Hikâyeyi izlerken bir mesaj belirdi.

   [Bir yıldız puanı vermek ister misin?]

Anlaşılan her hikâyeye yıldız verilen bir sistem vardı. Yanındaki ‘yıldız puanı’ kutusuna dikkatlice elimi uzattım. Tam o sırada birinin sesi duyuldu.

   [Bu en sevdiğim hikâye.]

Arkama döndüğümde orada duran yaşlı bir adam gördüm. Ben de hafifçe cevap verdim.

   “İlginç bir hikâye.”

   [Huhu, öyle mi? Bu arkadaşın zevki iyiymiş.]

Aslında bu hikâye, bildiğim Gurme Derneği’nin zevkine pek uymuyordu. Gurme Derneği seri üretim hikâyeleri sevmezdi. Özellikle ‘dokuzuncu çember’ veya ‘kılıç ustası’ gibi kavramlar ortaya çıktığında Gurme Derneği’ndeki takımyıldızları hemen sıkılırdı. Bu, Başka Bir Dünyadan Efsanevi Dönüşün Efsanesi ikisine de sahipti.

   “Bu hikâyenin sahibi siz misiniz?”

    [Doğru. Keke. Her yıl gösteriyorum. Sadece hikâyeyi bilen bir kişi daha olsun istedim. Gerçekten güzel ve eğlenceli bir hikâye ama nasıl anlatacağımı bilemiyorum.]

   “Bu duyguyu anlıyorum.”

Nedense mutlu oldum. Ben de Hayatta Kalma Yolları’nı okurken girdiğim her forumda ve topluluk sitesinde ondan bahsederdim.

Çoğu kişi sadece küfrederdi ama... her neyse, bu yaşlı adam biraz bana benziyordu.

Yaşlı adam iç çekerek ekledi:

   [Bu adamlar önerdiğimde sadece burun kıvırıyorlar. Gençlerin beklentileri şimdiden çok yüksek... hepsi birinci nesil hikâyelerle meşgul.]

Gerçekten beklenmedik bir yorumdu. Cidden de Gurme Derneği’nin biraz kibirli bir tarafı vardı. Yıldız Akışı’ndaki konumları yükseldikçe bu eğilim daha da güçleniyordu.

Tam o sırada yanımızdan geçen takımyıldızlarının mırıldanmaları duyuldu.

   [O ısrarcı adam yine gelmiş.]

   [Tsk tsk, yaşı yüzünden iyi hikâyeden anlamıyor...]

...Israrcı adam? Görünüşe göre bu, yanımdaki yaşlı adam için kullanılan bir lakaptı. Hayatta Kalma Yolları’nda benzer lakaplı bir takımyıldızı olduğunu hatırladım...

   [Siktir olup gidin! Zaten bu hikâye sizin gibilere göre değil!]

Tam o sırada Başka Bir Dünyadan Efsanevi Dönüşün Efsanesinin yıldız puanı değişti.

   ★ 1.3/5 → ★ 1.1/5

Değerlendirme daha da düştü. Kimin yaptığını tahmin etmek zor değildi.

   [Ş-Şu herifler!]

Bu sözde ‘yıldız puanı terörü’ydü. Yaşlı adam uzaklaşan takımyıldızlarına bağırdı. Duygularını anladığımı düşündüm ve elimi yıldız puanı bölümüne götürdüm.

   “Bence bu hikâye bu kadar düşük puan alacak kadar kötü değil.”

Bir bip sesi duyuldu ve yıldız puanı yükseldi. Yaşlı adam sesi duyunca başını bana çevirdi.

   “Aslında hikâyelere neden puan verildiğini anlamıyorum. Her hikâyenin bir değeri vardır. Birileri için eğlenceli bir hikâye olabilir, başkaları için ise kurtuluş.”

Sözlerimi duyunca yaşlı adam şaşırdı. Dudaklarını birkaç kez yaladıktan sonra hayranlıkla mırıldandı.

   [Günümüzün genç takımyıldızlarına benzemiyorsun... gerçekten harika bir değer anlayışın var…]

   “Önemli bir şey değil.”

Hayatta Kalma Yolları gibi bir hikâyeye katlanan herkes benim gibi düşünürdü. Yaşlı adamın ruh hâli rahatladı ve bana gülümsedi.

   [İyi bir sohbet arkadaşı gibi görünüyorsun. Niteleyicin nedir? Sormaya fırsatım olmadı.]

Acaba bu iyi bir hikâyenin başlangıcı mıydı? Gülümseyip açıkladım:

   [Ben Kurtuluşun Şeytan Kralıyım.]

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

237   Önceki Bölüm