Yukarı Çık




0   Önceki Bölüm 

           
Ve yine bu rüya... Hayır, daha doğrusu bu kâbus. Neredeyse altı yıldır yakamdan düşmüyor. Her gece, geçmişin karanlık bir hayaleti gibi geri geliyor, o malum gecede tattığım tüm o acıyı ve çaresizliği tekrar ve tekrar yüzüme çarpıyor.

İşte yine— bir zamanlar şehrin o heybetli simgesi olan klan binasının önündeyim. Ama artık yıkılmış. Duvarlar, kendi akrabalarımın kanı olan, al bir sıvıyla kaplı.

Al kan, büyü ışığıyla parlayan meşalelerin ışığını canlı bir biçimde yansıtıyordu. Meşale ateşinin etkisiyle kan ve çürüme kokusu daha da ağırlaşıyordu. O meşalelerin altında ölü yakınlarımın suretlerini gördüm. Bakışları korkuyla ve... mutlak bir çaresizlikle doluydu.

Bunu neden yaptın, Kotsuhiro ağabey? Kendi canımızdan bile değerli olan herkesi niçin katlettin? Bir türlü anlam veremiyorum...

Geçidi kaplayan cansız bedenlerin arasından yavaşça klan binasına girdim. Ve her zamanki gibi, o soğuk yüzlere bakmaya gücüm yetmedi. Onlara baksam, ne cevap vereceğim ki? Buna hakkım var mı ki? O gün, korkudan titreyip izlemekten başka hiçbir şey yapamadım sonuçta.

Affedin beni. Affedin... Bu düşünceler zihnimi bir an bile terk etmiyordu...

Daha sonra içeride, bir zamanlar akrabalarımla oyunlar oynadığım koridorun başına geldim. Tüm çocukluğumu burada, neşe ve sıcaklık içinde geçirmiştim... Ama şimdi her yanı kanla sıvanmıştı. Kahretsin...

İlerlemeye devam ettim, ancak koridor dipsiz bir kuyu gibi sonsuz ve karanlıktı. Bu karanlıkta işittiğim tek şey, ayaklarımın altındaki kanın şıpırtısıydı. Yürüdükçe bu sesler giderek yükseliyor ve beni yavaşça delirtiyordu.

Bunu duymak istemiyorum. Her seferinde kalbim kasılıyor ama bir damla yaş dökemiyorum. Ne gözyaşı var ne de acı... Sadece içimde buz gibi bir boşluk. Ve en çok bu durum beni dehşete düşürüyordu...

Nihayet, koridorun ucundaki kapıyı gördüm. Tüm hayatımı değiştiren o olay orada vuku bulmuştu.

Kapıdaki kirli pencereden, babamın laboratuvarını yarı karanlığa gömülmüş halde gördüm. Kapı her zamanki gibi kilitliydi. Karanlıkta ağabeyimi, Kotsuhiro’yu gördüm.

Şimdi ne olacağını biliyorum ama sonucu değiştirmeye asla gücüm yetmiyor...

Ve aniden babam ona yaklaştı ve bir artefakt uzattı.

— Baba, hayır, verme! — diye feryat ettim. Ama sesim beni dinlemiyor.

Ve yine o ağır bakış... Niçin ağabeyime öyle bakıyorsun, baba? Sanki o artefaktı ona vermeye kendini mecbur ediyorsun.

Babam diz çöktü, gözlerini Kotsuhiro’ya kaldırdı — ve onu verdi.

Bundan sonra her şey çok hızlı gelişti, tepki vermeye dahi yetişemedim. Ve bir an sonra ağabeyimin elinde, her yanı kana bulanmış o artefakt vardı.

Gözleri de yaş içindeydi sanki. Babam yarasına tutunarak ona bir şeyler söyledi ama tek kelime bile duyamadım.

Küçük avuçlarıma baktım, hepsi gözyaşlarıyla doluydu. Ellerim titriyordu, o zaman ne hissettiğimi ve ne kadar aciz olduğumu hatırlatıyordu...

Birden ağabeyim bana baktı. Her zaman mavi olan gözleri, şimdi kan kırmızısı parlıyordu. Aniden, sanki kendi gücünden korkmuş gibi artefaktı hızla düşürdü.

Şimdi elleri boştu, kanlı ellerine baktı — ve sonra artefaktı laboratuvarda bırakıp hızla kaçtı.

Her seferinde aynı şey. Ben sadece durup ağabeyimin babamızı öldürmesini izliyorum.

Niçin ikisi de ağlıyor? Sanki biri onları artefaktı kullanmaya zorluyor... Altı yıldır bu kâbusu görüyorum. Ama hâlâ sizi anlayamıyorum... Baba. Ağabey...

Ama size söz veriyorum, verdiğim sözü tutacağım ve hayatta kalan akrabalarımı korumak için çok daha güçlü olacağım.

Mutlaka daha da güçlenip, seni de bulacağım, ağabey... Ve gerekirse. Öldüreceğim...

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

0   Önceki Bölüm