Yukarı Çık




247   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   249 

           
248.Bölüm: 47.Kısım – Şeytan Kral Seçimi (2)
______________________________________________

Yıldız Akışı’nda iki tür ‘felaket senaryosu’ vardı. İlki, ilgili nebulaların adını taşıyan ve Ragnarok ya da Gigantomachia gibi zamanla bir mite dönüşmüş kıyamet senaryolarıydı.

İkincisi ise düzensiz şekilde ortaya çıkan yıkım senaryosuydu. Şu anda gözlerimin önünde olan Büyük Boşluk işte bu ikinci türdendi.

   “Bu bir takımyıldızı değil.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi, karanlığa gömülmüş ve öfkeli şekilde dönmekte olan gökyüzüne baktı.

Bir takımyıldızının aurası yoksa, geriye tek bir cevap kalıyordu.

   “Bir dış tanrı.”

Artık ben de bir takımyıldızıydım. Bu yüzden boşluktan sızan dış tanrının gücünü hissedebiliyordum. Daha önce birkaç kez karşılaştığım bir güçtü. Ama şimdi hissettiğim şey tamamen farklı bir boyuttaydı. Güneşe bakan biri körlüğünü pek fark etmez. İlk kez takımyıldızı olduğum için nefret ettim.

Yoo Joonghyuk mırıldandı.

   “...Yıkım senaryosu neden şimdi başlıyor?”

Yoo Joonghyuk ilk ve ikinci turu yaşamıştı ve İlk Murim’in geleceğini biliyordu.

Orijinal romanda İlk Murim bir dış tanrı tarafından yok ediliyordu.

Ama henüz çok erkendi. Orijinal hikâyede bu olay birkaç yıl sonra gerçekleşiyordu. Şimdi ise biri o zaman çizelgesini öne çekmişti. Neydi? Ne ters gitmişti...

...Bir dakika. Acaba? Yoo Joonghyuk da benzer bir düşünceye kapılmış olacak ki sordu.

   “...Düşündüğüm şey doğru mu?”

   “Öyle görünüyor.” Gergin bir şekilde cevap verdim.

‘Yıkım senaryosu’, enkarnasyonların olasılıklarını test eden bir senaryoydu. Biriken olasılık değeri dolmazsa ‘felaket’ asla başlamazdı. Bu Mavi Ejderha Kalesi’nde yakın zamanda olasılığı tetikleyen tek bir olay vardı.

Göğü Yaran Kılıç Azizi konuştu, “Dövüş sanatları turnuvası.”

Dövüş sanatları turnuvası.

Küstah Bataklık Yırtıcısı ve diğer takımyıldızlarının kullandığı olasılık, sonunda bu felaketi tetiklemişti.

   [Senden hoşlanmayan bazı takımyıldızları bu durumdan keyif alıyor.]

Lanet olası piçler.

   “Kim Dokja. Orada ne halt yedin?”

Yoo Joonghyuk Gurme Derneği’nde tam olarak ne olduğunu bilmiyordu ve bana kızgındı. Ama söyleyecek bir mazeretim yoktu. Zaten başlamış bir senaryoyu geri çevirmek imkânsızdı.

   [Birazdan yıkım senaryosu başlayacak!]

   [Dış Tanrı saldırıya hazırlanıyor!]

   [Senaryoya katılmayan herkes derhâl senaryo alanını terk etmelidir!]

Gökyüzünden gelen mesajlarla birlikte Mavi Ejderha Kalesi’nde panik başladı.

   “Oha?! Bu da ne?!”

   “Çabuk kaçın!”

Diğer senaryolardan farklı olarak ‘Büyük Yıkım’ senaryosuna katılmama seçeneği vardı. Bizim gibi enkarnasyonlar hızla bölgeden uzaklaşıyordu. Dövüş sanatları kitaplarını satan tüccarlar, Mavi Ejderha Kalesi’nin dövüş ustaları... Gökyüzünde Büyük Boşluk belirdiği anda hepsinin yüzü değişmişti. Bu varlığın karşısında ‘usta’ ya da ‘acemi’ kavramlarının hiçbir anlamı yoktu.

   “Ne oldu...”

Jang Hayoung ve Han Myungoh geç de olsa avluya koştular.

   “Buradan çıkmamız gerekiyor. Çabuk hazırlanın.”

   “Heok...” Jang Hayoung gökyüzünü işaret ederek yutkundu.

Büyük Boşluk’tan birçok dokunaç uzanıyordu. Bu, Barış Diyarı’nda ve Kara Kale’de karşılaştığım dış tanrının aynısıydı.

   【 Bu can lı var lık lar ın hikâ yesini keş fede c eğim. 】

Hece hece yayılan o sesin içindeki korkunç varlık hissi beni ezdi. O devasa açgözlülük, kaçan insanların yere yığılmasına ve altlarına kaçırmasına neden oldu.

   “U-Uwaaaaah!”

Gerçek sesinin kendisi bile ruhu parçalayacak kadar korkunçtu. Elbette Yoo Joonghyuk ne kadar güçlü olursa olsun böyle bir varlıkla savaşmak imkânsızdı. En zayıf dış tanrı bile takımyıldızlarını ezebilecek güce sahipti. Rüyaları Yiyen ile yaptığım gibi Dördüncü Duvar’ı kullanarak bir fırsat yakalamak da zor görünüyordu.

   [Yıkım senaryosunun başlamasına 30 dakika kaldı.]

Buradan kaçmamız gerekiyordu. Belki de en doğru seçim buydu.

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne baktım. O da bana bakıyordu. Yüzündeki ifade anlaşılması imkânsızdı.

   「 Göğü Yaran Kılıç Namgung Minyoung için İlk Murim bir yuvaydı. 」

Bildiğim tek şey Hayatta Kalma Yolları’nda yazılı olan cümlelerdi. O cümlelere göre, Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin burayı savunması için hiçbir sebep yoktu.

   「 Elbette herkes ‘yuvasını’ sevmez. 」

Onun göre İlk Murim, yalnızca yozlaşmış bir dünyanın yetişme alanıydı. Tanınırlığın ve merhametin çoktan yitirildiği bir dünyaydı bu.

   「 “Murim, İlk Murim yok edilmeden çok önce zaten yok olmuştu.” 」

Şimdiye kadar Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin burada kalması için hiçbir neden yoktu. İlk Murim yok olacaktı. Daha doğrusu, yok olmak zorundaydı.

   “Usta.” Yoo Joonghyuk’un sesi, buradan ayrılmamız gerektiğini hatırlatıyordu.

Peki o hâlde Göğü Yaran Kılıç Azizi neden hareket etmiyordu? Bir dağ gibi dimdik duruyor, karşısındaki sokağa sessizce bakıyordu. Şehir yağma ve kaçış yüzünden kaosa sürüklenmişti. Tam o sırada yaklaşan bir grup insan gördüm. Onlar aşkınlığa ulaşmayı hedefleyen ya da aşkınlığı görmüş kişilerdi. Vücutlarından yayılan gençlik aurası sayesinde kim olduklarını fark ettim.

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi, uzun zaman oldu.”

Mavi Ejderha Kalesi’nin güçlü klanlarının reisleri Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni ziyarete gelmişti.

______________________________________________

Neden geldiklerini tahmin etmek zor değildi. Bir dış tanrı Murim’e gelmişti ve yıkım artık kaçınılmazdı.
Murim yok olmadan önce insanların verdiği iki tür tepki vardı. Kaçmak ya da savaşmak.

Kaybedecek fazla şeyi olmayanlar kaçardı. Ama burada uzun süredir yaşayan enkarnasyonlar farklıydı. Onlar güçlerini inşa etmiş, servet toplamış ve hikâyeler yaratmışlardı. Bir bölgenin güç açısından zirvesine ulaşmış kişilerdi.

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi. Gücünüze ihtiyacımız var.”

Soldan sağa doğru: Zhuge Ailesi, Murong Ailesi, Sichuan Tangmen Tarikatı, Hwangbo Ailesi ve Namgung Ailesi.

İlk Murim’in beş büyük gücünün liderleri burada toplanmıştı. Muhtemelen bu, Murim tarihinde bile nadir görülen bir olaydı. Arkalarında ise büyük tarikatların liderleri duruyordu.

   “Yalvarıyorum, Murim’e gücünüzü ödünç verin.”

Namgung Minyoung yumruklarını sıktı ve cevap verdi. “Gücüme ihtiyacınız var...”

Soğuk sesini duyan bazı soylu aile reisleri geri çekildi. En hızlı tepki veren kişi Zhuge ailesinin başı oldu.

   “Lütfen bize yardım edin. Sizden rica ediyorum.”

Neden böyle davrandıklarını anlıyordum. Bu bölgenin en güçlü dövüş ustası olan Buz Çiçeği Tanrıçası, Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin öğrencisi tarafından yenilmişti. Üstelik aralarında ezici bir güç farkı vardı.

Muhtemelen dövüş sanatları turnuvasının etkisi, uzun süredir kolay yolu seçerek ilerleyen sayısız ustayı sarsmıştı. Yoo Joonghyuk, iniş yapmış bir takımyıldızını bile yenebilecek gücü göstermişti.

Yaşlı ustalar eski aşkınlık yolunu özlemle hatırladı, ziyarete gelen maceracılar ise zirveye ulaşmış kişileri yeniden düşündü.

   “Ustaların Atası, lütfen torunlarınıza yardım edin.”

Sonunda konuşan kişi, Göğü Yaran Kılıç Azizi Namgung Minyoung ile aynı aileden olan Namgung Ailesinin bir üyesiydi.

Sert yüzlü orta yaşlı bir adamdı. Muhtemelen On Büyük Yaşlı’dan biri olan Namgung Jincheon’du. Tam olmasa bile aynı ailenin kanı Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin damarlarında da akıyordu. Bu yüzden Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin gözleri titredi. Artık daha fazla izleyemedim ve öne çıktım.

   “Ne kadar komik. Daha önce Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni terk edenler sizler değil miydiniz?”

Normalde onların ortak duygularına göre hareket ederdim. Onları Şeytan Kral Seçimi’ne götürmenin bir yolunu düşünürdüm. Ama şu anda Göğü Yaran Kılıç Azizi daha önemliydi.

   “Ne yazık ki, takımyıldızları ve dokkaebiler buraya ilk geldiğinde yaptığınız her şeyi unutmuş gibi görünüyorsunuz.”

   “Ne... sen de kimsin?“

Sözlerimin gerçek anlamını fark eden bazı aile reislerinin yüzü değişti. Belki onlar da hatırlamıştı. Murim’in zirvesinde hüküm süren Göğü Yaran Kılıç Azizi, neden düşmüş bir bölgede dövüş salonu açmıştı?

Yoo Joonghyuk, olanları bildiği için sözlerimi duyunca dudaklarını ısırdı. Göğü Yaran Kılıç Azizi Namgung Minyoung’un yüzü bozuldu ve içindeki kahramanlık ruhu duraksadı.

Onun duygularına kapılıp gitmesini suçlayamazdım. O onurun ya da boş hırsların peşinden koşan biri değildi. Bu yüzden Murim insanları tarafından kullanıldı ve sonunda burada terk edildi. Düşmüş Murim’in sembolü olan seçkin aileler onu bu yere bırakıp kendi kalelerini inşa ettiler.

   “Namgung Ailesi’nin reisi, aynı şey senin için de geçerli. Ustaların Atası... daha önce Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne hiç böyle hitap etmemiştin, değil mi?”

   “B-Bu...”

   “Biraz olsun vicdanınız olsaydı buraya gelmezdiniz. Cesur musunuz yoksa aptal mı, bilmiyorum. Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin neden Namgung Ailesi’nden ayrıldığını bilmiyor musunuz”

Bir dev tanrı ile bir insan arasında doğmuş bir çocuk. Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin büyürken yaşadığı sınavları, belki Yoo Joonghyuk’tan bile iyi biliyordum.

   「 Bir kadın nasıl...! 」

   「 Bu, dev tanrıların lanetli kanı. 」

Göğü Yaran Kılıç Azizi şüpheli bir ifadeyle bana baktı. Muhtemelen bunları nasıl bildiğimi merak ediyordu. Normalde bu sözler tehlikeli olurdu, ama şu anda onun sorusu işime geliyordu. Çünkü bu sorunun cevabını öğrenmek için beni takip edecekti.

   “Nasıl biliyorsun...?!”

   “Kes sesini! Göğü Yaran Kılıç Azizi, bu kişi de kim?”

Huzursuz aile reisleri beni tehdit etmek için yaklaştı ve Yoo Joonghyuk Kara Göksel Şeytan Kılıcı’nı kaldırdı. Bu iyi bir şeydi. Burada bir çatışma çıkarsa sakince buradan ayrılabilirdik.

Öfkeli Yoo Joonghyuk saldırmadan hemen önce, Zhuge Ailesi’nin reisi aniden yere kapandı.

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi, o günlerde yaptığımız hatalar için pişmanım. Yaptıklarımızı geri alamayacağımızı biliyorum.”

...Lanet olsun. Demek ki bu dünyada hâlâ zeki insanlar vardı. Diğer aile reisleri Zhuge reisinin davranışı karşısında afalladı. Zhuge Ailesi’nin reisi umutsuz bir yüzle Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne yalvarıyordu. Sanki Murim’in tanrısına dua ediyordu.

   “Yardım etmezseniz İlk Murim yok olacak...!”

İstediği zaman bir tanrının merhametine yalvarabilirdi, ama aynı zamanda inancını her an terk edebilecek bir öğrenciydi.

Sonra Murim’in tanrısı cevap verdi, “Bir zamanlar küçük ağaçlar bir araya gelerek bir orman oluşturmuştu.”

Beklenmedik sözleri duyan Zhuge ailesinin reisi başını kaldırdı.

   “Şimdi ise küçük ağaçlar kökünden sökülmüş, Toprağı ele geçirmiş birkaç büyük ağaç dallarıyla gökyüzünü kapatmış durumda.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi ifadesiz bir yüzle Mavi Ejderha Kalesi’ne baktı. Seçkin ailelerin konaklarının kuleleri, şehir surlarından bile yüksekti. Sanki gökyüzü adına aşağıdaki insanlara tepeden bakıyorlardı. O anda Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin sözlerini anladım.

   “Yapraklar ve dallar çok olabilir, ama artık geriye sadece birkaç ağaç kaldı. Sence buna hâlâ orman denebilir mi?”

Murim çok uzun zaman önce ölmüştü. Göğü Yaran Kılıç Azizi bunu az önce ilan etmişti.

   “Gidelim.”

Murim’in tanrısı arkasını döndü ve bu dünyaya ihanet etti. Beklediğimden daha kolay çözülmüş gibi görünüyordu. Memnun bir şekilde Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin peşinden gittim. Jang Hayoung ve Han Myungoh, mantı yiyip aceleyle eşyalarını toplarken Yoo Joonghyuk beni izliyordu.

Tam o anda garip bir mesaj duyuldu.

  [Yaptığın eylemler, ■■’ın yönü üzerinde derin bir etki yarattı.]

...Ne?

   [‘İkinci revizyon’ güncellemesi başlayacak.]

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

247   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   249