Yukarı Çık






           
Tanrı, uzun ama uzun yıllar boyunca derin uykuda kaldığı ve nihayetinde uyandığı yıldız denizine baktı —— Esther <<Düşler Ülkesi>>

Simsiyah sedir ormanı günlerdir çürüyordu. İğne şeklindeki yaprakları solmuş ve halsizce öylece asılıydılar ama gariptir ki bir şekilde çürüyen odunun acı kokusu hissedilmiyordu.

Orman, yıl boyunca devam eden odunsu kokusu hala sessizce süzülüyor ve derinliklerinde yirmi beş tane kriyo uyku kapsülünü saklıyordu.

Kriyo kapsüller düzgün bir kare şeklinde tasarlanmıştı. Sımsıkı mühürlenmiş camları buzla kaplıydı.

İçlerinden biri aniden kulak zarını patlatacak sesle alarm çalmaya başlayarak derin ormanın sessizliğini deldi.

“Yetersiz enerji, arıza kodu.”

“Uyarı: kriyo uyku kapsülü yakında çalışmayı sona erecek. Lütfen beş saniye içinde enerjiyi yenileyin.”

“Geri sayım: 5.”

“4.”

“3.”

“2.”

“1.”

“Yeni enerji tespit edilemedi, kriyo kapsül kapanıyor-“

Konuşmayı bitiremeden elektronik ses aniden kesilmişti.

Viiiii…

Kapsülün kapanma sesi bir hava sızıntısının o ince sesine benziyordu. Acil durum ısıtma sisteminin etkisiyle cam kapaktaki buz çıplak gözle görülebilen bir hızla eridi ve yakışıklı ama solgun bir yüzü ortaya çıktı.

Alnında yoğunlaşan ince buz tabakası sanki uzun zamandır uyuyormuş da bir daha asla uyanamayacakmış gibi soğuk ve cansız görünmesini sağlıyordu.

Ancak buzlar kaybolduktan neredeyse bir saniye sonra o güzel gözler uyarı dahi vermeden açıldı.

Dürüst olmak gerekirse birini dondurmak için kullanılan bu metal yığınına kriyo kapsül denilse de, şekline kapsül demeye bin şahit ister.

Çirkindi. Üstü geniş ve alt tarafı dardı. Yüzeyi bir atınkinden daha uzun olan altıgen şekliydi. Bir kişi içeriyi yatırıldığında tabutun içindeymiş gibi görünüyordu.

Tasarım ilk ortaya atıldığında Chu Si Uzay Hapishanesindeki bir isyanla uğraşmakla meşguldü. Üç gündür uyumamıştı ve yüzü kasvetle kaplıydı.

Şanssız tasarımcı ofisinin kapsını çaldı ve masasına kalın bir yığın çizim koydu.

Yönetmeliğe göre kriyo kapsüllere ilişkin tüm belgelerin Güvenlik Binası 5 No’lu ofisinin yöneticisi tarafından gözden geçirilip onaylanması gerekiyordu.

Ve Chu Si, o namı değer yöneticiydi.

Kalın çizim yığınını görür görmez gözlerini kapadı. Tasarımcının coşkulu açıklamasının ortasında sadece son sayfaya çevirdi ve imzaladı.

Bitmiş ürünün çıktığı gün özel dikim gömleğini giydi ve Güvenlik Binasının en üst katındaki konferans odasında zarif bir şekilde oturdu. Kapsüllerin tasarımını eleştiren yaşlı adamları sakince dinledi.

Tam olarak iki saat boyunca kendisini azarladılar. Ama sevgili sıpamız yüzünde sıfır mimikle hepsini dinledi. Bu da yetmiyormuş gibi üstüne hiç pişmanlık göstermeden pişkin pişkin gülerek masaya vurdu. “Gezegenimizin ömrü uzun zaten. Kriyo kapsülün içine sonuçta biz girmeyeceğiz, çirkin olsa ne yazar.”

Yaşlı adamların hepsinin dili tutulmuştu.

Neyse, bu olayın üstünden daha beş yıl geçmişti ki gezegen yerle bir oldu.

Gerçekten de o çirkin tabutun içine konuldu. Geçmişte Tanrının bile görmezden gelemeyeceği çok şey yapmıştı. Büyük ihtimalle ilahi adalet dedikleri şey bu olsa gerek.

Chu Si bir süre cam kapağın altında ciğerindeki bütün havayı boğuk bir şekilde öksürdü. Sonra parmaklarını hareket ettirdi ve güvenlik kilidini açtı.

Kasları ve kemikleri hala sertti ve kapağı iterek açması uzun zaman aldı.

Ayaklarını yere basması o kadar yabancı geldi ki geri doğru tökezledi ve yarım yamalak kriyo kapsüle oturdu.

Yarım adım ötede başka bir kriyo kapsül sorunsuzca çalışıyordu. Cam kapağında iki satır bir metin vardı:

Mevcut saat: 13.20.07

Kapsül içi sıcaklık: -206 santigrat 

13.00 öğlen en güneşli vakit olması gerekirken tepede yalnızca bir yıldız denizi vardı ve çevredeki sessizlik gece yarısındaymış gibi hissettiriyordu.

Chu Si etrafına baktı ve derin bir nefes aldı.

Kriyo kapsülden çıkmış olmasına rağmen buradaki hava havasızdı. Bir şey tarafından boğuluyormuş gibiydi. Nefes almak bile rahatsız edici geliyordu. Havanın ciğerlerini dondurup dondurmadığından bile emin değildi.

Çıt-

Arkasından aniden yaprakların çatırdama sesi geldi. Sanki biri yaprakların üzerine basmış gibi.

“Kim var orada?” Chu Si başını keskin bir şekilde çevirdi.

Uzun zamandır konuşmamıştı ve sesi biraz kısıktı.

Sorarken bir yandan eli alışkanlıkla beline gitti.

Tanrıya şükür kriyo kapsüle aceleyle girerken silahı boşaltılmamıştı.

Güvenlik kilidini açtı ve “tık” sesi sessizliği deldi.

“Yapma yapma yapma! çıkıyorum! Vurma!” Siyah bir şey kapsülün arkasından fırlayıverdi. Şeye benziyordu…bonus kafa? Ama iki senedir bir bataklığın içinde marine edilmiş bir bonus kafa.

Chu Si gözlerini kıstı ve bonus saçların arasın bir çift gözü zar zor seçebildi— uzun zamandır saçını yıkamamış gibi görünüyordu.

“Başka kim var?” Chu Si’nin parmağı hala tetikteydi.

Bonus kafa bir an tereddüt etti, teslim olurcasına ellerini yukarı kaldırdı ve bir şeyler mırıldanmak için başını çevirdi.

Sonra küçük bir bonus kafa daha dikkatli bir şekilde başını dışarı çıkardı.

Daha küçük bonus daha büyük bonusa baktı ve ellerini benzer şekilde havaya kaldırdı.

“Biraz sakinleş! Sakinleş! Sadece ikimiz varız. Bizden başka kimse yok.” Daha büyük bonus silaha bakarken dedi.

“Gayet de sakinim.” dedi Chu Si.

“Dürüst olacağım hiç de sana güvenesim gelmedi. Çünkü kriyo kapsülden zar zor çıktığım gün o kadar açtım ki bir insanı bile yiyebilirdim.” Bonus kafanın sesi biraz şüpheyle doluydu.

Chu Si buz gibi bakarak: “Senden daha temizini bulamazsam açlıktan ölmeyi yeğlerim.”

Bonus kafa tam itiraz edecekti ki pişmanlıkla geri çekildi. “Aslında altı aydır yıkanmıyorum. Şimdi silahını birazcık geri çekebilir misin?”

Gerçek şu ki, silah uzun zamandır kriyo kapsülde donmuş bir haldeydi ve çalışıp çalışmayacağını bilmiyordu. Ama Chu Si tam bir piç olduğundan, ne olduğu belirsiz bu büyük bonus kafayı bir süre daha korkutmaktan çekinmedi. O yüzden “Ruh halime bağlı.” Diye yanıtladı.

“O zaman şu anda nasıl hissediyorsun?” Sordu bonus.

“Pek iyi değil, burası çok havasız.” Chu Si sakince söyledi.

Daha açık olmak gerekirse, buradaki hava o kadar boğucuydu ki fizyolojik olarak kalbi rahatsız ediyordu.

Bonus kafa uzun bir “oh” ladıktan sonra konuştu, “Ne yazık ki, elden bir şey gelmez. Sonuçta uzun zamandır böyle.”

Başını çevirdi ve bileğine baktı.

Ancak o zaman Chu Si, bonus kafanın bileğindeki bir şeyin akıllı saatin ekranı gibi parlak mavi bir ışıkla yanıp söndüğünü fark etti.

“Açmamın bir sakıncası var mı?” Bonus kafa, ateş edeceğinden korkarak Chu Si’nin silahına baktı.

Chu Si reddetmedi ve bonus kafa, cesurca ve dikkatli bir şekilde saatin ekranına dokundu.

Chu Si’nin net bir şekilde duymasına yetecek soğuk elektronik bir ses çınladı:

“Yeryüzü sıcaklığı: 5 santigrat derece.”

“Nem: Kuru.”

“Uyarı: oksijen değeri normalin ciddi şekilde altında. Kritik değere ulaşılmasına kalan süre 32 dakika 57 saniye.”

Bu uyarı Chu Si’ye yabancı değildi. Bu sözlere çeşitli güvenlik deneyi raporu toplantılarından aşinaydı. Oksijen değerinin sözde kritik değeri hayatta kalma sınırını karşılık geliyordu. Kritik değerin altına bir kez indin mi boğularak ölürsün.

Bonus kafanın sesi biraz telaşlıydı. “Bak, ateş etmesen bile yaşamak için 33 dakikadan az zamanımız var.”

Chu Si bunu duyduğunda bakışları değişti.

Olamaz.

Kriyo kapsüllerin tasarım konsepti çok özeldi. Enerjisinin tamamı egzoz gazından geliyordu ve egzoz gazı aslında oksijen içeriyordu. Bu, belirli derecede hayatta kalmaya sağlamak için tasarlanmıştı.

Bu ilkeler ve işlevler halk tarafındab biliniyordu.

Bonus kafa, Chu Si’nin bakışlarını kriyo kapsüle odaklandığını fark etti ve konuştu: “Ne düşündüğünü biliyorum ama işe yaramaz. Elli yıl oldu, denge uzun zamandır yok.”

Chu Si’nin yüzünde nihayetinde bir ifade pırıltısı geçti. “Kaç yıl?”

Bonus kafa atılımda bulundu ve saat ekranına karalı bir şekilde dokundu. Elektronik ses tekrar duyuldu:

“Nisan ayının 29. günü, Gregoryen takviminin 5763 yılı, mevcut saat-“

Bonus kafa, saatin monoton sesinin bitmesine izin vermeden kapattı ve mırıldanarak “Biraz temkinli ol, enerjini saklaman lazım.”

Ancak Chu Si ne dediğine dikkat bile etmemişti.

5763’de miyiz?

27 Aralık 5713 akşamının nasıl olduğunu tam olarak hatırlıyordu. Batan güneşin altın kırmızısı ışığı soğuk siyah sedir ormanını yumuşatırken pencerenin yanında duruyordu. Bir yandan özel iletişim kanalına göz atıyor diğer yandan doktorla konuşuyordu.

Bir anlığına Uzay Hapishanesinde tehlikeli bir kişi tarafından zorla alınan bilgilere bakarken aniden acil durum uyarısı almıştı-

Gezegenin çekirdeği enerji reaksiyon süreci bilinmeyen nedenden ötürü aniden hızlanmıştı ve genişleme oranı üst sınırı katbekat aşmıştı. Tahmini tahliye süresi 3 dakika 11 saniyeydi.

Layman’nın terimleriyle: gezegen patlayacak, herkes kaçacak.

Üç dakikalık kaosu, zeminin nasıl sallanıp parçalandığını, parçalanma planını etkinleştirmek için nasıl çabaladıklarını ve villadan sedir ormanındaki Kriyo kapsüllere nasıl tahliye edildiklerini asla unutmayacaktı…

Her şey bir gün önce yaşanmış gibi canlıydı, sanki kapsülde yalnızca bir gece uyumuş gibi.

Ancak uyandığında elli yıl çoktan geçmiş miydi?!

Anlık şok yüzünden kalp atış hızı değişti ve oksijen tüketimi arttı. Yüzleşmiş olduğu bu dehşetten sonra Chu Si daha da boğuluyormuş gibi hissetti.

Bonus kafa ifadesine göz attı ve agresif bir şekilde, “Derin nefes alma! Derin nefes alma! Zaten oksijenimiz yok! Unutma, sadece otuz dakikadan birazcık fazla vaktimiz kaldı…herhangi bir fikrin var mı? O kadar salağım ki üç yıl önce uyanmama rağmen hala plan yapmadım… bu kadar erken ölmek istemiyorum. Boğularak ölmek korkunç bir ölüm şekli…”

Adam, durmadan konuşarak Chu Si’nin başını ağrıtacak cinsten geveziliğe sahipti. Bu da onu hem mevcut durumu çözmeye hem de çıkış yolunu bulmaya sevk etti.

“Kes sesini.” Tam buz gibi iki kelime atarken, takım elbisesinin pantolon cebinden bir şey vızıldadı.

Chu Si dondu, uzanıp dokundu. Sonra kriyo kapsüle tahliye edildiği sırada iletişim cihazını cebine koyduğunu hatırladı.

İletişim cihazları kol saatleri gibi değildi. Daha fazla enerji tüketiyorlardı. Enerji tasarrufu modunun elli yıl sürmesi bile mucizeydi.

Az önceki titreşim “düşük pil, kapanmak üzere” uyarısıydı.

Ekranda okunmamış bir mesaj gözüne çarpmadan önce kapatıp cebine geri atmayı planlıyordu.

Chu Si’nin kaşları hemen kalktı.

İçeriğe bakmadan mesajın kimden geldiğini tahmin edebiliyordu. Sonuçta özel iletişim kanalını kendi arka bahçesi olarak kullanmayı cesaret eden tek bir psikopat vardı.

Beklediği gibi mesaj Uzay Hapishanesinden gelmişti:

Sevgili yöneticim, size harika haberlerim var.

Hapishaneden kaçtım.

—— Sa’e Yang

Chu Si: “…” 

Harika haberini sikeyim.

Yazar notu:

Hatırlatma: bu kitap bilimkurgu değil, mecha yok, bütün hikaye saçmalıktan ibaret, Einstein yaşl
ı bunak görse mezarında ters döner, sadece eğlence için yazdım, büyülü bir uzay macerasına çıktığımızı düşünerek okumak daha iyi, tamam mı~

Çevirmen notu: o sırada kitabı bilimkurgu kategorisine almam ddhdjdhs

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.