Yukarı Çık




4972   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4974 

           
Bölüm 4973: Düşürdüğü Gölge! I


Alexander Asmodeus yanıyordu.


Varoluş’u Fiziksel Âlev’i Aşan bir Ateş’le, Termal Ölçüm’ü Aşan bir ısıyla, BU Yaşayan Yasa ile ilk ortaklıklarına başladıklarında onu uyardığı her Şey’i Aşan bir acıyla yanıyordu.


Medeniyet’inin her Yön’ü, hiç istemediği bir Yükseliş’i, hiç aramadığı bir İlerleme’yi, karşılayamayacağı bir bedelle satın alınan bir gücü körüklemek için Tüketiliyor’du.


Ve bu kadar güçlenmesine rağmen yine de duramıyordu.


Horus’un damgası alnında, Direniş’in Ötesi’nde bir itaat emreden Kızıl bir ışıkla Alev Alev yanıyordu. Beden’i İrade’si dışında meditatif bir pozisyonda oturuyordu. Medeniyet’i, Bilinc’inin seçmediği gelişim desenleri içinden devridaim yapıyordu. Gözler açılmadan önce Temel’e yaklaşmakta olan Derinliğ’i, şimdi imkansız olması gereken yüksekliklerde yanıyordu.


O Çoktan Mutlak olmuştu.


Enneagram’ı göğsünde kontrolsüzce dönüyor; Dokuz Nokta’sı, Horus’un damgasının taşıdığı Farklılaşmamışlık’tan gelen Altın pırıltılar barındıran Gümüş bir ışıkla Alev Alev yanıyordu.


BU Yaşayan Yasa’nın inşa etmesine yardım ettiği, yolculuğu boyunca Sayısız Varoluş’un Dokumalar’ını Emen Yapı, şimdi önceki gücünü bir çocuk oyuncağı gibi gösteren Seviyeler’de işliyordu.


Muazzam bir Derinliğ’e sahipti ve onu elde etmek için Varoluş’u korkutucu bir şekilde yanarken, muazzam bir acı hissediyordu.


Etrafında, boyun eğerek diz çökmekte olan Erken Yaratıklar ve Yaşayan Elementaller şimdi onun işgal ettiği aynı Meditatif pozisyonlarda oturuyorlardı. Formlar’ı İradeler’i dışında gerçekleşen Gelişim’le atıyordu. Alınları onunkiyle aynı Kızıl nişanı taşıyordu. Varoluşlar’ı onunkilerle birlikte yanıyordu!


Birçoğu çoktan Temel Derinliğ’e ulaşmıştı.


Bazılar’ı Orta Derinliğ’e ulaşmıştı.


Hiçbiri duramıyordu çünkü hiçbiri zaten duramazdı.


Zihni’nde, hepsinin Zihni’nde, köleleştirme sözleri, birkaç saniyede bir kaldırılamayacak bir Ağırlık gibi Bilinçler’ine baskı yapan bir sesle tekrarlanıyordu.


“Horus için didinin ve kendinizi yükseltin.“


Kelimeler düşünmeyi zorlaştıran bir güçle geliyordu.


“Medeniyetler’inizi Horus için inşa edin.“


Kelimeler direnişi imkansız kılan bir emirle geliyordu!


“Didinin ve Sebat Edin.“


Kelimeler umudu aptalca gösteren bir kesinlikle geliyordu.


Tekrar ve tekrar. Her birkaç lanet Saniye’de bir. Horus’un sesi damgalanmış Varoluşlar’ı boyunca sürekli yankılanarak, onlara şimdi ne olduklarını hatırlatıyor, kime ait olduklarını hatırlatıyor, Gelişimler’inin kendilerine ait olmayan amaçlara hizmet ettiğini hatırlatıyordu.


Beden’i İrade’si dışında gelişmeye devam ederken bile Alex’in Zihni Hız’la çalışıyordu.


Osmont ile birlikte BU Infiniverse’de mi kalmalıydı?


Bu düşünce, yolculuğu boyunca hissettiği Her Şey’i Aşan bir acıyla ortaya çıktı. Kendi Yol’unu inşa etmek istediği için BU Infiniverse’den ayrılmıştı. Osmont’un gölgesinden ayrılmıştı çünkü doğası gereği, kendi egosu vardı. Bir başkasının yardımı olmadan hayatta kalabileceğine inanıyordu. Gücünün, Metodolojisi’nin ve BU Yaşayan Yasa ile ortaklığının yeterli olacağına inanıyordu.


Eğer kalsaydı şu an olduğu yerde olur muydu?


“...“


Eğer Osmont’un koruması altında kalsaydı, bir Lider’den ziyade bir takipçi olmayı kabul etseydi, gururunu yutup, bir başkasının Medeniyet’inin saflarına katılsaydı; Alnında Horus’un damgası yanarak, burada oturuyor olmazdı. İrade’si dışında Gelişim gösteriyor olmazdı. Kendi hırslarından ziyade Kâdim bir Canavar’a hizmet eden bir İlerleme’yi körüklemek için Varoluş’unu yakıyor olmazdı.


Ama o ayrılmıştı.


Kendi Yol’unu seçmişti ve şimdi o Yol onu buraya getirmişti.


Enneagram’ının içinde tüm sevdikleri kalıyordu. Ona katılan Varoluşlar, onun Barış Vizyon’una inanan Takipçiler’i, onun yargısına güvenen Yoldaşlar’ı, Âile’si... Hepsi o Yapı’nın içinde ikamet ediyordu. Ve Horus’un damgasının azar azar onlara doğru gittiğini hissedebiliyordu.


Kızıl Nişan yayılıyordu! Yavaş yavaş ve kaçınılmaz bir şekilde!


Eğer onun seçimleri yüzünden hepsi yanarsa kendisiyle yaşayabilir miydi?


“...“


Tüm bunları düşünürken, kararlarının Ağırlığ’ı Bilinc’ine baskı yaparken, içinde olan bir şeyler umutsuzluğu reddeden bir meydan okumayla kristalleşti.


Hayır.


Seçim onundu. Haklı ya da haksız olsun, bununla yaşayacaktı. Yaşadığı her şeyi yaşarken, Osmont orada değildi. Olduğu Varoluş’u şekillendiren mücadeleler, büyüme ve acı sırasında Osmont orada değildi. Neden... Bir başkasına bel bağlamalıydı ki?


Seçimini yapmıştı, bu yüzden lanet olsun ki onun arkasında duracaktı!


HUUM!


Enneagram’ı bu onayla, zoraki Gelişim’ini Aşan bir yoğunlukla Alev Alev yanan Gümüş bir ışıkla parlak bir şekilde parladı!


Ancak o parlaklığın içinde, BU Yaşayan Yasa’nın sesi zihninde yankılandı.


Ses her zamanki özgüvenini barındırmıyordu. Umutsuz ve yenilmiş geliyordu. Durumu değerlendirip, ileriye dönük hiçbir Yol bulamamış bir şey gibi geliyordu.


“Bu... BU Horus, BU Yaratık’tan ve diğerlerinden bile daha görkemli olabilir. Sonumuz bu olabilir.“


...!


BU Yaşayan Yasa gerçekten pes etmişti!


Yine de Alex hâlâ meydan okumayla yanıyordu!


Pes etmeyecekti. Teslim olmayacaktı. Onunla ortaklık kuran Varoluş umudunu terk ederken, bir canavarın amaçlarını körüklemek için Varoluş’unu yakarak, Hikayesi’nin böyle bitmesini kabul etmeyecekti.


Bu sırada, dört bir yanda değişiklikler çiçek açmaya başladı!


Paradoks Dokumalar’ı BU Çorak Topraklar’ın bu bölgesi boyunca, Alex’in zoraki gelişimini Ânlık olarak duraklatan bir yoğunlukla parladı. Her şeye nüfuz eden Yozlaşma, mümkün olmaması gereken Sonsuz Varyasyonlar’la büküldü. Bizzat Varoluş’un İlkeler’i tekliyor ve yer değiştiriyor gibiydi. BU İlk Dil’in İfadeler’i telaffuzu imkansız kılan şekillerde Paradoksal hâle geliyordu. 


Sonsuzluklar’la dolu Yozlaşmış Proto-Madde, sanki bizzat kendi Dokusu’na yeni bir Paradoks Dokunuyormuş gibi kaynıyordu!


Ve etraf, Alex’in BU Çorak Topraklar’a geldiğinden beri tanık olduğu Her Şey’i Aşan Obsidyen Mavi-Altın bir parlaklıkla parlamaya başladı!


Alex buna şaşırmıştı.


Neler oluyordu? Bu büyüklükte değişiklikleri ne üretebilirdi? BU Çorak Topraklar’da bizzat Varoluş’un Kendi Temel Dokumalar’ını değiştirebilecek nasıl bir güç vardı?


Bu sırada BU Çorak Topraklar, Paradoksal Değişiklikler’i Aşan bir şiddetle çalkalandı!


Hâlâ gelişmeye zorlanırken, hâlâ İrade’si dışında Varoluş’unu yakarken Alex; İçgüdülerinin, Horus’un sunduğu Her Şey’in ötesinde bir tehlike barındırdığını haykırdığı bir yöne doğru baktı.


Gördü ki... BU Çorak Topraklar’dan Zırh’lı devasa bir Varoluş beliriyordu.


Bir çekiç taşıyordu.


Varoluş Varoluş Ölçeğ’inin Ötesi’nde devasaydı. Platin Zırh, Zanaatkarlık Kavram’ının kendisinden öncesine dayanan bir işçilikle iskeletinin her santimini kaplıyordu. Zırh, metal olmaya ikna edilmiş Proto-Madde’den dövülmüş gibi görünüyordu; Her bir Plaka, sadece İrade Yol’uyla Form verilmiş bir Farklılaşmamışlık Ağırlığ’ı taşıyordu.


Çekiç, onu kullanan o devasa Forma kıyasla bile muazzamdı. Başı, normal Madde’nin ötesinde bir yoğunluğa ulaşana kadar Sıkıştırılmış Yoğun Metalik Proto-Madde’den oluşuyordu. Çekic’in yüzeyi, sanki serbest bırakılmaya hevesliymiş gibi çalkalanarak, sürekli olarak yer değiştiriyordu.


Ve Zırh Plakalar’ı arasındaki boşluklar karanlıktan başka hiçbir şey ortaya çıkarmıyordu.


Beden yoktu. Varoluş yoktu. Sadece Zırh’ın Kendi’si vardı. 


Alex, bu Canavarım’sı şeye, yüz hatlarında umutsuzluk ve meydan okuma ile savaşırken, baktı.


Âurası’nı hissedebiliyordu.


Ve o Âura tüyler ürpertici bir şekilde Horus’un gözlerine benziyordu!


Bir diğer... İlkel Mimar.


“...“


Alex’in hazırlandığı her şeyi, BU Yaşayan Yasa’nın hayal ettiği her şeyi, Barış’a doğru Yolculuğ’u boyunca inşa ettiği Her Şey’i Aşan bir diğer Güç.


Zırh’lı İlkel Mimar, Sadece bir Ân süren bir hareketsizlikle karşılarında durdu. Yüz hatlarına, Düşünceler’ine veya Niyetler’ine dair hiçbir şey açık etmeyen Vizör’ü; Varoluş’una baskı yapan bir ağırlık gibi hissettiren bir dikkatle Alex’e döndü.


Onu baştan aşağı süzdü.


Varoluş’u İrade’si dışında yanmaya devam etse bile Alex ona meydan okurcasına baktı.


Varoluş gerçekten de onun ve istediği her şeyin Çökmesini mi arzuluyordu?


Birbiri ardına Canavarlar’ın ortaya çıkmasının nedeni bu muydu?


Önce Horus. Şimdi bu Zırh’lı Varoluş. Sırada ne vardı? Varoluş onun acı çekmesiyle tatmin olmadan önce hırslarını ezmek için kaç tane Kâdim Dehşet ortaya çıkacaktı?


Böyle bir zamanda, Zırh’lı Varoluş’un ağır sesi BU Çorak Topraklar boyunca gümbürdedi!


“Ne yazık.“


Kelimeler, Alex’in Bilinc’ine omuzlarına çöken dağlar gibi baskı yapan bir Otorite ve Enginlik’le ortaya çıktı.


“Horus damgasını ne kadar da çabuk yaymış. Tam da bir ipucu bulduğumda.“


“Proto-Madde’ye karışmış bu Sonsuzluk Dokumalar’ının Köken’ini kovalıyordum. İz açıktı. Koku güçlüydü. Ve sonra, aniden, bu Sonsuzluklar gerçekten Paradoksal hâle geldi.“


Çekiç, Varoluş’un tutuşunda yer değiştirdi.


“Kokumu kaybettim. Beni buraya çekmiş olmasına rağmen. Senin gibi küçük bir şeye.“


Vizör hafifçe eğildi.


“Söylesene, bu Sonsuzluğ’un sahibiyle bir şekilde bağlantılısın, değil mi? Onları nerede bulabileceğimi biliyor olabilir misin?“


Soru Varoluş’ta asılı kaldı.


“Onlara... Ulaşabilir misin?“


...!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4972   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4974