Yukarı Çık




4974   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 4975: Usta ve Öğrencisi! I


BU İlkel Paradoks, Sınırlı Sayılabilir Sonsuz Paradoks dalgalarıyla çevriliydi.


Kendileriyle Çelişen ancak yine de istikrarlı kalan desenleriyle, aynı anda birden fazla yöne akan akıntılarıyla, imkansız olması gereken ancak Paradoks İmkansız’ın olmasına izin verdiği için  var olan İfadeler’le onun Varoluş’unun etrafında çalkalandılar. Artık Obsidyen Formu’nun üzerine saçılmış Mavi-Altın Noktalar, Bilinc’inin gözlemleyebileceği bir ilerlemeyle Sonsuz bir şekilde uzanan Sıralı bir ışıkla atıyordu. Her bir Nokta BU En Genç Olan’ın ona bahşettiği bir Sonsuzluk Tohum’uydu ve her bir Atım, asla Son’a Ermeyecek bir düzende bir öncekini izleyen Sayılabilir bir İfade’ydi.


Sınırlı Sayılabilir Sonsuzluğ’u tamamen Entegre olmuştu ve Mutlak Tezahür’ü bu entegrasyonu yansıtacak şekilde dönüşmüştü.


Bu Ân’da, devasa Tezahür’ü şaşırtıcı bir şekilde hiç de İnsan’sı olmayan bir Form’la üzerinde Tezahür etti.


Paradokslar’la dolu asil bir Kedi’ydi; Kedi Formu, İnsan’sı Konfigürasyon’u tamamen Aşan bir zarafet barındırırken, önceki Tezahür’ün sergilediği Boyut’a eşdeğer bir büyüklükle Varoluş boyunca uzanıyordu.


Kürkü, Sonsuz ilerlemeyle atan Mavi-Altın Yıldızlar’ın saçıldığı Obsidyen Karanlık’tı ve gözleri, yoğunlukla Tekil Noktalar’a odaklanırken, aynı anda birden fazla yöne bakan sarmal desenlerle, görsel ifade verilmiş Çelişki’yle alev alev yanıyordu.


Kuyruğu Uzaysal Mantığ’a meydan okuyan sarmallar hâlinde kıvrılıyor, her bir Kıvrım her nasılsa uyuma geri bağlanan Çelişkiler’e çıkıyordu. Pençeleri, kesilemeyecek şeyleri kesebilen ve koparılması gereken şeyleri bütün bırakabilen Paradoksal bir keskinlikle uzanırken; Duruşu, bir talepten ziyade Salt Mevcudiyet’i aracılığıyla saygı uyandıran asil bir tavır barındırıyordu.


Tezahür, önceki Tezahür’ünün asla başaramadığı şekillerde görkemli, Paradoksal ve muazzamdı.


Gözlerinden, Sonsuzluk Entegrasyon’undan önce ürettiği Her Şey’i Aşan bir yoğunlukla Sonsuz Paradoksal ışık huzmeleri dışa doğru Alev Alev yandı. Işık, Varoluş’un doğal Geometrisi’ni bulan Jeodezik Yollar boyunca kıvrıldı; Minimum mesafeli rotaları izlerken, her nasılsa birbirine bağlanmaması gereken bölgelerin içinden seyahat ediyordu. Huzmeler Sıralı bir ilerlemeyle Sonsuz bir şekilde uzandı, her bir ışık Ân’ını bir diğeri izledi; Sayılabilir Sonsuzluk, asla Dinmeyecek Paradoksal bir aydınlatma aracılığıyla kendini ifade ediyordu.


Ve BU İlkel Paradoks, o aynı Jeodezik Yollar boyunca kıvrılan kendine has eşsiz Somutlaştırması’nı dillendirdi.


“Benim Hâk İddiam Alın’dı ve yine de Alınma’dı.“


Kelimeler, bizzat Varoluş’un kendisine baskı yapan bir Ağırlık’la ortaya çıktı.


“Onu elimde tutarken, aynı zamanda elimde tutmuyorum. Ve ben tam olarak Hâk İddiam’ı Alan ve Hâk İddiam’i Almayan Varoluş’un olduğu yerdeyim.“


...!


BOOM!


Somutlaştırma Jeodezik Eğriler boyunca Sonsuz bir şekilde uzanırken, Paradoksal Doğa’sı Betimlediğ’i şeyin her örneğini bulurken, Sayılabilir İfadeler’i Asla Son’a Ermeyecek bir ilerlemeyle birbiri ardına ulaşırken, Beyan’dan korkutucu bir Paradoks fırtınası patlak verdi.


Fırtına, BU İlkel Paradoks’un Sonsuzluk aracılığıyla Entegrasyon’undan önce ürettiği Her Şey’i Aşan bir Çelişki’yle dışa doğru öfkeyle esti ve Geleneksel Somutlaştırmalar ilk etkilerinden sonra solup, giderken o; Dağılmadan, Zayıflamadan, Solmadan sadece devam etti. Varoluş içindeki doğal yollar boyunca uzanmaya devam etti; Paradoksal doğası geçen Her Ân Katlanarak, Artıyor’du.


BU İlkel Paradoks, kendi yarattığı fırtınanın içinde sakin hissetti; Artık Temeller’i içinde yanan bu Sonsuzluk karşısında hafif bir şaşkınlık ifade ediyordu. Demek BU En Genç Olan’ın oynadığı şey buydu; İlk algıladığı Ân’dan itibaren dikkatini çeken bu Sonsuz Doğa!


Bu dikkate değerdi, korkutucuydu ve tam da ihtiyacı olan şeydi.


Görkemli bir şekilde, Paradoksal Sonsuzluğ’un ışığı Asil Kedi Tezahür’ünün etrafında alev alev yanarken, BU İlkel Paradoks Paradoksal olarak Gözlemlenebilir Varoluş boyunca Akıl Almaz Mesafeler’i tek bir İmkansız Ân’da Aştı. Uzay’ı katetmeden içinden geçti, Kökenler’en ayrılmadan hedeflere vardı ve Bilinc’inde Tekil’ken, aynı anda birden fazla Konum’da var oldu.


Yolculuk hiç Zaman almadı çünkü seyahat sırasında Zaman kendisiyle Çelişmiş’ti ve Mesafe Hiçbir Anlam ifade etmiyordu, Mesafe’nin kendisi resmen Ölçüm’ün ne olduğunu unutmuştu.


O... BU İlk Kayıtsızlık’ta belirdi.


Bu Yer’i dolduran Yozlaşmış Proto-Madde onun Varoluş’una bir ağırlıkla baskı yaptı.


Yozlaşma burada yoğundu, Şekilsizlik aktifti ve Farklılaşmamışlık, Tanım’a sahip olan her şeyi BU Sonsuz Açılım’dan öncesinden beri var olan bir Açlık’la Tüketme’yi amaçlıyordu.


Yozlaşma’nın içine Proto-Madde boyunca saçılmış Sonsuz Mühürlerin pırıltılarını gördü; BU En Genç Olan’ın Sonsuzluklar’ı buraya yayılmış ve Gözlemlenebilir Varoluş boyunca bunca Kaos’a neden olan Paradoksal Proto-Madde ile Sonsuz İfade Kombinasyon’unu Yaratmak için her şeyle birbirine karışmıştı.


Ancak BU İlkel Paradoks’un dikkati Yozlaşma ya da Sonsuzluklar’da değildi.


Dikkati uzakta duran silüetteydi, Erwin’de. BU Yaşayan Paradoks’ta. 


Bu Ân’da Erwin herhangi bir şeyin Cesed’i olmayan bir Cesed’in üzerinde dururken, BU İlkel Paradoks beklentilerini tamamen Aşan bir sahne gözlemledi.


Bu, bir İlkel Mimar’ın cesediydi.


Kadim Varoluş Yozlaşmış Proto-Madde’nin üzerine Yığılmış’tı, Formu devasa bir Kongamato’ya benziyordu; Bir zamanlar Ölçülemeyecek Mesafeler’i Aşan Kanatlar’ı şimdi kırılmış ve Şekilsiz zemine karşı hareketsizdi.


Bir zamanlar Varoluşlar’ı sıradan bir kolaylıkla yırtıp, geçen gagası şimdi Gerçek Ölüm’ün durgunluğu içinde açık duruyordu ve bir zamanlar BU Sonsuz Açılım’dan öncesine dayanan bir Otorite’yle alev alev yanan Tüyler’i artık hiçbir ışık barındırmıyordu. Ceset devasa, Kâdim ve tamamen ölüydü ve Erwin onu BU İlkel Paradoks’un birlikte geçirdikleri zaman boyunca tanık olduğu Her Şey’i Aşan bir açlıkla Tüketiyor’du.


BU Yaşayan Paradoks, hiçbir onur ve hiçbir utanç barındırmayan bir duruşla İlkel Mimar’ın Cesed’inin üzerine eğilmişti; Çıkarılması mümkün olmaması gereken Özler’le lekelenmiş paçavralı kıyafetleri ve BU İlkel Paradoks’un hatırladığı Her Şey’i Aşan bir hırsla yanan yüz hatlarının üzerine dökülen vahşi saçlarıyla. 


Hasad’ını Yükseltmek için Yozlaşmış Proto-Madde’yi ve Sonsuz Mühürler’in pırıltısını kullanırken, Paradoksal bir şekilde İlkel Mimar’ın Öz’ünü tüketiyordu; Bu Üç Madde, Tüketim’inin içinde imkansız olması gereken şekillerde birbirine karışıyordu.


Ancak Erwin İmkansızlıklar’a karşı her zaman rahat olmuştu ve en başta BU İlkel Paradoks’un onu öğrencisi olarak seçmesinin nedeni de buydu!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4974   Önceki Bölüm