2   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4 

Arka Plan
Metin
🌙 Gece (Önerilen)
📜 Sepya
🌑 Soft Dark
☀️ Beyaz
Bölüm 3

Chu Si’nin yüzü karardı ama hemen normale geri döndü. Birden gülümsedi ve iletişim cihazına yazdı: Vah vah çok sıkıcı geçmiş olmalı kıyamam. Biraz daha kendinle veya kolundaki çıkarılmamış o tasmayla oynamanı tavsiye ederim.      

Bu çok kışkırtıcıydı.

Herkesin bildiği gibi Uzay Hapishanesindeki insanlar kendinden tahrikli birer bomba oldukları için kontrol altına alınmaları hiç de kolay değildi.

Uzay Hapishanesinde tek bir kaçış boşluğu olmamasına rağmen, hiç kimse bu füzelerin hapishaneden kaçmayacağını garanti edemezdi.

Böylece hapishanedeyken her birinin koluna kontrol aygıtı takıldı.

(Çn: buradaki ifade controller yani kontrol aygıtı ama Chu Si kışkırtmak için tasma dedirttim. İng kaynakta controller ifadesi geçiyor. Duruma göre bu iki ifade arasında geçiş yapacağım.)

Kontrol cihazını çıkarmak Uzay Hapishanesinden kaçmaktan yüz kat daha zordu.

Ancak Chu Si o yürek burkan kelimeleri yazmayı bitirip göndermek üzereyken, iletişim cihazını ekranı titredi ve kapandı.

Şarjı bitmişti!

Tam cevap verecekti ki şu illet şeyin şarjı kritik bir anda bitti!

Chu Si: “…”

Daha demin gülebilecek morali vardı ama artık şimdi gerçekten yoktu.

Bonus, neden aniden durduklarını anlamadı ve Chu Si’yi gömleğinin yakasını biraz sinirli bir şekilde çekerken boş boş izledi. Sonra aniden hızını arttırdı.

Uzun boyluydu ve uzun bacakları vardı. Alnından sızan soğuk ter dışında neredeyse hiç hipoksi belirtisi göstermiyordu. Büyük ve minik bonusu iki üç adımda sollayabiliyordu.

“Eh?! Sen…” bonus kafa birkaç kez derin nefes aldı ve yetişmeye çalıştı, “Neden aniden…bu kadar telaşlandın?”

Chu Si cevap vermedi sadece daha hızlı yürüdü.

Eğer Chu Si “Bacaklarınız hep bu kadar kısa mıydı?” Dememiş olsaydı bonus kafa kendilerini görmezden geldiğini sanacaktı.

50 metre o kadar da uzak bir mesafe değildi. Chu Si, üç kişilik ekibin tamamının hızını tek başına ikiye katladı. Villanın ön bahçesinin kapısının önünde durduklarında hala 22 dakikaları kalmıştı.

Bonus çoktan yarı ölüydü.

Nefes nefe kaldı ve çite yaslandı. Kocaman gözlerle kapıya baktı, “Tanrım, şimdi hatırladım bu kapı…bu kapı göz taramasıyla açılıyordu…o hükümet görevlisinin gözü lazım…hayatta açamayız boşuna geldik.”

Bonus kafa, Chu Si’yi göz ucuyla ölçtü, “Çok genç görünüyorsun, burada bekçi miydin? Gerçi o kadar da olmaz senden, o zaman sekreter falan? neyse neyse muhtemelen o hükümet yetkilisini kriyo kapsülünden çıkarmak için bir yolculuk daha yapmalı—“

Chu Si düğmeye basarken tarayıcının önünde ifadesizce duruyordu.

Neyse ki, villanın enerji sistemi beklendiği üzere bir süre daha çalışır haldeydi. Tarayıcı bip sesi çıkardı ve Chu Si’nin gözünü taradı.

Kapıdan “tak” diye bir ses geldi ardında yavaşça açıldı.

Bonus kafa: “Lan ne oluyor?”

“Ölene kadar orada saf gibi dikilmen umurumda değil ama lütfen kapıya engel olma. Boş yere elektrik harcıyor.” Chu Si avludaki yolu kararlı adımlarla yürüdü.

Bonus kafa ağzı açık bir halde çabucak minik bonusu kapıp arkadadan takip etti.

Kapı arkalarından otomatik olarak kapandı ve kitlenme sesi koridoru doldurdu.

Ancak avlu sessiz değildi. Bir uğultu vardı, rahatsız edici değildi ama ritmik bir şekilde devam ediyordu.

Ses köşedeki metal bir sütundan geliyordu.

Sütun yaklaşık bir insan büyüklüğündeydi, üst kısmında parlak mavi bir ışık yayan dairesel deliklerden oluşan bir halka vardı. Kirpi gibi sayısız son derece ince metal iğneler o deliklerden dışarı çıkıyordu.

Biraz komik görünüyordu ancak gezegenin son bin yıllık ömründeki en büyük icadı olarak adlandırılıyordu.

Yüzeydeki kısmı sadece basit bir metal sütun olmasına rağmen, yer altındaki kısmı büyük bir bilgi havuzunun karmaşık bir tasarımına bağlıydı. Menzili içindeki tüm nesneleri saran koruma kalkanı yapabilirdi.

Tam da bu yüzden gezegen ani patlamada tamamen yok olmadı ancak büyük darbe altında uzaya dağılmış büyük küçük parçalara bölündü. Tıpkı bu kara sedir ormanı ve villa gibi uçsuz bucaksız yıldız denizinde gezginler haline geldi.

Ve kalkanın nereye kadar dayanacağına dair bir bilgi yoktu.

“Bu ejderha sütunu mu?” Bonus, metal direğe huşu dolu gözlerle baktı. “Daha önce hiç aktif görmemiştim…”

Belki de parlak mavi ışık çok büyüleyici olduğu içindi ama bunu söylerken bilinçaltında ona dokunmak isteyen elini uzatmaktan kendini alamadı.

Chu Si homurdandı, “Aynen böyle gevezeliğe devam edelim ve hadi burada ölelim olur mu ha?

Aslında bonus kafa ejderha sütununa yaklaşmadan önce zaten belli belirsiz bir patlayıcı bir kuvveti hissetmişti. O kadar şok olmuştu ki bir iki adım geri attı ve utanç içinde Chu Si’ye döndü.

Ayrıca villanın odaları da kitliydi ancak bu Chu Si’ye sorun teşkil etmiyordu. Sonuçta onun eviydi.

Yer altı deposuna giden, iyi bildiği koridorlarda ilerleyerek büyük ve minik bonusa yolu gösterdi.

Enerjiden tasarruf etmek için merdivenleri kullandılar.

Depo şaşırtıcı derecede hava geçirmez bir yerdi. İçeri girdikten sonra elektronik aletlerin, metalin ve tam elli yıllık toz karışımının kokusunu alabiliyordun. Chu Si, acil durum ışıklarının en küçüğünü açtı. Odadaki aletlerin ana hatlarını görmek için zar zor yeterliydi.

Dokuz kriyo kapsül depodaki alanın büyük çoğunluğunu işgal ediyordu. Kalan üç duvardan ikisi çeşitli şeylerin bulunduğu dolaplardı ve geri kalan duvarda birkaç büyük ve küçük ekran takılı konsol vardı.

“Evin elektriği nereye kadar dayanabilir?” Diye sordu bonus, “Hadi hadi çabuk olalım ve kriyo kapsülleri çalıştıralım. Boğulacağım!”

Belki de yaşama umudunu görünce bir anda heyecanlanmıştı.

Ancak Chu Si yerdeki kapsüllerin üstünden atladı, doğrudan dolaplardan birine gitti ve üst rafları karıştırdı.

“Ne oldu? Yardım edeyim mi?” Bonus şüpheyle takip etti ve saatine bir kez daha baktı.

Chu Si dördüncü dolaptan metal küpü buldu ve göz kapaklarını hiç kaldırmadan konuştu, “Kapsülün aciliyeti yok. Önce iletişim cihazımı şarj edeceğim.”

“İletişim cihazı?” Bonus kafa tepki vermeden önce iki kez göz kırptı, “Neden iletişim cihazını şarj ediyorsun? Kapsülü aktif etmek için mi ihtiyacın var?”

“Hayır, birine cevap vermek için.” Diye yanıtladı Chu Si.

Bonus kafa: “………………”

Chu Si’nin önünde dizlerinin üstüne çöktü, “Önce yaşasan sonra yazışsan olmaz mı be kurban olduğum?”

Chu Si, elindeki metal bloğu iletişim cihazının arkasına koydu ve bloktaki düğmeye bastı.

Bir ding ile iletişim cihazı parmakları arasında titredi ve ardından ekran aydınlanıp tekrar açıldı.

Chu Si daha sonra dizlerinin üzerinde ağlayan bonus kafaya baktı, yerden bir kabloyu aldı ve onu kriyo kapsüle taktı.

“Akıllı sistem aktif. Kriyo kapsülü çalışma testi yeniden başlatıldı. Dış orman izleme sistemi son anormal kapanmayı tespit etti. Sizin için yeniden konumlandırma yapılıyor… Konumlandırma tamamlandı. Düzenlemeler devam ediyor.”

Bir dizi elektronik aletin yeniden başlatılmasını ve dokuz kriyo kapsüllerin vızıltısını izlerken bonus kafa donup kaldı.

“Buradaki kapsüller genellikle test için kullanılıyordu. Yani ormandakilerle aynı değiller.” Chu Si konsolun kenarına yaslandı, bir elini kenara dayarken diğer eli hızla iletişim cihazına ekranına dokundu.

Sa’e Yang’ın can sıkıntısından şikayet eden mesajı hala aldığı kanalda yatıyordu. Yedi dakika geçmişti.

Bu sefer Chu Si kışkırtıcı bir şey yazmadı. Zaman kazanmak için bir kelime bile yazmadı ve sadece “.”ya tıkladı ve doğrudan gönderdi.

Her halükarda bu en azından bir cevaptı.

Kriyo kapsül açıldı ve çerçevedeki deliklerden oksijen biraz kaçtı. Büyük ve minik bonus birbirine sarılmış kapsülün yan tarafında felçli bir şekilde eğilmişlerdi.

Düzgün çalışmaya başladıktan sonra makinenin uğultusu ortadan kalktı ve depo yavaş yavaş sessizleşti.

“Uff—“ bonus kafa uzun bir nefes verdi ve Chu Si’ye gözlerini kıstı, “Nihayet! Şimdilik kurtulduk.”

O kadar rahatlamıştı ki kapsüle sarılıp uyuyabilirdi. Sonra aniden bir şeyi hatırladı ve sordu, “Az önce kime mesaj göndermek için acele ettin? Yani uzay tozuna dönüştük ve hala sana mesaj gönderecek zamanı olan biri kaldı mı ki?”

İnanılmaz!

Chu Si göz kapaklarını kaldırdı, “Bir terörist.”

Bonus kafa: “…Eğer mesajlarına cevap vermezsen seni havaya falan mı uçurur?”

Chu Si iletişim cihazını yanındaki konsola bıraktı, “Tabii ki hayır, onun yerine gezegeni havaya uçurmayı tercih eder.”

“????”

Bonus kafa kulaklarını çekiştirdi, “Olağanüstü bir şey duymuş gibiyim…şaka yapıyorsun değil mi?”

Chu Si arkasındaki ekranlara bakmak için başını çevirdi ve bir daha konuşmadı.

“…” bonus kafa dehşet içinde ona baktı ve bu kadar şaşırtıcı bir şeyin bu tonda söylenemeyeceğini hissetti.

Bir an düşündü ve sonra oksijeni soluyarak kendine güvence verdi, “Şaka yapıyordur yaa.”

Elektronik konsoldaki ekranlar yandı. Ekranlar, villayı ve sedir ormanının dışındaki alanları gösteriyordu. Ve belirli zaman aralıklarıyla kendi kendilerine açılarını değiştiriyorlardı.

Ayrıca şu anki durumları için etrafı gözlemek bir işe yaramayacaktı çünkü bu enkaz parçasında muhtemelen yalnızca onlar vardı.

Ekranlardan ikisi bulundukları alanın kenarındaki yeri izliyordu. Ötesinde sonsuzluğa açılan keskin ve dik uçurumlar görülebiliyordu.

Tepelerinde ve ayaklarının tam altında bir yıldız denizi vardı.

Çok garip bir sahneydi ama Chu Si iki saniye boyunca sessizce ekranı izledi sonra parmağını güç düğmesine koydu.

Bu kadar büyük bir konsolu açık tutmak enerji kaybıydı.

Tam Chu Si güç düğmesine basmak üzereyken sistemin sesi aniden çaldı, “Uyarı, 2. Bölgede bir ihlal var! Uyarı, 2. Bölgede bir ihlal var!”

İkinci bölge, bulundukları toprak parçasının sınırı olan yıldız denizine bağlı o keskin ve dik uçurumlardı.

Bonus kafa ses karşısında irkildi ve eğilip saklanmak için yuvarlandı.

Chu Si kaşlarını çattı, bakışlarını sabitledi. Bir figür uçurumdan fırladı ve doğruca siyah bir taşın üstüne indi.

Uzun boylu ve ince yapılıydı. Yere indiğinde kolları gerildi ve kasları güzel bir yay gibi belirginleşti. Yüzünde taktığı oksijen maskesi yüz hatlarını o kadar sıkı kapatıyordu ki Chu Si, o figür başını çevirdiğinde yalnızca keskin çene hattını görebiliyordu.

Mop, adamın kolunda takılı duran siyah-altın çemberi bir bakışta fark etti ve bağırdı: “Lanet olsun, Uzay Hapishanesi’nden biri!”

Siyah taşın üzerinde duran adam başını çevirdi, bakışlarını etrafa gezdirdi. Sonra kameraya dönünce aniden durdu.

Omuzlarını hafifçe yuvarladı ve ağır adımlarla kameraya doğru yürümeye başladı.

Yaklaşabildiği kadar yaklaştığında elini kaldırıp yüzündeki maskeyi çıkardı. Ortaya son derece yakışıklı bir yüz çıkmıştı. Gözleri oldukça açık renkteydi. Gözlerini kıstığında yüzüne keskin ve kibirli bir ifade yerleşiyordu. Ancak bir an sonra dudaklarının kenarında beliren alaycı gülümseme bu sertliği silip götürdü.

Başparmağıyla kameranın merceğini sildi, yukarıdan bakan bir gülümsemeyle konuştu: “Canım, hiç cevap alamadım. Bu yüzden seni bulmaya geldim.”


Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

2   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4