Kendi şehrimizin yakınındaki dağlarda, ormanın içindeki evimizden çıktıktan sonra, şehre ulaşmak için bir süre yürüdük. ⠀ Orman her zamanki gibi sakindi; soğuk ama hoş bir esinti esiyordu ve uzaktaki ufukta güneşin ilk ışıkları yeni yeni belirmeye başlamıştı, bu da manzarayı çok daha güzel yapıyordu. ⠀ Sakin rüzgâr sesleri ve kuş cıvıltıları eşliğinde ana patikadan ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye devam ettik. ⠀ Aniden içimde ormanın bizi uğurladığı gibi bir his belirdi... Ama bu düşüncelerim, Hayato’nun çalılıklara daldığını gördüğümde kesildi. ⠀ Hayato, her zaman olduğu gibi ormanda yürürken ilgisini çeken her şeyi kurcalıyordu. Bu alışkanlığı çocukluğundan beri onunla... ⠀ — Hey! Hayato, ne yapıyorsun orada? — diye sordum, ağladığı çalılıkların yanından geçerken. ⠀ — Aa!? Ne mi yapıyorum? Çok açık değil mi? — diye karşılık verdi. Ama çalılıkların içinde bir şeyler yaptığı için tam olarak ne dediğini anlayamadım. ⠀ — Gizli ganimet arıyorum, — dedi Hayato, cevabımı beklemeden. ⠀ Sonra aniden çalılıklardan geri fırladı ve üstünü silkeledi.Tam yanından geçip gidecektim ki yinede ne çıkardığına bakmak için arkama döndüm. ⠀ — Eh, galiba harikulade eserimi hayvanlar yemiş, — dedi Hayato, yüzü asılarak. ⠀ Tam ona “Ne eseri bu?“ diye soracakken, aniden arkama baktı. ⠀ — Hey, kanka, bak! Yakında şehre varıcaz, yolculuk öncesi biraz alışveriş yapalım mı? — diye saniyesinde konuyu değiştiriverdi. ⠀ Eğer niyetinin oyun almak olduğunu bilmeseydim, alışveriş yapmayı kabul edebilirdim ama. ⠀ — Kusura bakma Hayato, ama oyun almayacağız. Paramız zaten kısıtlı, — diye cevap verdim ve yürümeye devam ettim. ⠀ Biraz suratı asıldı, ama sonra nedense yüzü yeniden parladı. İlginç, yine ne planladı acaba diye düşündüm. ⠀ — Tamam, o zaman başkentte alırım yeni oyunları, — dedi aniden. Ardından kulaklarını tıkadı ve cevabımı duymamak için “La-la-la! Duymuyorum, duymuyorum!“ diye bağırmaya başladı. ⠀ Pekâlâ, bu sorunu sonra düşünürüm, diye geçirdim içimden. Sonra Hayato’nun ormanın çıkışına çoktan vardığını fark ettim. Ben de çıkışa vardığımda, Hayato’nun durmuş, kendi şehrimizi izlediğini gördüm. ⠀ Bu tepeden manzaranın her zaman en iyi olduğunu düşünmüşümdür, zira tam buradan insana, on binlerce insanın yaşadığı koca bir şehri avucunun içine sığdırabileceği hissi geliyor. ⠀ Sonra Hayato bana döndü. — Kanka, yakında başkente gideceğimizi düşündüğünde tüylerin ürpermiyor mu? — diye sordu aniden. Aptal biri bile Hayato’nun endişelendiğini anlardı... ⠀ — Neden birdenbire bunu soruyorsun? — diye karşılık verdim, yine de teyit etmek isteyerek.. ⠀ — Ya sen de düşünsene, kanka, başkenti ziyaret edenler hep aynı şeyi söylüyor: Başkentin bir rüya şehri olduğunu, bir kere gidenin geri dönmek istemeyeceğini. Ve en önemlisi, herkes onun ihtişamının hayal bile edilemeyeceğini tekrarlıyor. Bizim şehrimiz başkentten sonra en büyük sayılır, ama yine de başkent hakkındaki efsaneler kadar çok efsane yok bizim şehir hakkında. Ve bu, beni daha da meraklandırıyor, — diye cevap verdi Hayato, iki kolunu havaya kaldırarak. ⠀ Hmmm... Şaşırtıcı derecede derin bir tespitti. Diye düşündüm. ⠀ Ve evet, tamamen haklıydı. Birden ben de bu konuya daldım ve fikrimi paylaşmak istedim... Ama sonra Hayato’nun kaybolduğunu fark ettim. Nasıl bu kadar çabuk ciddi bir konuşmaya başlayıp sonra ortadan kaybolabiliyor... ⠀ Peşinden yürüyüp eski taş merdivenlerden şehre inerken dalıp gittim. Bizim şehrimiz sade ve sakin bir şehirdir. Koca bir şehir olmasına rağmen herkes birbirini tanır. ⠀ Burada birçok alışveriş merkezi var, ama şehrimiz diğerlerinden, özellikle de başkentten uzak olduğu için turist sayısı az oluyor. ⠀ Peki ya klanımız... Evet, klanımız bu şehrin simgesi, hatta kurucusu sayılırdı. Bildiğim kadarıyla bu topraklara ilk yerleşenler benim atalarımdı, burada yüzlerce yıl hüküm sürdük. Ve klanımızın adı “Kirei“ [7] idi. ⠀ Dedemin, büyük büyük... kısacası ilk Kirei Klanı’nın başkanı olarak bilinen atam hakkındaki hikâyelerini bile hatırlıyorum. Adı Reintaro Kirei’ydi. ⠀ Dedemin anlattığına göre, bu şehre “Saiento“ adını veren de oydu. Sanırım bu, “dünyanın ucundaki şehir“ anlamına geliyordu. Şehrimizin Kuontayo’nun güneydoğu sınırında yer aldığını düşünürsek, bu oldukça anlamlı bir isimdi. ⠀ Tüm bunları düşünürken, bir zamanlar klanımızın ilk sayıldığını, ama şimdi o görkemli Kirei Klanı’ndan neredeyse hiçbir şey kalmadığını tekrardan fark ettim. ⠀ O malum gecede... Kotsuhiro ağabey... Tamam, bunu düşünme, Akira. Kahretsin... ⠀ Pekâlâ, başka bir şey düşüneyim. Gözlerimi açar açmaz, çatısından bir ağacın çıktığı tanıdık bir evi gördüm. ⠀ Şehrimizde çok fazla bitki örtüsü ve tepe olduğu için, birçok ev onlarla birleşik inşa edilmişti. Şehrimiz bu yüzden “Çiçek Açan Şehir“ olarak da anılırdı. Kendi kendime gururla gülümsedim. ⠀ Ayrıca şehrimizde iyi bir eğitim sistemi vardı, gerçi ben geleneksel Büyü Okulları’na hiç gitmedim. Başka ne söylenebilir... ⠀ Doğru, şehrimizde, tüm Kuontayo’nun koruyucusu sayılan On Kutsal Birlik’ten biri yerleşmişti. ⠀ Buraya yerleşen, Sekizinci Kutsal Birlik “Özgürlük Işığı“ idi. Onlar şehrimizin yeni koruyucularıydı. ⠀ Bu arada, Hikari ağabeyim de oraya kabul edilmişti. Denilene göre, son 5 yılın R&K Sınavı’nda en iyi sonuçlarından birini o almıştı. ⠀ Ondan daha azını beklemezdim zaten, o ailemizin gururu. Ben de tıpkı senin gibi olmak için Sınavda elimden geleni yapacağım, Hikari ağabey. ⠀ O gece, dedem, Kotsuhiro ağabeyi ararken, sen bizi korumak için ayakta duran tek kişiydin. Diye düşünceye dalmışken. ⠀ — Eyyy! Akira! Hayato! Buraya gelin! — diye arkamızdan aniden biri seslendi, sesi beni hayal dünyamdan geri çekiverdi. ⠀ Bunlar, bizi çocukluğumuzdan beri tanıyan yerel esnaflar ve şehir sakinleriydi. Arkamı döndüm ve onlara doğru yürüdüm. ⠀ — Nasıl da büyümüşsünüz benim meleklerim, — dedi Şizuka Nine, Hayato’nun yanağını sıkıca yakalayarak. ⠀ — AYYY! Şizuka Nine, canım yanıyor, acıyor! — diye bağırdı Hayato yüzü ter içinde. Hepimiz güldük. ⠀ Şizuka Nine ve buradaki birçok kişi, klanımızın yıkılmasından sonra bize yardım etmişti. Onlar olmasaydı, şimdi bu kadar rahat yaşayamazdık ve hatta belki de bu şehirde bile olamazdık... ⠀ — Alın size yol yemeği, Akira, sınav öncesi aç kalmayın. Beş yıl önceki Hikari gibi çabalayın orada, hahahah, — dedi Bay Niko, omzumu sıvazlarken. ⠀ Ona teşekkür ettim, o dedemin eski bir arkadaşıydı ve bizi çocukluğumuzdan beri tanırdı. ⠀ Sonra birçok kişi daha bize şans diledi ve vedalaştı. Herkesle vedalaşarak şehrin merkezine geçtik, orada da herkesle vedalaştık. ⠀ Ve kendimizi şehrin çıkışına geldiğimiz anda tonlarca eşya ve yiyecek taşıyor halde bulduk. ⠀ Ama hepsine canı gönülden minnettarım. Hepsi benim ailem gibi, onlar olmasaydı bize ne olurdu bilemiyorum. Diye içtenlikle sevindim. ⠀ Ve sonunda ufukta tren istasyonunun gördük. İşte geldik.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.