Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 298

56.Kısım – Okuyucu ve Yazar (4)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.819

Çeviri: Sansanson
56.Kısım – Okuyucu ve Yazar (4)
 
Yoo Joonghyuk öldü.
 
   [Dördüncü Duvar şiddetle sarsılıyor.]
 
Gerçek gibi gelmiyordu.
 
   [Dördüncü Duvar ciddi biçimde sarsılıyor!]
 
   [Özel yetenek Dördüncü Duvar güçlü bir şekilde etkinleştirildi!]
 
Ciğerlerime dolan dehşet yüzünden nefes alamıyordum. Yoo Joonghyuk neden aniden ‘yazar’ niteliğini kazanmıştı ve neden ölmeyi ya da regresyon geçirmeyi seçmişti? Biliyor gibiydim ama anlaması zordu. Artık bildiğim o orijinal Yoo Joonghyuk yoktu. Sadece bir avuç dolusu hikâye onun yokluğunu kanıtlıyordu.
 
...Şöyle hissetmiştim.
 
   Bu bir roman. Bu, bir romandaki hikâye.
 
Yavaşça nefes aldım ve geri verdim.
 
   Yoo Joonghyuk bir karakter olmaktan kurtuldu.
 
Kulaklarım çınlıyor, kalbim deli gibi çarpıyordu. Bir kez daha nefes alıp verdim.
 
   [Özel yetenek Dördüncü Duvar güçlü bir şekilde etkinleştirildi!]
 
Duyularım yavaşça yerine geldi ve ekip üyelerinin mırıltıları duyulmaya başladı.
 
   “...Ne oldu?”
 
   “Duymadın mı? Senaryo temizlendi!”
 
Yanaklarıma iki kez tokat attım ve mühürden sızan kıyamet ejderhasının statüsünü hissederek başımı kaldırdım.
 
   [Nebula <Olimpos>, Kıyamet Ejderhası için savaş alanını hazırlıyor.]
 
   [Nebula <Vedalar> felaket için hazırlanıyor.]
 
   [Nebula <Tamna>...]
 
Eğer tahminim doğruysa, hâlâ vakit vardı. Her yana dağılmış ekip üyelerine doğru bağırdım. “Herkes toplansın. Anlatacak bir hikâyem var.”
 
Ekip üyeleri, temkinli olmalarına rağmen etrafımda toplandılar. Birisi yere yığılan Han Sooyoung’a destek olurken, Kim Namwoon ve Lee Jihye bana karşı güçlü bir düşmanlık besliyordu.
 
   “Bir süre sonra Kıyamet Ejderhası serbest kalacak. Bununla ilgili olarak―”
 
   “Kapa çeneni! Az önce ne yapıyordun? Sen ve Yoo Joonghyuk birleşip Ustaya saldırdınız!” Lee Jihye kılıcını boynuma doğrultarak bağırdı. Ardından Lee Hyunsung mırıldandı, “Dokja-ssi, o şey...”
 
   “Kaptan! Bu pisliği ne yapalım? İcabına bakayım mı?” Kim Namwoon ellerini kara alevlerle doldurdu. Han Sooyoung başını salladı. “...Herkes onu dinlesin.”
 
   “Ha?”
 
   “Onu dinleyin.”
 
Han Sooyoung’un gözleri açıktı ama boş gözbebekleri her şeyden vazgeçtiğini kanıtlıyordu. Han Sooyoung bana benziyordu. Yüzeyde böyle görünebilirdi ama kafasında durumu çoktan anlamıştı. Belki de bir sonraki planı düşünüyordu.
 
Ekip üyelerine baktım. Lee Hyunsung, Kim Namwoon, Lee Seolhwa, Lee Jihye, Shin Yoosung...
 
1863. turdan sağ kurtulanlar. Onlara Han Sooyoung hakkındaki gerçeği söyleyebilirdim. Han Sooyoung sizi kullanıyordu. Yeni bir dünya kurmak için hikâyenizi burada bitirmek istiyordu. Yine de bunu söyleyemedim.
 
   “Herkes kaptanla ilgilensin. Acele kararlar vermeyin. Dokja-ssi’yi dinleyin.”
 
Çünkü onlar Han Sooyoung’u gerçekten takip ediyorlardı. Ekibin bana olan düşmanlığı Lee Hyunsung’un sözleriyle biraz dindi. Hikâyeye başladım.
 
   “Kıyamet ejderhasının serbest kalması, mühür açıldığında bitmiyor. Bilmiyor olabilirsiniz ama bu senaryonun sonu...”
 
Gökyüzüne baktım. Diğer ekip üyeleri de benimle birlikte yukarı baktı. Mühürleme küresi büzüşmüştü. Mührün parçaları azar azar kırılıyordu. Zaman geçtikçe gökyüzünün yoğunluğu artıyordu.
 
Dördüncü Duvar’a sığındım ve boş kelimeler döküldü ağzımdan. “Karargâha dönün ve bir sonraki senaryo için hazırlanın. Belki üç günlük vaktimiz kalmıştır.”
 
***
 
1863. turu hemen terk edebilirdim. Ancak bunu yapamazdım çünkü bu turdaki karakterler sevdiğim insanlardı.
 
Çim Biçen Kılıç’ı son anahtar olarak kullanarak kıyamet ejderhasının serbest kalışından biraz zaman kazanmıştım. Anahtar olarak kullanılmak için statüsü biraz eksikti, bu da ejderhanın çıkışını biraz geciktirmişti.
 
Bu zamanı akıllıca kullanmalıydım. Şimdi Han Sooyoung bu yolu seçtiğine göre, en az bir nebulanın yok olması kesinleşmişti. En önemli şey Dünya’nın yok olmasını engellemekti.
 
Ertesi gün, Lee Hyunsung’a ciddi miktarda bilgi verdim. Bunların hepsi önceden planladığım şeylerdi. Kıyamet ejderhası felaketinden kaçınmaktan yeni hikâyeler ve eşyalar kazanmaya kadar her şey. Ayrıca en güçlü kişilerin listesini de verdim.
 
Lee Hyunsung hikâyemi başından sonuna kadar dinledi ve aniden başını kaldırdı. “...Dokja-ssi, tüm bunları nasıl biliyorsun?”
 
   “Han Sooyoung’un bilme sebebiyle aynı.”
 
Gereksiz açıklamalardan kaçınmaya çalıştım fakat Lee Hyunsung’un ifadesi alışılmadıktı. Lee Hyunsung uzun süre tereddüt ettikten sonra beklenmedik bir şey söyledi.
 
   “Dokja-ssi, sen de bir ‘intihalci yazar’ mısın?”
 
   “...İntihalci yazar mı?”
 
   “Değil... misin? Özür dilerim.”
 
Kafam karışmıştı. “Han Sooyoung niteliklerinden mi bahsetti?”
 
   “Ah, şey...”
 
Lee Hyunsung zoraki bir ifadeyle başını kaşıdı. İnanamıyordum. Gururlu ve bencil Han Sooyoung, orijinal niteliğini mi göstermişti? Neden?
 
   “Herkes dışarı çıksın.”
 
Tam bunu düşünürken harekat odasının kapısı açıldı ve içeri biri girdi. Şapkasını yüzünü kapatacak kadar derin takmış olan Han Sooyoung’du bu.
 
   “Tabii, anlaşıldı.” Lee Hyunsung selam verdi, eşyalarını topladı ve odadan çıktı. Odada sadece Han Sooyoung ve ben kalmıştık.
 
Madem ben Dış Dünya Sözleşmesi’ni tamamlamıştım, Han Sooyoung için de aynısı geçerli olmalıydı. Bu şartlar altında bana düşmanlık beslemesi için bir sebep yoktu.
 
   “Ruh hâlin daha iyi gibi görünüyor.”
 
   “Kapa çeneni.” Han Sooyoung kollarını kavuşturup sandalyeye otururken cevap verdi, “Neden şikâyet ediyorsun?” diye sordum.
 
   “Şikâyet mi? Buna şikâyet mi diyorsun? Senin yüzünden buradaki herkes ölebilir.”
 
Odada bizi bekleyen ekip üyelerini gördüm. Şeffaf duvarın arkasında toplanmış, ciddi ifadelerle konuşuyorlardı. Muhtemelen Yoo Joonghyuk’un ölümünden kısa süre sonra Han Sooyoung’un yüzündeki o umutsuz ifade yüzündendi. “Sonsuz bir uykuya dalmaktansa bir sonraki senaryoya geçmek daha iyidir,” dedim.
 
Pencerenin dışından Lee Hyunsung göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsedi. Lee Hyunsung, Han Sooyoung’un bir intihalci olduğunu biliyordu. Belki de Han Sooyoung’un onları terk edeceğini de biliyordu. Ayı gibiydi ama derin bir kalbi vardı. Lee Hyunsung bunun olacağını tahmin etmiş olabilirdi. Buna rağmen Han Sooyoung’u takip etmeye karar vermişti.
 
Konuşmaya devam ettim, “Kıyamet ejderhası serbest kaldığında her şey bitmeyecek. Sen de bilmiyor musun?”
 
Han Sooyoung başını eğdi ve cevap vermedi. Kıyamet ejderhası kademeli olarak mühürden kurtuluyordu. Serbest kaldığında Yıldız Akışı’nda bir felaket yaşanacaktı. Bu, gelecekteki tüm senaryoların biteceği anlamına gelmiyordu.
 
Aslında 1863. turda Yoo Joonghyuk kıyamet ejderhasını serbest bırakmış ve senaryonun sonunu görmüştü.
 
   “Üyelere açıkla. Yaptığın ve sakladığın her şeyi. Mükemmel bir gelişme olmayabilir ama bir yolu var.”
 
   “...”
 
   “Hâlâ güç ödünç alabileceğin pek çok yer var. Anna Croft’un Zerdüşt’ü, Sonun Arayıcıları, Aşkın Kral ve reenkarnasyon gezegeninde yaşayan ‘o kişi’...”
 
   “Sana kapa çeneni dedim.” Han Sooyoung başını kaldırıp dik dik bana baktı. Gururlu gözleri şapkanın altından üzerime kilitlenmişti. Bu arada... bir şey tuhaftı.
 
Han Sooyoung’un gözleri şişmişti. Yüzüne dikkatle bakınca Han Sooyoung homurdanarak şapkasını daha da aşağı bastırdı. 1863. turun Han Sooyoung’undan hoşlanmıyordum. Yine de onu anlayabiliyordum. Kurmak istediği dünya, hayalini kurduğum dünyaya biraz benziyordu.
 
Han Sooyoung dişlerinin arasından konuştu. “Yoo Joonghyuk bir ‘yazar’ oldu.”
 
   “Neden aniden böyle bir nitelik kazandı ki?”
 
   “Sanırım yeni bir hikâyeyi çok samimi bir şekilde yazmak istedi. ‘Yazar’ özelliğini açmanın şartı budur.”
 
Anlayabiliyordum ama aynı zamanda anlayamıyordum. Turu tamamlayamayan fakat hayatta kalmak için çırpınan bir dünya... Yoo Joonghyuk kendi hikâyesini yazmak için o dünyadan çıkmıştı.
 
Han Sooyoung konuşmadı ama ikimiz de diğerinin ne düşündüğünü açıkça görebiliyorduk. Han Sooyoung başını kaldırdı, şapkasını çıkardı ve bir sigara yaktı.
 
   “Bir soru-cevap takasına ne dersin? Sistemi kullanma çünkü sinir bozucu oluyor,” diye sordum.
 
Han Sooyoung ifadesiz bir yüzle sigarasını içti. “Yalanlar dahil mi?”
 
   “Evet.”
 
   “Önce sen.”
 
Başımı salladım. “Sence Hayatta Kalma Yolları’nın yazarı kim?”
 
Han Sooyoung bir kez daha dumanı içine çekti ve dışarı üfledi. Sonra cevap verdi, “Çok büyük bir bebek.”
 
   “...Bebek mi?”
 
   “Senaryoların olmadığı bir dünyada, sadece bir sonraki hikâyeyi görme arzusu olan... korkunç bir hayal gücüne sahip bir bebek.”
 
Aklıma bir şey geldi. Senaryoların olmadığı bir dünya. Bu Yıldız Akışı’nda böyle tek bir dünya vardı.
 
   “Yoksa...”
 
   “Dile getirmesen iyi edersin.” Han Sooyoung gökyüzünü işaret etti. “Dinliyor olabilir.”
 
Ağzımı kapattım. Eğer o ‘varlık’ gerçekten yazarsa bu imkânsız değildi. Ancak...
 
Kafam karışık bir hâlde Han Sooyoung’a söyledim, “Senin sıran. Sor.”
 
   “Düşünüyorum, bekle lütfen.”
 
   “...Pek vaktim yok, o yüzden çabuk sor. Yarın sabah gidiyorum.”
 
   “Yarın sabah mı?”
 
   “Dış Dünya Sözleşmesi’ni yerine getirdim, orijinal dünyama geri dönmem gerekiyor.”
 
Han Sooyoung hafifçe kaşlarını çattı. “İşin bittiği gibi bizi öylece fırlatıp atıyor musun? Harika. Benim dünyam mahvoldu...”
 
   “Bildiğim her şeyi Lee Hyunsung’a devrettim. Başka hiçbir yardım almadan sonuna kadar ilerleyebilirler.”
 
Harekat odasının dışındaki insanlara göz atarken bunları düşündüm. En başından beri bu dünya, ‘onların dünyasıydı’. “Sen ne zaman ayrılacaksın?” diye sordum.
 
   “Ayrılmak mı?”
 
   “Sen de Dış Dünya Sözleşmesi’ni yerine getirdin.” Dış Dünya Sözleşmesi’ni bitiren tek kişi ben değildim. Yoo Joonghyuk ölmüştü ve Han Sooyoung görevini tamamlamıştı. Artık Gizemli Entrikacı’nın yardımıyla kendi ‘dünyasını’ tamamlamak üzere buradan ayrılabilirdi.
 
   “Han Sooyoung?”
 
Han Sooyoung gözlerini yere dikti ve cevap verdi, “Gitmiyorum.”
 
+

Bölümleri daha erken okumak için https://novelgecesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi