Bölüm 302
Çeviri: Sansanson
57.Kısım – Şanlı Geri Dönüş (3)
Lee Jihye, elinde Sadakat ve Savaşın Dükü’nün kılıcını tutuyordu. 1863. turdaki Lee Jihye’nin sahip olduğu Çift Ejderha Kılıçları değildi ama performansı mükemmeldi. Muhtemelen bir müzeden falan çalmıştı...
“Kalamar nerede?” diye sordu şaşkına dönmüş geri dönenlere.
“Jihye. Dur! Benim!” diye çaresizce bağırdım ama ağzım açılmıyordu. Lee Jihye tarafında ise, sanki çığlık atıyor ve dokunaçlarımı sallıyormuşum gibi görünüyordu.
“Uf, iğrenç kalamar. Geber!” Lee Jihye’nin kılıcı, üzerime doğru koşarken parladı.
...Bu durum 1863. turla tuhaf bir şekilde benzerlik gösteriyordu. Lee Jihye’nin kılıcı kıl payı başımın üstünü sıyırdı. Saçlarım kesildi ve Lee Gilyoung seslendi.
“Düzgün yapsana noona! Küçük olanlar yerine büyük dokunaçları kes!”
“Kapa çeneni!”
Her nasılsa, karşı tarafa saçlarım bile dokunaç gibi görünüyordu. Ben olduğumu bilmiyorlardı ama yine de üzülmeden edemedim.
Gergin bir şekilde geri çekilen geri dönenleri uyardım, “Kimse saldırmasın! Ben halledeceğim!”
Neyse ki geri dönenlerin beni dinlemesi teselli vericiydi. Uçan Tilki’nin şaşkın sesi duyuldu: “Yardıma ihtiyacın olursa hemen arkandayım.”
Uçan Tilki, 2. Murim’de oldukça seçkin bir geri dönendi. Kaçınılmaz bir durum olursa ondan yardım alabilirdim. Peki, Lee Jihye’ye varlığımı nasıl açıklayacaktım?
“Kes şu kalamarı!”
Bu senaryoda ‘konuşma dilim’ Lee Jihye’ye iletilmiyordu. Ancak, aslen insan iletişimi sadece konuşma diliyle sağlanmazdı.
“Ne? Garip hareketler yapma!”
Rüzgârın Yolu’nu aktif ettim ve yere yazmaya başladım. Lee Jihye’nin kılıcından kaçarken yere çizgiler çiziliyordu. Arkamdaki geri dönenler niyetimi fark edip haykırdılar.
Aslında bunun işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordum. Orijinal roman, bu tür iletişim olasılıklarını detaylıca işlememişti. Soru şuydu; Lee Jihye niyetimi anlayacak mıydı?
“Ne? Yere mi yazıyor?”
Neyse ki Lee Gilyoung çabuk fark etti ve niyetimi ilk anlayan oldu. Lee Jihye duraksadı ve yere baktı. Göz kamaştırıcı ayak hareketlerimin bıraktığı bir not vardı. El yazısı kötüydü ama okunaksız değildi.
– Ben Kim Dokja.
Yazdığım cümle buydu. Ama...
[Senaryo cezası yazını bozdu.]
...Ceza buna da mı uygulanıyordu? ‘Dördüncü Duvar’, bozulan cümleyi Lee Jihye adına okudu.
「 Ben ya yakı şıklı bir kala marım. 」
[Karakter Lee Jihye Şeytan Katli Sv.10’u kullandı!]
Lee Jihye’nin gözleri kızardı ve bana doğru hızlanmaya başladı. Eskisinden çok daha hızlıydı ve bu durum hamlelerinden kaçmamı zorlaştırıyordu. Teslimiyet işareti olarak ceketimi sallamaya çalışsam da senaryo cezası yüzünden tüm çabalarım boşunaydı.
[Çirkin Kalamar, enkarnasyon Lee Jihye’yi kışkırtıyor.]
“Geber!”
Hafif bir baş ağrısı hissettim. Bu halüsinasyonlar devam ederse, mesajım asla oraya ulaşmayacaktı.
...En iyisi onları etkisiz hâle getirmekti. Ancak bunu yapmak istemiyordum. Belki de 1863. turdan sonra içimde bir şeyler değişmişti.
「 O anda, yakışıklı kalamarın aklına bir fikir geldi. 」
Ah, bekle. Durum buysa...? Bir an düşündükten sonra yapmaya karar verdim. Senaryo dilimi ne kadar bozarsa bozsun, bunu o kadar da bozamazdı.
[Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, enkarnasyon Lee Jihye’ye 91 jeton sponsor oldu.]
Bozulamayacak bir şey.
[Senaryo cezası dolaylı mesajı bozdu.]
[Çirkin Kalamar, enkarnasyon Lee Jihye’ye 91 jeton sponsor oldu.]
Kesinlikle jeton sayısıydı. Lee Jihye, kalamardan gelen ani bağışla kaşlarını çattı. “...Ne?”
Hadi Jihye, lütfen.
[Çirkin Kalamar, enkarnasyon Lee Jihye’ye 91 jeton sponsor oldu.]
“Bunları verince sana saldırmayacağımı mı sanıyorsun?”
[Çirkin Kalamar, enkarnasyon Lee Jihye’ye 91 jeton sponsor oldu.]
“Sinirimi bozma! 100’lük birimlerde olmayan jetonlardan nefret ederim!”
...Gerçekten mi? O zaman şuna ne dersin?
[Çirkin Kalamar, enkarnasyon Lee Jihye’ye 9,158 jeton sponsor oldu.]
İlk defa Lee Jihye’nin saldırıları durdu. Hiçbir şey anlamamıştı. Sadece sponsor olunan jeton miktarının artması yüzündendi.
Lee Gilyoung sordu, “Neden aniden durdun noona?”
“Hayır, bana jeton verip duruyor.”
“Jeton mu?”
Şaşıran Lee Gilyoung bana bir göz attı. “Bir takımyıldızı mı?”
“Hangi takımyıldızının Çirkin Kalamar gibi bir niteleyicisi olur ki?”
Biri vardı. Hayır, ben değil. Bir kalamar değildi fakat benzer bir niteleyiciye sahip birisi vardı. Şimdi ise benim niteleyicim değişmişti... Siktir, bunu neden açıklıyordum ki?
Lee Jihye kararsız gözlerle bana bakarken tereddüt etti. “Neden sürekli 91 jeton veriyor?”
“91 jeton mu?”
“Evet. Sonra en sonunda 9,158 jeton verdi.”
“9,158 jeton oldukça fazla. Gizli bir senaryo mu acaba? Ya da anlamlı bir şey...”
Bunun tek fırsatım olduğunu düşündüm.
[Çirkin Kalamar, enkarnasyon Lee Jihye’ye 7,942 jeton sponsor oldu.]
Lee Gilyoung, jeton sponsorluğum karşısında şoka uğramış görünüyordu.
“7,942 mi? Yoksa...”
Çocukların gözleri titriyordu. O berrak gözlere baktım ve derinden etkilendim. Evet, işte bu çocuklar. Benim. Kim Dokja.
[Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı kimliğinden şüphe duyuyor.]
[Kore Yarımadası’ndaki bazı takımyıldızları kimliğini merak ediyor.]
Ardından kanala beklenmedik bir takımyıldızı girdi.
[Takımyıldızı Şarap ve Coşkunun Tanrısı kanala girdi.]
[Takımyıldızı Şarap ve Coşkunun Tanrısı kimliğini fark etti!]
Şarap ve Coşkunun Tanrısı, Dionysos. Bu arada, bana bu ‘7942’den bahseden Dionysos’un ta kendisiydi[1]. İşlerin beklediğimden daha iyi gidebileceğini düşündüm. Söz konusu bu takımyıldızıysa, çocuklara gönderdiğim mesajı deşifre edebilirdi.
[Takımyıldızı Şarap ve Coşkunun Tanrısı, ‘91’ sayısının bir tür sayı oyunu olduğunu iddia ediyor!]
Kalbim küt küt atıyordu. Dionysos’un tahmini doğruydu. ‘Doksan bir’ diye okunan sayı, çocuklara gönderdiğim kodumdu.
9 (Gu) 1 (One). Guwon (Kurtuluş). [2]
Neyse ki Dionysos ne dediğimi anlamış gibi görünüyordu. Şimdi Dionysos’un tek yapması gereken onlara benim Kurtuluşun Şeytan Kralı olduğumu söylemekti...
[Takımyıldızı Şarap ve Coşkunun Tanrısı, bu kalamarın zeki bir kalamar olduğunu söylüyor.]
Gökyüzüne baktım. Lee Gilyoung mutlulukla bağırdı. “Bu gizli bir parça herhâlde! Her dokunaç kesildiğinde jeton mu verecek?”
[Takımyıldızı Şarap ve Coşkunun Tanrısı başıyla onaylıyor.]
Bu senaryo biter bitmez Olimpos’u yerle bir edecektim.
Lee Jihye bağırdı, “Onu yakalayacağım. Hey Gilyoung, yarısını sen al!”
Lee Jihye’nin üzerinde koştuğu dokunaç benim kolumdu.
“Gerçekten çok çevik. Noona, önce şuradaki büyük dokunacı kes!”
O benim bacağımdı.
“Ah, sinir bozucu. Sadece ortadan ikiye biçeceğim.”
Bu... olamazdı. Tam ‘statümü’ serbest bırakmak üzereyken bir ejderha kükremesi duyuldu. Bu güç, geri dönenlerin bir anlığına irkilmesine neden oldu.
Yukarı baktığımda gökyüzünü kaplayan kara ejderhayı gördüm. Tanıdık bir yüz vardı. Lee Jihye ve Lee Gilyoung gibi... bu çocuk da çok büyümüştü.
“Hep geç kalıyorsun, Shin Yoosung! Bir ejderhan olmasına rağmen hem de!”
Sadece tombul yanakları, bu kızın hatırladığım çocuk olduğunun kanıtıydı. Kimera ejderhasının üzerindeki Shin Yoosung yere indi. Shin Yoosung bu tarafa bir göz attı ve Lee Jihye’ye sordu, “Henüz bitirmedin mi? Çok uzun sürmesin demiştim.”
“Denedim ama bu tuhaf bir felaket.”
“Tuhaf mı?”
“Şu kalamar işte.”
Shin Yoosung dik dik bana baktı.
“Bana sürekli jeton veriyor. Kendimi kötü hissediyorum...”
Shin Yoosung beni izlemeye devam etti.
[Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, enkarnasyonuna bakıyor.]
Yavaşça ona doğru yürüdüm.
“Siktir! Aniden yaklaşma!” Lee Jihye’nin tehdidine rağmen ilerlemeye devam ettim. İlerlemekten kendimi alamıyordum.
“Yaratık Efendisi geldi!”
“Tamam, şimdi onları öldürebiliriz!”
Shin Yoosung’un ortaya çıkışı, kıyı şeridinin dışına kaçan enkarnasyonların beyaz kumsallar boyunca geri koşmasına neden oldu. Her yerde silahların çarpışma sesleri duyuluyordu. Cesur enkarnasyonlar kılıçlarını bana ve geri dönenlere doğrultuyorlardı.
Aslında, 45. senaryoda gerçek bir gizli ödül gizliydi. Eğer grubumuz senaryoyu tek bir kurban vermeden tamamlayabilirse...
Uçan Tilki, geri dönenlerle birlikte geri itilirken bağırdım, “Kardeşim! Daha fazla dayanamayız! Ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum ama çabuk yap!”
İnsanoğlu, kendi türüne bile güvenmeyen bir varlıktı. Öyleyse bir felaket ile nasıl arkadaş olabilirlerdi?
“Ölün dokunaçlı canavarlar!”
Kendilerine benzeyene hükmetmeye çalışırken, farklı olanı dışlayan bir ırk. Görüntüm onların gözlerine yansıyordu. Onlar için sadece dokunaçlı bir canavardım.
「 ‘Belki başka bir yol vardır.’ 」
Orijinal romandaki Yoo Joonghyuk, bu ‘geri dönen rotasını’ birkaç kez denemişti. Ancak Yoo Joonghyuk bu gizli parçayı bir kez bile başaramamıştı. Daha doğrusu, başaramazdı.
「 ‘Biraz zor olsa bile, başka bir yol bulabilirsem...’ 」
‘Geri dönen rotasını’ seçen herkes pişmanlık dolu yollardan yürümüştü. Bu yüzden onun başarısızlığını biliyordum. Başarısız olabileceğim tüm yollar, onun çoktan yürüdüğü yollardı.
Şimdi ise Yoo Joonghyuk, orijinal romanda var olmayan bir yola çıkmıştı. Sayısız başarısızlık ihtimalinin yeniden açık olduğu bir dünyaydı bu.
[Dördüncü Duvar hafifçe titriyor.]
Bu yüzden ben de kaybedemezdim.
[Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı sana yakından bakıyor.]
[Takımyıldızı Adaletin Kel Generali sana yakından bakıyor.]
[Takımyıldızı Şarap ve Coşkunun Tanrısı dikkatle sana bakıyor.]
“Aniden ne yapıyorsun?”
“Jihye noona, dikkat et!”
İleri atılırken Lee Jihye’nin kılıcı bana doğru uçtu. Bu sefer kaçınmadım.
Savunmasız tenimden süzülen kan ceketime aktı.
Kaçınmayacağımı bilmeyen Lee Jihye’nin gözleri şaşkınlıkla açıldı. Diğer enkarnasyonlar açılan boşluktan üzerime hücum ettiler. Bir anda çevrem enkarnasyonların silahlarıyla doldu. Ceketimdeki yırtıkların sayısı artmaya başladı. Bazı saldırıları göğüsledim, bazılarını engelledim ve ilerlemeye devam ettim.
Yolun sonunda bir kız çocuğu vardı. Benim ilk enkarnasyonum olan çocuk. Benim gibi bir ‘felaket’ olması gereken Shin Yoosung oradaydı. Çocuk beni izliyordu.
Yolun içinden geçip çocuğa yaklaştım. Bir adım, bir adım daha. Onu korkutmamak için sabit bir tempoda yürüdüm. Kanımın sıçraması ya da etimin parçalanması umurumda değildi. Ne uyanıklığını artıracak bir ‘statü’ serbest bıraktım ne de tehdit oluşturacak bir silah çıkardım.
Çocuğun yüzü tam burnumun dibindeydi. Yıkım gerçekleşmeseydi, ortaokula başlama yaşında olacaktı. [3] Çocuk bu şekilde büyümüştü ama ben ondan çok uzun süre ayrı kalmıştım. Göğsüme keskin bir his saplandı ve başımı öne eğdim.
[Çirkin Kalamar, enkarnasyon Shin Yoosung’a bakıyor.]
Aniden kendimi komik hissettim. Belki de çirkin bir kalamar olarak kalmam daha iyiydi. Gizemli Entrikacı’nın sözleri aklıma geldi.
【 Ya onların istediği son, seninle birlikte orada ölmekse? Hâlâ onları kurtarmak istiyor musun? 】
【 Bu kurtuluş değil. Bir lanettir. 】
Kibirliydim. Benim özlemim sadece benim özlemimdi. Duygularımın ekip üyelerim tarafından paylaşılacağının garantisi yoktu. Onların hatırladığı Kim Dokja, sadece bencil bir takımyıldızıydı. İsteğine göre bir hedef dayatan, onları yaşamaya zorlayan ve onlarda yaralar açan biri. En çok ihtiyaç duydukları anlarda yanlarında olmayan bir takım arkadaşıydım...
「 Öyleyse bu çocuk neden ağlıyor? 」
Lee Jihye ve Lee Gilyoung silahlarını indirdiler, enkarnasyonlar saldırmayı bıraktı. Herkes bize bakarken, enkarnasyonumun önünde yavaşça diz çöktüm. Belki de tek başına harika bir şekilde büyüyen çocuğuma saygı göstermek istediğimden ya da orada olmadığım tüm o zamanlar için af dilemek istediğimdendi.
“Geri döndüm, Yoosung.”
Sözlerim iletilmeyecekti.
[Enkarnasyonun sana bakıyor.]
Enkarnasyonum yavaşça elini uzattı ve küçük elini başımın üzerine koydu.
+
Bölüm Sonu Notları:
Çn[1]: 7942 sayısı Korece’de ‘arkadaşlar’ kelimesiyle benzer şekilde okunuyor. Ayrıca 116. Bölümde Dionysos, Dokja Yeraltı Dünyası’ndan geri döndüğünde özür mahiyetinde ‘7942’ jeton vermişti. Bu yüzden Dokja, Dionysos’un şifreyi çözebileceğini düşünüyor.
[2] Doğru anladıysam eğer; Dokja’nın takımyıldızı niteleyicisi ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’, Korece’de ‘구원의마왕’ (guwon-ui mawang) şeklinde, 9158 sayısı ise ‘구일오팔’ (gu-il-o-pal) şeklinde okunuyor. Tam olarak beceremese de Dokja bu kısımda elinden gelen en iyi benzetmeyi yaparak ‘kurtuluş’ anlamını vermeye çalışıyor. Ayrıca 1 sayısını ‘il’ yerine İngilizce ‘one’ diye telaffuz ederek ‘won’ sesine daha da yaklaştırıyor.
Öte yandan 58 sayısı telaffuz olarak o-pal > oppa’ya benzediğinden birleştirirsek ‘guwon oppa’ anlamı çıkıyor. Bu da bir bakıma ‘kurtarıcı oppa’ şeklinde düşünülebilir.
Bu yazdıklarım Reddit’te okuduğum ‘fan çıkarımları’na dayanıyor. Manhwa’da konu daha fazla açılırsa, o zaman daha iyi anlarız.
[3] Yoosung şu anda 14 yaşında. Türkiye’de 14 liseye başlama yaşıyken, Kore’de ortaokula başlama yaşıymış. Lise ise 17~19 yaşları arası okunuyormuş.
+
Bölümleri daha erken okumak için https://novelgecesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.