Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 303

57.Kısım – Şanlı Geri Dönüş (4)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.257

Çeviri: Sansanson
57.Kısım – Şanlı Geri Dönüş (4)
 
Elinin dokunuşu, başımın üzerinde bir tüy kadar hafifti. Kalbimin derinliklerinde sertleşmiş bir şeyler un ufak oldu. Belki de beni tanımıştı.
 
Başını kaldırdı ve Shin Yoosung’un o berrak gözleri göründü. “...Ahjussi?”
 
***
 
Bir süre sonra, kimera ejderhasının üzerinde havada süzülüyordum. Daha doğrusu sadece ben değil, benzer görünüme sahip diğer geri dönenler de buradaydı. Dördü bacaklarda, ikisi kanatlarda, üçü kuyrukta ve... ben. Toplam 10 geri dönen ejderhaya binmiş, Seul’e doğru uçuyorduk.
 
Yol tutması yaşayan geri dönenleri cesaretlendirmek için konuştum. “Seul biraz daha ileride. Dayanın millet.”
 
   “Ugh, daha hızlı koşabilirdim...” diye söylendi Uçan Tilki.
 
   “Havadan gitmek daha güvenli. Bilinmeyen riskler olabilir.”
 
   “Pekâlâ... Madem Reis öyle diyor. Bu arada, bu senin çocuğun mu?”
 
Shin Yoosung’u kastediyor gibiydi, başımla onayladım. “Evet, yani... sayılır.”
 
O benim enkarnasyonumdu ve öz çocuğum gibi özel olduğu bir gerçekti.
 
   “...Hah, genç yaşta zor zamanlar geçirmiş olmalısın. Peki ya karın?”
 
Zaten hiç evlenmemiştim. Her nasılsa, sessizliğimi yanlış anladı ve Uçan Tilki acıyan gözlerle bana baktı. Başımı çevirdiğimde diğer geri dönenlerin de benzer bir ifadesi vardı.
 
   “Cık cık, yazık olmuş...”
 
   “Pekâlâ, şimdi elimizden geleni yapalım. Bu senaryodan sonra ailelerimize kavuşabiliriz.”
 
   “Reis! Güçlü ol!”
 
Bu temenniler, ailesi veya sevgilisi olan geri dönenler için daha anlamlıydı. Her hâlükârda işler beklediğimden daha iyi gidiyordu. Daha doğrusu...
 
   “Ne diye bu kadar çok mırıldanıyorsunuz? Neden sessiz olmuyorsunuz?”
 
Lee Jihye’nin sözleriyle geri dönenlerin hepsi ağzını bıçak açmaz hâle geldi. Hâlâ inanamıyormuş gibi Lee Jihye bana bir göz attı ve Shin Yoosung’a dedi ki, “İşler ters giderse bu senin suçun olacak. Biliyorsun değil mi?”
 
Shin Yoosung başını salladı.
 
Birkaç on dakika önce Shin Yoosung, Lee Jihye ve Lee Gilyoung’a ilan etmişti. “Bence bu kalamar Dokja ahjussi.”
 
Saçımı kesen Lee Jihye’nin ağzı bir karış açık kalırken, bacağımı kesmek isteyen Lee Gilyoung kaskatı kesilmişti. Söylemeye gerek yok, her iki insanın tepkisi de aynı görünüyordu.
 
   “...Bu Dokja ahjussi mi?”
 
   “Hyung bir kalamar olamaz, aptal!”
 
Shin Yoosung bağırdı, “Gerçekten! Gerçekten Dokja ahjussi!”
 
Onlarca dakikadır uçuyorduk ama tartışma hâlâ devam ediyordu.
 
   “Yine kafan gitmiş... Gilyoung, bu kaçıncı oldu?”
 
   “Beş-altı falan.”
 
Yüzümüze bir esinti vurdu. Shin Yoosung yanıma oturdu ve üzgünmüş gibi içini çekti.
 
   “Ahjussi...”
 
   [Şeytan kral Kurtuluşun Şeytan Kralı varlığını kanıtlıyor.]
 
   [Dolaylı mesaj senaryo cezasıyla bozuldu.]
 
   [Çirkin Kalamar kendi vantuzlarını sallıyor.]
 
Shin Yoosung başıyla onayladı ve zafer kazanmışçasına haykırdı. “Bakın! Gerçekten ahjussi işte!”
 
Teşekkür ederim. Minnettardım ama neden bu kadar karmaşık hissettiğimi bilmiyordum.
 
Lee Jihye iç çekti, “Ya Dokja ahjussi değilse ne yapacaksın?”
 
   “Şey...”
 
   “Bütün bu felaketleri Seul’e getiriyoruz, ya bir şeyler ters giderse?”
 
   “Dokja ahjussi değilse bile...”
 
Shin Yoosung söylemeden önce dudağını ısırdı. “Sangah unnie bana söylemişti. Düşman olmayan felaketler de olabilir diye.”
 
   “...Şimdiye kadar hiç böyle bir durum olmadı.”
 
   “Bu bir ilk olabilir.”
 
Neyse ki Yoo Sangah sözlerimi ekip üyelerine iletmişti. 45. senaryoda, geri dönenler felaketlere dönüşüyordu ve bunlardan bazıları düşman değildi.
 
   “Sangah unnie’nin Tercüman yeteneğinin seviyesi yüksek. Belki bu sefer iletişim kurabiliriz. İşler ters gitse bile denemeliyiz.”
 
Yavaş yavaş umut yeşeriyordu. Her hâlükârda, sadece Seul’e varmam gerekiyordu. Ekip üyeleri arasında bir anlık sessizlik oldu. Bir süre sadece rüzgârın sesi duyuldu. Shin Yoosung’a seslendim.
 
   ‘Yoosung’.
 
   [Dilin senaryo cezasıyla bozuldu.]
 
   [Çirkin Kalamar dikkat çekmeye çalışıyor.]
 
Shin Yoosung bana baktı. “Evet, ahjussi.”
 
   ‘İnsanları Kim Dokja olduğuma ikna etmek zorunda değilsin’.
 
   [Dilin senaryo cezasıyla bozuldu.]
 
   [Çirkin Kalamar on bacağını birden sallıyor.]
 
   “Ha? Ahjussi...”
 
Cevap vermedim. Doğru dürüst cevap verecek özgüvenim yoktu.
 
   [Çirkin Kalamar’ın kasvetli bir ifadesi var.]
 
Sessizce Lee Jihye’ye baktım.
 
   Bu bir yalan. Mümkün değil.
 
Lee Jihye’nin düşünceleri kafamın içine doldu. Ekip üyeleriyle karşılaştığım andan itibaren, ‘Bilge Okuyucunun Bakış Açısı’nı etkinleştirmiştim.
 
   Dokja ahjussi...
 
Bazı duygular dil aracılığıyla aktarılamazdı. Parçalanmış cümleler ve yarıda kesilmiş sözcükler vardı. Bazen onlara öylece bakamadığım için oldukları gibi bırakılamazlardı.
 
Varlığım, onlar üzerinde silinmez bir yaraydı. Yoldaşlarının gözlerinin önünde ölmesinin verdiği çaresizlik hissi. Birinin kendini feda edişini hiçbir şey yapamadan, sadece izlemek zorunda kalmanın getirdiği o dehşet verici umutsuzluk.
 
Lee Jihye’nin kılıcından sarkan küçük anahtarlık sallandı. Bu anahtarlığın ne olduğunu biliyordum. Lee Jihye uzun zamandır yaralı bir kılıç şeytanıydı.
 
Jihye, duygularını gizlemeye çalışırcasına gülümsedi. “Hey, iyi bak. Bu gerçek Dokja ahjussi, değil mi?”
 
   “...”
 
Shin Yoosung cevap vermedi. Belki o da benim duygularımı hissediyordu. Bir takımyıldızı ve enkarnasyon arasındaki ilişki böyleydi. Konuşulandan daha fazlasını anlardık.
 
Lee Jihye muzipçe güldü. “Hey, neden bir şey söylemiyorsun? Kendine güvenmiyor musun?”
 
   “Öyle değil...”
 
   “Shin Yoosung’un bunu yine yapacağını biliyordum!” diye araya girdi Lee Gilyoung. “Unnie, o bunu daha önce de yaptı! Bir kurbağa gördü ve Dokja ahjussi kesin geri döndü dedi―”
 
   “Seni öldüreceğim...”
 
   “Hatırlamıyor musun? Senin yüzünden az kalsın ölüyorduk.”
 
Lee Jihye başını salladı. “...Doğru, öyle bir şey olmuştu.”
 
   “Evinde bir koleksiyon var. Kurbağa Kim Dokja, Dokunaçlı Felaket Kim Dokja, Az Kalsın Kim Dokja Olan Fil Canavarı...”
 
   “Geber...”
 
   “Bu arada, bana Kurbağa Kim Dokja’yı verebilir misin?”
 
   “Bu kadarı da fazla artık...!”
 
Kimera ejderhası kanatlarını vahşice çırptı ve aniden havada durdu.
 
Lee Jihye çığlık attı, “Waaah! Ne oluyo’ birdenbire?”
 
Bir dizi hava gemisi yolumuzu kesiyordu. Sadece bir ya da iki tane değillerdi. Yalnızca 40. senaryodan sonra satın alınabilen jetonlu uçan teknelerdi bunlar. Gemilerin güvertelerinin yan tarafında ‘GG’ yazıyordu.
 
...Sanırım kim olduklarını biliyordum.
 
   – Busan İttifakı, neden buraya geldiniz?
 
Bir hava gemisinden gelen yüksek basınçlı bir ses duyuldu. Orijinal romandan hatıralar zihnime üşüştü.
 
Lee Gilyoung homurdandı, “Neden gelemeyelim?”
 
Orijinal romanda, 25. senaryodan sonra Kore Yarımadası; Busan İttifakı, Daegu İttifakı, Seul İttifakı gibi çeşitli bölgesel ittifaklara bölünmüştü...
 
İttifakların çoğu güçlü sponsorlara sahip enkarnasyonların etrafında toplanmıştı ve eğer doğru hatırlıyorsam, Gyeonggi bölgesinde de böyle bir kişi vardı.
 
   – Felaketler Gyeonggi bölgesine giremez. Felaketleri hemen arkada bırakın.
 
Gyeonggi İttifakı.
 
Adı Gyeonggi İttifakı’ydı ama üyelerin çoğu Gyeonggi’den değildi. Sadece grubun çıkarları için hareket eden yırtıcılardı. Yoo Joonghyuk’un birkaç tur boyunca başını ağrıtanlardan biriydiler. Çünkü ittifakın başı ’10 Kötü’den biriydi.
 
   – Beş saniye içinde gitmezseniz ateş açacağım. Beş.
 
Rahatsız olan Lee Jihye yerinden kalktı. “Ah, böyle çıkışırsanız dövüşmekten başka çarem kalmaz.”
 
Orijinal gelişimde, şu anki ekip üyeleri bireysel bir güçle Gyeonggi İttifakı ile başa çıkamazdı. Ancak üçüncü tur, orijinalden çok farklıydı. Bu Lee Jihye sadece şansıyla hayatta kalmamıştı.
 
   “Ben Busan İttifakı’nın lideri Lee Jihye.”
 
Lee Jihye’nin kılıcından mavi alevler yükseldi. Muazzam mana dalgasını izledim ve gerçekten hayran kaldım.
 
Jihye, gerçekten çabalamışsın.
 
Bu bir eter kılıcıydı. Lee Jihye, sadece Murim’dekilerin kullanabileceği bir tekniği uygulamayı başarmıştı.
 
   – Amiral! Burası deniz değil! En azından gökyüzünde, Gyeonggi İttifakımız...!
 
   “Onu göreceğiz.”
 
Lee Jihye güldü ve kılıcı arkaya dönük bir şekilde ileri atıldı. Aniden, hava gemilerinin diğer tarafından bir patlama duyuldu. Filo, ses dalgasıyla birlikte ortadan ikiye bölündü. Lee Jihye, şaşkınlıkla Lee Gilyoung’a baktı.
 
   “Titano mu bu? Neden müdahale ediyorsun?”
 
   “...Titanom öldü ya.”
 
Kimera ejderhası henüz hareket etmemişti, yani bunu yapan Shin Yoosung değildi. Bir dakikadan kısa bir süre sonra, ittifakın tüm hava gemileri havaya uçtu. Biri bu tarafa doğru atlarken arkada alev alev yanan bir cehennem vardı.
 
Lee Jihye ihtiyatla kılıcını kaldırdı. Çok geçmeden bu tetikte olma hâli yumuşadı. Çünkü gelen kişi tanıdıktı. Düşünceli Shin Yoosung, Lee Jihye’ye bağırdı, “Jihye unnie! Heewon-ssi’ye çoktan haber verdin mi?”
 
   “Şey... Az önce mesaj atmıştım. Sadece bu kadar çabuk geleceğini bilmiyordum...” Lee Jihye özür dilercesine gülümsedi. “Uzun bir aradan sonra toplanmamız harika! Bu ya Dokja ahjussi ya da bir kalamar partisi. Heewon unnie―!”
 
Yaklaşmakta olan o tanıdık yüze baktım ve kalbim sızladı.
 
   – Zaten böyle yapacaksan, neden son birkaç gündür bizi hazırlıyordun? Neden bana bu yetenekleri verdin?
 
   – 28. Senaryodaki koca ayakla nasıl başa çıkacağınızı size söylemiştim.
 
Jung Heewon’u gördüğüm an bunu anlayabiliyordum. Söylediğim her şeyi aklında tutmuştu. Ve beklediğimden çok daha güçlü bir hâle gelmişti.
 
   – Siktir git! Saçmalama! Gitmene izin veremem! Yine tek başına gitme! Yalvarırım!
 
Özel bir kıyafet giymiş olan Jung Heewon, yoğun dumanın arasından süzülerek çıktı ve kimera ejderhasının sırtına indi. Yargının Kılıcı vahşice haykırarak bir ışık yayıyordu. Jung Heewon kalamara bir göz attı ve sordu, “Hangisi Kim Dokja?”
 
Korkmuş geri dönenler hep bir ağızdan nefeslerini tuttu. Shin Yoosung bir şeylerin yolunda olmadığını fark ederek hızla öne çıktı.
 
   “H-henüz hangisinin ahjussi olduğunu tam bilmiyorum. Sadece biri ahjussiymiş hissi aldım...”
 
Jung Heewon güldü. “Anlıyorum. O zaman Sangah-ssi’yi görmeye mi gidiyorsunuz?”
 
   “Evet, Sangah unnieyi görüp onun fikrini sormak istiyordum...”
 
   “Gerek yok. Onun Kim Dokja olup olmadığını ben anlayabilirim.”
 
   “Ha?”
 
   [Karakter Jung HeewonYargı Vakti’ni etkinleştirmeye hazırlanıyor!]
 
   “Şimdi göreceğiz. Eğer gerçekten Dokja-ssi ise, kalamar hayatta kalacak.” Jung Heewon’un kılıcına neredeyse çılgınca bir mana yerleşti. “Ya da ellerimde cehenneme gidecek.”
 
Korkunç bir iradeydi bu. Shin Yoosung bir şeylerin ters gittiğini anladı ve bağırdı, “Ahjussi! Kaç!”
 
Kimera ejderhası uluduğu anda, diğer geri dönenlerle birlikte sırtından aşağı atladım. Rüzgârın Yolu’nu kullanıp geri dönenleri tek tek çekerken kulakları sağır eden bir çarpışma sesi duyuldu.
 
Her hâlükârda hedef köşeyi dönünce karşımızdaydı. Yeouido’ya vardığımda, savaşmadan kendimi kanıtlayabilirdim. Ben de dahil olmak üzere 10 geri dönen el ele tutuşup havada bir formasyon oluşturduk. Her şey önceden ayarlanmıştı.
 
   “Uçan Tilki!”
 
   “Bana bırak!”
 
Murim’in en hızlı adamı olan Uçan Tilki, havada art arda adımlar atarak hızlı bir yolculuğa başladı. Rüzgârın Yolu’nun yarattığı ivmeyle desteklenirken Karda Yürü İzini Belli Etme’yi kullandı. Bir rüzgâr gülü gibi dönerek hızlanmaya başladık.
 
Seul’e gökyüzünden giriş yaptık ve bir sistem mesajı duyuldu.
 
   [‘Hedef üs’ çok yakın.]
 
Uzaktaki Yeouido’yu görebiliyordum. Üzerinde bir iz bırakmam gereken devasa bir anıt vardı.
 
O anda zaman ve mekânın gıcırdadığını hissettim. Güçlü alarm zilleri bana bu yere gitmemem gerektiğini söylüyordu. Grubun rotasını değiştirmek neredeyse içgüdüsel bir seçimdi.
 
Ardından, kıl payı farkla, muazzam bir yıkıcı güce sahip bir kılıç gökyüzünü süpürüp geçti. Kara kılıç gökyüzünün tavanını ezdi ve çatlaklar oluşurken gözden kayboldu. Eğer vurulsaydım dehşet verici bir darbe olurdu. Bildiğim kadarıyla, Kore Yarımadası’nda bu tekniğe sahip tek bir enkarnasyon vardı.
 
Başımı kaldırdım ve serin bir bakışla karşılaştım. Sanki yelkovan durmuş gibi zaman çok yavaş akıyordu. Devasa bir Kara Göksel Şeytan Kılıcı yere saplanmıştı. Tanıdığım herkesten daha güçlü ve en sert kararlılığa sahip olan enkarnasyon beni bekliyordu.
 
   “Yoo Joonghyuk.”
 
Bu dünyanın yüce kralı tam orada duruyordu.
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi