Bölüm 177
Auroradan gelen bakış daraldı ve Damian’ı buldu.
“Benim Kanım’ı miras aldın. Anne’nin Kan’ını Miras aldın. Sen seçmiş ol ya da olma, istemiş ol ya da olma, o Kan’la birlikte gelen sorumluluğu da Miras aldın. İradem’i Reddedebilirsin. Bundan yüz çevirip, uzaklaşabilirsin. Amadlozi seni durdurmaz. Ama Taş Topraklar yanıyor, oğlum ve senin Yağmur’una ihtiyaçları var. Cüruflar, korkusuz Günler ve Geceler’i hak ediyor. Erkekler ve Kadınlar onurlu bir yaşamı hak ediyor. Çocuklar büyümeyi hak ediyor.“
Sonraki her Kelime’nin üzerine bir ağırlık çöktü.
“Eğer Güc’ün, Yeteneğ’in olmasaydı, geriye yaslanıp, bekleyebilirdin. Hiçbir Ata’n, sana verilen Beden’in sağlayabileceğinden fazlasını senden istemezdi. Ama gücün varsa, Damian, yükümlülüğün vardır. Taş Topraklar, Güc’ü biriktirmek isteyenlere Yetenek vermez. Harekete geçmelisin. Anlıyor musun?“
Damian’ın yüzü başından beri ağırlaşmıştı. Gözleri yanıyordu. Babası’nın ona aktardığı her Kelime’yle Dövmeler’i nabız gibi atıyordu.
Başını salladı. Yavaşça, tam anlamıyla, hareket etmeye razı olan bir dağın ağırlığıyla.
Aurora yeniden nabız gibi attı ve bu kez İmparator’un sesi, Gece’nin kendisinin bile uzak durmaya çalıştığı bir şeye yöneldi.
“Öyleyse beni dinle, oğlum. Son saatlerde İblisler’in arasında yürüyen biri olarak beni dinle, Beden’ini aldıkları ve Karısı’nın ruhunu çaldıkları biri olarak.“
Auroranın Yemyeşil-Mavi ışığı keskin kenarlar kazandı.
“İblisler Ruhlar’la beslenirler amaç mecbur oldukları için değil. Ölüm’lü yaratıkların Açlık duyduğu gibi Açlık duymazlar. Tüketirler çünkü Tüketim onlara fayda sağlar. Yutulan her Ruh, ek bir güçtür. Emilen her Öz, Genişleyen bir etkidir. Onlar, hasat edilmeyi asla kabul etmemiş Varoluşlar’ın Hasad’ı üzerine koca bir toplum inşa ettiler ve bu Hasad’ı, kutsal koruları koruyan yaşlıların sabrıyla Prensler’inin uyguladığı bir Sanat’a dönüştürdüler.“
Gürleyen ses, onu taşıyan Bulutlar’dan bile daha soğuk hale geldi.
“Anne’nin Ruh’u, biz konuşurken, onların ellerinde yanıyor. Onun Öz’üne ihtiyaçları olduğu için değil. O nadir olduğu için ve nadir şeyler incelenir. Onu Sekiz Yaz boyunca tutsak ettiler, Oğlum. Ölüm’ün merhametiyle Sonlanmayan Sekiz Yaz’lık ıstırap, çünkü bedeninden koparılmış ve ona bağlanmış bir Ruh için Ölüm mümkün değildir. Onu seven hiç kimsenin ulaşamayacağı bir yerde çığlık atıyor ve onu kaçıranlar çığlıklarını kaydedip, Ölçüyorlar ve öğrendiklerini tartışıyorlar.“
Damian’ın elleri yumruk hâline geldi. Göz bebeklerindeki Yemyeşil-Mavi Âlevler’in kenarları Beyaz’ca parladı!
“Onu esir Alanlar On Kat daha fazla yanmalı, oğlum. Onların elinde geçirdiği Her Nefes için On Kat daha fazla. Onun acısını ölçtükleri her sefer için On Kat daha fazla. Taş Topraklar’ı acımasızdır ve Onur’lu liderler, iyi liderler, bazen bu topraklarda yürüyen en acımasız Yaratıklar olmak zorundadır. Amadloziler uysal değildir. Amadloziler zayıf değildir. Biz Öbür Dünya’da ellerimizi kavuşturup, bize yapılan haksızlıkların kendiliğinden düzeleceğini umarak beklemiyoruz. İntikam arıyoruz! Haksızlığa uğrayan her Ata’mız intikam arar, ve birlikte haksızlığa uğrayan Bizler de birlikte intikam ararız!“
WAA!
...!
Aurora daha da genişledi. Yeşilim’si-Mavi, kilometrelerce uzanan gökyüzünü aydınlattı.
“İntikam arıyorum, Oğlum. Her İblis’in Varoluş’tan Silinmesi’ni arıyorum! Onların inşa ettikleri her şeyin, oturdukları her Taht’ın, kendilerine verdikleri her ismin yanmasını arıyorum. Taş Toprakları’nın Dünya Nehri’ne bakıp, Krallıklar’ının durduğu yerde sadece kül gördüğü bir gün arıyorum. Bunu arıyorum ama köprüden uzanıp, ona ulaşamıyorum! Sen ulaşabilirsin! Bunu gerçekleştirecek misin? Ayağa kalkacak mısın?!“
Damian haykırdı! Sesi o anda Eski Di’le dönüştü ve ortaya çıkan sözler nazik bir Adam’ın sözleri değildi!
“Ngizobashisa bonke, amathambo abo abe umlotha, igazi labo libe amanzi, imiphefumulo yabo ibe isikhumbuzo sokuthi ukuphindisela kungakhohlakali!“
Hepsini yakacağım, Kemikler’ini Kül’e, Kanlar’ını Su’ya, Ruhlar’ını intikamın unutmadığı hatırlatıcılarına!
OOH!
Karanlık Gökyüzü uğuldadı. Titredi. Onlarca Mil boyunca şeklini koruyan Bulutlar, aniden Rüzgâr ya da Gök Gürültüsü olmayan bir şeyle titremeye başladı, sanki Gökyüzü’nün içinde bir fırtına toplanıyormuş gibi, Gökyüzü ise izliyor ve direnip, direnmeyeceğine karar veremiyormuş gibi!
Damian başını geriye attı.
Ve yine uludu!
Ses, Sekiz Yaz’ın öfkesinin tek bir hayvan çığlığına sıkıştırılmış hâliyle boğazından yırtıldı. Yeşilim’si-Mavi Alevler’den oluşan kanatları, hiç olmadığı kadar Geniş bir şekilde Alevlen’di. Dövmeler’i o kadar parlak yanıyordu ki, üstündeki Bulutlar’ın üzerine gölgeler düşürdüler. Uluma bittiğinde, sesi yeniden Eski Dil’i buldu ve Âurora’yı bile sarsan bir yankıyla yukarı doğru gürledi!
“Ngizobaqothula bonke! Ngizoshisa izwe labo! Ubaba, ngiyafunga ngamadlozi, ngeke baphile!“
Hepsini Sileceğ’im! Dünyalar’ını yakacağım! Baba, Atalar adına yemin ederim, yaşamayacaklar!
Aurora yanıt olarak parladı. İmparator Zuku Vakochev’in ortaya çıkan yüzü, Oğlu’nun haykırışını yakaladı ve içine çekti; Gökler’i titreten o kısa ân boyunca, Baba ve Oğul aynı umudun Ateş’iyle yandılar!
Damian’ın göğsü inip, kalktı. Hâlâ Yeşilim’si-Mavi Alevler’le parlayan gözleri, Âurora’dan aşağıya doğru kaydı. Her ufka uzanan Kara Bulutlar’ın üzerinden geçtiler. Biraz uzakta Hava’da süzülen Serala’yı gördüler; Şoktan kanat şeklindeki göz bebekleri genişlemiş, tanık olduğu şeyin ağırlığı altında dönüşmüş Beden’i hareketsiz kalmıştı. Çok aşağıda, yeryüzünde, birleşmenin gücünden kaçmak için çimlere diz çökmüş Adam Amca’yı gördüler.
Onun yanında Büyükanne Essun’u gördüler; Yıpranmış yüzünde gözleri kocamanlaşmıştı, sanki kalkıp kaçma dürtüsüne karşı kendini tutuyormuşçesine elleri yere düz bir şekilde bastırılmıştı.
Damian tekrar konuştuğunda, Eski Dil’de konuştu ve sesi Karanlık Bulutlar’ın her bir Mil’ini aştı.
“Izwe lamatshe lilandela indlela engingayivumi.“
Taş Topraklar benim kabul etmediğim bir yolu izliyor.
Yeşilim’si-Mavi, alev alev yanan gözleri daha da parlak bir şekilde yanıyordu.
“Ngizobeka indlela entsha. Ngizokwehlisa abagcotshiweyo babe emadolweni. Ngizobulala yonke indlela edalwe yilabo abangaphambi kwami, kuze kube yilapho yonke into iwela ngaphansi kwembono yami. Indlela yami.“
Yeni bir yol belirleyeceğim. Meshedilmişler’i diz çöktüreceğim. Her şey benim vizyonumun altına girene kadar, benden önce gelenlerin tasarladığı her Sistem’i yok edeceğim. Benim Yol’um!
BOOM!
Sözler, bir çekiçle taşa vurulur gibi Bulutlar’a çarptı.
Korkunçtular.
Bunlar, Taht’ını geri alan bir Prens’in sözleri değildi. Bunlar, Babası’nın intikamını alan bir Oğul’un sözleri değildi. Bunlar, Taş Topraklar’ın kendisinin yanlış inşa edildiğine karar vermiş ve tek kabul edilebilir yanıtın, Yapı’yı yıkıp, yeniden başlamak olduğuna karar vermiş bir şeyin sözleriydi!
Serala elini ağzına götürdü. Adam Amca başını daha da eğdi!
Ve hepsinin üzerinde, İmparator Zuku Vakochev’in Âurora’sı, ya onay ya da uyarı niteliğinde bir şey ile bir kez titredi; Belki de bir Ata’nın ağzından söylendiğinde ikisi birbirinden ayırt edilemezdi.
Karanlık Gökyüzü nefesini tuttu.
Tokoloshe, yukarıdaki Âurora solmaya başlarken, Yol’unu ilan etmişti!
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.